Kars

Kars Kalesi’nin altındaki yollardan kaleye doğru gidebildiğimiz kadar ilerledikten sonra arabamızı yolun bittiği yerde bıraktık. Önce kaleye tırmandık. Ertafını Kars Çayı’nın döndüğü Karakaya denen bir tepenin üstüne inşa edilen Kars Kalesi şehrin sembolü durumunda. İlk olarak Selçuklular yapmışlar, daha sonra önüne gelen herşeyi yıkan Aksak Timur kendisinden bekleneceği üzere yıkmış. Sonra Kanuni tamire başlamış ve yarım bırakmış. Nihayet Trabzonlu ustaları yollayan 3. Murad bitirmiş. Nişanyanlar Türkiye’nin en çok savaş gören kalesi olabileceğini tahmin ediyorlar (İran savaşları, Rus savaşları).

Bozcaada yazımda Arapça söylediğim gibi 2008 şeker bayramında leyleği havada gördük. Bayramın ilk yarısını geçirdiğimiz Bozcaada’dan İstanbul’a 3. günün akşamı döndük, bavuldaki mayoları şortları çıkarıp yerlerine svetşörtleri yelekleri koyduk. Ertesi öğlen 2 saat sürecek olan İstanbul – Kars uçağında yerimizi aldık.

Uçak dolu olduğundan zannedersem THY bir kıyak yaptı ve business’a geçirildik. Yanımıza Kars’ta askerliğini yapan oğlunu ziyarete giden çok şeker bir teyze düştü. Teyze daha yerlerimize yerleşirken kaşla göz arasında her teyzenin yapması gerektiği gibi bizim oğlana çantasından çıkardığı şekeri verdi ben de her babanın yapması gerektiği gibi şekeri çaktırmadan yedim.

Yerlerimize yerleştikten sonra fakat henüz uçak kalkmadan tanıdık bir ses duyup kafamızı kaldırdık ve New York yıllarından arkadaşımız Arto ile karşılaştık! Kendisini en son İstanbul’a geldiği bir konserde kısa bir süre görmüş daha sonra izini kaybetmiştik. Meğersem bizim Kuyucuk Festivali ile aynı anda Kars Kafkas Kültürleri Festivali varmış, Arto da kendi tabiriyle “kendilerini kafkasyalı zanneden” bir grup Norveçli ile birlikte çalmaya gelmiş!

Uçak kalkarken THY’nin uçak iniş ve kalkışlarında çaldığı çirkin muzak şarkılardan birisinin normalde Sezen Aksu’nun söylediği bir Arto bestesi olması enteresandı. Arto farketmedi galiba, yerinde olsam farketmemeyi tercih edeceğim için kendisine haber vermedim.

Kars Kaleden Manzara

Kars Kalesinden Manzara
(Fotoğraf: Yıldırım Öztürkkan, Kars Rehberi)

Araba Kiralama
Uçaktan inmek amacıyla hareketlenince Kars’a gitmemize bahane olan Kuyucuk Doğa Festivali’nin düzenleyicisi Çağan’ın bizimle aynı uçakta olması gereken biraderi Doğan’ı aramaya başladım. Doğan, Çağan’ın 10 5 yaş gençleştirilip rengi bir ton açılmış versiyonu olduğundan kendisini tanımak zor olmadı. Sağolsun bebek sayesinde adedi ve ağırlığı artan bavullarımıza yardım etti ve beraber havaalanından çıkıp bize araba kiralayacak kişiyi aramaya başladık. Kendisine şimdilik Alparslan diyeceğimiz adamımızı bulmak da çok kolay oldu zira kendisi 1.90 boyunda 109 kilo ağırlığındaydı. Bıyıkları en az 900 gram 3 günlük sakalı ise 9 gram çeker diye düşündüm.

Alparslan Red Kit gibi ağzındaki sigarasını düşürmeden birçok şey yapabiliyordu. Bir taraftan sigaranın dumanını üflerken bavulları yüklememize yardım etmeyi, arabayı tek eliyle kural tanımadan kullanmayı, sağdan soldan gelenlere korna çalmayı hatta el kol hareketi yapmayı, ağzının sigara durmayan yarısıyla da bizimle laflarken aynı anda telefonda konuşmayı becerdi.

Alparslan kırmızı ışık dinlemeden ilerleyip seri bir şekilde şehre vardıktan sonra arabayı haşince parkedip indi, ben de peşinden kaldırımın altında kalan dükkanına girip araba kiralama prosedürlerini halletmeye başladım.

Birazdan içeri yirmili yaşlarda bir delikanlı girdi. Üstünde siyah çizgili takım elbisesi, kravatsız önü göbeğe kadar açık beyaz gömleğinden fışkıran kılların arasında sallanan bir altın zincir ve siyah, parlak ve sivri ayakkabıları vardı. Saçına sürdüğü bir megaton jöle ile üstlerini kabartırken önlerini aşağı yapıştırmıştı. Bir eli cebindeydi, diğer elinde ise tespih ve cep telefonu vardı. Kurtlar Vadisi Kars’taki Kartal filminin setine mi geldim diye düşünürken delikanlı sakince “selamınaleyküm” çekip kendisini İstanbul Kartal’daki Kars diasporasının bir mensubu olarak tanıttı. Hala şehirdeki akrabalarının seceresini verdikten sonra bir araba istedi.

Alparslan önce delikanlının akrabaları hakkında kısa bir çapraz sorgu yaptı. Delikanlı sorgudan kalmış olacak ki yüzünde bezgin bir ifade ile sigarasının külünü “bu mekanda sigara içmek yasaktır” yazısının altındaki çöpe silkeledi, delikanlının bütün Kurtlar Vadisi imajını paramparça eden kalın hipermetrop gözlüklerini işaret ederek masabaşı elemanına “bu pröfösöre beyaz hundaiyı ver!” talimatını verdi.

Karabağ Otel ve Kar’s Otel
Biz de kendi arabamızı aldık ve kalacağımız Karabağ Otel’e doğru yola çıktık. Kars’ın kale ve eski mahallenin altındaki Tahtdüzü denilen merkezini Rus işgali (1880 – 1918) sırasında tasarlayan Hollandalı mimarlar sağolsunlar birbirini dik kesen geniş caddelerden geçip yolumuzu bulması kolay oldu.

Karabağ Otel en merkezi caddelerden birisi olan Faikbey Caddesi üzerindeydi. 3 yıldızlı ve temiz ama eski ve kiç (kitsch) denecek kadar demode döşeli otelin hiç reklamını yapmadığı özelliklerinden birisi de Orhan Pamuk’un Kar romanını bu otelde kalırken yazmasıydı. Daha sonra neden reklamını yapmadıklarını anladık.

Otelin personeli resepsiyoncudan temizleyicilere kadar sürekli sigara içmeleri dışında çok yardımcı ve sempatikti. Lobideki kullanılmayan 60’lardan kalma kırmızı bar da kocaman akvaryumuyla oldukça enteresandı, insan kendisini Otomatik Portakal filminde zannediyordu.

Kar's Oteli

Kar’s Oteli’nin İç Avlusu

Ama şayet paranıza kıyacaksanız Kars’taki en güzel otel olan Kar’s Otel’de kalmanızı tavsiye ederim. Ruslardan kalma eski bir taş binayı restore etmiş ve gerçekten harika bir otel haline getirmişler. Gördüğümüz kadarıyla işletmesi de iyiydi. Otelde kalmasanız bile bizim yaptığımız gibi bir yemeğe gidip otelin mimarisini ve özellikle peç sistemi ile yapılmış ısıtmasını inceleyebilirsiniz.

Peç, ruslardan kalma bir ısıtma sistemi. Binanın alt katlarındaki bir şöminenin dumanları duvarların içinden geçerek binadan çıkıyor ve diğer odaların da ısıtılmasını sağlıyor. Soğuk şehirler için ideal olan bu sistemin normal şartlarda Doğu Anadolu’nun diğer şehirlerinde de olması beklenirken tersi olmuş. Artık Kars’ın bütün yeni binaları (şayet bir tasarı kaygısı güdüldüyse) muhtemelen Ankara için tasarlanmış, gazete haberlerinden de senede iki kez gördüğümüz gibi bir köşede kayak yapılırken öteki köşede denize girilen ülkemizde aynı planla dikilen, kullanışsız balkonlu çift renkli çirkin betonarme binalar.

Kıraathanede Galatasaray Maçı
Akşam otele yerleştikten sonra Seha’nın işi vardı, ben de onları anne oğul odada bırakıp GS – Bellinzona maçını izleyecek yer aramak içere sokağa çıktım. Şansıma bizim otelin hemen yanında bir kıraathaneden dışarı hoparlör koymuşlar, sokağa maç öncesi ropörtajların yayınını yapıyorlardı da fazla aramam gerekmedi. Ama öncelikle bir eczaneye gitmem gerektiğinden gece sokaklarda biraz yürüyebildim. Bizim otelin olduğu nispeten yeni kısımlarda bile aralarda güzel Rus binaları kalmış durumdaydı. Bir tanesi şu anda Anadolu Lisesi olarak kullanılmaktaydı ve girişine Roma stilinde iki adet kocaman taştan vazo yerleştirilmişti. Hemen yanında da yine Ruslardan kalma gibi duran bir ufak park vardı.

Maçı izlemek için kıraathaneye döndüm ve zifiri karanlıkta sigara dumanı bulutunu yararak ilerledim. Yer kalmadığı için duvara dayanıp izlemeye başlamıştım ki dumanların arasından çıkan bir adam en önde bir yer gösterdi. Sigaradan uzak kalmak amacıyla arkada kalmayı yeğleyince sağolsun bana bir sandalye ve demli bir çay getirdi. Çekirdek çıtlatma sesleri televizyondan gelen tezahürata karışırken gözlerim karanlığa alıştı ve duvarlara kaplanmış tomrukların üstüne asılmış sonradan Kars’ta birçok dükkanda tekrar tekrar gördüğüm Atatürk resmi, Hz. Ali resmi, Kabe resmi gibi resimleri görmeye başladım.

Galatasaray’ın defansında Servet Çetin yine canını dişine takmış oynarken seyircilerden diğer futbolculara oranla hem daha fazla destek hem de daha acımasız eleştiriler geldiğini farkettim. Kendisinin Karslı olduğunu zannediyordum ki yanımdaki “Servet Karslı değildir, babası Karslıdır, o Tuzlucalıdır” diye düzeltti. Tuzluca da Iğdır’ın bir ilçesi, en fazla 45 dakika mesafede ama bu mesafede birisi babası da Karslıyken hemşehri sayılıyor mu sayılmıyor mu anlayamadım. Askerde hemşehrilik en az 100 km çapında bir daire ile tanımlanmışken sivilde bu mesafe kısalıyor galiba…

Kars Rehberi (Kars City Guide)
Kars’taki ilk günümüzde Çağan’ın Kars Kent Konseyi’nden alıp elimize tutuşturduğu harika bir Kars kitabını alıp dolaşmaya başladık. Kars’ta kaldığımız dört gün boyunca bu kitap (İngilizce baskısı idi) elimden düşmedi. Sağolsun son gün bendekini çok beğendiğim için hediye ettiler de yürütmekten kurtuldum. Aslında bütün iyi niyetim ile bir tane almak için çarşıdaki iki kitapçıya baktım ama ikisinde de olmadığı gibi kitabın varlığından haberleri bile yoktu.

Şimdi bu yazıyı yazarken farkettim ki kitabın ayrıca web sitesini de yapmışlar. Şuradan bakabilirsiniz: Kars Kent Rehberi. Maalesef tamamlanmamış, umarım tamamlarlar.

Kitabın yayımlanmasında Kars için birçok çalışma yapmış birikimli yazarları dışında (kuşlar kısmının yazarı Çağan hariç iki tanesiyle tanışma fırsatım da oldu) Kafkasya Kültürleri Festivalini de düzenleyicilerinden Anadolu Kültür, Türkiye’de birçok kültürel aktiviteyi destekleyen Chrest Foundation ve AB ülkeleri ile AB üyesi olmayan ülkeleri kültürel olarak yakınlaştırmak için çalışan European Cultural Foundation‘ın da katkıları olmuş. Hepsinin ellerini sıkmak lazım.

Kars Rehberi

 

Kitapta Kars hakkında genel bilgiler, Kars’ın tarihi, önerilen gezi rotaları, görülecek yerler, Kars kültürü ve en sonunda faydalı bilgiler (araba kiralama, yiyecek içecek vs.) var. Ayrıca aralarda bölgede kullanılan peç ısıtma sistemi, Kars sokaklarındaki heykeller, Molokanlar, Karl Marx ve Kars’ın Düşüşü yazısı, General Williams ve Kanada’daki Kars isimli kasaba, Kar kitabındaki bazı karakterler Kars hakkında kötü konuştuğu için sevmedikleri Orhan Pamuk’un Ka karakterinin dolaştığı sokaklar, Kars halıları, Kars peynirleri ve yemeklere peynirle başlama geleneği hakkında ufak kısımlar eklenmiş.

Eski Kars
Kars Kalesi’nin altındaki yollardan kaleye doğru gidebildiğimiz kadar ilerledikten sonra arabamızı yolun bittiği yerde bıraktık. Önce kaleye tırmandık. Ertafını Kars Çayı’nın döndüğü Karakaya denen bir tepenin üstüne inşa edilen Kars Kalesi şehrin sembolü durumunda. İlk olarak Selçuklular yapmışlar, daha sonra önüne gelen herşeyi yıkan Aksak Timur kendisinden bekleneceği üzere yıkmış. Sonra Kanuni tamire başlamış ve yarım bırakmış. Nihayet Trabzonlu ustaları yollayan 3. Murad bitirmiş. Nişanyanlar Türkiye’nin en çok savaş gören kalesi olabileceğini tahmin ediyorlar (İran savaşları, Rus savaşları).  (Google Earth Adresi)

Nişanyanlar demişken Kars, Doğubeyazıt, Ağrı, Ani civarlarını Müjde ve Sevan Nişanyan’ın Ankara’nın Doğusundaki Türkiye kitabı ile gezdik. Bana göre görülesi yerler biraz kısa geçilmiş de olsa eğlenceli ve faydalı bir kitap. Her madde hem Türkçe hem de İngilizce yazılmış. Genellikle ikisinde yazan birebir aynı şeyler olmadığından ikisini de okumanızı öneririm. Hassas kısımlarda – ki Doğu ve Güneydoğu Anadolu sözkonusu olunca hassas kısımlar oldukça fazla – dert yanarken muhtemelen ecnebilere şikayet ediyor gibi olmamak için sadece Türkçe yazmışlar.

Kars Kalesi

Önde Yıkık Muradiye Hamamı, Arkada Kars Kalesi

Kalenin manzarası muhteşem ama içerisinde görecek fazla birşey yoktu. Biz oradayken kale içindeki meydanda sonradan gelen acı şehit haberleriyle iptal edilecek olan festival için sahne kuruluyordu. Kızlı erkekli gruplar manzaraya karşı oturmuşlar sohbet halindelerdi. Hem etraftaki ve sokaklardaki kadın sayısından hem de hal ve tavırlarından Kars’ın Anadolu’nun kalanına oranla çok daha liberal olduğu belliydi – ama sebebini anlayamadım. Nişanyanlara göre Kars ahalisi okuryazarlığıyla gurur duyarmış. Etraftaki kitapçı sayısına göre öyle gözükmemekle birlikte milli gazeteler 11’de gelse de aradıklarımı bulmakta zorluk çekmedim.  Öte yandan Çağan Kars’ta tam 9 tane yerel gazete olduğunu anlattı.  Bu gazeteler hala (Kar kitabındaki gibi) yarım asırlık elle çalışan makinalarla basılıyorlarmış ve devlet destekli olduklarından bedavalarmış.  Yerel basın fakiri ülkemiz için gurur duyulması gereken bir konu.

Biraz etrafı izleyip şehrin topoğrafyasını çözdükten sonra aşağı eski mahalleye indik. Önce 12 Havari Kilisesi’ne gittik (Kümbet Camii). Etrafı çirkince restore edilmiş ama kapıları kapalı olan bir eski Ermeni kilisesi. 929 – 953 yıllarında Kars’ı başkent yapan Bagratlı Ermeni kralı Apas (Abbas) yaptırmış. Ruslar zamanında başpsikoposluk olarak kullanılmış. Uzun süre kereste deposu imiş, ama Galatasaray Adası kömür deposu olursa burasının da kereste deposu olmasına şaşırmamak lazım. Biz oradayken kapalı olduğundan ve şayet açılıyorsa ne zaman açılacağına dair hiçbir ipucu bulunmadığından dışarıdaki 12 havari kabartması hariç birşey göremedik.

12 Havari Kilisesi, Kars

12 Havari Kilisesi, Dikkatli Bakarsanız Pencerelerin Arasında
Söz Konusu 12 Havariyi Görebilirsiniz

Kilisenin hemen arkasında Evliya Camii var. Söz konusu evliya ise Ebul Hasan Harakani. Harakani Japon bir yazar ismi gibi dursa da Harakanlı demek (Horasan civarında bir köymüş). Evliyanın sözlerini okuyunca Mevlana’ya çok benzettim. Sonradan anladım ki Mevlana kendisinden bayağı etkilenmiş ve Mesnevi’de kendisinden sitayişle bahsetmiş. Evliya Çelebi, Kars Kalesi yapılırken bir askerin rüyasında bir evliya gördüğünü ve rüyada gösterilen yer kazılınca mezarın bulunduğunu yazmış ama başka kaynaklara göre mezarı Horasan’da.

Daha sonra civardaki mahallede biraz yürüdükten sonra akşam yemeğine yukarıda bahsettiğim Kar’s Oteli’ne gittik. Herşey çok güzel de olsa bu otelde insan kendini Kars’ta hissetmiyor. Biraz daha yerel olmak isteyenlere hemen yandaki KA-MER‘in lokantasını tavsiye ederim. Burada üzeri mısır gevreği kaplı enteresan bir sigara böreği yedik. Önden içtiğimiz ekşili çorba da bayağı güzeldi. Ayrıca Kamer’e destek olabilmek de iyi bir his.

Namık Kemal Evi
Ertesi sabah kalkınca Doğan’ı kuş gözlemcilerinin gayet güzel bir bina olan Kent Konseyi’nin yakınında tuttukları evden aldık ve kalenin altında Kars Çayı’nın yanında kalan Namık Kemal Evi’ne gittik. Burada Çağan’ın Kars’ta çektiği kuş fotoğraflarının ve Kafkas Üniversitesi öğrencilerinin çizdiği bölgedeki bitkilerin resimlerinin sergisi vardı.

Namık Kemal Evi’nin giriş katının 350 yıllık olduğu söyleniyor. Ama yapılan acayip restorasyon sayesinde bina dün yapılmış gibi! PVC pencereleri eksik kalmış. Namık Kemal 1853’te dedesi Kars Valisi iken bu evde bir yıl kalmış ve ilk şiirlerini burada yazmış. Şimdi burada oturuyor olsa ne hikmetse kar memleketinde dümdüz yapılmış çatının akmasıyla uğraşmaktan şiire vakti kalmaz.

Namık Kemal Evi’nin hemen karşısındaki Topçuoğlu Hamamı binasında da Kars resimleri sergisi vardı. Biraz da orada kaldık, Kars’ın eski ve yeni resimlerine baktık. Rus işgali zamanı resimleri çok enteresan, dev meydanlar, özenle yapılmış kamu binaları ve kiliseler/katedraller. Rusların sadece 40 yılda şehri ne kadar değiştirdiklerini görünce insan Kars’ın önemini anlıyor.

Kafkas Üniversitesi
İshak Paşa Sarayı’na doğru yola çıkmadan önce Kafkas Üniversitesi’ni de görmek istedik. Kafkas Üniversitesi’nin eski ana kampüsü Kars Çayı ile Karadağ arasında sıkışmış (şimdi burası sadece İktisat Fakültesi).   Ana kampüsü aslında kuşlar için korunması gereken bir sulak alana taşımışlar!  Ruslardan kalma güzel binalar ağaçların arasında, hemen önlerinden şırıl şırıl çay akıyor. Dağ, taş binalar ve akarsu üçlüsü bana sonradan daha çok sevdiğim üniversitemi hatırlattı.

Ahmet Tevfik Paşa Konağı’nın kalıntılarına, eski su değirmenine, eski polis karakoluna ve en son paşa konağı ve Kafkas Üniversitesi’ne biraz baktıktan sonra İshak Paşa Sarayı’na doğru yola çıktık.

Ağrı Dağı ve İshak Paşa ayrı bir yazıda şurada: Ağrı Dağı ve İshak Paşa.
Ertesi sabah da Kuyucuk Gölü ve Ani Harabelerine gittik. O yazı da şurada: Kuyucuk ve Ani Harabeleri . (Henüz bitirmedim.)

Üçüncü günümüzün akşamında Çağan’ın stresi azalmıştı, akşam hepberaber bir yemeğe gitmeye karar verdik. Bizim Ani dönüşümüz biraz geciktiği için yoldan Çağan’ı alıp direk yemeğe gittik. Kars Çayı’nın yanında Bistro diye bir lokantaya gitmeye karar verdik lakin Bistro’ya vardığımızda kültür bakanının anturajıyla beraber orada olduğunu ve bizim gibi sefillerin içeri alınamayacağını söylediler. Ama Çağan (ki kendisi Kars’ta 10 kaplan gücündedir) kültür bakanımızı, Kars valisini ve sempatik Kars belediye başkanını ertesi gün Kuyucuk’taki Dünya Kuş Gözlem Günü etkinliklerine davet etmeye içeri girince sağolsunlar bizi de içeri aldılar ve Kars’ın güzel lokantalarından Bistro’yu da görmüş olduk. Kaz dolması yemek istemiştik ama Çağan şu anda önceki seneden kalan kazların bir senedir beklediklerini ve riskli olacağını söyleyince tırstık. Bistro’nun yeri ve bahçesi güzel aslında yazın görsek muhtemelen çok daha güzel olurdu, Kars Kalesi manzarasına bakan bir bahçesi var ve sessizse muhtemelen Kars Çayı’nın sesi de duyuluyordur.

Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı
Ertesi gün öğlen uçağımız öncesinde Kars’ı biraz daha gezdik. Önce ana cadde üzerinde Kılıçoğlu Pastanesi’nde dışarıdan aldırdığımız gravyer haricinde pek de özelliği olmayan bir kahvaltı ettikten sonra eskiden üst katı yazın, alt katı kışın kullanılan Gazi Muhtar Paşa Evi’ne gittik.

Gazi Muhtar Paşa, Kars

Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı ve Önünde Fransa’dan Getirilen Dört Mevsim Heykeli

Gazi Ahmet Muhtar Paşa bu konağı Osmanlı – Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında karargah olarak kullanmış. Aydın bir asker ve devlet adamı imiş. Askerliği dışında gökbilimci ve matematikçi olan Paşa, Osmanlı’da miladi takviminin ve uluslararası saat sisteminin kullanılmasını ilk öneren kişiymiş. O zamanlardaki pek çok askere nasip olmayacak bir şekilde 80 yaşında eceliyle İstanbul’da ölmüş. Fatih Camii’ndeki mezarını görmek isterim.

Binayı Kars Valiliği ve Kars Tugay Komutanlığı restore etmişler. Görebildiğimiz kadarıyla çok güzel bir restorasyon olduğunu söyleyebilirim, askerleri tebrik etmek lazım. Üst kattaki Osmanlı – Rus Savaşı Müzesi kapalı olduğundan göremedik ama alt katta çok ilginç bir sergi vardı.

Molokanlar
Sergiye tamamen şans eseri denk geldik. Ahmet Muhtar Paşa Konağı’nı görelim diye geldik, üst kat da kapalı olunca alt kata girdik. Çok beğendiğim Kars Gezi Rehberi’nin de yazarlarından Yıldırım Öztürkkan ve Vedat Akçayöz Molokanlar (Molokonlar) hakkında bir sergi açmışlardı.

Molokanlar Rus işgali sırasında metozoriyle Rusya’nın orta ve kuzeylerindeki yurtlarından sürülerek Kafkaslara getirilen bir ortodoks tarikatı. Kars Rus işgali altındayken bir grup da Kars’a getirilip yerleştirilmiş. Kendi hallerinde, içlerine kapalı bir grupmuş. İnançlarında kilise, teslis, ikonlar yok ama en önemlisi her türlü kavga ve ellerine silah almaları yasak. Bundan dolayı otoriteyle araları hiç olmamış. 1920’den sonra Kars tekrar Türkiye sınırlarına girince istemeye istemeye askere gitmişler. Daha sonra birkaç dalga halinde çeşitli yerlere göçerek Kars’tan ayrılmışlar.

Molakanlar, Kars

Molakanlar, Red Kit’ten Aşina Olduğumuz Mormonlara Benziyorlar
(Fotoğraf: Yıldırım Öztürkkan Arşivi, Kars Rehberi)

Sergiyi yapanlardan Vedat Bey’in anneannesi bir müslüman ile evlendiği için dışlanıp müslüman olarak ölen bir molokanmış. Yıldırım Bey ile birlikte önce Molokanların Kars’a bıraktıklarını araştırmışlar, daha sonra da Rusya’ya gidip oradaki molokanlarla konuşarak bir belgesel çekmişler. Bu sergide de belgeselden fotoğraflar vardı. Ayrıca benim meraklı bir dolu sorumu da sabırla cevapladılar.

Molokanlar Karslılara değirmencilik, ziraat ve peynir yapımı gibi konularda yardımcı olmuşlar. Son molokanlar da gideli yıllar olmasına rağmen hala kendilerinden sevgiyle söz ediliyor. O kadar ki dönüş yolundaki taksici bile molokanlar hakkında konuştuğumuzu duyunca kendisi onları görmemiş olmasına rağmen çok dürüst ve çalışkan insanlar olduklarını, aralarından kesinlikle kötü bir iş yapacak kimse çıkmayacağını söyledi.

Sergiyi gezerken kendisini İngiliz Kemal olarak tanıtan ve berberlik yapan enteresan bir adamla da tanıştık. Annesinin Kürt, babasının Türk, kendisinin ise İngiliz olduğunu anlattı. Sergi defterini imzalarken tarihi sordu, günü söyleyince ayı da sordu. Daha sonra da tarihlerin hiç önemi olmadığını, önemli olanın insanlık olduğunu söyleyip çıktı.

Kars Gravyeri

Molokanlardan Yadigar Gelenek, Kars Gravyeri

Ahmet Muhtar Paşa Konağı’ndan çıkıp otele döndük. Arabamızı aldık, Doğan’ı aldık ve yola çıkmadan önce alışverişlerimizi yapmak üzere çarşıya gittik. Önce biraz dolaştık, daha sonra tavsiye üzerine Zavotlar isimli dükkana girdik. Biz sadece gravyer ve eski kaşar aldık, Doğan ayrıca bal da aldı.

Fethiye Camii (Aleksandr Nevski Kilisesi)

Fethiye Camii’nin Eski Bir Resmi (Aleksandr Nevski Kilisesi)
(Fotoğraf: Yıldırım Öztürkkan Arşivi, Kars Rehberi

Yiyeceklerimizi yükendikten sonra göremediğimiz binaları en azından dışarıdan görmek için arabayla şehirde son bir kez turladık. Orhan Pamuk’un Kar romanının kapağında ve reklam filminde yürüdüğü Ordu Caddesi’nden başladık ve kısaca defterdarlık binası, Kars Anlaşması’nın imzalandığı vali konağı, eski rus konsolosluğu, İsmet Paşa İlkokulu, Kar’s Oteli’nin sahibi Tuncer Güvensoy’un güzel evi, eski belediye binası, Anadolu Lisesi ve en son da eski resimlerde önünde dev bir meydan olan Fethiye Camii’nin (Aleksandr Nevski Rus Kilisesi) önünden geçip havaalanına döndük.

Kars beklemediğim kadar güzel ve ilginç bir şehirdi. Son zamanlarda göçler yüzünden boşalması yazık. Umarım Karslıların istedikleri gibi sınır açılır da şehir eski önemine kavuşamasa bile biraz daha hareketlenir. Öte yandan ayrıca umarım ki bu hareket şehrin harika doğasını ve karakterini bozmaz.

10 thoughts on “Kars”

  1. yazılarınız ve önerdiğiniz web siteleri için sizi tebrik ediyorum… internette bulabildiğim en değerli yorumlar sizin sayfanızda bulabildim ki siz bu kars yazısını 3,5 yıl once yazmışsınız!

  2. selamlar efet kars guzel yer her ay gıderım cunku orda okuyan sevgılım var:)daha dogrusu nısanlım ve her gıttıgımde camlıca:))kırtasıyesının ordan gecerız genelde cok adı duyulan camlıca kırtasıyedır..

  3. evet yaziyi okuduktan sonra sanirim kars’a gidiyorum. 4 gunde kars, agri, van yapilir mi acaba?

  4. Erdem: Teşekkürler!
    Hafiye: Sonradan hatırladım, afişinde arkadaki manzara benziyor hakkaten. Kaçırmamam lazım. Bu arada sayfanın üstündeki resim de Nuri Bilge Ceylan’ın resmi, muhtemelen o da o civarlarda çekilmiştir.
    Tahir: Resimleri çekecek mis gibi fotoğrafçı buldum işte daha ne istiyosun? Bir sonraki yazıdaki resimlere bak bir de (Ağrı, İshakpaşa…) çok yakında.

  5. birde gezerken resim ceksen, geziler bolumu cok daha keyifli hale gelecek. Neyse buna da sukur diyelim…

    eline saglik.

  6. Nuri Bilge Ceylan’ın İklimler filminin yarısı Kars’ta geçiyor. Kendisi sinematografik ve güzel manzara derleyen bir yönetmen olduğundan görüntülerin seyrine doyulmuyor. Tavsiye ederim.

  7. Özellikle esimlerin altına eklediğin kısa yorumlar süper. (i.e. Molokonlar/Red Kit) Öldüm gülmekten.

  8. Ellerine saglik cok guzel yazmissin Emin’cim… ben hep Kars’a cok gitmek istedim. Hatta gecen Turkiye’deyken Antalya ucagina binerken Kars ucagi yan kapidan kalkiyordu… icim gitti 🙂

    Molokonlar detayi da cok guzel yakismis… tekrar ellerine saglik. Yakin zamanda Kars’a gitmek uzere…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *