Hammersmith Bira Turu

Londra’da oturan arkadaşlarım Ailebabası, Mızmız ve Pasif ile her sene yaptığımız bira turlarının birincisini ben yazmıştım, ikincisini ise Mızmız. Arada başka bira turları da oldu onları ya yazamadım ya da başladım ama yarım kaldı.  Bu vesile Hammersmith’teki 3 bira turunu birleştirecek bir yazı ile bira turu günlüklerini güncelliyorum.

Londra’da oturan arkadaşlarım Ailebabası, Mızmız ve Pasif ile düzenli olarak yaptığımız bira turlarının birincisini şurada yazmıştım, ikincisini ise Mızmız şurada yazdı.  Arada atladıklarım oldu ama 2017 Ağustos’unun ortasında bir Cumartesi çocuklarla yaptığımız bira turundan sonra Hammersmith Bira Turu yazısını sıcağı sıcağına buraya ekliyorum.

“Bira turu” – eski dilde “arpa suyu mukabelesi” de diyebiliriz – İngilizlerin Pub Crawl dediği geleneklerinin milli ve yerlileştirilmiş versiyonudur.  Amaç bir gün içerisinde birbirlerine yakın birden fazla birahaneye gidip bira tatmaktır.

Bizim bira turlarını aşağıdaki sıra ile yaptık:

  1. Circle Line Bira Turu: Londra’nın sarı renkli dairesel metro hattı çevresindeki 26 pubda yarımşar pint (284,15 ml) bira içilerek yapılan geleneksel turun bizim yaptığımız kısa versiyonu.
  2. Monopoly Bira Turu: Monopoly oyunundaki sokaklardaki pubları tercih ettiğimiz bu turun yazısını ise organizatör olan Mızmız yazmıştı.
  3. City Bira Turu: Londra’nın en eski publarının bulunduğu City bölgesinde tarihi pub’ları gezmek istedik. Ama City daha ziyade iş bölgesi olduğu için pub’lar ekseriyetle boştu, çok verimli olmamıştı. Bu bölgede pub görmek isteyenlerin 1666’da meşhur Londra yangınından sonra yeniden açılan Ye Olde Cheshire Cheese’i kaçırmaması lazım.
  4. Cambridge Bira Turu: Meşhur üniversitenin de bulunduğu Cambridge şehrinde karılarımızdan oğlanların göbek bağlarını gömme bahanesiyle izin alarak yaptığımız turumuz. Ayık yapılacak iş değildi.  Watson ve Crick’in hayatın sırrını keşfettikleri pub gibi güzel mekanlar vardı.
  5. Hampstead Bira Turu: Mızmız Hampstead’de otururken oradaki pubları gezdirmişti.
  6. Hammersmith Bira Turu: Pasif organize ettiği için sadece 5 pub ile sınırlı kalmıştı. Detaylar aşağıda.
  7. Pitlochry Bira Turu: Yine Mızmız’ın organizasyonu ile İskoçya’da düzenlediğimiz viski damıtımını inceleme haftasonu Pitlochry’de bira yerine viski ile yapmak zorunda kaldık. Ufak bir köy olduğundan sadece (!) 3 tane pub vardı.
  8. Wimbledon Bira Turu: Mızmız Wimbledon’a taşındıktan sonra bizler için araştırma yapıp en güzel pub’ları buldu ve Wimbledon pub’larını keşfettik.
  9. İkinci Hammersmith Bira Turu: detaylar aşağıda.
  10. Hammersmith Çocuklu Bira Turu: detaylar aşağıda.

Hammersmith’e ilk gidişimiz: Mızmız ters bir gününde, her zamanki gibi hem bira içip hem de yürümenin çok saçma olduğunu savunduğu için organizasyon yapmayı reddetti.  Ailebabası ise vakti olmadığını, zaten çok çalıştığını, evde saçını süpürge ettiğini (kel), haftasonu oğlu ile bir kez daha Fen Müzesi’ne gideceğini, organizasyonu ancak gelecek sene yapabileceğini söyleyerek affını istedi. O anda bizler bunun edebiyatta foreshadowing (önceden ima etmek) denilen bir sanat olduğunu anlamadık. Meğersem Ailebabası bir sonraki tur esnasında 2 çocuk babası olacak ve çocuk yıkamak zorunda olduğu için organizasyonu yine yapamayacakmış.

Bira tursuz bir Londra haftasonu geçireceğim diye hayıflanırken bir mucize oldu ve Pasif aktifleşerek organizasyon işini sırtlandı! Tabii ki şimdiye kadar yapılmış en pasif turu ayarladı. Normaldeki 10 civarı olan pub sayısını düşürdü ve bütün turu 11 dakika yürüme mesafesindeki 5 pub ile kısıtladı.  Mahalle olarak da işinin oradaki Hammersmith’i seçti. Aslında sonradan kendisine müteşekkir olduk, ayrı.

Hammersmith, Londra

Hammersmith Gemiciler Yüzünden Kırmızı Noktalı

Hammersmith Londra’nın güneydoğu tarafında kalan bir mahallesi, zamanında Thames (Taymis) Nehri kıyısında önemsiz bir liman imiş ve her limanda olduğu gibi denizcilerin paralarını harcayacakları publar ve kimbilir başka neler neler kurulmuş. Günümüzde bildiğimiz kadarıyla sadece bu publar kalmış durumda ama detayını araştıracak vaktimiz olmadı.

Hammersmith’ten Thames Nehri

Taymis Kıyılarında (Falih Rıfkı Atay)

Normalde her turda başka bir bölgeyi gezmek istiyorduk ama 9. Turu yapacağımız zaman son dakika Londra’ya gelmiştim, başka yer organize etmek zordu. 10. Turu yapacağımızda ise karım Seha (ki ismi erkek ismi olmasına rağmen aslında kadındır) çocukları bana çakıp arkadaşının düğününe gittiğinden çocukları bırakacak yer yoktu. Zaten artık çocukların babalarını tanımalarının zamanı da gelmişti. Rotada araba olmadığından 10. Turu yaparken de Hammersmith’i seçtik.

Hammersmith Pubs

Gittiğimiz Publar

Blue Anchor
Bütün İngiliz pubları gibi Blue Anchor’ın ismi de tabelasına resmi çizilebilecek şekilde bir isimden oluşmuş (Mavi Çapa). İngilizler eskiden okuma yazma bilmeyen çok olduğu için pub isimlerini tabelalarına resim olarak da çiziyorlar ki okuma bilmeyen birasız kalmasın.

Blue Anchor Pub

Okuma Bilmiyorsanız Tepede Mavi Çapayı Gördüğünüz Yerde İçin

Blue Anchor 1722’de kurulmuş. Civardaki en eski pub olduklarını ve meşhur Oxford-Cambridge kürek yarışının en güzel izlendiği lokasyon olduklarını iddia ediyorlar.  İsimleri orijinal olarak The Blew Anchor imiş, herhalde pub’ı açan da okuma yazma bilmiyormuş. İngiltere’de publar aile işletmesi gibi gözükse de çoğu birkaç büyük şirkete ait ama Blue Anchor istisnai bir aile işletmesi imiş.

Pub’ın dışarıda da masaları olduğu için sahilde yürüyen-koşan-köpek gezdiren herkes önünüzden geçiyor, özellikle havanın güzel olduğu nadir günlerde eğlenceli bir yer. Ama son gidişimizde hava fazla güzel olduğundan dışarıda yer yoktu, yukarıdaki nehir manzaralı kısımda 2 masaya yerleştik. Saat 14:30 olduğundan herkes aç idi. Şarapçı ve Mızmız Çocukları arka masada canları ne isterse onu yediler ve içtiler (babalarla bira turuna çıkmanın faydaları).  Ailebabası anneleri ile Türkiye’de olan çocuklarından uzak olduğundan biraz durgundu.

Altıncı Geleneksel Bira Turu’nda hava soğuk olduğu için bitter denilen sıcak ve gazsız İngiliz birasından içmişiz ama bu sefer ben IPA (India Pale Ale) denilen hafif ve kokulu birayı tercih ettim. Mızmız da bana katıldı, biradan sarhoş olmaması ile meşhur olan Ailebabası (bkz. Birinci Geleneksel Bira Turu) şişede bir Brooklyn Lager aldı.

Herkes yemeklerini bitirene kadar burada kaldık. Mızmız ertesi sabah burada yemiş olduğu kızarmış yavru ringa (herring) balıklarından mideyi bozdum diye mızmızlandı, dikkatli olmak lazım.

The Rutland Arms
Yemeklerimiz bitince hemen bitişikteki The Rutland‘a geçtik. 6. Bira turunda olduğu gibi 10.’da da Pasif geç kalıyordu. Bu sefer çocukları maça götürdüğünü iddia etti, tabii ki onu beklemedik.  Daha sonra The Dove’da çocukları ile beraber bize katıldı.

“En uslu çocuk elektronik ile oynayan çocuktur” düsturu ile çocukları içeride oturtturduktan sonra dışarıda babalara bir masa bulduk. İkişer pint (Ailebabası hala küçük şişe) sonrasında mevzular derinleşti ve hayatta mutlu olmak kısmına geldik, demek ki biralar etki etmeye başlamıştı.

Rutland Arms, Hammersmith

Rutland İngiltere’nin Ortasında Ufak Bir İlçe, Ortadaki Yeşil Sarı Arma Bayrakları

Buraya 6. Turda gelişimizde arka masadaki 3 iri zenci kız heyecanla birşeyler konuşmaktaydı. Bir süre sonra kendimizi (alkolün de etkisiyle) yan binanın en üst katına 200 kiloluk amfi ve hoparlörleri taşırken bulduk. Akşam parti varmış, bizi de davet ettiler ama kibarca reddetmek zorunda kaldık.

The Dove
The Rutland’dan nehir kenarında 5 dakika batıya yürüyünce bence Londra’nın en güzel pub’ına ulaşacaksınız.

The Dove’ın girişi dar yürüyüş yolu üzerinde ama ön tarafa geldiğinizde nehrin üzerinden harika bir Güneybatı Londra manzarası ile karşılaşıyorsunuz. Denk getirmeyi ve o gün yer bulmayı becerirseniz bence Oxford-Cambridge kürek yarışlarını izlemek için (web sitelerinde de iddia ettikleri gibi) gerçekten en iyi lokasyon  The Dove.

The Dove, Hammersmith

The Dove: Ufak Göründüğüne Bakmayın, Gerçekten De Ufak

The Dove orijinal halinde girişte sağdaki kısım kadarmış, buraya 4 kişi zor sığıyor.  Bundan dolayı “Dünyanın en küçük pub’ı” olmakla övünüyorlar, bunu Guinness Rekorlar Kitabı’nda tescil de ettirmişler. Girişte bu ufak alanın dışında sol tarafta şömineli çok güzel bir bölüm var. Mayıs soğuğunda geldiğimizde burada zar zor yer bulmuş hatta masamızı sürekli kimin elin kimin cebinde şeklinde öpüşen lezbiyen çift ile paylaşmıştık.

Rule, Britannia! ve Brexit
The Dove’ın övündüğü başka birşey de İngilizlerin Çırpınırdı Karadeniz benzeri şarkıları Rule, Britannia!’nın sözlerinin James Thompson tarafından burada yazılmış olması.

The Dove, Inside

Rule, Britannia! Söylenme Mekanı

2016 Mayıs ayındaki 9. Bira Turu esnasında burada bira alma sırası bendeydi. Barda biraların doldurulmasını beklerken yanımdaki adamla konuşmaya başladım. Adam Avrupa Parlamentosu’ndaki İngiliz milletvekillerinden birisi çıktı, üstelik Avrupa’da ülkesini temsil etmesine rağmen işini sevmediğinden herhalde, Brexit taraftarıydı! Referanduma takribi 1 ay vardı.  “Madem bu kadar milliyetçisin, bize burada yazılmış meşhur Rule, Britannia!’yı söyle yahu” deyince biraların da etkisiyle aşka geldi ve bütün pub ahalisine Rule, Britannia! şarkısını söyledi ve alkış aldı! Ben bir de üstüne utanmadan “Brexit nah olur, hayal görüyorsunuz.  Hayatta referandumu kazanamayacaksınız, Avrupa tek bayrak, tek devlet, tek millet bölünmez” falan diye adamla dalga da geçtim.

Ters Manyel Münazara
Son zamanlarda en sevdiğim podcastlerden birisi Amerikalı iki komedyenin saçma sapan konuları çok ciddiye alarak tartıştıkları The Great Debates isimli podcast. Burada senede bir kez yaptıkları bir münazara cinsi var. Münazaranın başında kollarına tansiyon ölçme aleti takıp tansiyonlarını ve nabızlarını ölçüyorlar. Münazara konusu o turda seçilen kişiyi kızdıracak bir konu oluyor ve 3 dakikanın sonunda o kişinin tansiyon ve nabzını tekrar ölçüyorlar. Tansiyonu ve nabzı daha az yükselen tartışmayı kazanmış oluyor.

9. Bira Turu’nda alkol etkisini gösterdikten sonra bu münazaranın bira turu versiyonunu yapmaya karar verdik. (Artık geleneksel olduğu için 10.’da da tekrarladık.) Tansiyon aleti bulacak zaman olmadığından ilk seferinde iphone’daki bir nabız ölçme uygulamasını, ikincisinde ise saatlerimizi kullandık. Bira turundan önceki hafta sırasında o turda kimi kızdıracaksak onun olmadığı bir WhatsApp grubu kurup en kızacağı konuları seçtik. Ters Manyel dediğimiz ilk 3 dakikada normalde çok karşı olacağı bir konuyu diğerlerine karşı savunmasını, bodos dediğimiz ikinci 3 dakikada ise bodoslama üstüne giderken kendisini korumasını istedik. İki münazaranın sonunda kızdırılan kişinin nabzını tekrar ölçtük. Nabzı en çok artan kaybetti.

Bloodboil Debate

Başlangıç Nabız Örneği

Mızmız:
1) Mızmız’ın başlangıç nabzı ölçüldü ve not edildi: 62 atış/dakika.
2) Ters Manyel (3 dakika): Mızmız savundu: “Köpeğimizi çocuklarımdan daha çok seviyorum.” Çocukları da bu kısmı dinliyordu.  “Olmaz öyle şey, bari çocukların önünde söyleme” falan desek de devam etti.
3) Bodos (3 dakika): Mızmız’ın üstüne gittik: “Hedgefonlarda patronların daha çok kazanmasından doğal birşey yoktur, senin patronun da tabii ki hepinizin 10 katını kazanacak, neden şikayet ediyorsun ki?”
4) Bitiş nabzı: 66 atış/dakika. %6 normal bir artış.  Asabiyeti ile bilinen Mızmız çok başarılı bir münazara çıkardı.

Pasif:
1) Başlangıç nabzı: 77 atış/dakika.
2) Ters Manyel (3 dakika): Pasif savundu: “Ecnebi kadınla evlenmek çok zordur.” Bayan pasif ecnebidir, savunmasını çocukları da dinliyordu.
3) Bodos (3 dakika): “Senelerdir tenis oynuyorsun ama gece 1’e kadar içki içip maça gelmiş boyu beline gelen kıytırık adamı yine yenemedin.” Pasif önceki akşam düğüne giden tenis rakibine sabah 7’de yenilmişti.
4) Nabız tekrar ölçülür, pasif bir şekilde savunduğundan nabzı artacağına azalmıştır: 72 atış/dakika!

Ailebabası:
1) Başlangıç nabzı: 67 atış/dakika.
2) Ters Manyel (3 dakika): “Yazın Londra’nın havası rezalettir.” Ailebabası senelerdir Londra’nın yazlarının çok güzel olduğunu iddia eder.  Bu tartışma günü hava gerçekten çok güzel olduğundan, 20 derecede güneşten piştiğini, kelinin yandığını, bunun olmaması gereken bir durum olduğunu savundu.
3) Bodos (3 dakika): “Starwars çocuk filmidir.”  Ailebabası ilk Star Wars’u 2 yaşında izlediğini ve ilk izleyişini hatırladığını iddia eder.  Hayatta en sevdiği filmdir.  “Evet çocuklara yönelik tarafları da var ama…” diye savundu.
4) Bitiş nabzı: 72 atış/dakika.  %7 artış.

Sarapci:
1) Başlangıç nabzı: 68 atış/dakika
2) Ters Manyel (3 dakika): “Aziz Yıldırım’ın Türk sporuna katkıları yadsınamaz.” Yıllardır Aziz Yıldırım’ın Türk sporunun içine ettiğini savunurum.
3) Bodos (3 dakika): “Bu münazara olayı çok saçma ve gereksiz ya” diye bodoslama saldırdılar.  Malum iki senedir heyecanla bu münazarayı organize ediyordum.  “Üstelik konu da bulmamıştık, bunu da şimdi bulduk” dediklerinde tepem attı.
4) Bitiş nabzı: 77 atış/dakika, %13 artış.  Kaybettim ama emeğime yapılan saygısızlık karşısında daha da artması beklenirdi!

The Old Ship
Münazara sonrasında sıradaki pub The Old Ship idi. Burası oldukça büyük bir pub, önünde de üstü kapalı bir terası var. Bunlar da 1722’de kurulmuşlar ve bunlar da tabii ki Oxford-Cambridge kürek yarışlarının izlemek için en iyi yer olduklarını iddia ediyorlar!

The Old Ship

The Old Ship

9. Bira turunda içeriden biralarımızı alıp dışarıdaki terasa oturduk.  Yan masamızda yine öpüşen lezbiyen çift vardı, (Türk gazetesi manşeti, “Londra’nın birahanelerinden her türlü sapkınlık mevcut!”) Onlar da bizim gibi bir bira turundalardı anlaşılan.  Kadehlerimizi şereflerine kaldırdıktan sonra bir sonraki pub’a devam ettik zira burada skittles denilen bowlingin atası olan pub oyununu oynama planımız vardı!

The Black Lion
The Black Lion’a ilk gelişimizde oldukça sarhoş bir İngiliz grup skittles oynuyordu. Bizi de davet ettiler ama erkek ve milletvekili değillerse sarhoş İngilizlerden uzak durma prensibi ile reddettik.

Çocuklu gelişimizde ise The Black Lion’ın skittles kısmı tamiratta olduğundan dışarıdaki pinpon masasının yanına yerleştik.  Bütün gün cips ve gazoz eşliğinde elektroniklerle oynamaktan sağlıkları bozulmuş olan çocuklarımıza içeriden 2 raket ve 1 top aldık ve saat artık 21:00 olduğundan herkese pizza söyledik.

Black Lion

The Black Lion

The Black Lion diğerlerine göre daha sakindi, Oxford ve Cambridge kürek yarışını görmesi de zordu zaten, günün heyecanı yandaki çöpleri karıştırmaya gelen yavru tilki oldu.  Çocuklar hayvanın üzerine üşüşünce (veya bizim bira kokumuzdan iğrenince) hayvan kaçmak zorunda kaldı.

Pizzalarımız bittikten sonra saat 21:50’de Londra’daki Dünya Atletizm Şampiyonası’nda gelmiş geçmiş en büyük sprinter Usain Bolt’un son yarışını izlemek üzere evlere dağıldık.

Thames at Dusk

Bir Dahaki Bira Turunda Görüşmek Üzere…

Sonuçta çocuklar canlarının istediklerini yiyip sınırsız gazoz içmekten ve oyun oynamaktan dolayı gayet memnunlardı, babalar ise 5 saat boyunca çocuklar kaybolmadığı için gururlu!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *