Hamama Giren Terler

Gobektasina oturdum ve benim minyon tellagin ful masaji basladi. Adam once gene kolumu, dizimi, kafami evirdi ve cevirdi. Eklemlerimden catir cutur sesler cikiyordu. Bu iskence 5-10 dakka devam etti. Sonra yuzustu yattim ve gene kurtkapanina alindim. Sonunda yeteri kadar germe-cekme yapmis olacak ki, birden “Lan, lan!” diyemeden sirtima cikti. Sirtimda ileri geri yurumege basladi. Adam 50-55 kilo birseydi ama gene de, ustume dusecek kafami gozumu kiracak diye korkmadim diyemem. Gezintisi bitince iki kolumu alip arkaya cekti, ve son bir kez kollarimi koparacak diye korktum.

23 yasima kadar hic Turk hamamina gitmedim. O yaz, Baris ile Istanbul’u kesfetme gezileri yapiyorduk.  Hamam deyince aklimiza Tarihi Galatasaray Hamami’na gitmek geldi.  Birkac kisi toplandik, cantamiza temiz kiyafet, tarak, jole, deodorant gibi muhim malzemeleri koyduk ve hamama pur-i pak olmaya gittik.  Giriste bir miktar ayakbasti parasi aldilar.  Kasanin yaninda cesitli ulkelerin paralariyla fiyatlari gorunce, turistik bir vaziyete maruz kalabilecegimizi dusunduk.  Avluda ayakkabilarimizi cikarirken birer oda anahtari verdiler.   Minik sus havuzunun etrafinda sehpahalara oturup takunyalari giydik.  Sakada sukada merdivenlerden cikip odamizi bulduk.  Oda buyukce bir kabin gibiydi.  Doktor muayene yataklarina benzeyen yuksek bir yatak, ayna ve bir dolap vardi.  Verdikleri kirmizi-gri ekoseli pestemali belimize doladik.  Ben maalesef 8 numara miyop, 1.5 numara astigmat gozlerimi duzelten gozluklerimden ayrildim ve yari kor, arkadaslarimi andiran bulanik seyleri izlemeye basladim.

Yazının Devamı / Continue Reading

Nasıl Taraftar Oldum? Oldum Da N’oldum?

Bildigimiz en yaratici kufurleri maclarda ogrenmistik. Karli bir sahada oynanan Galatasaray – Boluspor macinda (karli sahaya komurle ceza sahasi cizgisi cizilmisti), onumuzdeki sisman sakalli amca Erhan’a “Erhaaan Erhaaan geceleri bilmemnaapmaktan ayaklarinda derman kalmadiiii” diye bagirinca, kendi kendimize, “Haa demek ki bilmemnaapinca yorulunuyormus” diyorduk. “Ermaaan Ermaaan gozunun bebegini bilmemnaapiiiym” deyince de kafamiz karisiyordu.

Daha once Galatasaray haric hic bir takimla bu kadar ozdeslesmemistik. Ama Amerikan Basketbol ligi NBA finalinde New York Knicks son saniyede San Antonio Spurs’e yenilip sampiyonlugu kaybedince, koltugumuza gomulduk kaldik. Hani uzaydan bakiyor olsak (ki galiba annelerimiz uzaydan bakiyorlar), 10 tane adam saga sola kosunca neden bu kadar heyecanlaniyor bu insan milleti diye dusunecegiz herhalde. Ama insan o 10 adamin icine girip onlarla beraber zihninde kosusturunca, sutlari cekerken bacaklarin kasinca vaziyet baska… Bir arkadasimin babasi “Oglum biz televizyonda sidik yarisi olsa izleriz” demisti. Anlamak icin taraftar olmak lazim.

Nasil taraftar olunur? Olmak gerekli midir? Biz nasil olduk? Olduk da n’olduk?

Yazının Devamı / Continue Reading

Minneapolis: Bu Kadar Hipi Haksız Olamaz

New York’tan uçağa binip 3 saat batıya yol aldım. Fırtına yüzünden 4 saat rötar oldu ve Minneapolis – St. Paul havalanınaa indiğimde saat sabah bir buçuk olmustu bile. Etrafta hiç insan yoktu. Daha sonra bunun şehrin bir özelliği olduğunu anladım. Özellikle şehrin merkezi civarina olanın üç katı kadar daha insan sığar gibi görünüyordu.

Üniversite sonrası Deloitte Consulting’deki ilk işime başladığımda benim gibi analistlere eğitim için iki opsiyon verdiler: Atlanta veya Minneapolis. İkisi arasında kolaylıkla Minneapolis’i seçtim çünkü Atlanta’dan daha yeşil, entellektüel, renkli, üstelik Eylül’de havası daha güzel olan opsiyondu.

Gitmeden önce Minneapolis şehri ve Minnesota eyaleti ile ilgili çelişkili fikirlerim vardı. Bir taraftan Coen Biraderlerin Fargo filmi yüzünden iç karartıcı, sıkıcı bir beyazlıkla kaplı bir coğrafya hatırlıyordum, öte yandan (*The Artist Formerly Called*) Prince’in evinin burada oluşu ve Minneapolis’in liberal bir şehir olarak yaptığı ün sayesinde canlı bir sanat ve eğlence hayatı olduğunu biliyordum. Amerika’ya gitmeden evvelki dönemde seyrettiğim “Altın Kızlar” dizisindeki aptal Rose yüzünden Amerika’nın Midwest (Ortabatı) denilen bu bölgesinin insanının zeka sorunuyla ilgili önyargım da merakımı pekiştiriyordu. Her tarafta aptal sarışın, sağlıklı kırmızı yüzlü, tayyorlerinin altına spor ayakkabı giyip işe giden, fazlasıyla kibar ve iyi niyetli kadınları ve kısa saçları asker gibi kesili, güleryüzlü, sportmen ve iyimser kocalarını göreceğimi bekliyordum.

Yazının Devamı / Continue Reading

Günah Şehri New Orleans

Biz 2 hafta geç kaldığımız için etrafta kostümlü kimse yoktu. Bizim şahit olduğumuz eğlence daha çok teşhircilik ve röngencilik üzerine idi: Bourbon Street’in barlarının balkonlarına çıkan insanlar ellerinde boncuk kolyelerle yoldan geçen karşı cinsten insanlarla tezahürat eşliğinde pazarlık yapıyorlar. Pazarlık sonucunda kolyenin güzelliğine orantılı güzellikte bir vücut parçası halka teşhir ediliyor. Haliyle insan yolda aval aval yürürken hiç beklemediği anlarda, hiç beklemediği güzelliklerle karşılaşabilmekte.

Ev arkadaşım Sinan ile beraber Spring Break sırasında 9 gün için ABD’nin en enteresan şehri New Orleans’a araba ile gitme fikri ilk başta hayal gibi geldi. Sonuçta haritaya defalarca baktık, Georgia’lı vatandaşlara fikirlerini sorduk, 24 saat yolu kafada tarttık, düşündük, taşındık, kafamızı kaşıdık ve bir gece Amerika’nın tam ortasında kalmak şartıyla yola çıkmaya karar verdik.

İlk gün insanların aksanları anlaşılmaz oluncaya kadar ilerleme konusunda prensip kararına vardık. Sonunda Knoxville, Tennessee’de benzinci adamla anlaşmak normalin üç katı zaman alınca kuzeyden yeteri kadar uzaklaşmış olduğumuzu anladık ve iki tane yatağı olan en ucuz konaklama yerini aramaya başladık. Scottish Inn ve Budget Inn çekişmesini gecesi adam bası 15 dolar, MTV ve telefonla Scottish Inn kazandı. Resepsiyondaki Hintli amcanın Müneccim Efendi’nin evinde kahvaltı etmiş gibi “New York’tan geliyoruz” deyince “Cornell’e mi gidiyorsunuz?” diye sorması gecenin notları arasındadır.

Yazının Devamı / Continue Reading