Gümüşlük’te Beş Dakika

Koyun karşı tarafından, Özak Pansiyon/Bar’ın olduğu yerden sanki bir tenör bir arya söylemeye başlıyor. Tenörü de aryayı da bilmiyorum ama tüylerim diken diken oluyor. İnanılmaz bir ses. Bütün koy çınlıyor. Bitirince bir alkış.

Önceki cuma günü, saat 2300 civarı.

Dakika 0
Denize bakarken Tavşan Adası’nın solunda kalan koyda eskiden Haşmet’in Yeri, daha sonra Ahmet’in Yeri veya Club Gümüşlük diye bilinen bar/restoranda oturuyoruz. Maalesef Ahmet yok ama gene de neşemiz yerinde. Masa tostoparlak olan ay dışında küçük kandillerle aydınlatılmış. Bardaki muzik belli belirsiz.

Masamız kalabalık. Annem ve Seha dışında Londra’dan Kangal ve Utku, New York’tan Sinan, İstanbul’dan Aslı, Bıyık Sinan ve (bıyık?) Selin varlar. Herkes herkesi tanımıyor ama herkes herkesle kaynaşmış durumda. Rakı eşliğinde kopoglu yiyerek beyaz lagos beklemekteyiz.

Gumusluk

Bu sefer yuzerken Tavsan Adasi’nda bir kopegin bir tavsani
Zigzaglar cizerek kovaladigini da izledik

Dakika 1
Kangal bizim ısmarladığımız yemeği kafi bulmadığı için önce bir fener tava sonra da şakşuka ekletiyor. O kadar yemeği afiyetle bitirme stresi ile rakımdan bir yudum alıyorum. En kötü stresimiz böyle olsun.

Dakika 2
Utku ve Sinan biri Ankara’da, ötekisi İstanbul’da 80’li yılların sonunda nasıl servis şoförleri sayesinde arabesk (arabeks) müptelası olduklarını ve o zamanlar da şimdi de kimsenin kendilerini anlamadığını anlatıyorlar. İkisi de kendisi gibi birini daha bulmanın şaşkınlığı içinde. Coşkun Sabah, Hakkı Bulut, Ümit Besen şarkı sözleri hatırlanıyor.

Dakika 3
Sinan’ın purosu oldukça uzun bir süre kısalmıyor. Karanlıkta göz ucuyla görüyorum ve merakımı celbediyor. Megersem Çin işi Japon işi içine pil ve nikotin kaseti konan, her nefeste buhar çıkaran hatta hatta nefesin kuvvetine göre önündeki kırmızı ışığı değişik seviyelerde yanan bir zamazingoymuş. Bize her zamanki gibi “adamlar yapmış” demekten başka söz söylemek düşmez. Koku ve duman çıkarmadığı için uçakta bile içilebiliyormuş. THY uçaklarında iyi kavga çıkar.

Tavsan Adasi

Soylemesi ayip ertesi gunku aksam kahvesi manzaram

Dakika 4
Birden elektrikler kesiliyor. Gümüşlük zaten sessizdi şimdi iyice sessizleşiyor. Masamızdaki konuşmalar dışındaki sesler fışır fışır dalga bir de ileri geri karayı bekler gibi volta atan şeker sokak köpeginin ayak sesleri artık. Ilgın ağaçlarının ardındaki ay ağaçların silüetlerini ortaya çıkarıyor.

Sanki 2007 yazında Gümüşlük’te değil de geçmişte bir akşam deniz kenarındaki henüz keşfedilmemiş bir sahil köyündeyiz.

Dakika 5
Koyun karşı tarafından, Özak Pansiyon/Bar’ın olduğu yerden sanki bir tenor bir arya söylemeye başlıyor. Tenonu de aryayı da bilmiyorum ama tüylerim diken diken oluyor. İnanılmaz bir ses. Bütün koy çınlıyor. Bitirince bir alkış kopuyor.

Masadan birisi bunun canlı olamayacağını, birisinde jeneratör olduğunu iddia ediyor ama garson hemen kendisini yalanlayarak tenor abimizin daha önce de öteki koydaki restoranlardan birinde İbrahim Tatlıses de varken söylediğini, Tatlıses’in ise önüne bakıp sustuğunu anlatıyor.

Gümüşlük’te her zaman mutlu bir şekilde şaşırtan birşeyler olurdu. Bu sefeki güzellik de bu oldu.

O sırada Yunanistan merkezli bir deprem olmuş. Farkına bile varmadık yahu.

4 thoughts on “Gümüşlük’te Beş Dakika”

  1. eh emin beni de bıyık selin yapmışın ya, alacağın olsun!! kocamızın soyadı yetmiyor mu bi de bıyığını mı taşıyacağız?

  2. Afiyet olsun Emin’cim… Biz de oradaymis kadar olduk, paylastigin icin sagol. Kalemine saglik.

    Gokce

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *