PSG – Galatasaray

Herhalde manyak olan bazi adamlar hic korkmadan rakip dolu tribune bir bir girmeye basladilar. Boylece GS tribununde 20 kisilik bir minik ordu olustu. Ardindan sicak temas basladi. Aralarda kirmizi kiyafetli gorevliler bariyer yaratmaya calisiyor ama basaramiyorlardi. Bir nevi meydan muharebesi seklinde PSG taraftarlari butun tribunu ufak ufak ele gecirdiler. Ordaki bizimkilerin buyuk kismi citlerin ustunden bizim yanimizdaki bolume gectiler, kalanlarin bir kismi da dovusmeye devam ediyorlardi. Bir ara adamin birinin top gibi 20 sira falan yuvarlandigini gordum – kafa, comlek biyerlerini kirmadiysa sasarim.

Oncelikle mac sirasinda ve ayni aksam arayanlara, mesaj cekenlere cok tesekkurler – bir ara telefonlar calismadi, haber veremedik. TV duyduguma gore hicbirsey gostermemis, 25 dakika sahanin ortasini seyrettirmisler, spiker de kavga var, dayak yiyoruz, vs diyormus…

Kisaca sali gununun hikayesi soyle:
Daha maca girerken ilk krizimizi yasadik, stada tam varmisken biletleri koydugum cebime bir el attim: biletler yok. Ben Yalin ve 2 fransiz misafirimizin biletleri bendeydi. Hemen panik halinde minibusun tahminen park ettigi yere dogru geri maca gelen guruhu yararak kosmaya basladik. Biletleri sari kirmizi formami giyerken karanlikta dusurdugumu umuyordum. Ayni anda fransizlarimizdan Aurelien ben geldim nerdesiniz dedi, ona minik bir kriz yasadigimizi ve I31’in onunde bizi beklemesini rica ettik. Camur birikintilerinin ustunden ziplayarak hedefimize dogru ilerlerken inanilmaz bir sans ile elinde biletleri bize dogru gelen minibus sofurumuz Jean-Pierre ile karsilastik. Yalin o heyecanla fransizcaya niyet ederek, “Mpffff” dedi, adam durdu bizi de tanimadi, sagolsun Nicky durumu kurtardi. Jean-Pierre bizi 35,000 kisi icinde nasil bulacagini saniyordu bilemiyorum. Nicky’ye hemen bir turk atasozu ogrettik, “If God loves you, he makes you lose your donkey, then helps you find it.

Hemen stada geri kosturduk, Aurelien’i bulduk, rahat seyredebilmek amaciyla acele tuvalete gittik ve yerlerimize oturduk. Orta saha cizgisinin hizasi gibi bir yerde, en ustlerdeydik. Cevremiz cogunlukla fransizlarla doluydu. Birazdan arkamiza 20 yaslarinda 3 adet cok gurultulu fransiz geldi. Durum tehlikeli diye soyle bir donup baktim, birinin elinde minibus cami tipi bir Turk bayragi flamasi. Aurelien’e arkadakiler Turk dedim. Yerel argosu bol fransizca konusuyorlar dedi. Birazdan cigaralarinin kokusu ve ara sira bagirdiklari, “Hadi kardasim”, “Aferin sizi!” bagirislari tabiyetlerini tescilledi.

GS ilk yari gayet kotu oynadi, biri de ofsayttan olmak uzere iki golu yedik. Fransizlarin iki kale arkasi mac boyunca cok saglam tezahurat yaptilar. Bize gore sag kale arkasi Nicky’nin de bizi hasta ruhlu neo-naziler diye uyardigi Ultras grubu idi (onlerine bulamazsak diye kocaman yazmislar), karsi kale arkasi ise Bologne Boys. Ultras tabii ki daha iyiydi, ama ara sira eski acik yeni acik seklinde karsilikli tezahurat da yaptilar. Gayet basarililardi.

Bir sure sonra Ultras ile hemen yanlarindaki gurbetci turklerin arasinda atismalar basladi. Fransizlardan biri durmadan yunan bayragi salliyordu, onlerde ise bir Ermenistan bayragi acmislardi. Pet siseler, torbalar, kufurler ve el kol hareketleri ucusuyordu. Ardindan fransizlar aradaki citi sallamaya basladilar. Cit bastan asagi sallaniyor, iki taraf da gittikce daha siddetli birbirlerine satasiyorlardi. Devrede cit ortasindan kirildi. Bu noktada GS taraftarlari citin yanindan kacmis, orada bir bosluk birakmislardi.

Herhelde manyak olan bazi adamlar hic korkmadan rakip dolu tribune bir bir girmeye basladilar. Boylece GS tribununde 20 kisilik bir minik ordu olustu. Ardindan sicak temas basladi. Aralarda kirmizi kiyafetli gorevliler bariyer yaratmaya calisiyor ama basaramiyorlardi. Bir nevi meydan muharebesi seklinde PSG taraftarlari butun tribunu ufak ufak ele gecirdiler. Ordaki bizimkilerin buyuk kismi citlerin ustunden bizim yanimizdaki bolume gectiler, kalanlarin bir kismi da dovusmeye devam ediyorlardi. Bir ara adamin birinin top gibi 20 sira falan yuvarlandigini gordum – kafa, comlek biyerlerini kirmadiysa sasarim.

Sonunda PSG taraftarlari onlerindeki ilk tribunu ele gecirmis oldular. Oralarda oturan turkler de ya citler ustunden bizim yanimizdaki bolume atladilar, ya da onlerden asagiya, sahaya. Iste o anda bir tanesi agzi yuzu kan icinde sahaya daldi, ardindan 20 kisi daha gelince mac durdu. Zaten o ana kadar maca mi baksam yoksa kavgaya mi baksam bilemiyordum, boylece sirf kavgaya bakip ne yapacagimiza karar vermeye basladik. Formalari paltolarin altina sakladik once, sonra bekledik. Korkumuz milletin panik olup yigilmasi sonra da ustumuze cikmasi veya bizim bolumdeki fransizlarin cildirip missillemeye girismesi idi.

Stad gorevlileri sonunda baktilar olacak gibi degil, kavgadan kacan bizimkileri en one cimlerin ustune 4-5 sira dizdiler. Nihayet (kavgalar basladiktan 20 dakika ve 56 yarali kadar sonra) cevik kuvvet geldi, PSG’liler pasa pasa yerlerine donduler, bir kismi da atildi saniyorum cunku olaylar yatisdiginda kale arkasi tribunu 3/4 dolu idi.

Sonra UEFA macin devam edip etmeyecegine dair anons yapicak dendi, beklemeye devam ettik. Turkiye’den, Ingiltere’den Amerika’dan telefonlar ve mesajlar geldi herkese iyiyiz dedik. Bizim tribunun cikisini kapadilar, herkes ayakta beklemeye basladi. Anons geldi, futbolcular cikip o stres altinda oynamaya devam ettiler.

Jardel ve ozellikle Serkan sacmalamasalar o son 30 dakikada yenebilirdik. Ama baska bir bela cikmadi, Leeds de rakip olmayacak en azindan diye avunuyoruz.

Mac bitisinde de bir olay olmadi – o citi kiran manyaklarin geri kalaninin disarda organize olmamalarina sasirdim. Belki Paris degil de mesela Kopenhag gibi kucuk bir sehir olsa baska olurdu. Ayni sekilde fransizlar gurbetci turklerin oldugu tribun yerine Istanbul’dan gelen “tecrubeli” taraftarlarin tribunune saldirsalardi olaylar ya hic buyumezdi (cunku o zaman yemeyebilirdi oyle saldirmak) veya staddan birileri ayaklari onde cikardi.

Olaylarin minik bir grup tarafindan organize edildigini ve hedefin gurbetciler oldugunu dusunuyorum, yani turk, cezayirli farketmezdi. Bizim 4 tarafimiz fransizdi, hic birsey olmadi, laf bile atmadilar. Formamizla oturduk, GS ile hop oturduk hop kalktik. Ara sira pis pis baktilar en fazla.

Herseye ragmen kurada Leeds ciksaydi deplasmana gitmezdim, en azindan ona kesin karar verdim – cunku ne kadar polis de olsa, onlem de olsa boyle bir grup kendini kaybedince ne olacagi hic belli olmuyor, hele isin icinde intikam varsa. Galatasaray olunca da intikam olmamasi guc. Butun bu avrupa takimlari icinde Galatasaray’in durumu biraz baska. Fransa, Almanya, Ingiltere uclusu icinde her buyuk sehirde bir turk azinlik var. Ozellikle Almanya’da bu azinlik ya neo-nazi gruplarla ya da cevresindeki bazi apolitik insanlarla catisma halinde.

Bu durumda PSG, turk seyircilerin gidip fransiz kismindan bilet almalarini engelleyemedi. GS klubunun kendilerine ayrilan yerin disina cikmasina kizdilar, fakat bu taraftarlar Istanbul’dan gelmis taraftardan cok oradaki yerel halkti. Ve bazilarinin amaci mac bahanesi ile ev sahibi ulke halkindan oclerini almak.

Mactan sonra cesitli sitelerde yazilar okudum, maci tam karsimizdaki tribunden izleyen birisiyle de konustum. Megersem bizim taraftarlar sandigim kadar masum degillermis. Mac oncesinde bazi kavgalar olmus, mac sirasinda da Istanbul’dan gelenler Ultras ile kendilerini ayiran fileyi yirtip ellerine ne gecerse atmislar. Bununla da yetinmeyip, aradaki citi kirmaya calismislar. Ama kiramayinca oyle kalmis olaylar. Fransizlar ise onlara kizip hinclarini oteki tribundeki mac izleyeme gelmis ailelerden cikartmaya kalkmislar. Yani kuru yuzunden yas yanmis…

Futbol cevrelerinde Ingilizler gibi adimiz cikmadan bazi acil onlemler alinmasi lazim. Maclarda sabikalilarin yurt disina yollanmamasi, tribunlere ozel guvenlik birimleri yerlestirilmesi (bu yerel polisle beraber calisarak yapilmali tabii), taraflarlar icin organizasyon yapip polisin de yakinlarda olmasinin saglanmasi gibi. Bu islerde tecrubeli ingiliz polisi ile beraber calisilmasi cok yararli olur.

Tabii Turkiye’deki maclarda guvenlik onlemlerinin de artirilmasi cok gerekli. Grup psikolojisi, alkol, spor ve hinc bir araya gelince ilerde alakasiz cok insanlarin cani yanabilir maalesef…

Tabii yaziyi bitirirken bize biletleri alan Umit Abi’ye, bize evlerini acip kisitli zamanlarindan yer ayiran fransiz ev sahiplerimiz Aurelien ve Nicky’e cok tesekkur ederim. Mac sonrasinda (tabii saka olarak) bize soylenen, “Bir fransiz dovmeden geldiniz!” hayiflamalarina ragmen Nicky ve Aurelien’i dovmedik, artik bir dahaki gorusmemize!

Londra

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *