A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul

Naipaul’un Nehrin Dönemeci’nde ilgilendiği insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım. Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum. Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım, politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı.

Kötü Bir Yılın Güncesi yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti toplantımızda benim özellikle istediğim iki yazar art arda seçildi; önce J.M. Coetzee sonra da V.S. Naipaul ‘un kitaplarını okuduk – ama ikisini de pek sevmedim.

V.S. Naipaul hakkında oradan buradan okuduklarımdan sevimsiz bir adam olduğu gibi bir fikrim vardı. Hangi kitabı seçelim diye araştırırken bilimum huysuzluklarını, kibrini, eski karısını dövdüğünü, aşağılık kompleksini, hazımsızlığını okudukça iyice rahatsız oldum. New Yorker dergisinden James Wood’un yazısından sonra (Wounder and the Wounded – Yaralayıcı ve Yaralı) kendisini biraz daha iyi anladım ama fikrim fazla değişmedi.

bend_kapak.jpg

Kitaba başlarken kafamdaki sorulardan birisi de insanın hoşlanmadığı bir sanatçının eserlerini sevebilip sevememesiydi.  Ben sevebildiğimi zannediyorum. Misal, Noir Desir’in solisti Bernard Cantat karısını dövüp öldürdü ama gelmiş geçmiş en iyi rock solistlerinden birisi olduğunu düşünüyorum.  Kenan Doğulu’dan Galatasaraylı olması dışında pek hazzetmiyorum ama bir gün olur da güzel bir şarkı yaparsa dinleyebilirim.  Serdar Ortaç ise über-gıcık bir adam da olsa ecnebilerin guilty pleasure dediği hoşlanmaktan dolayı utanç duyduğum bir şahıs, televizyonda klibini görürsem bilgiç danslarını, gerdan kırmalarını, göz süzmelerini kaçıramam.

bend_serdar.jpg

V.S. Naipaul Karşılaştırıldığını Duysa Pek Hoşlanmaz Ama Yırtıcı Kedilerle Böyle Pozlar Veren Birisini Sevmemek Mümkün Mü?

Naipaul’a da gıcık olduğumdandır belki, Nehrin Dönemeci‘ni okurken hafif otobiyografik özellikleri olan ana karakterde aşağılık kompleksi belirtileri ve neo-kolonyalizm aradım durdum. Naipaul da Uganda, Kenya, Tanzanya ve bir süre sonra Zaire gibi ülkelerde dolaşmış ve yaşamış. Oralar hakkında pek hoş şeyler yazmadığı edebiyat dışı kitapları da var.

Nehrin Dönemeci ise Salim isimli Doğu Afrika’daki Hint diasporasından bir delikanlının bulduğu bir fırsatı değerlendirmek için gelişmekte olan bir Orta Afrika ülkesine gitmesini ve orada bir dükkanı devralıp kasabanın kolonizasyon, post-kolonizasyon karmaşa, karmaşa sonrası dikta altındaki genç ülke aşamalarında bir yabancı iş adamı olarak tutunmaya çalışmasını anlatıyor.

Salim esnaflığı sırasında biraz karakterinden biraz da kendini farklı görme isteğinden dolayı yerel halk ile kaynaşmıyor ve başlarda küçük gördüğü yerlilerin zaman içerisinde kabiliyet veya çalışkanlıklarından ziyade ülkenin sahibi addedilmelerinden dolayı yukarılara çıkmalarını haset ve çaresizlik içerisinde izliyor.  Türkçe bilse “ayakların baş olması” tabiriyle anlatacağı bu durum Salim’in ataleti yüzünden bir süre sonra içinden çıkılamaz bir hale gelmişken ülkenin diktatörünün ülkede yabancıların da yardımıyla bir üniversite kurma planı söz konusu olunca vaziyet (ve Salim’in kıskançlıkları) farklı bir hal alıyor.

V.S. Naipaul

Yazımı Görsa Bana Da “Okumamış, Cahil, Bilgisiz” Derdi

Naipaul’un Nehrin Dönemeci‘nde ilgilendiği insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım.  Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum.  Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım, politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı.

Kitap hakkındaki yazıları okurken bir web sitesinde Amerikalı bir okurun yazdığı, “Bu kitabı okuduktan sonra ülkemdeki demokrasiden gurur ve mutluluk duydum” yorumu herhalde Naipaul’un bu kitabı yazma sebeplerinden birisiydi diye bile düşündüm.

Kitap kulübümüzde de Nehrin Dönemeci‘ni beğenen pek çıkmadı, tartışma da oldukça kısa sürdü – birbirimize daha çok nesini sevmediğimizi anlattık.  Toplantının başında da her zaman uzun bir merasimle yaptığımız kitap seçme oylaması bir sonraki kitabımız Hikmet’in kitabı olacağı için iki sonraki için yapıldı: yarı Türk Joseph O’Connor’ın Netherland‘ı (Hollanda).

Netherland‘ı heyecanla bekliyorum çünkü hem çok iyi eleştiriler okudum, hem edebi zevkine saygı duyduğum Obama çok sevmiş; ama en önemlisi hala New York’ta kalanlarımızdan Sinan “muhakkak okuman lazım, bizim 90’ların sonu Cumartesi sabahı futbol oynama çabalarımızı hatırlatıyor, ayrıca nefis kitap” taviyesini yaptı.

3 thoughts on “A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul”

  1. Sinanbey: Kendimi bir anda Zaman Gazetesi ile aynı tarafta buldum. Olayın şoku içerisindeyim. Evren de haklı aslında, U2 guilty pleasure olmaya başladı mlsf.

  2. Hos diil Eminbey, negatif. Sizin yuzunuzden adamcagiz persona non grata ilan edildi memlekette. Utanmiyor musunuz 78 yasinda bir ayagi cukurda yasli bir yazara bunlari yaptiginiz icin?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *