2003 Kurban Bayrami’nda yaptigimiz Rio de Janeiro gezisinin notlaridir. Rio de Janeiro “Ocak Nehri” demekmis diyerekten baslamak isterim…

Maracana Stadi
Rio yazisina giris icin daha guzel bir konu olabilir mi? Ben Brezilya’yi once futbolu ve formasinin açık sarisi, gok mavisi ve tropik yesili ile tanidim. Ardindan digerleri geldi. Bizim gezimiz de benim tabii ki cok hosuma giden bir tesaduf sayesinde meshur Maracana Stadyumu’ndan basladi.

Maracana

Meşhur Maracana Stadı

Okurlar arasindaki futbol cahilleri (ki hasa ayip degildir, ilginctir sadece) icin Maracana’nin dunyanin en unlu stadyumlarindan birisi oldugunu ve stadin bir macta en cok seyirci rekorunun sahibi oldugunu soylemem lazim. Bu rekorun gunumuzdeki kuculen stadlar (ve zorunlu koltuklar) trendi yuzunden kirilmasi da imkansiza yakindir artik.

Maracana alisik oldugumuz stadlardan farkli olarak cok basit ve yayvan bir stad. Elips seklinde iki kattan olusuyor ve tamamen simetrik. Saha tribunlere maalesef bayagi uzak (sinirli seyircilerin atacaklari su siseleri sahaya ulasmiyor). Girisi cikisi ise oldukca rahat.

Hikayeyi kronolojik olarak anlatmak gerekirse, aliskanligim oldugu icin havaalaninda bindigimiz taksici ile hic vakit gecirmeden futbol konusmaya basladim. Portekizce bilmedigimi soylemem lazim ama gene de her taksiciyle oldugu gibi pata kute anlastik sofor abi ile. Ingilizce bilen cok olmadigi icin tatilin sonunda Portekizcemi ilerletmistim biraz (Ispanyolcaya yazilisi haric pek benzemiyor maalesef).

Sofor abi hemen anahtarligindaki Flamengo armasini gosterdi ardindan uzaktan gordugumuz Maracana’yi isaret etti. Ben Felipe falan dedim ama anlasamadik. Sonra birden heyecanlandi ve bugun cok muhim bir mac oldugunu izah etti. Hemen taksi telsizinden duraktakilere macin saatini sordu ve saat 5’te Maracana’da oldugunu bildirdi. Daha Isa heykelinin altindaki tunelden gecmeden Pazar gunu programimiz belli olmustu.

Seha’ya (karim olur) futbolun ulkedeki ve dunyadaki ve hayatimdaki onemini bir kez daha izah ettim. Brezilyalilari, hatta Riolulari (Carioca’lar deniyor) daha iyi tanimak icin onlari en dogal ortami olan stadda “in situ” gormemiz gerektigini, halk kitlelerini “kitlelerin afyonu” futbolu damardan aldiklari zaman tanimaya baslamanin en dogru yol oldugunu anlattim. “Futbol asla sadece futbol degildir” de dedim. Nasilsa ikna oldu.

Otele iner inmez resepsiyona maca nasil gideriz konusunu actik. Megersem turistleri maca goturen acentalar varmis. Resepsiyondaki genc hepsini aradi ve biletlerin bittigini soyledi. Mac Rio derbisi (Flamengo – Fluminense) de olsa koskoca Maracana’nin dolacagina inanmadim. Kapidan alabilecegimiz soylenince taksiyle gidip boynu kalin kurt gibi isimizi kendimiz gormeye karar verdik. Odaya ciktik yerlestik tepedeki deniz haric heryeri goren restoranda hizli tarafindan bir yemek yedik ve 3 gibi asagi indik.

Bu arada megersem yer acilmis ve resepsiyondaki genc ayarlamayi yapmis bile sagolsun. Saat 4’te bir abi geldi ve bizi aldi, biraz gec oldugunu dusunuyordum ama abi rahatti. Civar otellerden baskalarini da topladiktan sonra yola ciktik. Rehberimiz 74’te Istanbul’a gelmis, biraz konustuk ettik. Yolda bize Maracana’yi ve Rio derbisinin onemini anlatti. Kendisi de bizim gibi Flamengo’yu tutuyormus.

Stadin mahallesine – ki bize Japonya’da cok fena koyan Ronaldo’nun buyudugu mahalle imis – yaklasinca formali insanlari gormeye basladik. Aci bir Flamengo ustunlugu vardi (siyah kirmizi enine cizgili formalari var). Seyyar saticilar bira, mesrubat, kizarmis peynir (hellim peyniri gibi bir peyniri kekik gibi bir kuru ota batirdiktan sonra dondurma gibi cubuga yerlestirip kizartarak veriyorlar, bayagi da guzel) satiyorlardi. Yer yer Fluminense (yesil-bordo-beyaz) taraftarlarini da goruyorduk, iki takimin tarafrarlari karisiklardi, bir baris havasi hakimdi.

Iceri cok rahat girdik. Yerlerimiz daha tehlikesiz tribunden imis ve numara yokmus onun icin grup olarak ayrildik ve tekrar mac cikisinda bulusmak uzere sozlestik. Orta sahanin tam ortasindan alt kattan izleyecektik. Sag taraf kale arkasi Flamengo, sol taraf ise Fluminense idi. Flamengo taraftari daha fazlaydi ve daha gurultuluydu. Bizim tribunumuzde ise ikisinin de taraftari vardi.

Saha futbola elverisliydi ama hava cok sicakti (30oC kadar ve rutubetli). Gunes yakiyordu. Bizim tribunde organize tezahurat ara sira oldu ama kale arkalari hic susmadilar. Hatta bir taraftan bayraklarini dolastiriyor, dansediyorlardi. Bir ara macin ortasinda bizim eskiden kapalida actigimiz Hagi formasi gibi dev bir Flamengo formasi acildi.

Mac esnasinda Flamengo’nun 10 numarasinin hareketleri cok tanidik geldi. Acaba diye dusundum, yanimdaki adamin durbununu aldim ve evet! Bizim Felipe Flamengo’nun 10 numarasi olmustu! Aynen bildigimiz sekilde ince calim atti, muhtesem ara paslar verdi, yere dusup kaldi, ciliz sutlar cekti. Daha sonra yerde buldugum spor gazetesinde sayfanin yarisini kaplayan resmi vardi.

Ara Not: Felipe Galatasaray’a Rio’nun ucuncu klubu Celta Vigo’dan (siyah-beyaz) geldi.
Ara Not 2: Asil en saglam derbi Flamengo – Celta Vigo imis

Maracana

İçeriden Maracana

Mac sirasinda da seyyar saticilar gezmeye devam ettiler. Su, mesrubat, bira ve demin yazmayi unuttugum keciboynuzu gibi tadi olan ice tea’leri satiliyordu. Tuvaletler yalak sistemi ve tahmin edilecegi gibi pisti. Insanlar bir sure sonra bizim olaya fransiz oldugumuz anlayip bizimle konusuyorlardi. Bir tanesi ile Hasan Sas ve Rustu muhabbeti yaptim. Isimlerini hatirlayamadi ama Hasan icin kafasini kazimis gibi yapti, Rustu’nun ise uzun saclari ve gozlerinin altindaki komuru yapti, sonra da plonjon yapar gibi yapti. Felipe Galatasaray falan da konustuk abi Felipe kotu oynadigi icin sitem etti.

Bu arada Fluminense 3 tane gol atti her seferinde icimizdeki Fluminenseliler sevindiler kimse de donup hot demedi. Felipe’nin cabalari sonuc vermedi ve mac 3-0 bitti.

Genel olarak futbol kalitesinin dusuk oldugunu soylemem gerekiyor. Bizim ikinci lig maclari gibi geldi bana. Ama en ilginc sey taraftarlarin tepkileriydi. Mesela Flamengo’nun kalecisi hic geregi yokken iki adam calimlayip orta sahaya yaklasip topu uzaklastirinca costular. Hic sonucu olmayan calimlar milleti galeyana getirmeye yetti. Felipe kraldi. Taraftar kesinlikle Hatice’ye onem vermekteydi. Ama tam Hatice demek de olmuyor, takim rezalet de oynuyor olabilir ama iki uc calim, bir guzel sut seyircinin gonlunu almaya yetiyordu. Flamengolu oyuncularin laubaliligine en cok ben kizdim herhalde.

Cikista bizim rehber uzgundu tabii, hatta bazi arkadaslari alay ettiler kafasini Hakan Sukur gibi egip yakasini cekistirdi ve sustu. Minibusumuze geri bindik. Stadin etrafinda trafik sikisti ve kavga cikti. Bir anda atli polisler belirdiler ve havaya ates ederek ortaligi dagittilar. Bir tanesi polo oynar gibi copunu asagida sallayarak bir grubu kovaladi. Kavga edenler formali falan olmadiklari icin mac kavgasi olmadigini saniyorum.

En azindan 60.000 kisinin oldugu staddan otelimize Isa’nin kollarinin altindan gecerek 45 dakikada vardik.

Ipanema ve Leblon
Otelimiz Ipanema plajinda idi. Zaten turist olarak kalinan 2 standart yer var: Ipanema ve Copacabana. Biz Burak Susoy’un tavsiyesine uyduk ve Ipanema’da kaldik, daha iyi oldu. Ipanema, Copacabana’dan daha canli ve biraz daha az turistik. Leblon ise Ipanema’nin devami – kucuk bir dere ikisini ayiriyor. Leblon’da otel daha az ve plaj daha sakin. Bir iddiaya gore (en meshur kisiler olan) en zengin futbolcular Leblon’da oturuyorlar. Baska bir iddiaya gore bir sonraki plajda (Pepino), daha baska bir iddiaya gore ise daha bir sonraki plaj olan Barra’da (Baha okunuyor).

Ipanema’da dikkatimi ceken bir sey apartmanlarin guzelligi ve bakimliligi oldu. Ipanema denizden arkadaki gole kadar (lagoon) yuksek apartmanlarla dolu. Ama hepsi mimarlarin elinden cikmis onlerinde cok bakimli bahceleri olan ve (maalesef) korumalari da eksik olmayan binalar. Bazilarinin balkonlarindan koca koca agaclar cikiyor ve hepsinin altinda apartman sakinlerinin otoparklari var. Parklar kapali olmasina ragmen etrafta Istanbul’daki gibi guzel arabalar yok.

Rio’da siniflar arasindaki farkliliklar ve cekismeler cok ilginc. Oturduklari yerler tamamen ayri, ama plajlarda, stadda ve karnavalda herkes bir arada. Gecekondu mahallelerinde oturanlar denize girmeye zengin mahallelerine geliyorlar ve Ipanema’da yalniz bir tane sadece uyelerin alindigi “Country Club” var. Ondan da plaja zaten gecit yok.

Leblon, Ipanema, Copacabana’da hayat plajın etrafında donuyor. Plaj ise cok kesin olmayan cizgilerle belli gruplara gore ayrilmis. Mesela isci partisinin bayraginin altinda solcular, onlarin biraz yaninda uzun sacli kolyeli gunes batarken davul calmaya baslayan hippiler, belli sokaklarin plaji kestigi noktalarda geyler, orada burada her tarafta da gecekondu mahallelerinden (favella’lar) gelenler kucuk gruplar halinde oturmaktalar. Bir bilenin sozunden cikmayiniz ve plajdan semsiye ve koltuk kiralarken pazarlik yapiniz.

Rio Ipanema Plajı

Ipanema Plajında Seyyar Satıcı ve Bir Abla

Kiyafetler ise benzer, her yastan (bkz yukaridaki resim) ve kilodan (bkz asagidaki resim) kadinlar tanga ve minik bikiniler giyiyorlar. Eskiden Firt’in kapagindaki kizlarin giydigi 4 kucuk ucgenden olusan mayolar bunlar. Erkekler ise ekseriyetle slip mayolular. Zaten erkek kadin butun yabancilar koca koca mayolarindan hemen anlasiliyor.

Rio Ipanema Plajı

Bu da Başka Bir Abla

Ipanema plajinda ozellikle gunes batisi sirasinda manzara mukemmel. Sag tarafta Rio manzaralarinda her zaman gorulen dik tepeler uzerindeki balta girmemis ormanlar, sol tarafta Copacabana ile Ipanema’yi ayiran dev kaya var. Arkaniza bakinca guzel apartmanlar ve aradaki yolda yuruyen, kosan, paten kayan, bisiklete binen, cocugunu gezdiren, top sektiren, yemek yiyen, birseyler icen Riolular var.

Tabii bizim gibi bayramda giderseniz gruplar halinde gelmis yurdum abaza gruplari ile de karsilasabilirsiniz: mesela bir gun biz efendi efendi otururken yanimiza 3 erkekli bir grup geldi. Zaten sort mayolarindan yabanci olduklari belli idi. Kumlarin uzerine yerlestiler, birer dergi actilar ve etrafi kesmeye basladilar. Ben simdi birisi Seha ile ilgili yorum yaparsa ne yapsam diye dusunurken dorduncusu geldi. “Oooo meraba abi, naber abi” muhabbetleri sonunda yeni gelen hemen sitem etti, “Ulan kankalar dun gece 100 dolar vermissiniz kari si***ssiniz? Insan haber verir di mi?” “Ehhe ehe hehe.” “Lan biz burda bile abaza kaldik be…” “Ehhe ehhe ehe.” Neyse muhabbet dallanip budaklanmadan gittiler de rahatladim.

Rio’da ozellikle de Ipanema’da surekli olarak mutlu ve sakin insanlar goruyorsunuz. Gercekten cok guzel bir his. Insanlar calisiyorlar mi, calisiyorlarsa ne zaman acaba diye merak ediyorsunuz. Bizim gittigimiz zaman (Subat ortasi) Turk erkek gruplari haric pek turist de yoktu zaten muhtemelen turistsiz daha guzeldi sehir.

Rio tam bir spor cenneti. Brezilya’nin o kadar cok sporda basarili olmasi tesaduf degil. Denizde surf ve yuzme, arada plajda jogging/voleybol/futbol/futvoley, yuruyus yolunda yuruyus/jogging/bisiklet/paten…

Ama en enteresani futvoley: plajda yururken yola yakin kisimlarda voleybol sahalari goreceksiniz. Sahalar neredeyse her an dolu. Insanlarin bir kismi voleybol bir kismi ise futvoley oynuyor. Futvoley bizim topcularin sicak yerlerdeki kamplarda bazen oynadiklari ayak tenisi gibi birsey. Futbol oynanan uzuvlarla oynanan bir voleybol. Tahmin edeceginiz gibi cok zor bir oyun. Tahmin edemeyeceginiz gibi oynayanlarin bir kismi kadinlar/kizlar! Tabii bu kadinlar/kizlar (kisaca karilar desem kizmazsiniz herhalde) plajin geri kalanindakiler gibi kucuk bikinili karilar. Turkiye’den gelen abaza gruplarinin butun gunlerini burada gecirerek “Ehhe ehe lan bakbak topu neresiyle istop etti lan? Ehe.” dedigini gorur gibi oluyorum.

Futvolley

Bunlar da Futvoley Oynayan Abiler

Tabii burada da plaj futboluna deginmeden gecemeyecegim. Futbol gunun her saatinde bir sekilde oynaniyor. 1 kisi top sektiriyor, 2-3 aralarinda top sektiriyorlar, zaten sayi dordu buldu mu hemen mac basliyor.

Ben de uzun sure camdan disaridaki kuslari seyreden kediler gibi izledim ve sonunda baktim bir nevi turnuva durumu var. Ucerlik takimlar uce kadar oynuyorlar, yenilen cikiyor yenen kaliyor. Biz de orada biz zenci bir de top sakalli ITU ogrencisi gorunumlu bir cocuk hemen bir takim olduk ve basladik. Zenci Ingilizce bilmiyordu lakin ITU ogrencisi benim gibi sadece Ingilizce biliyordu. Daha biz ne oldugunu tam anlayamadan rakip bize gecirdi (beyaz slip mayolu bir tanesinin adi Hagi idi ve Hagi gibi oynuyordu) ve ciktik. Bir dahaki siramiz gelene kadar yanda konusmaya basladik ve İTU ogrencisi cocugun adinin Atakan oldugunu ogrendim. Bu yetmezmis gibi bir de Cornell’den tanidigim bir herifin de oda arkadasi cikti! ITU’lu degilmis bu arada.

Hava kararirken bir mac daha yakaladim. Bu sefer birisi cikti ve adam lazim oldu ve ben mudahil oldum. Bu mac buyuk kaleli her takimda 6 kisinin oldugu daha komple bir mac oldu. Gene Ingilizce bilen yoktu ama “Turk. Hakan Sukur” falan derken anlastik. Canim cikana kadar oynadim bu sefer. Tabii kumda oynamak cok yorucu bir de Brezilyali gibi top kontrolu gerektiriyor. Arif Kocabiyik hic yabancilik cekmezdi mesela.

Bir ara Brezilya milli takimi Dunya Kupasi’na plajda hazirlanmis geyigi vardi, adamlarin plajda hazirlanmalarina ne gerek var, zaten butun hayatlari plajda geciyor…

Butun gunu gecirebileceginiz plaj disinda Ipanema-Leblon-Copacabana bolgesi guzel otel, restoran ve barlarla dolu. Benim tavsiyelerimden bazilari:

  • Casa de Fejoada (Ipanema’nin Copacabana tarafi): fejoada’nizin icine istediginizi koydurabilirsiniz. Domuzsuz olursa olmaz! Hafif turistik.
  • Hotel Marina Palace (Leblon): altindaki restoranda guzel italyan yemekleri ve illa ozlediyseniz sushi var. Bolgenin tiki gencleri seviyorlar.
  • Copacabana Palace (Copacabana): Oglen yemegi icin muazzam acik bufeye gelebilir, ardindan havuza girebilirsiniz. Amerikalilarin bol bulundugu bir mekan, kendinizi Rio’da hissetmemeniz tehlikesi var.
  • Porcao (Ipanema): New York’taki Churrascaria Plataforma’ya benziyor. Fiks menu limitsiz et, cins cins et, her turlu pismis, her hayvanin eti var: churrascaria yani. Bardak altliginizin kirmizi tarafini cevirene kadar durmadan et getiriliyor. Ac gidiniz, acik bufeden uzak durunuz.
  • Garota de Ipanema (Ipanema): Meshur Girl from Ipanema sarkisi Tom Jobim abimiz tarafindan bu restoranin yanindan kirita kirita plaja giden bir hanim icin yazilmis. Tereyaginda pismis dil baligi yerken plaja giderken kiritan hanimlari izleyebilirsiniz.
  • Isminiunuttum (Leblon): Tavsiye uzerine bu hafif sosyetik lokantaya gittik. Fusion mutfagi diyebiliriz (eger oyle deniyorsa). Yemekler gercekten cok guzeldi, bizden baska turist de yoktu. Kredi karti almadiklari icin sorun yasadik ona gore. Eger uzun kaldiysaniz da degisiklik lazimsa gidiniz, yoksa kendinizi pek Rio’da hissettiren bir yer degil. Leblon’un arka sokaklarında.
  • Alho e Oleo (Ipanema): Ipanema bolgesinde bircok bar var, burasi biraz daha girisi zor cinsinden bir yerdi. Icerisi modern, sushi falan var yemek isterseniz. Lounge gibi bir ust kat ve dans pistli bir alt kat. Giriste Rio’da cok gordugumuz erkeklere daha pahali giris sistemi var. Guzel bir cozum, erkekler kadinlarin iki katindan fazla giris parasi oduyorlar. Girerken bir kart veriliyor, ickileri o kartla aliyorsunuz cikista giris parasinin ustunde ictiyeseniz farkini odedikten sonra azad ediliyorsunuz.
  • Copacabana
    Copacabana’yi karaoke barlarin favori sarkilarindan olan “Her name was Rita, she was a showgirl” diye giden sarkidan bilirsiniz. Baska bircok seyden de bilebilirsiniz aslinda, plaj futbolu turnuvasindan, Izmir Kordondaki gibi (hala var mi acaba?) dalga motifli kaldirimindan, meshur Copacabana Palace otelinden… Rio’nun hatta belkide dunyanin en bilinen plaji zaten.

    Bana soracak olursaniz Ipanema daha guzel bir plaj ama Copacabana daha buyuk ve daha tenha. Onemli oteller Copacabana’da, dolayisiyla daha cok turist var. Plaji biraz daha genis, kucucuk cocuklari icin spor okullari orada – yeni yuruyen bebeklere voleybol ogretiyorlar.

    Biz Ozan’in tavsiyesi uzerine bir gunumuzu Copacabana Palace otelinde gecirdik. Oglen yemegi sirasinda cok mukellef bir acik bufe var. Harika etler, hamurisleri, meyvalar ve meyva sulari… Uzun uzun yemek yedikten sonra otelin havuzununun kenarinda kitabimizi okuyarak ve buz gibi hindistancevizimizin suyunu icerek guneslendik, yuzduk. Enteresan tipler vardi: gozluk ve ickileriyle havuza giren sisman sakalli ve gurultucu Amerikalilar, yasli koca ve ustsuz guneslenen genc sarisin trophy wife veya metres, is icin gelmis ama arada bir gun de Wall Street Journal okuyarak dinlenen iyi trasli is adamlari, yasli ama hala romantik bir cift… Rio’nun genel karambolunden sonra oldukca dinlendirici geldi.

    Barra (Bahha okunuyor) Leblon’dan sehir merkezinin aksi yonune gidince karsiniza cikan bol ruzgar ve dalgali dev bir koy. Ben bu koyda Ipanema veya Copacabana’daki heyecani bulamadim. Son daha sakin bir koy, daha cok surfculerin yeri olarak bilinirmis. Bana yavan geldi.

    Kitaplara bakinca Barra’nin sembolunun Pepe’s Beach kismi oldugunu ogrendik. Burasi surf, paragliding, parasurf gibi benim kadar ileri derecedeki miyop kisilerin yapamayacagi sporlar icin bir cennet imis. Tabii beni acmadigini soylememe gerek yok herhalde.

    Barra ayrica iddialardan birine gore brezilyali meshur futbolcularinin evlerinin bulundugu bolge ve Rio’nun Formula 1 pisti de Barra’ya yakin. Sahil boyunca ilerlerseniz bir sure sonra cok guzel yapilmis dev siteler cikmaya basliyor. Bu sitelerin hepsinin kapisi guvenlikli ve etraflari cevrili. Guvenlik gorevlileri de korkunc – insanda karsi kaldirima gecme istegi uyandiran cinsten.

    Barra’ya gider gelirken arada bir adet cok sessiz ve sakin plajdan geciliyor. Sukunet isteyenler icin birebir ama benim sukunetle isim olmaz. Gene yol ustunde bir favella’nin icinden gecmek durumundasiniz, bu da Turk olmasak oldukca enteresan bir hissiyat olabilirdi.

    Barra’ya plajda gecirdigimiz bir gun disinda bir de gece gittik. En tavsiye edilen gece hayati mekanlarindan birisi olan Nutty (Nuçi okunuyor) Barra’daymis. Seha uyumus oldugu icin ve ben universite arkadasim Volk ve onun abaza grubu ile gittigim icin biraz Turk usulu kapida dam sorunu yasadik ama sonunda bir sekilde girmeyi becerdik (yillarin tecrubesi soz konusu).

    Iceride enteresan bir tropik dekor vardi, yari acik yari kapali mekan, koprunun altindan gecen sudaki dev baliklar falan filan. Fena bir yer degildi, genc cariocalarla futbol muhabbetleri yaptik, ictik durduk. Burada da giriste erkeklik vergisi gibi olan parayi verdik ve para ciksin bari diye kendimizi ickiye vurduk. Ertesi sabah donus ucaginda beni sagligi ugruna parasinin hakkini sonuna kadar almaya alistiran zihniyete (anneannem olur) kizdim durdum.

    Corcovado
    Corcovado Rio’nun sembolu meshur Isa heykeline cikilan tramvayin basladigi mahalle. Taksiyle dagin altindan gecen tunelden gecerek vardik. Tramvay biletimizi aldik beklerken birden Turkce duymaya basladik. Kucuk bir grup ve Rio’da oturan rehberleri Demir Bey ile tanis olduk boylece. Kendisi bize gonullu olarak yardimci oldu sagolsun sorularimizi falan cevapladi. Kafasi bozulmus kalkip Rio’ya yerlesmis, tercumanlik ve rehberlik yaparak yasiyormus, aklima Mister No geldi tabii ve takdir ettim kendisini.

    Rio Corcovado

    İsa’nın Ense Traşı

    Isa heykelinin etrafi, giris-cikis falan gercekten bir ucuncu dunya ulkesinde gorulmeyecek kadar duzenli ve guzeldi. Zaten Rio’yun Istanbul’a benzeten yanlardan birisi de bu sefalet icerisindeki zenginlik. Zamaninda birisi dunyada en cok elektrikli garaj kapisi satilan yerlerin Rio ve Istanbul oldugunu soylemisti. Daha 15 sene once bu halimizden cok uzaktik maalesef.

    Neyse konuyu fazla dagitmayalim. Yukari cikan tramvay balta girmemis bir ormanin icerisinden gecerek Rio’nun zirvelerinden birinin en tepesine variyor. Bu sehire buyulenmemek imkansiz. Hos bundan 150 sene once Yildiz Parki’nda da geyik avlanirmis diyebilirsek o kadar da olmaz bir sey degil belki…

    Yukaridaki manzara tabii ki muhtesem. Sugar Loaf (Pao de Azucar, Kurabiye – Ingilizce rehber kitabi kullandim, Turkce konusunda hassas okurlardan ozur dilerim) denilen tepeye dogru bakinca kartpostallardaki manzarayi izleyebilirsiniz. Arka planda deniz ve tekrar daglar, onde eski Rio ve sehrin en islek yerinde, is merkezinin dibindeki muhtesem plaj, Santa Teresa denilen sirin mahalle, Maracana Stadyumu…

    Heykelin Oradan Manzara, Karşıda Pao de Azucar

    İsa heykeli tabii ki New York’taki (Emin) Ozgurluk Heykeli gibi – sanilandan cok daha kucuk. Altindaki yazidan anlayabildigim kadariyla Papa gelmis ve zaten Rio’nun olan heykeli Rio’ya hediye etmis! Cariocalari bir de ben tebrik etmek istedim yeniden kendilerine hediye edilen heykelleri icin.

    Yukaridan inmek istemesek de indik ve hemen yoldan sola ve saga donunce gidilen kucuk meydana bir ugradik. Biz ordayken baska allahin kulu yoktu ondan her koseyi inceleyebildik. Sirin kolonyal devirleri hatirlatan, eger Mister No okuruysaniz hic yabanci gelmeyecek bir yer.

    Taksi ile bu sefer Santa Teresa mahallesine giden tramvayin kalktigi sehir merkezine vardik. Bu seferki tramvay biraz bizim Istiklal Caddesi’ndeki nostalji tramvayi gibiydi. Eski makina inleye inleye bizi Santa Teresa tepelerine cikardi. Yokusun diklesip tramvayin mecburen yavasladigi yerlerde cocuklar tramvaydan atalayarak iniyor veya kosarak biniyorlardi.

    Santa Teresa kesinlikle tavsiye edecegim cok sirin bir mahalle. Su anda daha cok eski hippiler ve onlarin bol pantolonlu Bruno Martelli veya Ray of Light’taki Madonna sacli neo-hippi cocuklari oturuyorlar. Tepelerden sehre bakan kucuk ve ucuz lokantalar (severiz), barlar ve Italya ve hatta yer yer Istanbul’u animsatan dar sokaklarda renkli binalar var. Ayrica incik boncuk, heykel-heykelcik, hediyelik ivirzivir, poster, kartpostal, cd, plak isteyenler icin bircok alternatif dukkan da mevcut. Ama hicbirsey olmazsa sokaklarinda yurumek icin cok guzel bir mahalle.

    Tramvayla geri indik ve indigimiz yerden tekrar yurumeye basladik. Burasi sehrin is merkezi ve ilk yerlesilen bolgesi. Goreceli olarak yakin da olsa Brezilya’nin tarihi buralarda baslamis. Koloniyalizmin heykelleri, buyuk hukumet binalari falan buralarda.

    Oncelikle bu kisimdaki Tahtakale’yi andiran carsiyi bir gezdik. Rio’nun plajlarinda satilan hersey aslinda buradaki toptancilardan aliniyor. Dukkan sahipleri genellikle Yahudi veya Arap. Sahte CD’ciler, DVD’ciler, karnaval esyalari, her turlu tekstil, ayakkabi ana kalemler. Rio’da okullarin uniformalari cok akilli bir sekilde ustunde okulun ismi yazan tisortler (Adana sicaginda bize siyah onluk giydirenler utansin), burada okul tisortleri de toptan olarak satilmakta, tabii yaninda kiloyla defter kitap satan dukkanlar da yok degil.

    Pao de Asucar
    Rio’nun sembollerinden birisi bu sehrin ucundaki ikiz tepeler. Teleferik ile cikiliyor ve bu seferki manzara ikinci klasik Rio kartpostali! Koyun ve Flamengo bolgesinin uzerinden Cristo (Isa) heykeline bakilan manzara. Gunes dogarken, batarken, gece bircok resmini gormustum, hepsi ayri bir guzeldi. Canlisini gormek de nasip oldu ya artik ben daha mutlu bir kisi oldum.

    İsa’nın Pao de Asucar Manzarası

    Dayimin iyi arkadaslarindan butun dunyayi gezmis Perulu Ugo Dayi bir konusmamizda dunyanin en guzel iki sehrinin Istanbul ve Rio oldugunu soylemisti. Doga olarak yemyesil baltagirmemis orman kapli tepeler ve her koseden fiskiran masmavi deniz ile acaba Rio daha mi guzel? Bilemiyorum. Istanbul muhtemelen dogal guzelliklerinin ustune insan yapimi saheserleri ve yurudukce 3 imparatorlugu hatirlatan sokaklari ile bir adim onde, ama Rio dogal guzelliklerinin ustune atmosferi ve neseli insanlari ile muhtesem.

    Ipanema’ya donusumuzde serinlemek icin taze sikilmis meyvesulari satan bir dukkanda cok leziz iceceklerimizi aldik ve yorgun argin metroyla mahallemize donduk.

    Karnaval
    Hangi gundu hatirlamiyorum ama bir ogleden sonra sosyalist kardeslerle Ipanema’da Isci Partisi’nin bayragi olan kisimda otururken gelen muzik sesleriyle yerimizden kalktik. Bir baktik ki plajin onunden gecen cadde trafige kapatilmis ve bir nevi karnaval atmosferi bize dogru yaklasmakta.

    Hemen yerlerimizi aldik ve izlemeye basladik. Megersem bu karnavala hazirlik partilerinden biriymis! (Karnavala 2-3 hafta kalmisti.)

    Samba calan bando onden gidiyordu, arkalarindan ise daha cok iri yari ve bol kasli gey abilerden (ablalardan?) olusan danscilar toplulugu. En ondeki arabalardan birinin ustunde oldukca yapili vucutlariyla bir sauna (!) reklami yapmakta olan abiler vardi. Onumuzden grup gecerken kosede meyve suyu satan cocuktan bufe isletmecisine kadar herkes dansetmeye basladi. Futbol gibi her yerden gelen ve her yone giden kitleleri birlestiren ikinci brezilya unsuru olan samba gercegi ile karsi karsiyaydik, hatta ic iceydik!

    Bir ara kosedeki apartmanda dogru bir tezahurat basladi. Apartmana bakinca her kattan apartman sakininin penceresini acmis dansetmekte oldugunu gorduk. Derken birinci katta gelin kiliginda bir amca (60 yas civarinda) el salladi ve pencereden yokoldu. Tezahurat artmisken on kapida belirdi. Once apartmanin kapicisini selamladi ve makyajini bozmaya aldirmadan kapiciyi yanagindan sap diye optu. Kapici utandi ama kacmadi. Ardindan bagirti cagirti arasinda kart gelin dansa katildi ve grup ilerledi gitti.

    Butun bu eglencenin en arkasinda ise belediye iscileri karnaval hazirligi yapan samba okulunun yarattigi icki sisesi, icki kutusu, kopuk, fiyonk, kagit, konfeti, boyadan mutevellit muazzam pisligi temizleyerek geliyordu. Temizlikciler de durumlarindan memnunlardi aslinda, bir taraftan dansederek temizleyip bir taraftan da onlerineki guruhu neseyle izliyorlardi. Ve karnaval grubu sanki oradan hic gecmemiscesine tertemiz olan sokak tekrar trafige acildi.

    Her Guzel Seyin Bir Sonu Vardir
    Rio’dan donme gunumuz geldiginde daha once soyledigim gibi aksamdan kalmaydim. Cok fazla huzun yapacak halim yoktu dogrusu. Hos, Rio huzun yapacak yer degil zaten. Bu kadar guzel bir yere nasilsa bir kez daha gelirim diye dusundum ve yalpalayarak kaldiramadigim kafam yuzunden kaşlarimla Rio’ya selam ederek taksiye dogru ilerledim.

    İlgili Yazılar / Related posts

    Etiketler / Tags : , ,
    ``

    This post has 1 comment.

    1. guti
      11 Jan 07 17:59

      arjantin daha guzel.

    LEAVE A RESPONSE