Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee

Asuman Kafaoğlu-Büke’nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı: biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden “Edebiyat Dışı” olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz. Coetzee’nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde “belgesel izleyip kitap okuyan” Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor.

Okuma Cemiyeti’nde okuduğumuz en komik kitap olan Alıklar Birliği‘nde sonra gülmemesiyle ünlü Güney Afrikalı (Nobelli) yazar J.M. Coetzee’nın Türkçe’ye yeni tercüme edilen kitabı Kötü Bir Yılın Güncesi‘ni okuduk.

Diary of a Bad Year, Kötü Bir Yılın Güncesi

En meşhur iki Güney Afrikalı yazar olan Coetzee (Kıtziya okunuyor bkz: Coetzee) ve Nordimer ne zamandır aklımdaydılar; Türkiye’yi bazı bakımlardan Güney Afrika Cumhuriyeti’ne benzettiğim için ikisini de merak ediyordum. Lisede nefret ettiğim Too Late the Phalarope ve Cry, the Beloved Country kitaplarından dolayı Güney Afrika romanları hakkında pek iyi bir intibam yoktu ama modern yazarlar konusunda daha umutluydum.

Radikal Kitap’taki Asuman Kafaoğlu-Büke’nin yazısından sonra çok heveslendim ve Okuma Cemiyeti’nde şiddetli bir Coetzee lobisi yaptım. Cemiyette benim gibi kitapları araştırıp ne istediğini bilen bilinçli seçmenlerle dağdaki çobanın oyu aynı sayıldığından kitleleri ikna etmek çok zor olmadı.

Söz konusu toplantıyı Etiler’deki (artık kapanmış olan) Fischer’de yaptık. Normalde iki kitap aynı oyu alınca ikisi arasında ikinci tur seçimi yapmamıza rağmen bu sefer ikisini de sırayla okumaya karar verdik. Dolayısıyla isimleri yerine ilk isimleri ve göbekadlarının baş harflerini kullanmayı tercih eden J.M. Coetzee ve V.S. Naipaul’u art arda geldiler. İkisini de ben önermiştim ama sonradan düşününce ikisini de çok sevmediğime karar verdim.

Coetzee’nın kitabı aslında Naipaul’unkinden çok daha enteresan bir kitap. Bir kere yazılış şeklinden dolayı; zira kitabın yarısı edebiyat, yarısı ise denemelerden oluşuyor. Kitapta Coetzee’ya çok benzeyen (ama o olmayan) Güney Afrikalı bir yazar, mümkün mertebe ortalığı karıştırıcı cinsten denemelerden oluşan bir kitap yazması için teklif alıyor. O da parkinsonundan dolayı elle yazdıklarını Anya isimli boş vakitlerinde alışveriş yapmak ve erkekleri delirtmekten hoşlanan küçük kırmızı elbiseli Filipinli komşusuna daktilo ettirmeye karar veriyor. İkinci enteresan şey ise kitabın sayfalarının önce ikiye sonra da üçe bölünmüş olması. Bir kısmı denemelerin kendileri, bir kısmı denemelerin yazılışı sırasında yazarın (Senyor C), bir kısmı ise Anya ve sevgilisi Alan’ın bakış açısı. Coetzee bazen hikayeler ve denemeler arasındaki senkronizasyonu da bozarak yazdığı için kitap iyice oyuncaklı olmuş.

Corazon Aquino, Anya

Google’da Seksi Kırmızılı Filipinli Kadın Diye Arayınca
Karşıma Marcos’un Korkulu Rüyası Rahmetli Başkan Corazon Aquino Çıktı!

Asuman Kafaoğlu-Büke’nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı: biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden “Edebiyat Dışı” olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz. Coetzee’nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde “belgesel izleyip kitap okuyan” Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor. Bu denemeler ilk başlarda anarşi, demokrasi, Makyavelli ve milletlerin utancı derken ağır başlıyorlar ama kitap ilerledikçe Anya Senyor C’yi bu sıkıcı konulardan uzaklaşması konusunda ikna ediyor da sonlardaki denemeler çocuklar, kuşlar, erotik hayat gibi daha “enteresan” yönlere gidiyor. Tabii bu denemeler Türk okurunun ne kadar ilgisini çeker tartışılır zira Türk okuru ekseriyetle zaten belli olan fikrini destekleyecek kitaplar okur – Senor C’nin fikirleri ise pek bize gelmeyecek cinsten oldukça sivri fikirler.

Denemelerin arasına serpiştirilen olaylar sonucunda okudukça birbirini tamamlayan üç karakterin (entellektüel ve sıkıcı Senyor C, hayat dolu ve amaçsız Anya, materyalist ve utanmaz Alan) yakınlaşması ile hayatın aslında çok daha karmaşık ve çok yönlü olduğu sonucuna varıyoruz. Yazar Senyor C, Tolstoy’un da cevabını aradığı “Nasıl yaşamalı?” sorusunun cevabını Dostoyevski gibi değişik fikirleri çarpıştırarak ararken antitezi Anya ve Alan sayesinde biraz daha dünyaya bizlerin arasına dönüyor.

J. M. Coetzee

Coetzee’nın Neşeli Bir Anı

Kitabı üç ayrı yoldan okurken Senyor C’nin müzik hakkındaki denemesinde Wagner ve Strauss hakkında yazdıklarını düşündüm:

“Onların müziği harmonik ve amaçsal değişim ve ruhani değişim arasındaki paralelliklere dayanıyor.”

Coetzee de bu kitabı yazarken duygusuz denemelerle duygusal değişimleri üst üste yerleştirmiş. Teknik olarak mükemmel gibi gelse de okurken kitabın edebiyat olan kısımlarında – belki de benim çok ilgimi çekmeyen temaları yüzünden – biraz ayak sürüdüm. Ne Senyor C’nin depresiv ve pasif sinizmi ne de Senyor C’nin bütün uğraşılarına rağmen hiç seksi olamayan Anya’nın umursamaz cehaleti beni pek çekmedi. Coetzee Alan karakterine nefret ettiği çok fazla özelliği yükleyerek aslında ilginç olabilecek adamı karikatürize edince kimseden umudum kalmadı. Anya’nın “kirlilikle savaşılmaz, ona alışsan iyi olur” demesi gibi kitabı alışmaya çalışarak bitirdim.

Kötü Bir Yılın Güncesi‘ni Etiler’deki vasat Amerikan lokantası Chili’s de tartışırken konu Senyor C’nin sağda mı solda mı olduğunu çözemediğimiz fikirlerinden İzmirli sosyal demokrat mı, ortanın sağı mı, sağın ortası mı olduklarını bilmeyen seçmenlere kaydı.  Sonuçta bir yere de varamadık ama fikirlerin çarpışmasından bazı şimşekler çaktı zannedersem, darısı J.S. Naipaul’a diyerekten evlerimize dağıldık.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *