Kağıthane’de Müşahitlik

4-5 kişi geride bekleyen burnu hızmalı esmer bir kadın işe geç kalacağını, dolayısıyla öne geçmek istediğini tebliğ etti. İkinci sıradaki kır saçlı güneş gözlüklü adam kendisinin de işe gideceğini, herkesin saygı içinde beklemesi gerektiğini – biraz da sert bir şekilde – söyledi. Hızmalı kadın ona sesini kesmesi ve işine bakmasını önerince kır saçlı adam kadını terbiyesizlikle suçladı. Kadın pişkince asıl terbiyesizin o olduğunu söyledi. Kavgayı ayırmaya gidip hızmalı kadına içeride kavganın yeni bittiğini lütfen sakin olmasını rica ettim, önündeki diğer adam kıkır kıkır güldü.

2015 Haziran genel seçimlerinde İstanbul Kağıthane’de 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bildiğim ilkokulda ikinci kez görevliydim. Bu sefer stressiz, adeta ikinci doğuma giderkenki gibiydi. İlk seferinde önceki akşam geç saatlere kadar eğitim kitaplarını okumuş, bütün vidyoları izlemiştim; yanımda gerekir diye boş dilekçeler, okuduğum eğitim kitabının bir kopyası, dolduracağım formun birkaç kopyası, bir tane oy sayma çetele tablosu, su, telefon şarjı ve Savaş ve Barış’ı yazabilecek kadar kalem vardı. Bu sefer ise cebime telefon şarjını koyup evden çıktım.

Yazının Devamı / Continue Reading

Politik Bir Cumartesi

Fetih evet gerçekten de hem bizim için hem de insanlık tarihi için önemli ama kutlamalar yapmak sorumluluğu bende olsa daha çok fetih zamanında İstanbul’un durumu, öncesinde sırasında ve sonrasında olanlar, o zamana kadar yapılamayan işi 19 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet’in nasıl başardığı gibi konulara odaklanırdım.

Neredeyse bütün 22. haftayı acı vatan Almanya’da geçirdikten sonra Cumartesi günü saat 15:30’da Atatürk Havalimanı’na inmeyi planlamaktaydım, lakin havadaki hesap yerde tutmayınca havaalanı keşmekeşinden sıyrılmam 16:30’u buldu.  Eve varışımı tahmin etmek üzere Yandex’e baktım, 25 km yol için 1 saat 55 dakika süre kırmızıya boyanmış İBB trafik programı ile de karşılaştırınca fazla iyimser geldi.

Yazının Devamı / Continue Reading

Konuk Yazar Sio: Anneannem

Karadeniz’in karanlık, okyanusvari dalgalarına atlamayı onunla öğrendim. Çilekleri fidelere basmadan toplamayı, kara lahana yapraklarını tavuklara yavaş yavaş yedirmeyi de. Ereğli’nin yamacında, sınırsız denizin üzerinden gün batımını seyreden dört katlı bir evi vardı; en üst katta da kocaman bir teras.

Karadeniz’in karanlık, okyanusvari dalgalarına atlamayı onunla öğrendim. Çilekleri fidelere basmadan toplamayı, kara lahana yapraklarını tavuklara yavaş yavaş yedirmeyi de. Ereğli’nin yamacında, sınırsız denizin üzerinden gün batımını seyreden dört katlı bir evi vardı; en üst katta da kocaman bir teras. Yazın hava sıcak olduğunda koca terası hortumlarla doldurup havuz yapmamıza izin verirdi. Terasın yanında ev yapımı kuskusların, tarhanaların kurutulduğu açık bir erzaklık vardı. Alt katta ise dikiş makinası ve çok sevdiğim kumaşlar, ipliklerle dolu bir oda. İkisinin de kokusu aklıma kazınmış. Akcakoca Plaji

Yazının Devamı / Continue Reading

Çünkü Burası Japonya (3/3) – Tokyo

Japonya’da bu hissi sürekli hissettim; sanki Japonya’nın ormanı, ağacı, evleri, içkileri, yemekleri, hediye kutuları, sokakları, kartvizitleri, hayvanları, dağları, taşları da insanlar gibi ruh sahibi varlıklar ve insanlar gibi hakettikleri saygıyı görüyorlar. Herhalde Japonya’yı en çok da bu yüzden sevdim.

Japonya serisinin ilk yazısı burada ikinci yazı ise şurada.

Tokyo’dan Kyoto’ya Şinkansen denilen meşhur hızlı trenle gittik.  Japonya şehirlerde yaşama oranı en yüksek ülke olduğundan ve ana şehirlerin (Tokyo, Kyoto, Osaka)  etrafı iyice yoğun olduğundan tren teknolojisi çok gelişmiş, insanlar bu şehirler arasında uçak yerine hızlı trenleri kullanıyorlar.  Tren şirketine tren hattını verirken hattın etrafındaki arazileri işletme hakkını de vermişler, o da bu taraflarda büyümeyi teşvik etmiş.

Yazının Devamı / Continue Reading

Çünkü Burası Japonya (2/3) – Kyoto

Rehberimiz Nemo yine bağlantılarını kullanıp bize İçiriki Çaya isimli mekanı ayarladı. Burası muhtemelen Japonya’daki en meşhur “çayhane”. Hem Memoirs of a Geisha’nın kitabı ve filmi hem de 47 Ronin (Manga ve film) burada geçiyor. Çayhane dediysem, evet geyşalar “maça çayı” denilen yosunumsu Japon çayını ikram ediyorlar ama daha çok içilen şey sake (fermente edilmiş pirinçten yapılan meşhur Japon içkisi).

Japonya serisinin ilk yazısı burada.

Kamakura’dan Kyoto’ya geçiyorum. 

Yazının Devamı / Continue Reading