TAC ve Emir Kulluğu Üzerine

O zamanlar ben cok ufak tefektim. Nasil olduysa bu abinin – ki kendisinin hentbol topuyla el sutu cekerek kale devirdigi iddia edilirdi – sahsi halteri olmustum. Beni yakaladigi zaman lounge’un disindaki yesil banklara sirtustu yattirirdi, ben Sermet Erkin’in kesecegi yardimcisi gibi dumduz dururken o beni boynumdan ve ayak bileklerimden tutup halter calisir gibi indirip kaldirirdi.

Ortaokulu Tarsus Amerikan Koleji’nin (TAC) son yatili doneminin gururlu bireylerinden birisi olarak okudum. Bilmeyenler icin, okulda gayet etkili bir emir sistemi vardir. Kucuk siniflardan herhangi birisi abi/ablalarinin daimi emir eri durumundadir. Edilgen oldugu zaman “emir yemek”, etken olunca ise “ricada bulunmak” denilen bu fenomeni daha iyi anlamaniz icin okuldaki hayatimdan kisa ornekler vermek istedim.

Once biraz bilgi: emirler ikiye ayrilir. Yararli emirler ve yararsiz emirler. Bazi yararsiz emirlere “sadistlik” de denir. Bunlar etken zumreyi eglendirirler ve genellikle edilgen zumrenin yaralanmasiyla veya aci cekmesiyle son bulurlar.

Bence emir sisteminin en ilginc tarafi, emir yiyen kisilerin (daha okula baslamadan bu olayi kabullendikleri icin) emirler enteresan seylerse sacma bir zevk almalaridir. Bu tur emir kullarina ise mazohist denir. Hepimizin icinde biraz mazohistlik vardir. Bu mazohist kisiler (hepimiz) yillar sonra emir veren kisilerle sokakta karsilastiklari zaman surreal bir gecmisi paylasmis olmanin verdigi mutluluk ile sakalasirlar.

Emir muessesesi Amerika’daki fraternity sistemindeki pledging denen seye benzer – zaten ya buradan gelmistir ya da Turk kulturundeki buyuklerin sozunden cikmama aliskanligindan – fakat Tarsus’ta Amerikan fraternity sisteminin bir haftasi yerine omur boyu surer. Ister istemez acilari ve guclukleri paylasan kisiler birbirlerine daha siki baglandiklari icin, emir okul kulturunun vazgecilmez bir parcasidir.

Yedigim emirlerin secme bir listesi asagidadir:

  • Bir gun Lise 3’ler Kumes diye bilinen prep yatakhanemize cay bileti satmaya geldiler. Biz pek ilgilenmedik ve bahane olarak Kedi adli arkadasimiz, “Ben dansetmeyi bilmem” demek hatasina dustu. “Aksam hepiniz bizim yatakhanede olun” dediler. Gittik. Ciftlestik. Sirayla birimiz kiz, oburumuz erkek oluyordu, bir sonraki sarkida cinsiyet degisiyorduk. Zamanin dans sarkilari esliginde (Hotel California, Still Loving You gibi) zorunlu dans dersimizi aldik. Bende hala “S. Emin Ozgur can dance well” yazan ogretmen abiler tarafindan imzalanmis dans sertifikasi durur. Sonuc olarak hepimiz hunerlerimizi gostermek uzere cay bileti almistik tabii.
  • Okula ilk geldigimiz gunlerden biriydi, yemekhanede aksam yemegimizi yerken birden bire bir lise 3 abi yemeklerimizi oldugu gibi masamizda birakip cikmamizi soyledi. Megersem gunduzlu bir abi yemekhaneye yemek yemege gelmis ve ascilar onu kovmuslar. Biz de mecburen protestoya uyarak ac ac yemekhaneden ciktik. Bazilarimiz kantinden birseyler yedik, ama cogumuz ac kalmistik. O zaman ogrenci derneginin baskani abi zannedersem kendi parasiyla aldigi (cunku ogrenci dernegi meteliksizdi) yemekleri yatakhanemize getirip bizi doyurmustu.
  • Prep ve orta bir yillarimizdaki manatirlarimiz (yatakhane abilerimiz, surveyanlarimiz) Tulgar ve Volkan Abilerin stres atma oyunu soyleydi: ders calisirken bizim uyku saatimiz gecmis olmasina ragmen konustugumuzu duyarlarsa “Dangeeeeeer” (Deyncir degil, yazildigi gibi danger olarak okunacak) diye bagirip tenis topunu odalarini olusturan dolaplarin ustunden bize dogru firlatirlardi. Top muhtemelen duvarlardan sekip bir yatakta veya bir kafada dururdu. Vurulan kisi, topu atan kisiye geri goturmek zorundaydi. Kimse vurulmazsa da herhangi bir gonullu gotururdu ceza topunu manatira. Bir de bazen cok dersleri oldugunda “zifiri sessizlik” isterlerdi. Zifiri sessizligi bozan kisi odalarina gidip cabucak bir tokat yeyip donerdi. (Tulgar ve Volkan abinin izini bilen varsa haber versin lutfen ikisini de yillardir gormedim.)
  • Orta 1 ve 2 senelerinde, penceresi bir kis boyunca kirik kalan Stickler Binasinin en ust (cati) katindaki odamizdaydik. Oda dedigim icinde 30 kadar yatagin sigmasi sonrasinda voleybol maci yapacak kadar yer kalacak bir kogus. Bir sabah 2-3 gibi uykumuzdan uyandirildik. Bir grup lise 3 abi, hemen terliklerimizi ve pijamalarimizin ustune hirkalarimizi giymemizi soylediler. O aksam okulun onemli geleneklerinden pacaya kacma rituelini yasayacaktik. Bilmeyenler icin paca corbasi tadini hic sevmedigim iskembemsi bir corbadir (koyun ayagindan? yapilir) ve aksamci lokantalarinda bulunur. Sipidik sipidik terliklerimizle soguk sokaklara ciktik. Aslinda olayin zevkli bir parcasi olan kacma kismi o senelerde dejenere olmustu, ondan Bekci Abbas Abi’nin odasinda biraz durduk. Abiler cay icip isindilar. Biz de futbol macindaymis gibi ziplayarak isindik. Sonra Tarsus’un karanlik sokaklarindaki iskembeciye dogru ilerledik. Ayyaslarin arasinda pacamizi ictik ve geri yatakhaneye donduk. Tarsus sokaklarina capi yarim metrelik yusyuvarlak bir kusmuk golu biraktim o gece.
  • David abi – ki kendisini bugun New York’ta gordum ve aklima bu yaziyi yazmak geldi – tenis oynadigi zaman top toplamayi hic sevmezdi. Ne zaman tenis oynamak istese hemen beni ve Berkman’i cagirttirirdi. Biz onun Official Ballboy’lari idik. Filenin iki tarafinda bir dizimiz yerde, iki elimiz basparmak ve isaret parmagi yerle ucgen olusturacak sekilde dururduk. Top filede kaldigi anda fazla yukselmeden kosup, toplari alip beklerdik ki oyun yavaslasin ve topladigimiz toplari David abi ve rakibine geri verelim.
  • Bir Tolga Abi vardi. Bizden 6 sinif buyuktu. O zamanlar pek ravacta olan dogu bloku sporcularina benzerdi, Rocky’deki Ivan Drago gibi… Bana oglen tatilinde para vermisti. Isim suydu: saat 3:30 oldugunda okuldan cikacaktim, kosedeki kebapcidan durum sekinde kebap alacaktim, menuye kebabin yaglarini bogazindan temizlesin diye de kantinden kola ekleyecektim. Saat tam 4’te yatakhanesine gidip onu uykusundan uyandirip kebabini ve kolasini saygiyla takdim ettim.
  • Donem sonlarina dogru yedigimiz rutin bir emir vardi. Abiler defterlerimizi toplarlardi. Icimizden guzel yazili olanlari secilirdi ve mutalaa (etud) sirasinda onlarin bolumune terfi ederdik. Cirkin yazilmis bir odevi veya bir ansiklopedinin birkac sayfasini temiz bir kagida dikkatle gecirip emir sahibinin donem odevini hazirlardik. Hatta sacma sapan bir Milli Guvenlik odevi icin rutbelerin sembollerinin resimlerini cizdigimi bilirim.
  • Yukarida bahsettigim Tolga Abi’den dolabina getir-gotur emiri yemek, yemek icin can attigimiz bir emirdi. Normalde, emir veren kisi grup halinde yakaladigi kucukleri aklinda tuttugu 1 ila 100 arasindaki sayiyi bileni tercih etmek yontemi ile secerdi. Ancak emir Tolga Abi’nin dolabi ile ilgiliyse biz anahtari eliden kapmak icin ziplardik. Zira, dolabinin icini kapladigi resimlerden kadin anatomisini etraflica ogrenme sansina sahiptik.
  • Orta 2’de manatirlarimiz Gurkan ve Kadir Abi ikilisiydi. Gurkan Abi cok dersi oldugu zamanlarda stres atmak amaciyle bizi ve yatakhaneyi paylastigimiz Orta 3’leri boy sirasina dizerdi. Aramizdaki en uzunumuz olan Alper en arkaya gecme hatasina duserse hemen azarlanirdi. “Sen kisa boylu en one gec!!” diye. Alper mecburen comelerek en kisa kisi haline gecip en ondeki yerini alirdi. Stickler binasinin en ust katindaki kocaman yatakhane odamizin etrafinda kosmaya baslardik. Alper eger kazara biraz diklesip uzunlasirsa hemen azarlanip tekrar kisa dizleri bukuk kisa kosusuna gecerdi. Nedendir hala bilmem, kosarken “Yallah yuhidine meaciniii, Israil Israil !!” diye de sarki soylerdik. Ellerimiz taramali tufek tutar gibi dururdu. Birkac tur kostuktan sonra, yatakhanenin ortasindaki barfiks seklindeki tahtaya asilarak sempanze seklinde ilerlerdik. Dusen tekrar en arkaya gecerdi. O da bitince sirayla barfiks cekerdik. Birkac tur daha kostuktan sonra idman toplu sinav ve mekikle biterdi ve yatardik.
  • Manatirlarimizin baska bir eglencesi yatma saati geldigi zamanki geri sayma oyunuydu. 10’dan baslayarak geriye sayarlardi. Sifira ulasildiginda pijamasini giymis yataginin icinde olmayan sertce bir tokattan ibaret dayagini yerdi. Tokat esnasinda yuzunu kacirmak ise daha guclu bir tokada sebebiyet verdiginden tavsiye edilmezdi (aslinda bu genel bir kuraldi). Bu oyunun enteresan kismi, 10’dan 0’a geri sayis her aksam baska bir sekilde olurdu. Bazen “On, dokuz, …, iki, bir bucuk, bir, yarim, sifir” gibi baska bir aksam ise – manatir sinirli gunundeyse – “On, sifir, ayaktakiler odama gelsinler” seklinde… Baska bir aksam da “On, sekiz, uc, dokuz, dort, bir, alti, yedi, bes, iki, sifir” diye sayilirdi mesela.
  • Adini tam hatirlayamadigim bir abi vardi (sanirim Hakan). Ben prepken, o Lise 3 idi. O zamanlar ben cok ufak tefektim. Nasil olduysa bu abinin – ki kendisinin hentbol topuyla el sutu cekerek kale devirdigi iddia edilirdi – sahsi halteri olmustum. Beni yakaladigi zaman lounge’un disindaki yesil banklara sirtustu yattirirdi, ben Sermet Erkin’in kesecegi yardimcisi gibi dumduz dururken o beni boynumdan ve ayak bileklerimden tutup halter calisir gibi indirip kaldirirdi.
  • Okula daha yeni basladigimiz aksamlarda bize korku hikayeleri anlatilirdi. Anlatan genelde tiyatrocu manatirlarimizdan Volkan Abi olurdu. Hikayeleri cok ciddi bir sekilde yuzunu fenerle aydinlatarak anlatirdi. Yer yer korkunc ve ani kahkahalarla ortaligi cinlatirdi. Hikayeler cins cinsti. Unutamadiklarimdan birisi 1800 kusurlu yillarda Amerika’dan Tarsus’a gelip olumcul sari humma hastaligina tutulup olen mudurun kizinin, gece okulu dolasan rahatsiz hayaleti hikayesi idi. Baska birisi ise gece okulu cevreleyen tas duvarlardan atlayip iceri girip, uyuyan cocuklarin ustlerini acip giden kambur Deli Rifat’inkiydi. Bu hikaye anlatildiktan sonra gec bir saatte Evren Abi sirtina pikesini sokarak Notre Dame’in kamburu gibi yatakhanemize gelip hirlamisti da ben onu taniyip maalesef olayin eglencesini bozmustum.
  • Lise 2’lerin yatakhanesinde bir aksam beni ve benim gibi minyon iki arkadasimi (Cash Mete ve Kedi) bir adet gri metal dolabin icine kilitlediler. Dolabi yavasca 30 derece egime gelene kadar egdiler. Insan dustugunu hissedip ufacik dolapta kipirdayacak yer olmadigindan hicbirsey yapamiyordu. Kabus gibiydi.

Son olarak da, bizim seneden Bukle Mete’nin vahsi beyninden cikan bir emri anlatmam lazim. Lise’de sevgili Tarsus’tan ayrildiktan sonra bir tatilde okulu ziyarete geri geldim. O zamanlar Lambada sarkisi pek modaydi. Ogleyin lise basket sahasina gittigimde soyle bir manzara gordum: Mete’nin eglencesine 5 adet kucuk cocuk alet olmuslardi. Birisi Lambada sarkisini “Naaaay na nay nay nay…” seklinde soyluyordu, geri kalanlardan ucu belediye otobusu kulturunde fortculuk olarak tanimlanan hareketi yapar sekilde arka arkaya dansederlerken, sonuncusu da uclunun en ondekinin elini tutmus, belini kavramis digerlerine yuzu donuk sekilde kalca sallamaktaydi. Mete ise vaziyetten pek hosnut arkasina yastlanmis “Hadi, daha canli, daha canli cocuklar”, diye danscilarina sevk veriyordu.

Bu yazida anlattigim olaylarda adi gecen emir verici kisilerin hepsi simdi 30’larina geliyorlar. Buyuk kismi benim gayet iyi hatirladigim bu hikayeleri coktan unutmuslardir bile. Muhtemelen bazilarinin bana yaptiklarini bugun birileri kendi cocuklarina yapsa cok memnun olmazlar. Ancak herhangi birisiyle yarin yolda karsilassam tereddut etmeden sevgiyle sarilirim. Kimseye hicbir kirginligim yok hatta sadistlik sayilanlari bile gulumseyerek hatirliyorum.

Abilerim/ablalarim arasinda asla affetmeyeceklerim de var, ama o hikayeleri simdilik anlatmamayi tercih ettim. Onlari da gorecek olursam cekinmeden yuzlerine kendileriyle ilgili fikirlerimi soylerim zaten. Bazilarina soyledim bile.

Sonucta 15 yasinda cocuklarin eline kendilerinden kucuklere her turlu sozlerini gecirme hurriyetinin verildigi bir ortamda zaman zaman curuk elmalarin cikmasi dogal. Kucuk capta bir vaka-i Lord of the Flies yani… Bence Tarsus’ta mutlaka okutulmasi gereken bir kitap.

Okulumdakilerin cogu, bu guclerini yaraticiliklariyla kullandiklari icin onlari o zaman sevmistim, simdi 10-15 sene sonra hala, hatta eskisinden daha da cok seviyorum.

New York

5 thoughts on “TAC ve Emir Kulluğu Üzerine”

  1. Hafiye’nin Arkadaşı: kardeşin haklı. Biz de ailelerimize hiçbirşey anlatamazdık. Olur da ailen olaya müdahil olursa çok daha korkuncu olur diye…

    Ama bizde dayak gibi dayak çok ender olurdu. Aklımda kalan bir tane var, şimdi sık sık gördüğüm ve hala çok sevdiğim bir abimiz bizi Orta 1’lerle fazla laubali olduğumuz için sırayla tokatlamıştı. Sert vurmuyordu ama bir tanemiz sürekli kaçınca pis bir tokat üstüne bir tekme yemişti.

    Ama bu kadar şikayet varsa sanki işler şirazesinden çıkmış gibi duruyor.

  2. İşin abiler açısından iyi, annemler açısından kötü tarafı, kardeşimin değil şikayet etmek, bir şey anlattığı yok.

    Ama taşralı sair yatılı öğrencinin velisi durmuyor, aman oğluma bunu yaptılar, aman kızıma bunu dediler, diye non-stop telefon trafiğiyle anayı babayı durduk yere galeyana getiriyorlar aman bizimkini de dövüyorlar da söylemiyor mu diye.

  3. Istanbullu bir arkadaşımın kardeşini bu sene TAC’ye yatılı verdiler. Emirler ve küçük işkencelerle tanıştıklarından velileri telaş ve endişe içerisinde çocuklarını okuldan almalara kalkışıyorlar. Sakinleştirmeye çalıştım ama ne derece başarılı olurum bilemem. Bu yazıyı da gönderim bakalım, belki rahatlatır diye. Yakında buraya bol comment alabilirsin Emin. Haberin olsun.

  4. Tabii ki. Asker arkadaşlığı gibi bişi bu, okul arkadaşlığının üstüne. Beraber acı çektiğin insanlara bağlanıyorsun! Yok mu izah edecek psikolog??

  5. bu yazını defalarca okuyup guluyorum – ve bunca eziyeti nasıl olup da severek cektigimizi ve yıllar sonra bile sıcak bir tebessum ile andıgımızı anlamaya calısıyorum. belki de bizleri birbirimize bu denli bağlayan ve güven dolu dostluklar kurmamızı sağlayan bu ‘hayat mücadelesi’ ni birlikte yaşamış olmamız…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *