Corelli’s Mandolin (Kaptan Corelli’nin Mandolini), Louis de Bernieres

Kitapta gisede basarili olan bircok film gibi her kesime hitap edecek seyler ozenle yerlestirilmis. Kol-bacak-bagirsak kopan savas sahneleri ile sert erkekler; adil, mert ve romantik Yuzbasi Corelli ile neo-romantik bayanlar; koyun kendini yetistirmis bilgesi Doktor Yannis’ten incilerle light-filozoflar; kararsiz komunist Kokolios ile nostaljik solcular; aralara sikistirilmis “Ay bu italyanlar da amma neseli insanlar” esprileri ile hosca vakit gecirmek isteyen okurlar; ciplak denize giren gezici genelev kadinlari ve Corelli ile Pelagia’nin mini-erotik anlari cinsel heyecan avcilari; hem babasina bakan, hem de 1940’larda Yunanistan’da erkeklerin dunyasi olan koy kahvesine girmeye cesaret eden modern yunan kadini Pelagia ile yeni tomurcuklanmis feministler memnun olacaklar.

Corelli’s Mandolin’in filmi Ingiltere’de Nisan’da cikacak, bu yuzden metrolarda insanlarin ellerinde kitabi gormeye basladim. Kitap 1994’te yazilmis olmasina ragmen Nicholas Cage ve Penelope Cruz’lu film sayesinde yeniden ortaya cikti. Yakinda kapaginda acikli/romantik bir pozda sirtinda mandolini ile Cage ve utangac/muzip bir pozda beyaz bir uzun elbise icinde Cruz ile birlikte yeni bir baskisi da piyasaya surulur, ustune de kocaman yazarlar, “Now A Major Hollywood Picture“.

Kitabin arkasindan konusunu okuyunca aklima hemen 1992 yilinda yabanci film Oskarini alan italyan filmi Mediterraneo (Yonetmen: Gabriele Salvatores) geldi. O film de bir kucuk yunan adasinin ikinci dunya savasinda italyanlar tarafindan ele gecirilisini ve zaten zoraki savasan italyanlarin halkla kaynasip adali oluslarini anlatiyordu. Son 10 yilin tipik italyan filmleri furyasinin basinda cikan bu film, furya ozellikleri olan guzel doga, romantik koy/kasaba cekimleri ustune mutlu giris, neseli gelisme ve acikli sonuc olayini basariyla sergilemisti.

Bu espriden yoksun kitap ise bir yunan adasinin ikinci dunya savasindaki degisimini anlatiyor. Roman Italyanlarin savasin ortalarinda cirpinislari ile basliyor ve homoseksuel bir italyan askerinin Cephallonia adasina gelisi ile birkac hikaye birlesiyor. Bir anlatici Carlo, homoseksuel italyan askeri (kendisi Yuzbasi Corelli’nin emir eri), bir baska anlatici koyun balikcisi Madras, biri de hikayenin gerisini ucuncu tekil sahistan anlatan yazar. Baslarda da Mussolini’nin Camus’nun Dusus kitabindaki gibi monologu var. Bu anlatici karisikligi sonrasinda herkes adada bulusuyor ve kitabin gerisi yazarin sesi.

Kitapta gisede basarili olan bircok film gibi her kesime hitap edecek seyler ozenle yerlestirilmis. Kol-bacak-bagirsak kopan savas sahneleri ile sert erkekler; adil, mert ve romantik Yuzbasi Corelli ile neo-romantik bayanlar; koyun kendini yetistirmis bilgesi Doktor Yannis’ten incilerle light-filozoflar; kararsiz komunist Kokolios ile nostaljik solcular; aralara sikistirilmis “Ay bu italyanlar da amma neseli insanlar” esprileri ile hosca vakit gecirmek isteyen okurlar; ciplak denize giren gezici genelev kadinlari ve Corelli ile Pelagia’nin mini-erotik anlari cinsel heyecan avcilari; hem babasina bakan, hem de 1940’larda Yunanistan’da erkeklerin dunyasi olan koy kahvesine girmeye cesaret eden modern yunan kadini Pelagia ile yeni tomurcuklanmis feministler memnun olacaklar.

Film tabii ki kitaptan da basarili olacak cunku 2 saatte biten filme butunuyle sigabilecek sigliktaki bu hikaye sanki filmi cekilsin diye yazilmis. Bas rollere de acikli yuzlu Nicholas Cage ve erkeklerin yeni gozdesi suclu kopek bakisli Penelope Cruz getirilince tam bir “gorsel solen” olacagi kesin. Ustelik arka planda turkuaz denizi ile bakir bir yunan adasi her amerikaliyi, her ingilizi mutlu edecek. Araya bir iki “Yunanlilar da eglenmeyi biliyor” espri sahnesi, biraz sirtaki, birkac “savas ne korkunc birsey sey ya” goruntusu, iki populer arya/koro ile ideal bir bahar filmi formulu tam olacak zaten.

Ara not: Cruz’un guzelligine ve turkuaz denizlere karsi oldugum sanilmasin, sadece bazi kliselerden biktim, ama satan bunlar olunca satilan da bunlar olacak diyerek devam ediyorum…

Bir de kitaptaki beni sinirlendiren genellemelere bakalim. Kitabin yazari bir ingiliz. Ingilizler Amerikalilar gibi dunyadan kopuk, Amerika’nin disinda kalan dunyayi tatile gidilecek cesitli yerler olarak goren bir millet olmadiklari icin dunya ustundeki her millet hakkinda saglam temeller ustune yerlestirilmis stereotiplere sahipler. Zamaninda “medeni” dunyanin yarisini da yonettikleri icin simdi biraz buruklar. Yazar Louis de Bernières de ortalama bir ingiliz gibi herkesin hosuna gidecek, herkesi gulumsetecek ve kafalari “hakli adam” diye sallandiracak bu genellemeleri bolca kullanmis.

Mesela italyanlar savasan ama savas icin yaratilmamis bir millet, savaslari kaybediyorlar ve birkac munferit olay disinda yerli halka karsi olmalari beklendigi gibi zalim degiller. Bu munferit olaylarin kahramanlari ise kitaptaki karakterler degiller zaten. Yuzbasi Corelli zorla evlerine yerlestigi aileye (Doktor Yannis ve kizi Pelagia) cok kibar davraniyor. Italyanlar sakaci, dunyevi zevklere duskun, saraplarini icip sarkilarini soylemeyi cok seviyorlar.

Yunanlilar ise biz Turklerin kendimizi gormek istedigimiz gibiler ama iclerine biraz hafifmesreplik karistirilmis. Kendi aralarinda cesitli bolunmeler var: bazilari kralci, bazilari Venizeloscu, bazilari komunist. Ama isin sonunda hepsi milliyetci ve vatansever adamlar. Adamlar dedim, cunku romandaki iki kadin karakter oldukca erkeksi kadinlar, erkek dunyasi olan bu adada kadin karakter yok denilebilir. Bu erkek kadinlar cesur, icabinda ellerine silahi almaktan cekinmeyen kadinlar olmalarina ragmen evlerinde yaptiklari yemekler harika. Iclerinde turkosporo (turk tohumu, muhacir) veya obur ismi ile ghiaourtovaptismenoi (yogurtta vaftiz edilmis) olanlari bile mert!

Ada halki dindar ama yobaz degil, koyun papazi geleneklerinin bekcisi oldugu icin ise yaramaz ayyas bir adam olmasina ragmen kendisine gerekli saygiyi gosteriyorlar. (Tabii ki bu sevilmeyen papaz da sonunda vatani kurtariyor, ayri.) Doktor Yannis Mikonos’taki yunan erkekleri gibi liberal: kizinin nisanlisinin kalcasinindan ameliyatla testi parcasi cikardiktan sonraki, “Cok guzel bir gotu var, ayni Yunan heykelleri gibi” cinsinden yorumlarini kizindan (ve okurlardan) saklamiyor.

Kitaptaki kacinilmaz baska bir stereotip ise almanlar. Aslinda almanlar arka planda, italyanlarla muttefik olmalarina ragmen aralari pek iyi degil, cunku almanlar kotu isgalci italyanlar ise iyi isgalci. Almanlar oyle yerel halk ile cok muhattap olmuyorlar, bir tanesi haric, o da zaten “iyi nazi” olarak geciyor ve alman dostu yok, ustelik saclari da sari bile degil. Neyi seversin diye sorulunca aklina sevdigi birsey de gelmiyor, hem de opera konusunda ise italyanlara gore oldukca cahil. Tabii klasik olarak almanlar dogustan naziler, italyanlar ise fasistler ama safliklarindan, Mussolini kandirmis onlari, yoksa aslinda kitapta da gordugumuz gibi hic oyle insanlar degiller!

Yunanistan’da gecen bir kitapta turklerden bahsetmeden gecilemez. Ikinci dunya savasi ile hic alakamiz olmamasina ragmen dolayli olarak turk imaji kullaniliyor. Ada halki birbirlerine turk fikralari anlatiyorlar, koyun genc irisi oyuncak havan topunu sov amaciyla atarken birisi, “Hadi su esegi vursana!” deyince, “Hot!” diyor, “Beni turk mu sandin?” Doktor Yannis adanin tarihini yazarken 1500’lerde sadece 20 yil suren turk egemenliginden (dolayli olarak) soyle bahsediyor: “Kendisi bir zamanlar adayi kisa bir sure icin yoneten Aga gibi olmustu. Fakat Osmanli liderlerinin aksine, yastiklar ustunde yatmakla harcadigi zamanin artanini ileride kendisi gibi ibne, narkotik meraklisi ve aylak olacak olan subyanlarin deliklerini doldurarak gecirmek gibi bir mesgalesi yoktu.” Doktor Yannis, adanin tarihinin baska bir yerinde ise italyanlar icin, “En onemlisi, turk olmamak gibi cok muhim bir basarilari vardi” diyor. Yazarin hakkini vermek icin turkler ile ilgili tek iltifatini da yazmam lazim, gene Doktor Yannis’in yazdiklarinda, “Butun isgalcileri turklerle karsilastiririz. Mesela romalilar, normanlar ve katolikler turklerden kotuyduler, muhtemelen turkler de dusundugumuz kadar da kotu degillerdi…” gibi bir yorum da var.

Kitabin Doktor Yannis ile ilgili olan kisimlari biraz daha ilginc. Koyun bilgesi Yannis yer yer ozlu sozler soyluyor, cevresini ve o zamanin dunyasini analiz ediyor. Bilime cok merakli oldugu icin, sabah cisini bahcede yetistirdikleri maydonozlarin ustune yapiyor (dogal gubre). Nasilsa hem kendisi hem de kizi sakir sakir italyanca konusuyorlar, ustelik kizinin hayatta gordugu ilk italyan Corelli, butun bildigi italyancayi babasindan ogrenmis. Yunanlilar hakkindan soyledikleri enteresan. Yannis’e gore her yunanin icinde iki karakter vardir: birisi helen (bariscil, sinirlarini bilen, egitimli, insanlarin degerini para ile bicmeyen, yani bir avrupali) oburu de romali (para ve guce tapan, vergi kaciran, egitimi one gecmek icin isteyen ve vahsi). Bunlari dinleyen zavalli Yuzbasi Corelli ise romali kokenleri dolayisiyla suclu suclu bakmaktan baska birsey yapmiyor.

Kitap sig ve stereotipik karaklerleri disinda anlatmak istediklerinde de etkisiz. Eger gectigi zamanlarda yazilsaydi belki daha anlamli olurdu. Icerdigi mesajlar 50 sene once degerli olacaklardi. Savas cok kotudur temasi All Quiet on the Western Front (galiba Bati Cephesinde Gelisme Yok diye cevrilmisti) kitabinda zaten cok guzel islendi, cahil Madras’in para ve guc icin komunist olup etrafi kirip dokmesi ise Tenten Sovyetler’de isimli Tenten kitabindaki kadar inandiriciliktan uzak. Savas aninda her taraftan firsatcilar cikabilir, kitaptaki durum cok igreti duruyor. Homoseksueller de “erkek gibi” savasabilen iyi insanlardir biraz daha guncel bir mesaj ama Carlo homoseksuel oldugunu zaten her zaman sakladigi icin bu mesaj da pek basarili verilmis olmuyor…

Corelli’s Mandolin’i kendime kiza kiza okudum. Hicbir kitabi yarida birakmama prensibim vardir, yedigin bir yemegin aksine kitaplar belki sonlarina dogru duzelirler umuduyla, bu kitap sonlarina dogru daha da kotulesti. Zaman hizla gecti ve kitap gunumuze kadar geldi, Yunanistan’daki cok onemli politik gelismeler hic ozen gosterilmeden gecistirildiler, ve kisa bir gunumuz toplumu cok calismaktan cocuklarina ilgi gostermiyor elestirisi yapildi ve kitap cok sukur bitti. Biterken de Hollywood yazarlarina zahmet olmasin – sonunu degistirip mutlu son yapmasinlar – diye mutlu bitti tabii ki…

400 kusur sayfayi okuyacagim diye bir nevi pembe dizi kitabi olan bu kitapla harcadigim vaktime aciyorum. Ama ben yaptim yazimi okuyanlar yapmasinlar diye bu yaziyi da yazdim.

Not 1: Kitap Ingiltere’de Captain Corelli’s Mandolin ismiyle yazilmis olmasina ragmen, Amerika’da – herhalde savas kitaplari iyi satmadigi icin – Corelli’s Mandolin ismiyle cikmistir.
Not 2: Bu yazi kitabin Ingilizce orijinal baskisi uzerine Captain Corelli’s Mandolin filmi piyasaya cikmadan once yazilmistir.

Londra

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *