Uçak Yolculuğu ve Teknoloji

Sonuçta Lufthansa ile uçuyordum ama yine de bavul bırakma kontuarını bulamadığımdan bir insanla konuşmak zorunda kaldım. Sağolsun hanımefendi bana bir sürü insanın sırada beklediği bir elektronik kontuar gösterdi. Ama “Sayın fraulein ben insanlarla konuşmadan sıra beklemeyi de minimize ederek kapıya gitmek için onlaynçekin yapmıştım” desem de (bilmeyenler için onlaynçekin’in almancası Onleincheckin) akıbetim değişmedi. Bir an elimdeki bavulu İstanbul – Bodrum uçağındaki herkes gibi yanıma alıp ağıla öküz tıkar gibi terleye terleye yukarıdaki dolaplara tıkmayı düşündümse de 2 metre boyunda Lufthansa hosteslerinden ve yeşil kıyafetli Alman otoritelerinden korktuğum için hemen vazgeçtim.

Bildiğim kadarıyla Türkçemizde “geek” kelimesinin tam karşılığı yok, eski jenerasyonun “inek” kelimesinin günümüze uyarlanmışı diyebiliriz lakin “inek”‘in anlamı da bizim okul yıllarımızda da tartışma konusuydu:

Bazısı “inek”‘in iyi not alan öğrenci,
Bazısı bazısı çok çalışan öğrenci,
Bazısı ise Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı’ndaki İnek Şaban karakteri gibi çok çalışmasına rağmen bir türlü iyi not alamayan öğrenci olduğunu söylerdi.

Sonuçta zannedersem çok çalışan öğrenci anlamı yerleşti. Şimdi ise dilimize geek yani “gerçek dünyanın dışında da olabilecek çeşitli konulara kafayı takıp (bazen) kendi hayal dünyasının içinde yaşamayı seven kişi” için bir kelime lazım.

Bazı bakımlardan bu tanıma uyduğumu düşünüyorum. Ama elektronik ve internete olan merakım cimriliğime baskın olamadığından çok da fazla elektronik aletim olduğu söylenemez. Kendi hayal dünyama ise her zaman değil, genellikle iki ayda bir gelen asosyal zamanlarımda girmekten hoşlanıyorum.

Teknolojiyi sevmemin sebeplerinden birisi de hafiften mizantrop (merdümgiriz) olmamdır. Bir işi internetten az zahmetle yapabilirsem insanlarla yapmaya tercih ederim. Buna tek istisna kitap satın almak olabilir ki o da Amazon kitapların kapaklarına dokunmamızı ve kitapçı kokusunu web sitesinden alabilmemizi sağladığında bitecek.

Seyahat ve Internet
Bu sitedeki yazılara bakacak olursanız hem iş hem de özel hayatımda bol seyahat ettiğimi farkedersiniz. Yani son zamanlarda uçak (www.expedia.com) ve otel (www.booking.com) ayırtmak ve öncesinden oteller hakkında araştırma yapmak (www.tripadvisor.com), Türk Hava Yolları’nın bitmez tükenmez rötarlarını takip etmek (www.flightstats.com), acil çıkış kapısı önündeki rahat sıradaki cam kenarı koltuğum doluysa alternatif en güzel yeri keşfetmek (www.seatguru.com) ve ayırmak (artık neyle uçuyorsam onun sitesi) gibi işleri internetten insanlarla konuşmadan yapabilmekten çok memnunum.

Seat Guru

Seat Guru’dan İstanbul – Addis Ababa Uçağı Koltukları

Öte yandan geçen haftaki uçuşumda başıma gelenler teknolojinin bazen işleri zorlaştıracağını da bana hatırlattı.

İstanbul – Münih Hattı
Münih – İstanbul için elektronik giriş kartım (boarding pass) cep telefonumda hazırdı. Yanımda karım olmadığı zamalarda olduğu gibi havaalanına erkenden vardım. Yanımda babam olsaydı daha da erken varırdım da o yoktu neyse ki. Bavulum olmasa kapıya kadar herhangi bir insanla konuşmadan gidecek herşeyim hazırdı lakin bu seyahat uzunca olduğundan yanıma alamadığım ebattaki bavulumu bırakmak için bavul bırakma kontuarını aramaya başladım.

Bu kontuar THY’de henüz yok. Bavulunuz varsa da yoksa da gittikçe daha uzunlaşan bir “onlaynçekin” (internet check-in dersem Türkçe olur mu?) sırası beklemek zorundasınız. Bildiğiniz gibi THY hala bir kamu kuruluşumsu, dolayısıyla sadece insanları uçurmaktan daha önemli görevleri de var. Bunlardan birisi de Türk insanına sırada bekleme adabını öğretmek. Dolayısıyla sıraları kısaltmak, hızlandırmak, yok etmek amaçları arasında yok ve olmayacak.

Sonuçta Lufthansa ile uçuyordum ama yine de bavul bırakma kontuarını bulamadığımdan bir insanla konuşmak zorunda kaldım. Sağolsun hanımefendi bana bir sürü insanın sırada beklediği bir elektronik kontuar gösterdi. Ama “Sayın fraulein ben insanlarla konuşmadan sıra beklemeyi de minimize ederek kapıya gitmek için onlaynçekin yapmıştım” desem de (bilmeyenler için onlaynçekin’in almancası Onleincheckin) akıbetim değişmedi.

Bir an elimdeki bavulu İstanbul – Bodrum uçağındaki herkes gibi yanıma alıp ahıra öküz tıkar gibi terleye terleye yukarıdaki dolaplara tıkmayı düşündümse de 2 metre boyunda Lufthansa hosteslerinden ve yeşil kıyafetli Alman otoritelerinden korktuğum için hemen vazgeçtim.

Ben bunları düşünmeye çalışırken zorlanıyordum zira önümdeki Hollandalı çift birbirlerine anaavrat küfrediyorlardı. Hollandaca bana hep küfür gibi geldiği için öyle zannetmiş de olabilirim ama seslerini de yükselttikleri için görevli kadın gelip olaya el koydu. Bu seferki fraulein Milka reklamında fışkırmış gibi sarı saçlı, sağlıklı kırmızı yanaklı ve yuvarlak yüzlüydü. Omuzunun üzerinden kafamı uzatarak hollandaca olan ekranda nerelere bastığını takip etmeye çalıştım ama ekranı tam göremedim. Görsem de Onlijncheckin‘in ne demek olduğunu anlamadığımdan birşeye yaramayacaktı tabii.

Nihayet Çekin
Sonuçta sabrettim ve sıram gelince kendi kendime işlerimi halletmeye başladım. Başlangıçta çok iyiydi. Sistem ismimi alsın diye kredi kartımı koydum ve kredi kartımdaki ismimle rezervasyondaki ismim tamamen aynı olmasa da (İtalya’da makarnalar sayesinde büyümüş göbeğimin adı sağolsun) sistem beni tanıdı. Bunun üzerine şansımı veya sistemin sabrını zorladım ve Lufthansa uçak numarası yerine uçuş THY ile codeshare olduğu için THY uçuş numarasını yazdım. Sistem çok uyanık olduğundan onu da anladı! E Alman da Japon kadar olmasa da yapmış sonuçta. “Peeeeh Alman sistemi Türkiye’de olacaktı ki, benim kayınçomun Imbissinde bir gün oturuyoruz…” diye başlayan asker arkadaşlarımın anıları aklıma geldi.

Artık tuvalete ve aprona yakın olan acil çıkış sırasındaki cam kenarı muhteşem koltuğum da tamam olduğundan tek yapmam gereken bavulumu teslim etmekti. Makina da öyle düşünmüş olacak ki bir anda suratıma tükürür gibi bavula yapıştıracağım şeyi attı. Paranoyak olduğum için bavulumu Amsterdam yerine Addis Ababa’ya yollayacak kudretteki yer hosteslerinin yapıştırdığı etiketi hep kontrol ederim, dolayısıyla onları taklit ederek beyin cerrahı titizliğiyle etiketi bavuluma yapıştırdım. Elimle üstünden defalarca geçerek sıkı yapıştığına emin oldum. Elimde bavulun yanlarına yapıştırılan 3 etiket kaldı. Ama bavulumda 4 yüzey vardı. Bir tanesini tam karşıya yapıştırdım. Öteki ikisini yanlış yere koyarsam bavulumun kaybolacağına emin olduğumdan Milka kadınını aramaya başladım. Tabii ki lazım olduğunda bulunmamak üzere eğitimliydi, Alman eğitim sistemi de iyidir bilirsiniz. Aynı anda arkamdaki kız sabırsız sabırsız ayaklarını yere vurarak havalara bakıyordu. Bir taraftan da “bir bavul yollamaktan aciz bu dummkopf” dediğine emindim ama Almanca bilgim kafi olmadığından tam anlamıyordum.

Addis Ababa Havaalanı Da Fena Yer Değilmiş.
Bavulunuz Sizden Daha Güzel Bir Yere Gitmiş Olabilir
Fotoğraf: dvisaak.blogspot.com

Sırada arkamdaki sabırsız kız oldukça ağır duran çantasını kafama geçirmek üzereyken Milka kadını belirdi. Herhalde süt sağmadan yeni dönmüştü zira yorgun ve bezgin bir ifadeyle yanıma geldi ve parmaklarıma yapışık duran etiketlere kımıl zararlısına bakar gibi baktı. Bavulumun kaybolacağını ve Addis Ababa’dan çıkacağını kendisine söyledim ama pek etkilenmemiş gibiydi. Söylenirken galiba “Onları nereye yapıştıracağımı biliyorum herr Weintrinker” dedi ama Almanca bilgim kafi gelmediğinden emin değilim. Sinirli sinirli ekrana bastı ve ben plonjon yapıp yakalayamadan bavulum konveyör bantta gidip köşeyi döndü. Elimdeki etiketlerle kalakaldım. Milka kadını “O elinizdekilere gerek yok. Hahahahaha!!” dedi ve benim “Madem yoktu neden bastırdınız fraulein? Ben size ne yaptım ki?” dememe fırsat vermeden arkasını dönüp inek sağmaya gitti.

Arkamdaki sabırsız olduğu kadar da asabi kız başka sıraya gittiğinden arkama gelen ve tatile gittikleri için çok neşeli olduğunu tahmin ettiğim her taraflarından birşeyler sarkan neohippi çift ekranıma bakarak “Haha, İstanbul’a çekin işleminiz tamamlandı” dediler. Ben de karşıdan bavulum çıkmazsa bir daha Milka çikolata almayacağımı söyledim. Aslında anlamamaları gereken esprime nedense çok güldüler ve ben de artık ölmüş atın davası olmaz diye kapıma doğru ilerlemeye başladım.

Uçağa Giriş Zorlukları
Pasaport kontrolunda Schengen vizemin giriş damgasını bulamadığı için nedense çok eğlenerek sayfaları çevirip duran polise girişi İtalya’dan yaptığımı belki İtalyanların mürekkeplerinin bitmiş olduğunu söyleyince adam iyice coştu ve göbeğini tutarak gülmeye başladı. Galiba bu Münih’liler her ülkenin güneyindekiler gibi yavşaklar. Adam utanmasa camekandan elini çıkarıp sırtıma “Seni gidi haylaz seni” diye vuracaktı.

Oradan çıkınca tatil için vatanımıza dönmekte olan Alamancı kardeşlerimizi izleyerek ve seslerini dinleyerek kapımı buldum. Alamancı erkekler favori modasını çok geliştirmişler. Bumerang, orak, çapa, nota, çadırkazığı şekillerinde favoriler arasında sıraya girdim. Sıra zaten düzensizdi ama sağdan soldan bağırarak koşuşturan çocuklar iyice altüst ettiler. Türkiye’ye gittiğimin başka bir işareti de toplum içinde rahatsızık veren yaramaz çocuklar oldu. Bir tanesini durdurup kucağına Almancı şoför düşürmüş trafik polisleri gibi “Evladım sen Almanya’da da böyle mi yaramazsın?” demeyi düşündüm ama zaten Almanya’da olduğumuzdan dummkopf bir hareket olacağından vazgeçtim.

Sırama doğru ilerlerken benden birazcık daha hızlı yürüyerek önüme geçmeye çalışan amcaya dirseği dokundurdum ve uçağa benden önce de binse aynı anda İstanbul’a varacağımızı hatırlattım. “Doch evladım ben zaten buradan linksmachen yapacaktım, yengenin (mein frau) yanına” dediyse de dinlemedim.

Elektronik Biniş Kartı

Elektronik Biniş Kartı Örneği.  Sayın Max Mustermann İle Bir Yakinlığım Yoktur

Ardından herkesin kağıttan biniş kartlarını alan görevliye cep telefonumu gururla uzattım. Görevli abi telefonumu evirdi çevirdi barkod okuma cihazına tuttu ama bütün kombinasyonlara rağmen birşey olmadı. Ekranı şöyle bir eliyle sildi (bu hareket çalışmayan televizyona vurmanın cep telefonu versiyonu) ve tekrar başladı. Boncuk boncuk terlemeye başlamıştım ki bir bip sesi beni rahatlattı. Uçağa doğru ilerlerken koltuk numaramı unuttuğumu farkedip telefonu tekrar açtım ve internete bağlanıp elektronik biniş kartıma bir daha baktım.

Bu işi yaparken THY’nin bu teknolojiyi hiçbir zaman kullanamayacağını anladım. Daha önce THY uçağına bindiyseniz farkemişsinizdir, THY Boeing ve Airbus’a uçak sipariş ederken sipariş formundaki opsiyonlar arasındaki, “Açık cep telefonu varsa uçağın elektronik sistemleri bozulsun” kutucuğunu işaretliyor. Zira THY hariç bütün havayollarında uçak kalkarken telefonu kapatıp tekerlekler yere değince açabiliyorsunuz, yakında uçakta telefonla konuşturup dakikasına 20 dolar fatura kesecekler. THY’de ise uçağa girerken telefonunuza baktığınızı görürlerse içeri almıyorlar ve polisleri çağırıyorlar. Uçuş esnasında telefonunuz cep telefonu hattınıza bağlı olmasa da telefonunuzu açtığınızı gördüklerinde en izbandut hostesi veya hostu (erkek hosteslere host mu diyoruz?) yolluyorlar, “Telefonu hemen kapamazsanız inişte sizi Ergenekon’dan tutuklattırırız” diye tehdit ediyorlar.

Uçak Sipariş Formu

Doldurulmamış Bir Uçak Sipariş Formu, Airbus’ınki de Benzer

Yani uçağa girdiniz diyelim ve yerinizde başkası oturuyor ve oranın kendi yeri olduğunu iddia ediyor. Siz de uçuş kartınız olmadığından cep telefonunuzu açıp ekranınızı göstermek isterken birden izbandut host kemerine taktığı silahın dipçiğiyle kafanıza bir kere geçirdikten sonra sizi uçaktan dışarı sürüklemeye başlıyor. Aynı anda yanınızda oturan teyze önceden içine gülle koymuş olduğu çantasıyla (güvenlikten nasıl geçirdiyse artık) acımadan vururken bir taraftan da “Evladım hepimizin hayatını – al sana – tehlikeye atmaya – al sana – ne hakkın var senin?” diye bağırıyor. Arka sıradaki amca 4 yaşındaki oğlunu ayak bileklerinizden ısırsın diye üstünüze salıyor. Diğer efendi yolcular da kafalarını sağa sola ritmik bir şekilde sallayarak “Cık cık cık, eğitimli bir adama da benziyor üstelik, neden hepimizi öldürmek istedi ki…” diye üzülüyorlar.

Madem cep telefonları bu kadar tehlikeli, uçuş öncesinde herkesinkini tek tek toplayın kardeşim. Cep telefonunu açıp kapamayı bilmeyen bir dolu kullanıcı var bu uçaklarda. Hepmizin hayatını tehlikeye atmaya hakkınız yok!

13 thoughts on “Uçak Yolculuğu ve Teknoloji”

  1. Uçakta cep telefonu konusu benim de baş kahramanı olduğum bir skeçi hatırlattı. Çok erken sabah iç hat uçuşu, havadayız. Ben uykuma kaldığı yerden devam etmeye çalışıyorum. uçakta ses seda yok, ve bir anda bir telefon çalmaya başlıyor. Ben dahil herkes çevresine bakınıyor, cık cık sesleri ve aramızdaki katil kim bakışları arasında bu böyle 2 dakika filan sürüyor.

    Cut! Ben bir anda sesin benden geldigini farkediyorum.. eski ericssonlardaki telefon kapali olsa da alarm calar ozelligi kurbani olmusum. Herkese aciklama yaptiktan sonra uyku muyku kalmadi tabi.

  2. Olayin kesin ekonomik bi yonu vardir. Rivayete gore ucaklarda cep telefonu kullanilmasina izin verilmemesinin sebebi, o irtifada yolcularin hangi iletisim agini kullandiklari falan tesbit edilemedigi icin belese konusabilme imkanlari dogmasiymis. Yani kisacasi yolcular belese konusmasin diye konulmus bir yasak. Benim aklima ise daha ziyade “ulan konusacaklarsa kredi kartlarini kullanip onlerindeki koltuga gomulu telefonu kullansinlar” diye havayolu sirket yoneticileri olabilir. Oyle bir hasshiirtttt ek gelirden olmak istemeyebilirler. Keza otobuslerdeki mantik da bu olabilir. Aracin disina anten takma suretiyle ozel olarak uretilen arac telefonlarini yapan firmalar ne yapardi eger birden herkes arabalarda otobuslerde cep telefonu kullanabilselerdi? O yan sanayiin gorecegi zarari dusunebiliyor musunuz? Ama iste is dunyasinda da evolution denen olay var. Gucluler yola devam ediyo, cilizlar eleniyor. Arac telefonu sanayii de kasetcalar sanayii gibi biseydi. Omru daha kisa surdu, o ayri.

    Turkiye’ye has sebepler ise bizim niye cep telefonlarini arabalarda, ucaklarda kullanma konusunda dunyanin gerisinde oldugumuzu acikliyor. Araclarda kurallara uymayacagi bilinen soforler korkutma vesilesiyle trafik kazalarinda olusacak artisin onune gecilmeye calisiliyor. Arada yolcular gume gidiyor. Tabii bu hikaye bi yere kadar tutunabildi. Akilli biri bir gun cikip dedi ki, yahu tamam hadi ben konusmayayim da, ulan bunun sms’i var, gelen cagri var… hepsinde sinyaller gidip geliyo. bana araca binerken telefonunu tamamen kapa demiyolar ki, sadece kullanma diyolar. bu iste bi bit yenigi var. Bu gozlemini birilerine anlatti muhtemelen. Ve bu gozlem bir cig gibi buyuyerek yayildi, facebook’tan daha hizli bicimde ulkenin en ucra koselerine ulasti. O gun bugundur artik otobuslerde telefon kullanirsan seni “ABS’yi bozuyo, hepimizi oldurmek mi istiyosun kardesim” diye fircalayan kimse kalmadi.

    Ucaklarda ise biraz daha zamana ihtiyacimiz var. Zira en cok korkulan sey 150 kisinin telefonlari acip “heyaa kalktik… siz naapiyonuz? hava cok guzel, gunluk guneslik. bulutlarin ustundeyiz zaten. bobeyn naaapiyo” seklinde yolculuk boyunca konusmaya yeltenmesi. yoksa ucagin iletisim sistemleri falan hikaye.

  3. Ahah. Yok, halk otobüslerinde de cep telefonu kullanılıyor. Kimse bir şey demiyor. Geçenlerde bir kez bindim. (Nadiren binmeme kimi çevreler halka uzak durmak dese de işim olmadığından binmiyorum) Herkes konuşuyordu gayet.

    Yine geçenlerde 10 yıl aradan sonra bindiğim şehirlerarası otobüste, insanlar fısır fısır cep telefonlarıyla konuşuyordu. Belki de Varan olduğu içindir, doğru. Ama ben sandım ki zaten gece otobüsü, sabah 3’te kiminle konuşabilirsin ki millet uyurken? Konuştuğun da taze manitadır çok çok. Yanımda oturan kız sevgilisiyle konuştu mesela saatlerce fis kos. Bağırarak konuşsa bütün otobüse özel hayat yayını yapardı.

  4. Çağan: Addis Ababa aslında Amsterdam’a yakın olduğundan kaybetti, yoksa bir kastım yoktu. Sonra resim ararken farkettim ki güzel bi havaalanıymış. Roma havaalanından az bavul kayboluyodur eminim. Aslında keşke Adana ve Addis Ababa yapsaymışım daha güzel olurmuş.

    Hafiye: Süper gözlem. Kraldan fazla kralcılık gibi de diyebiliriz herhalde?

    Ama ilginçtir bu cep telefonu korkusu otobüslere de sirayet etti. Onların da ABS’sini bozuyormuş dedikodusu ürettiler, bir de orada azarlanmak çıktı. Ama sonradan bu iş İstanbul halk otobüslerinde kaldı. Son İst – Ankara otobüs yolculuğunda herkes telefondayı ama Ulusoy olduğundan herhalde sessiz sessiz konuşuyolardı.

    Tek istisna jöleli saçlı Kurtlar Vadisi setinden çıkma abi de zaten mola yerinde geç geldiği için bütün otobüs tarafından o bahaneyle şiddetle kınandı ve yerin dibine geçirildi. O da sustu nasılsa.

  5. Ben de hep bunu derim. Bir kere cep telefonları o kadar tehlikeliydiyse cımbızınızı, tırnak makasınızı bile uçağa aldırmayan zihniyet bunları nasıl aldırıyor? O kadar tehlikelilerdiyse toplarlardı. Ya da teröristler cep telefonlarıyla ayar bozardı da öyle düşürürlerdi.

    IEEE’nin (Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) yaptığı araştırmaya göre bir uçuşta mutlaka en az bir adet cep telefonu açık kalıyor zaten. Bilerek veya bilmeyerek bir yolcu telefonunu açık bırakabiliyor. Uçakların da bu sinyallerden etkilenmemesini sağlayan bir kalkanları vardır zaten. Ha, uçak bin yaşında ve çok eskimişse ve hiç bakıma girmiyorsa durum değişebilir ama zaten o uçak cepten değil, kalpten gider mutlaka.

    2008’den beri Emirates’te cep telefonunu kullanabiliyorsun. Uçaklarındaki kalkanı sertifikalandırdılar. Paşa paşa.

    Türklerin sıraya girmek olsun, etrafa rahatsızlık vermemek olsun çeşitli adap kurallarına hiç uymayıp da uçaktaki telefon kapatılmasına psikopatça uyması benim de nazarımı çekmiştir. Ben bunu hala uçmayı kanıksamamış olmalarına veriyorum. Hani eski yıllarda uçakla seyahat etmek çok havalıydı ya, seçkinsen uçardın. Bizde hala biraz öyle algılanıyor. O yüzden uçağa dair her şey çok efendi olmalı sanki. Bunun için rahatından bile olabilirsin hatta. Ben uzun mesafe uçarken ayakkabılarımı çıkarırım mesela. Çorap koymuş adamlar, giyersin rahat rahat. Herkes de öyle yapar. Meğersem yabancı havayollarında öyleymiş. THY’de bir kez bunu yaptım, bana köylü muamelesi yaptılar. Hayır, çoraplı ayağınız da kokmaz üstelik. Ne kasılıcam 10 saat okyanusun üstünde ayakkabımla? Gereksiz gerginlik.

    Bir de uçmanın kendisi de hala insanı hayrete ve dehşete düşürecek kadar muammalı ve muazzam bir şey ya. O yüzden de korkuyla hayranlık karışık bir kurallara uyma ihtiyacı yaratıyor olabilir. Tabii korku ve muammanın içine illa hurafe karışır. Dinler de böyle değil midir? Neyiz, niyeyizi anlamayınca hurafe çıkıverir. Uçmanın mekaniğini, fiziğini, tekniğini falan anlamayınca böyle dehşet yapabilir insan sanki. O yüzden cep telefonu uçak düşürür, diyebilirler.

    A bir de alakasız ama doğuya uçarken seyahatiniz daha uzun sürer ya. Onun da sebebine, dünya da dönüyor, ondan, derler. Bu da beni çok güldürür.

  6. kurallari o kadar salliyo ki THY host/hostesleri… bi keresinde blackberry ile brickbreaker oynarken ‘boeing ucaklarda ucus modunda bile olsa blackberry’nizi acamiyosunuz beyfendi’ diye bir arguman yapip kapattirmaya calismislardi…

  7. Oglum Addis Ababa’ya ne laf edip duruyorsun? Her sene gidiyorum, o havaalani super rahattir, aninda cikarsin. Istanbul havaalanindan cok daha az karmasasi. O kadar durbun, teleskop vs getiririm kus arastirmasi icin, rontgen cihazinda gorurler ama hic sorun cikarmazlar.

    Yanliz bir kere Emirates’de calisan herif “confirmation yapmadiniz” diye beni ucaga almiyordu, kan ter icinde sehir merkezine donup Emirates ofisinde firtina estirdikten sonra kilpayi binebilmistim ucaga. Ama onda Habe$lerin degil Araplarin sucu vardi. Neyse. Netekim ondan sonra bir daha Emirates’e binmedim.

    Etiyopya’ya gidin tavsiye ederim.

  8. sana DIGITURK banner ı girelim bize de digi digi biseyler yaz bari – sen de uymussun duzene, para verene calıstırıyorsun klavyeni artık – yakıstı mı simdi…

  9. Gerçekten de sus payı tadında THY reklamı çok güzel oldu buraya.

    Siz yazının sus payı alınmadan önceki halini görecektiniz asıl!

  10. Bir kere Londra’ya giderken THY hosteslerden biri telefon zili sesi duymus sanirim… Sonrasinda sinir kupu hostesler butun ucaktaki yolculara tek tek “telefonunuz kapali mi, kontrol edin bakiyiim” diye siradan gecirdiler… Bir tanesinin yanimdan gecerken kisik sesle “ucak duserse gorursunuz gununuzu” demesi beni epey guldurmustu…

  11. Ozellikle yazinin altinda cikan “Ramazanda her yone 79 TL” THY reklami da cuk oturmus. THY’ye kiyak mi, gugil ads Skynet zekasi mi anlamadim?

  12. Uçakta telefon kapatmamayı günah sayan bu Türk güruhu nasıl oluyor da TC sınırlarına girince bu olay tamamen unutuluyor anlamıyorum. En salakçası da denizin ortasında “Haaa deniz otobüsündeyim işte, geziyoruz adaları,” diyen amcalar iki dakika sonra kaptanın motorlardaki arıza nedeniyle hızımızı düşürüp Kabataş’a 15 dakika rötarla varacağız!” deyince “Olur mu canım!” diye dikleniyorlar. Sonra da “Almanya’da olsak…” diye cümlelerle devam etmiyorlar mı!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *