Capote

Lisedeyken hiç sevmediğim rengeyiği rudolf kılıklı İngilizce öğretmenimiz Ms Watson bize Capote’nin Grass Harp (galiba Türkçe’ye çevrilmemiş) kitabını okutmuştu. Acaba o okuttuğu için inadına mi sevmemiştim yoksa ondan bağımsız olarak mı hoşuma gitmemişti hatırlayamıyorum.

Lisedeyken hiç sevmediğim rengeyiği rudolf kılıklı İngilizce öğretmenimiz Ms Watson bize Capote’nin Grass Harp (galiba Türkçe’ye çevrilmemiş) kitabını okutmuştu. Acaba o okuttuğu için inadına mi sevmemiştim yoksa ondan bağımsız olarak mı hoşuma gitmemişti hatırlayamıyorum.

Bennett Miller’ın Capote filminin çıkmasıyla beraber Truman Capote hakkında birçok yazı belirdi ve kendisini hatırlamak durumunda kaldım. Anladığım kadarıyla dahi denecek kadar kabiliyetli bir yazar olmak dışında, sorunlu, acımasız, kendini beğenmiş ve aynı anda nasılsa sevilen bir adammış. Hani salon adamı diye bir laf vardır. Truman Capote için söylenmiş olabilir.

Capote filmi Truman Capote’nin gazetede okuduğu bir cinayeti incelemek ve üstüne yazı yazmak amacıyla New Yorker dergisi tarafından Kansas’a gitmesi ve katiller yakalandıktan sonra özellikle kendine benzettiği bir tanesi ile yakınlaşması hakkında.

Capote

Seyahat sırasında kendisine çocukluk arkadaşı henüz meşhur olmamış bir Harper Lee eşlik ediyor. Harper Lee de ortaokulda okuduğumuz To Kill A Mockingbird (Bülbülü Öldürmek) kitabının yazarı. Ki o kitabı içerik olarak çok sevmek dışında sert kapağını tenefüslerde pinpon raketi olarak kullandığımızı hatırlıyorum.

Filmin en güzel tarafı Truman Capote’nin ikilemlerini görmek oldu. Öncelikle kendisinin icat ettiğini söylediği gerçek hayata dayalı edebiyat (literary non-fiction) janrının ilk eserini vermek için duyduğu heyecan ve harcadığı efor ve tabii ki kaleminin kuvveti ve pazarlama taktikleri takdir edilesi.

Öte yandan bir kitap için ölecek bir insanı yalanlar söylerek kullanmak mübah mıdır? Edebiyat tarihini değiştirmek ve tarihe geçmek için neler feda edilebilir? Zaten ölecek bir adamın ölümünü geciktirmek günah mıdır sevap mıdır? Darağacı yolundan dönemeyecek olan bir adamın ölümünü istemek insan vicdanına aykırı mıdır? Insan edebiyat veya ego için arkadaşlarını incitmeyi göze almalı mıdır? Peki ya o kitap edebiyat tarihini değiştirebilecek potansiyeldeyse?

Capote filmde yazışının anlatıldığı In Cold Blood (Soğukkanlılıkla) isimli kitabını katil Perry Smith asıldıktan sonra bitirebilmiş. Ve kitap gerçekten de tahmin ettiği gibi çok başarılı olmuş. Ama bu kitap aynı zamanda Capote için sonun başlangıcı olmuş. Filme göre bundan sonra başka kitap yazamadığı gibi yarım kalan son kitabını yazmaya çalışırken Kansas’ta yaşadıklarının da etkisiyle alkolden ölmüş.

Yarım bıraktığı kitabının epigrafında “Kabul edilen dualar kabul edilmeyenlerden çok gözyaşına sebep vermiştir” diye bir sözü var. Bu etkileyici film işte bunu açıklıyor.

Perry

Clifton Collins JR ve Philip Seymour Hoffman Manyak Manyak Bakarken

Yazmadan geçemeyeceğim, Philip Seymour Hoffman en sevdiğim aktör. DVD’nin sonunda gerçek Capote ile bir roportaj var, bir insanın derisinin altına böyle girilebilir mi? Hoffman’ı ayrıca daha önce çok çok farklı rollerde de gördük. Typecast olmamayı en iyi beceren aktör olduğunu düşünüyorum.

Öteki başarılı aktör de katil Perry rolündeki Clifton Collins JR. Kendi hayatı da maalesef canlandığı karakterin hayatına benziyormuş. Belkli bu biraz yanıltıcı ama gene de iğrenç bir katili insana sempatik gösterebilmek aktörlük değilse nedir?

Capote senenin bu yarısında açık ara izlediğim ile en iyi film.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *