<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; FİLMLER</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/filmler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Aug 2011 06:01:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</title>
		<link>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami</link>
		<comments>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 19:56:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Beatles]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Murakami]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=667</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/norwegian_norwegian.jpg" alt="Norwegian Wood, Haruki Murakami"/></div>Norwegian Wood (dilimize Fransızca ismindeki gibi "İmkansızın Şarkısı" olarak çevrilmiş) 1960'ların Tokyo'sunda ailesinden uzak, garip oda arkadaşıyla beraber bir üniversite yatakhanesinde yaşayan Toru Watanabe isimli bir talebe ve etrafındaki iki kadından müteşekkil aşk üçgeni hakkında bir kitap.  Tabii zaman 60'lar olunca işin içine Beatles, cinsel bağımsızlığını kazanmış kadınlar, ucundan azıcık anti-emperyalist öğrenci hareketleri ve bol miktarda aşk de giriyor. Watanabe birçok Murakami karakteri gibi müziğe, edebiyata ve biraya meraklı yanlız bir delikanlı, birçok ergen gibi kafası karışık ve depresif.  (Murakami okurken favori aktivitemin müzik dinlerken soğuk bir bira içmek olduğunu söylemiş miydim?)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F08%2F04%2Fnorwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F08%2F04%2Fnorwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nin durumu pek iyi değil.  İlk başladığımızda her azanın iyi tanımadığı en az bir başka aza olduğundan herkes sorumluluk duygusu içerisinde okur ve toplantıları aksatmazdı. Hikmet Bey gibi edebiyatperverler söz konusu kitabın ekolünden 3 tane daha kitap okurdu, Banu kitapların arkasına post-it&#8217;lere notlar alırdı, Seha kitapları bitirirdi, Başak&#8217;ın son dakikada işi çıkmazdı, Güldem ve Burcu toplantı boyunca hararetli bir şekilde kitabı tartışırlardı.</p>
<p>Aradan geçen 3 sene sonunda (1 Mayıs 2011&#8242;de 3. sene bitti) iyice samimileştik.  Artık toplantılar her seferinde en az 3 kere erteleniyor, sonunda toplandığımızda 7 kişinin 5 tanesi geliyor, gelenlerin de 3 tanesi kitabı bitirmiş oluyor. Toplantının başlangıcında herkes ailesi, sevgilisi ve işi hakkında şikayet ediyor.  Tam dertleşme bitip de konuya girerken bir anda birisi &#8220;Ayol duydunuz mu?  Muzaffer Beylerin Amerikadaki büyük oğlu karısından boşanıyormuş!&#8221; diyor ve bir anda tekrar kitabımızla alakası olmayan başka bir muhabbet başlıyor.</p>
<p>İşin kötüsü arada ben de (blog yazarı Şarapçı kimliğimdeki) disiplinimi kaybettim.  Önceleri 1-2 kitap geriden geliyordum, şimdi ise neredeyse 1 sene öncenin kitaplarını yazıyorum.  Hatta bakınca son okuduğumuz kitaplardan gerçekten yazmak istediğim sadece 2 tane olduğunu görüyorum. Ötekileri hakkında hararetli bir yazı yazacak kadar hissim yok. Bütün tersanelerimize girildi, seçimlerimiz kötü oldu, toplantılarımız zayıf geçti&#8230;</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnorwegian_kapak.jpg" border="0" alt="Norwegian Wood kapak" width="175" height="275" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kapaktaki Hanımefendi Daha Çok Midori Gibi</em></p>
<p style="text-align: left;">Bu seferki kitap (<span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span>) aslında yazmak istediklerimden birisi idi, ama bu toplantıyı birimizin evinde yapma hatasına düştüğümüzden tartışması çok zayıf geçti. Serin ve güneşli bir pazar günü çoluk çocuk (9 kusurlu hareketten birisi) eve doluştuk. Güldem&#8217;in evi çok güzel olduğu için muhabbet hemen ev ve evler, yavru kedi ve kediler, köpek ırkları ve çocuk cinsleri üzerine yoğunlaştı, Güldem&#8217;in kitaplarına, CD&#8217;lerine, DVD&#8217;lerine baktık ve hepsi üzerinde ayrı konuşmalar oldu. Aslında evde yapmamızın tek bir faydası da oldu, Beatles&#8217;ın sevdiğim ender şarkılarından birisi olan <a title="Norwegian Wood (Youtube)" href="http://www.youtube.com/watch?v=teUvq02YOuc" target="_blank">Norwegian Wood</a>&#8216;u anında Güldem&#8217;in süper müzik sisteminde tekrar tekrar dinleyebildik.  (Diğer sevdiğim 2 Beatles şarkısının <em>Help! </em>ve <em>Helter Skelter</em>, hadi bir de Yalın&#8217;ın hatrına <em>Come Together </em>olduğunu söylemiş miydim?)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span> (dilimize Fransızca ismindeki gibi &#8220;İmkansızın Şarkısı&#8221; olarak çevrilmiş) 1960&#8242;ların Tokyo&#8217;sunda ailesinden uzak, garip oda arkadaşıyla beraber bir üniversite yatakhanesinde yaşayan Toru Watanabe isimli bir talebe ve etrafındaki iki kadından müteşekkil aşk üçgeni hakkında bir kitap.  Tabii zaman 60&#8242;lar olunca işin içine Beatles, cinsel bağımsızlığını kazanmış kadınlar, ucundan azıcık anti-emperyalist öğrenci hareketleri ve bol miktarda aşk de giriyor. Watanabe birçok Murakami karakteri gibi müziğe, edebiyata ve biraya meraklı yanlız bir delikanlı, birçok ergen gibi kafası karışık ve depresif.  (Murakami okurken favori aktivitemin müzik dinlerken soğuk bir bira içmek olduğunu söylemiş miydim?)</p>
<p>Watanabe en yakın arkadaşı Kizuki 17. yaş gününde intihar edince Watanebe ve Kizuki&#8217;nin kız arkadaşı Naoko birbirlerinden bağımsız olarak üniversite için Tokyo&#8217;ya kaçarak yeni bir hayat kurmaya karar veriyorlar.  Watanabe ve Naoko insanların birbirine mesafeli olduğu büyük şehirde kendilerini teselli ederken yavaş yavaş aşık oluyorlar.  Çocukluğundan beri sevgilisi ve en yakını olan Kizuki&#8217;nin kendisini bırakıp &#8220;kaçmasını&#8221; kabullenemeyen Naoko, Watanabe&#8217;nin desteğine rağmen bir süre sonra kendisini yarı açık bir cezaevi gibi olan akıl hastanesinde buluyor. Tokyo&#8217;da kalan ve uzak bir orman içerisindeki akıl hastanesine ara ara ziyarete giden Watanabe ise, Naoko&#8217;nun antitezi durumundaki eğlenceli bir kız olan <a href="http://www.kiko-m.net/">Midori</a> ile Tokyo&#8217;da tanışıp, yakınlaşınca işler karışıyor.</p>
<p>Naoko ne kadar negatiflik, melankoli ve Watanabe&#8217;nin uzaklaşmak istediği eski hayatını sembolize ediyorsa Midori de yaşadığı birçok depresif olay karşısında tek başına da olsa dünyaya tutunmak ve iyimserlik demek.  Zaten Naoko Tokyo&#8217;dan ayrıldıktan sonra kitap ruhen ikiye bölünüyor: Watanabe Tokyo&#8217;da Midori ile beraberken hafif ve eğlenceli, Naoko&#8217;nun yanına uzak ormana gidince ise ağır ve depresif.  Öyle ki ne zaman Naoki (ve akıl hastanesindeki müzisyen arkadaşı Reiko) bölümleri gelse içim karararak okurken Watanabe tekrar Midori&#8217;ye dönse diye bekledim durdum.  <span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood </span>dışında okuduğum bir diğer Murakami romanı olan <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hard-Boiled_Wonderland_and_the_End_of_the_World">Hard Boiled Wonderland and The End of The World</a></span>&#8216;de (<a href="http://www.idefix.com/kitap/haslanmis-harikalar-diyari-ve-dunyanin-sonu-haruki-murakami/tanim.asp?sid=K1Y4MVP1LH6H52AE5H07">Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu</a>) de bir dikotomi (çatallanma?) söz konusuydu.  Kitabın yarısı normalimsi bir dünyada geçerken diğer yarısı ana karakterin bilinçaltındaki garip bir ülkede geçmekteydi. Normalimsi dünyayı çok severken garip ülkede üzerime Naoko ve Reiko gibi bir ağırlık çöküyordu.</p>
<p>Bu arada Norwegian Wood&#8217;u okurken de bütün yollar The Great Gatsby&#8217;ye çıkmaya devam etti.  Bir önceki kitabımız olan <a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill">Netherland</a>&#8216;ın yazarı Joseph O&#8217;Neill&#8217;ın en etkilendiği kitap <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Great_Gatsby">The Great Gatsby</a></span> (Muhteşem Gatsby) idi.  Norwegian Wood&#8217;daki çapkın, karizmatik ve hayatta ne istediğini bilmeyen üst sınıf öğrecisi Nagasawa ve Watanabe&#8217;nin ortak yanları da <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;ye olan hayranlıkları.  <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;deki insanları sevmeme Amerikan rüyasının yanlış yönlere gitmesi temaları Watanabe ve Norwegian Wood için de geçerli.  Sırası gelince yazacağım, 2010 yılındaki en güzel Okuma Cemiyeti kitabımız <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span> oldu, ama şimdi konuyu dağıtmayalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnorwegian_film.jpg" border="0" alt="Norwegian film" width="350" height="235" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Watanabe ve Naoki (Profilden Hoşmuş Aslında)</em></p>
<p>Bu esnada ben Norwegian Wood yazısını bir yıl geciktirirken <a href="http://www.imdb.com/title/tt1270842/">kitabın filmini</a> çektiler.  Geçenlerde de filmi nihayet izledim.  Filmin kitaptan en önemli farkı kitabın olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra Watanabe tarafından uçakta Norwegian Wood şarkısını dinlemesi çerçevesi içine yazılmış olması.  Bu sayede Murakami herşeyi hatırlamayabiliyor veya olaylara bir yabancı gibi bakma hakkına sahip.  Filmde ise herşey gerçek zamanda cereyan etmekte.  Ayrıca benim sevmediğim depresif sahneler filmde uzatılmış; filmin yarısı Naoki&#8217;nin ağlaması ile geçiyor &#8211; herhalde yönetmen akıl hastanesinin olduğu ormanda karlar arasındaki mükemmel çekimleri uzatabilmek için özellikle yaptı diye düşündüm! Üstelik zaten sevmediğim Naoki filmde daha antipatik iken Midori de pek şeker. Paranoyak ve kendime güvensiz bir kişi olsaydım özellikle bendeniz gibi yüzeysel izleyicileri tuzağa düşürmek için kadınların kastingini bu şekilde yaptılar diye düşünürdüm, neyse ki sadece paranoyağım.</p>
<p>Norwegian Wood Murakami&#8217;nin hem Japonya hem de dünyada ünlenmesini sağlayan kitabıymış ve anladığım kadarıyla Japon gençliği için bir nevi <span style="text-decoration: underline;">Gönülçelen</span> (<span style="text-decoration: underline;">The Catcher In The Rye</span>) olmuş.  Oldukça realist olduğundan ve gençliğin ikircikli zamanlarını mükemmel Murakami stiliyle (<em>stayla</em>) anlattığı içindir herhalde.  Ama yine de siz siz olun kitabı Seha&#8217;nın yaptığı gibi kızını Japonya&#8217;ya okumaya yollayan bir anneye ülkeyi tanısın diye tavsiye etmeyin.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/11/18/masumiyet-muzesi-orhan-pamuk" title="Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (November 18, 2008)">Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk</a> (6)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avatar</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/01/03/avatar</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/01/03/avatar#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 14:35:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[Avatar]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Hit Filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Issız Adam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=483</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/avatar_avatar.jpg" alt=""/></div>Jake zorbalara karşı halkı örgütleyen bir William Wallace olacaksa öncelikle kendi dünyasından kovulması lazım ki Pandora'ya ve kızılderililere mahkum kalsın. Bu da ancak Saylonlular kılıklı dünyalılara saldırması sayesinde oluyor ve tabii ki platin saçlı, kas yığını, kafası façalı, diplomasi düşmanı, vahşilerin korkulu rüyası ruhsuz komutan, "Olm Ceyk sen var ya, bittin olm sen!" konuşmasını yapınca oluyor. Tabii ki komutan bu konuşma öncesinde iyi kalpli doktora da "Siz entellektüeller çok safsınız, Hudson River'a bakarak buzlu viskilerinizi yudumluyorsunuz ama dünya gerçeklerinden uzak ecnebi maşalarsınız siz!" konuşmasını yapıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F01%2F03%2Favatar"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F01%2F03%2Favatar&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Bu zamanlarda sinemaya gitmek bayağı bir iş aslında ama Çağan şifreli mesaj iletir gibi &#8220;Yarın Avatar&#8217;a gidiliyor, bilet istiyorsanız Koray&#8217;ı arayın&#8221; sms&#8217;ini çekince imkanlarımızı zorlayarak bizim oğlanı anneannesine sattık. <span style="text-decoration: underline;"> Avatar </span>hakkında az çok birşeyler okumuştum.  Öncelikle <strong>bütün filmin</strong> 3 boyutlu olması ilgimi çekti ve tabii ki gerçekle çizginin birleştirilmesinde kullanılan yeni teknolojiyi merak ettim.  Internette bir yerde, detayını okumadığım bir manşette de &#8220;Hakkında kopartılan fırtınalar boşuna değil&#8221; diye okuyunca atladık gittik.</p>
<p>En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim: bütün filmi gözümü kırpmadan izledim çünkü (imkanlar iyileşmeye devam ettiği için 3 sene sonra daha iyisi yapılacak olsa da) çok güzel bir film ama güzelliği kışın manavdaki parlak ve dolgun domatesler gibi görüntüden ibaret, tadı yavan.  Sonuçta filmi sevip sevmeyeceğiniz hayatta herşeyde olduğu gibi ne aradığınıza bağlı.  Ben özellikle filmler konusunda daha seçici olduğum şu günlerde dünyayı farklı görmemi sağlayacak veya neşelendirerek hayatın sertliklerine dayanma gücümü arttıracak filmleri izlemek istiyorum. <span style="text-decoration: underline;"> Avatar </span>ise bunları karşılamadı ama teknolojisi sayesinde en azından bu yazıyı yazdıracak kadar hakkı oluştu.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/avatar_jake.jpg" alt="Avatar ve Jake" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Kedi Lan Bu!</em></p>
<p>İşte Avatar&#8217;daki bazı mesajlar:</p>
<p><strong>1) Bizimle Beraber Sürünmeyen Bizden Değildir:</strong> <em> Kahramanınızın yerel halkın arasına karışması için kendisinin içinde yaşadığımız dünyadan ümidini kesmesini sağlayınız. </em></p>
<p>Filmde ana karakter olan Jake Sully ayakları felçli bir eski komando (<em>marine</em>).  Bu tip bol patlamalı macera filmlerdeki her kahraman gibi pek entellektüel değil lakin iyi niyetli, çok cesur lakin cesurluğunun kaynaklarından birisi saflığı.  Jake&#8217;in bir de ikiz kardeşi var o da bu tip ikizlerden bekleneceği gibi ayrı bir dünyanın insanı.  Kendisi Pandora isimli gezegende casus olmak için yetiştirilmiş zeki ve kuvvetli bir bilimadamı/asker ama filmin başında öldürülünce mecburen aynı DNA&#8217;lara sahip Jake onun yerine maceraya atılmak zorunda kalıyor.  Aslında güzel bir komedi filmi konusu gibi gelse de filmde komik birşey yok.</p>
<p>Jake dünyada kaybeden birisi olduğu için özel olarak Pandora&#8217;daki Na&#8217;vi (&#8220;O apostrof da neyin nesi James Cameron?&#8221; diye sormak lazım) halkının arasına karışmak için yaratılan vücuda Matrix&#8217;ten apartılma bir şekilde bürünüp tekrar eski fiziksel gücüne kavuşunca hayali dünyayı gerçek dünyadan çok sevmeye başlıyor.  Aaa pardon Pandora hayali dünya değil başka bir gezegen.  Eeee yıl 2150 olunca ilerleyen teknoloji sayesinde cansız yaratıkların içine canlı bir insanın bilincini enjekte etmek mümkün olmuş!</p>
<p>Jake yeni dünyasında dışarıdan gelen bir beyaz adam olmasına rağmen iyiliği, saflığı ve avatarının yakışıklılığı sayesinde köyün prensesinin kalbini çalıyor.  Saf ve bakire bir prensesinin kalbinin sahibi her ecnebi gibi tabii ki prensesinin gelecekteki yavuklusunun da nefretini kazanıyor.  Ama Jake ne yaparsa yapsın kızılderililerin (pardon Na&#8217;vi&#8217;lerin) güvenini kazanamıyor.  Pardon, tabii ki prensesin karşılıksız güvenini kazanıyor ve bu gibi filmlerde hep olduğu gibi kendini aşık ettikten sonra güvenini boşa çıkararak onu kendisine küstürüyor bile.</p>
<p>Jake zorbalara karşı halkı örgütleyen bir <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Braveheart">William Wallace</a> olacaksa öncelikle kendi dünyasından kovulması lazım ki Pandora&#8217;ya ve kızılderililere mahkum kalsın.  Bu da ancak Saylonlular kılıklı dünyalılara saldırması sayesinde oluyor ve tabii ki platin saçlı, kas yığını, kafası façalı, diplomasi düşmanı, vahşilerin korkulu rüyası ruhsuz komutan, &#8220;Olm Ceyk sen var ya, bittin olm sen!&#8221; konuşmasını yapınca oluyor.  Tabii ki komutan bu konuşma öncesinde iyi kalpli doktora da &#8220;Siz entellektüeller çok safsınız, Hudson River&#8217;a bakarak buzlu viskilerinizi yudumluyorsunuz ama dünya gerçeklerinden uzak ecnebi maşalarsınız siz!&#8221; konuşmasını yapıyor.</p>
<p><strong>2) Vahşileri Kandırmak İçin Dinlerini Kullanınız:</strong> <em> Bu yerli milleti en kolay dinle yönetileceği için karakterlerinizin mümkün mertebe dini kullanmalarına olanak tanıyınız. </em></p>
<p>Peki Jake Sully gibi bir çaylak nasıl oluyor da kadim geleneklere sahip bir yerli kabilesinin tepesine çıkabiliyor?  Tabii ki her emperyalist güç gibi dini kullanarak!  Kızılderililerin korktukları Toruk isimli kuşu daha önce bizim prensesin Pandora halklarını birleştirip yöneten <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tito">Mareşal Tito</a> kılıklı dedesi kullanmış.  Tabii hikayeyi bilen Jake 10 kuşaktan kızılderili çevikliğiyle hemencecik bu kuşun üstüne binip onu sürmeye başlıyor ve Toruk&#8217;un yeni bir sürücüsü olduğunu gören kızılderililer eski atalarının ruhuna sahip olduğunu düşündükleri bu beyaz adama itaat etmeye başlıyorlar.  Bu esnada Jake de prensesin yavuklusu olması gereken yerliden &#8220;Aferin delikanlı, göründüğün kadar da kof değişmişsin!&#8221; bakışları alıyor.</p>
<p>Aslında ben Cameron&#8217;un yerinde olsam kızılderililerin gönlünü almak için <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dances_with_Wolves">Kurtlarla Dans</a> (Dances With Wolves) gibi bir kızılderinin hayatını kurtarmasını kullanırdım lakin uyanık Cameron günümüzde din daha etkili olacağından bu kutsalımsı kuşu kullanmayı tercih etmiş.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/avatar_askerler.jpg" alt="Avatar Kötü Adam" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Jake Sully ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ivan_Drago" target="_blank">Ivan Drago</a> Kılıklı Kötü Komutan</em></p>
<p>3) <strong>Gişede Başarı İçin Klişelere Sığınınız: </strong><em> Maksat gişede o teknolojinin parasını çıkarmak değil mi?  Öyleyse Amerika&#8217;yı yeniden keşfetmeye gerek yok, daha önce beğenilenleri yeni bir sosla seyircinin önüne sürünüz. </em></p>
<p>Yukarıda bütün filmin dayanağı olan avatarların içine insan ruhu sokma meselesinin Matrixvari olduğunu yazmıştım.  Ondan sonra da yaratılacak dünya için Cameron her Amerikalının yapacağı gibi kızılderililere dönmüş.  Aşksız hit film olmayacağı için ivedilikle <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pocahontas">Pocahontas</a> gibi bir beyaz adamı kurtaracak bir kızılderili prenses icad etmiş.  Barbara Cartland&#8217;den Jane Austen&#8217;a her iyi aşk hikayesinde olması gerektiği gibi önce prensesin beyaz adama kızmasını daha sonra da aşık olmasını sağlamış.  E eli değmişken biraz da aynı isimli <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pocahontas_%281995_film%29">Disney çizgi filminden</a> ilham almış, filmin merkezine kutsal bir salkım söğüt ağacı eklemiş.</p>
<p>Avatar&#8217;ın baba tarafından kuzeni <span style="text-decoration: underline;">Kurtlarla Dans</span> filminde Kevin Costner&#8217;ın oynadığı kızılderililerin tarafına geçen beyaz karakterinin ihanetini kanıtı geride unuttuğu günlüğünün bulunkması olmuştu.   Burada da askerlerin Jake Sully&#8217;yi silmelerinin önemli kanıtlarından birisi Jake Sully&#8217;nin kaydettiği vidyogünlük kayıtları olmuş.  150 yıl geçmiş, cansız varlıkların içince insan bilinci sokmayı başardınız da vidyogünlükten daha güzel bir günlük tutma yöntemi yok mudur kardeşim?  Üstelik koskoca teknoloji üssünde adam gibi bir webcam de mi bulamadınız?</p>
<p><strong>4) İnsanların Kalbini Kazanmak İçin Popüler Konulara Dayanınız: </strong><em> Günümüzün popüler konuları Irak&#8217;ta ve Afganistan&#8217;da savaş ve tabii ki doğanın açgözlü insanlar tarafından mahvedilmesidir.  Bunlardan yararlanmasını biliniz.</em></p>
<p>Günümüzde artık Irak&#8217;ta ve Afganistan&#8217;da Amerikalıların pek istenmediği malum.  Üstelik  Cameron bu filmi güya teknoloji ilerlesin diye bekletmiş olduğu söylense de pekala Irak&#8217;ta kararsızlık varken birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç olan günlerde piyasaya sürmek yemediği için de bekletmiş olabilir.  Sonuçta Amerikan halkının yarısını karşısına alacak olan bir filmin gişe başarısı tehlikeye düşer, bunu da en iyi Cameron Bey bilir.  Halbuki şimdi en şahinler bile Irak&#8217;tan ufak ufak tüymeyi tercih eder duruma geldiler.  O zaman yer altındaki doğal kaynaklar için oradaki insanların kutsal gördükleri şeyleri parçalamaktan sakınmayınız kafasının kaybetmesinden güzel ne olabilir?  Doğa olabilir tabii!</p>
<p>Sonuçta 1 Ocak&#8217;ta İstanbul&#8217;da 18 derece havada bunları yazarken doğaya saygı da artık üzerinde fazla tartışılmayan bir konu olmuş durumda.   E o zaman Cameron Bey yemyeşil bir gezegen yaratsın, şelaleler oradan buradan aksın kuşlar böcekler ibadullah olsun, sonra da bu gezegeni nedense 150 yıl boyunca dizaynları hiç değişmemiş camları kurşungeçirmez bile yapılmamış paslı helikopterlerlerle yerle bir ettirelim, sonra da bu insafsızları tabii ki son dakikada kurtarmaya gelen dostlar sayesinde bir güzel yenelim!</p>
<p>Konuyu dağıtacağım biraz ama hadi kurşun geçirmezden vazgeçtik bu helikopterlerin camları ok geçirmez bile değil yahu!  Komutanın kendi elini kolunu hareket ettirmek suretiyle kontrol ettiği <a href="http://www.voltron.com/main.asp" target="_blank">Voltran </a>kılıklı dövüşken robota hiç gelmeyeyim.  Ben size teknolojiyi geliştiremezsiniz demedim Cameron Bey, sadece işinize gelen teknolojiyi geliştirirsiniz dedim.</p>
<p>Tekrar çevre temasına dönecek olursak Sezyum&#8217;un da sorduğu gibi, Cameron efendi bu filmi çekerken çevreye ne zarar vermiş acaba?  Kaç uçak uçurmuş, kaç kilo karbondiyoksit üretmiş?   Malum artık yediğimiz biftekten kullandığımız kontakt lense kadar her hareketimizin karbondiyoksit salınımını hesaplayan web siteleri mevcut.  Madem bu kadar çevrecisiniz bunları da hesaplasaydınız.   Ama bu konuda gerçekten bir hassasiyet söz konusu olsaydı reklamın hasını yapan Cameron Bey çarşaf çarşaf yazdırırdı oralara buralara değil mi?  &#8220;Gelmiş geçmiş en yeşil film Avatar, hikayesini bile eski filmlerden kırparak yaptık!&#8221;  Yakışırdı da. (Bkz: <a href="http://happycatholic.blogspot.com/2010/01/avatar-movie-so-green-it-recycles-plot.html" target="_blank">Happy Catholic</a> <em>The Movie So Green It Recycles The Plot</em>.)</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Aslında okuduğum en güzel yorumlardan birisini <a href="http://www.tramvayduragi.com/avatar/ Nezaket Kartal">Tramay Durağı sitesinde Nezaket Kartal</a> yapmış,</p>
<blockquote><p>Sanırım James Cameron, Navi ırkını ve onların dünyasını yaratmaya harcamış bu on yıllık zamanı, çünkü bunlar dışında filmde herhangi bir şeye kafa yorulmuş gibi görünmüyor. Ama bir bildiği var demek ki, film 8.9 ile imdb top 250’de 51. sırada. Galiba Amerika’nın Çağan Irmak’ı Cameron, izleyiciyi gayet iyi tanıyor.</p></blockquote>
<p>Eh Çağan Irmak soz konusu olunca ben de yazmadan edemedim tabii ki.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois" title="Climats (İklimler), Andre Maurois (November 10, 2009)">Climats (İklimler), Andre Maurois</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie" title="Shalimar The Clown, Salman Rushdie (July 22, 2009)">Shalimar The Clown, Salman Rushdie</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/05/10/issiz-adam" title="Issız Adam (May 10, 2009)">Issız Adam</a> (20)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2000/04/23/13" title="Hindistan ve Din (April 23, 2000)">Hindistan ve Din</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/06/10/franny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger" title="Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger (June 10, 2009)">Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger</a> (3)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/01/03/avatar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Issız Adam</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/05/10/issiz-adam</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/05/10/issiz-adam#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 21:41:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[Issız Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Otisabi]]></category>
		<category><![CDATA[Seinfeld]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=400</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/issiz_issiz.jpg" alt=""/></div>Kahramanımız (Alper) gündüzleri aşçı-patronluk yaptığı lokantasında geç saatlere kadar çalışan geceleri de tanımadığı insanlarla sevişen bir kişidir.  Derken bir şekilde eskiden erkeklerden ağzı yanmış olduğunu anladığımız bir kızla (Ada) tanışıp binbir numara ile kızı tavlar.  Alper'in hem utandığı hem de sorumluluk duygusuyla sevdiği  Türk filmi saflığındaki annesi taşradan büyük şehre gelince bu sefer bu kadıncağızı Ada binbir numarayla tavlar.  Tam işler yoluna girmişken Alper kızı ağlata ağlata bırakır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F05%2F10%2Fissiz-adam"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F05%2F10%2Fissiz-adam&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><em>Issız Adam</em> fenomenini ıskalamıştım, geçenlerde DVD&#8217;sinin çıktığını farkedince popüler kültürümüzde bu kadar yeri olan bir filmi görmek lazım diye düşünüp satın aldım.  Çağan Irmak&#8217;ın <em>Babam ve Oğlum</em>&#8216;unu da salak gibi almış olmama rağmen izlemememin sebebi duygu sömürüsünden hoşlanmamamdı.  Hele yeni baba olmuş birisi olarak babalar ve oğulları duygu sömürüsünü çekecek durumda değildim, hala da değilim.  Şimdi <em>Issız Adam</em>&#8216;ı gördükten sonra kararım kesin: <em>Babam ve Oğlum</em>&#8216;a üç arşınlık değnekle bile dokunmam.</p>
<p>Hala bilmeyen kaldıysa, film fazla pişirilmiş bir makarnanın 25 liraya satıldığı südo-italyan lokantalarından birini işleten özenti bir adamın kadınlarla sağlıklı ilişki kuramaması hakkında.</p>
<p>Önemli Not: Bir sonraki paragrafta filmin sonunu anlatacağım, ama zaten Türkiye&#8217;de yaşayıp gazete okuyorsanız sonunu biliyorsunudur.  Zaten bu yazıyı okuduktan sonra filmi hala sonunu merak ederek izlerseniz de size müstahaktır.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/issiz_poster.jpg" alt="Issız Adam Poster" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Masum Ama Meraklı Kedi Yavrusu ve Suçlu Ama Ümitli Köpek Yavrusu Bakışlarına<br />
Takılıp </em><em>Posterdeki Harika Şiirimsiyi Kaçırmayınız</em></p>
<p><strong>Özet</strong><br />
Kahramanımız Alper gündüzleri aşçı-patronluk yaptığı lokantasında geç saatlere kadar çalışan geceleri de tanımadığı insanlarla sevişen bir kişidir.  Derken bir şekilde eskiden erkeklerden ağzı yanmış olduğunu anladığımız bir kızla (Ada) tanışıp binbir numara ile kızı tavlar.  Alper&#8217;in hem utandığı hem de sorumluluk duygusuyla sevdiği Türk filmi saflığındaki annesi taşradan büyük şehre gelince bu sefer bu kadıncağızı Ada binbir numarayla tavlar.  Tam işler yoluna girmişken Alper kızı ağlata ağlata bırakır.  Sittin sene sonra tekrar karşılaşırlar.  Bu esnada Ada her genç kızın hayali olan İngiltere&#8217;de çalışan Türk kocayı bulmuş ve ondan güzel bir kız evladı peydahlamış, saçını çok çirkin kestirmiş ve iş kıyafetleriyle ve şık küpeleriyle Beyoğlu&#8217;nda sinemaya gidecek kadar delirmiştir.  Alper zavallısı ise bıraktığımız gibi kalmış, üstelik saçları çok kıvırcık olduğundan taranmamış/umursamaz görüntüsü vermeyi beceremediği için yıkılmıştır.  Bu dramatik karşılaşma anında ikisi de mutluluğun ne yüksek tavanlı bekar evinde ne de İngiltere&#8217;deki kocada olduğunu anlarlar.  Ve film, film boyunca cins cinsi çalan acıklı bir eski Türkçe şarkı ile acıklı acıklı biter.</p>
<p><strong>Klişeler</strong><br />
Alper klişelere göre her kızın hoşlanması gereken özelliklere sahip yakışıklı bir delikanlıdır.  Bir kere şehrin en cool mahallesinde cool bir işi vardır, hem yemekleri bizzat pişirecek kadar zengin ruhlu hem de patron olacak kadar zengindir.  Ayrıca her sabah elemanlarını gerçek bir Amerikalı patron gibi &#8220;Haydi çocuklar, biraz yemek pişirelim!&#8221; diyerek motive ettiğine göre ya elemanları üstünde açıklanmaz bir güce sahiptir ya da akşam seks yapmadığı zamanlarda bol bol dublaj holivut filmi izlemektedir.</p>
<p>Alper cool mahallelerimizden birisinde az möbleli, hiç kullanılmıyormuş gibi duran kocaman mutfaklı, plazma televizyonlu bir evde oturur.  Çok güzel yemek yaptığı yetmiyormuş gibi &#8220;Önce şarap tadılacak, daha sonra o şarabın ışığında yemeğin tadına bakılacak&#8221; diyecek kadar gurme ve &#8220;Sen yemekteki bileşenleri tek tek yediğine göre hayatın karmaşıklığından hoşlanmayan bir aslan burcu kadınısın&#8221; gibi yorumlar yapacak kadar da derindir.  Ada nasıl dijital fotoğraf makinası yerine eski bir Nikon kullanıyorsa Alper de sadece plak ve bu plaklardan sadece 70&#8242;lerin Türk Pop Müziği&#8217;ni dinler.  &#8220;Kekoya bak, bu devirde plak dinliyor yahu&#8221; diyecek seyirciler de düşünüldüğü için kameraya dönerek izah eder: &#8220;Plaktaki müzik sıkıştırılmadığı için gözünü kapatınca kendini konserde zannedersin&#8221;.  Halbuki bu aslında kız gözünü kapatsın da yanına kedi gibi sessizce yaklaşıp dudaklarına yumulayım taktiğidir.  Tabii Ada kafam kadar kadehlerdeki 3 bardak şarabı yuvarladıktan sonra yere oturup, gözünü kapatıp 45 saniye duracak da yılların kurdu Alper durmayacak mıdır?  Alper her abazanın yapacağını yapıp Tecavüzcü Coşkun gibi kızın boğazına soktuğu diliyle zavallının küçük dilini emince bütün film soyunmadan sevişmeyi başaracak kadar namuslu bir Türk kızı olan Ada &#8220;Yapmamalıyız Alper, eve gitmeliyim&#8221; diye şakacıktan kaçmaya çalışacak ve sonra tabii ki kapıdan koşa koşa dönecek kadar zeki ya da cilvelidir.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/issiz_sarilis.jpg" alt="" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Ağlamaktan Göz Pınarlarım Kurudu Vallahi</em></p>
<p>Peki Alper&#8217;in amacı nedir?  Hadi ilk başta Ada&#8217;nın gıdılı güzel yüzüne, endamına ve sütyen seçmeyi bilmeyecek kadar tecrübesiz olmasına tutulmuştur ve görmüş geçirmiş (cinas yapmak gibi bir maksadım yoktur) her erkek gibi &#8220;Ona herşeyi ben öğretmeliyim&#8221; diye düşünmüştür.  Biraz daha tanıyınca <em>Puslu Kıtalar Atlası</em>&#8216;nı okuyor gibi yapıp evde penye Claudia Schiffer donlarıyla gezen bu kızın aslında <em>Issız Adam</em> filminin hedef kitlesinin bizzat kendisi olduğunu farkedip kızın makbulü seyircinin makbulü gibi adamın kafasını gereksiz yere zorlamayanıdır diye düşünür.  E peki kız annesiyle can ciğer kuzu sarması olunca neden bırakır?  Bırakır zira Alper her Türk kızının kabusu olan o neden bıraktığı anlaşılmayan erkektir!</p>
<p>Hiç bir kadına bağlanamayan evlenme özürlü erkek konusu ilginizi çekiyorsa Alper&#8217;den daha inandırıcı ve okuru için çok daha dürüst olan <a title="Otis Abi" href="http://www.otisabi.com/" target="_blank">Otisabi</a>&#8216;yi tavsiye ederim.  Kendisi her çarşamba Uykusuz dergisinin arka sayfasındadır.  Tanıştığı kadınlar etkilemek için burç da konuşur feng shui tavsiyesi de yapar ama o bunları yaparken biz okurlar düşünce balonlarından gerçek düşüncelerini (&#8220;Hepsi de bayılır böyle saçmalıklara&#8221;) okuruz.  Gizemli olmadığı gibi yan karakterler olan ev sahibi abaza yaşlı amca ve arkadaşımsısı Kaan da iyi karakterlerdir.  Ha bu arada Otisabi&#8217;nin arabası <a title="Chrysler PT Cruiser" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Chrysler_PT_Cruiser" target="_blank">Chrysler PT Cruiser</a> muhtemelen Issız Adam&#8217;a da ilham olmuştur.  Ama konumuzdan birazcık saptık&#8230;</p>
<p>Ada&#8217;nın Alper&#8217;de ne bulduğunu tahmin etmesi ise daha kolaydır.  Şimdiye kadar hiç düzgün bir ilişkisi olmadığına göre bu adam ya geydir ve Ada onu &#8220;kendi takımına&#8221; çekecektir ya da şimdiye kadar şansı yaver gitmemiş bir bahtsız adamdır, Ada ise o şanstır işte!  Üstelik dizginlenemeyen bir erkeğin dizginlenmesi gibi ulvi bir hedef de söz konusudur.  Ada da imzayı atana kadar kedi, imza sonrası kaplan olan bir Türk kızıdır çünkü.</p>
<p><strong>Bekar ve Tertipli</strong><br />
Seinfeld&#8217;in basit bir gey adam tanımı vardır: bekar ve tertipli.  Alper hem bekardır hem de tertiplidir.  Üstelik kendi rızasıyla kadınlara yemek yapıp plaklardan romantik müzik de dinler.  Buradan bakacak olursak <a href="http://www.aksam.com.tr/2009/04/29/yazar/5708/aksam/yazi.html">Oray Eğin</a>&#8216;in bu film dürüst olmayan bir gey filmidir tespiti yerindedir.</p>
<p>Ama tabii ki film gey filmi olsa yeteri kadar satmayacağı için gey filmi yerine kırık kalpli kız filmi yapılmıştır.  Bu film bir gey filmi olsaydı mesela filmin sonunda Alper kek gibi Ada&#8217;nın arkasından bakacağına &#8220;Seviyorum ulan!&#8221; diye başgarsonuna yumulsaydı filmi izleyip izleyip ağlayan umutsuz kızlar neye sarılacaklardı?  Ya boş vakitlerinde Leo Buscaglia kitapları okuyup filmdeki Ada gibi <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mavi+tela%C5%9F&amp;nr=y&amp;pt=mavi+telas">mavi telaş</a> cümleleri kuran ve cima anında sevgililerini coşturmak için &#8220;el eleyiz, elimin çizgisi elinin çizgisine karışıyor sevgilim&#8221; diyen sıkıcı kızlar ne olacaktı?  Peki ya hayatları boyunca sevmedikleri işlerini bırakıp Ferrarilerini satıp çok yorulacağı ama eve mutlu gideceği bir restoran açma hevesiyle yaşayan bir jenerasyon sahipsiz mi kalsındı?  Ya kız arkadaşları terkedince pardesülerini giyip karanlık  bir rıhtımda yağmur altında ıslanırken uzaklara bakarak sigara içenler (ki filmde bu sahnenin olmamasının tek sebebi Alper&#8217;in saçlarının rüzgarda uçuşamayacak kadar kıvırcık olmasıdır) mevsim veya saat müsait değilse ellerine Gandhi gibi bir sopa alıp paçalarını kıvırıp kumsalda yürüdüklerinde hangi filmi düşüneceklerdi?  Kendilerini üzgün ama gururlu Alper&#8217;in yerine koymak en güzeli değil miydi?</p>
<p>Yani kısacası film iyi ki gey filmi falan olmamıştır &#8211; böylece günümüz Türk gençliği için yol gösterici bir fener gibi parlamıştır.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/issiz_ghandi.jpg" alt="Issız Adam Gandhi" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Gandhi Adam Sağlık Bakanı&#8217;nın Önerisini Dinlemiş, Kene Isırmasın Diye</em><em>Paçaları Sıvamış Ama Çoraplarını İçine Sokmayı Unutmuş</em></p>
<p>Neyse ben soruları boşuna soruyorum, zaten kendi kendime de cevaplıyorum.  Bu film bu kadar izleyici topladıysa bizlere şapka çıkarıp kaderimizin utanmasını beklemek düşer. Zaten sanat halk içindir.  Öyleyse öl Sezar.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/04/21/then-we-came-to-the-end-ve-isimiz-bitti-joshua-ferris" title="Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti), Joshua Ferris (April 21, 2009)">Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti), Joshua Ferris</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/01/03/avatar" title="Avatar (January 3, 2010)">Avatar</a> (7)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/05/10/issiz-adam/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acayip Bir Kısa Film: Aynanın İki Tarafı</title>
		<link>http://sarapci.com/2008/08/07/kisa-film-aynanin-iki-tarafi</link>
		<comments>http://sarapci.com/2008/08/07/kisa-film-aynanin-iki-tarafi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2008 10:24:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Bizim birader ve arkadaşı Sinan'ın çektikleri ikinci kısa film.  İzlerken saate ve renklere dikkat etmenizi öneririm.  Aşağıda iki ayrı link var, artık devlet büyüklerimiz hangisini kapatmayı uygun görmedilerse ondan izleyebilirsiniz.  Biraz uğraşmaya üşenmez ve gene devlet büyüklerimizin hoşuna gitmeyecek kumar reklamlarından rahatsız olmazsanız kapatmaları baypaslamak mümkün tabii.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F08%2F07%2Fkisa-film-aynanin-iki-tarafi"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F08%2F07%2Fkisa-film-aynanin-iki-tarafi&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Bizim birader ve (asker) arkadaşı Sinan&#8217;ın çektikleri ikinci kısa film aşağıda.  Birincisini daha önce şuraya koymuştum: işte <a title="Patlamış Mısır" href="http://sarapci.com/acayip-bir-kisa-film-patlamis-misir/" target="_blank">buraya</a> koymuştum.</p>
<p>Bu filmi izlerken <span style="text-decoration: underline;">köstekli saate</span> ve <span style="text-decoration: underline;">renklere</span> bilhassa dikkat etmenizi salık veririm.  <span style="text-decoration: underline;">Alis Harikalar Diyarında</span>&#8216;yı okumuş olmanız da faydalı olacaktır.</p>
<p>Filmin iki ayrı linkini koydum, artık devlet büyüklerimiz hangi websitesini sansürlemeyi uygun gördülerse siz bilinçli vatandaşlar olarak ötekinden izleyebilirsiniz.</p>
<p>Biraz uğraşmaya üşenmez ve devlet büyüklerimizin hoşuna gitmeyecek kumar reklamlarından rahatsız olmazsanız kapatmaları baypaslamak da mümkün tabii.  Benden duymuş olmanınız ama Google&#8217;dan yapacağınız ufak bir aramayla bu tür sitelerin listesini bulabilmeniz mümkündür.</p>
<p>Tanıtımlarından: &#8220;Beyaz tavşanı takip et!  Ama hangisini?&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><object width="425" height="344"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/nBTwHNip-Nc&#038;fs=1" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><embed src="http://www.youtube.com/v/nBTwHNip-Nc&#038;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"></embed></object></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bu Youtube versiyonu</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Not: Çin, Kuzey Kore, Tayland gibi Youtube’u zırt pırt yasaklayan bir ülkeden bağlanıyorsanız göremeyebilirsiniz!</em></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.metacafe.com/fplayer/1588408/.swf" width="400" height="345" wmode="transparent"><param name="movie" value="http://www.metacafe.com/fplayer/1588408/.swf" /></object></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bu da Metacafe versiyonu</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Not: Çin, Suriye, Suudi Arabistan gibi Metacafe&#8217;yi zırt pırt yasaklayan bir ülkeden bağlanıyorsanız göremeyebilirsiniz!</em></p>
<p><img id="smallDivTip" style="border: 1px solid blue; z-index: 90; opacity: 1; position: absolute; left: 385px; top: 287px;" src="chrome://dictionarytip/skin/book.png" alt="" /></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/05/25/acayip-bir-kisa-film-patlamis-misir" title="Acayip Bir Kısa Film: Patlamış Mısır (May 25, 2007)">Acayip Bir Kısa Film: Patlamış Mısır</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2000/01/14/mavi-gozlu-dede" title="Mavi Gözlü Dede (January 14, 2000)">Mavi Gözlü Dede</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2001/12/20/bayram-misafiri" title="Bayram Misafiri (December 20, 2001)">Bayram Misafiri</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2008/08/07/kisa-film-aynanin-iki-tarafi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Capote</title>
		<link>http://sarapci.com/2007/08/16/capote</link>
		<comments>http://sarapci.com/2007/08/16/capote#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 18:54:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[Capote]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Lisedeyken hiç sevmediğim rengeyiği rudolf kılıklı İngilizce öğretmenimiz Ms Watson bize Capote’nin Grass Harp (galiba Türkçe’ye çevrilmemiş) kitabını okutmuştu.  Acaba o okuttuğu için inadına mi sevmemiştim yoksa ondan bağımsız olarak mı hoşuma gitmemişti hatırlayamıyorum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2007%2F08%2F16%2Fcapote"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2007%2F08%2F16%2Fcapote&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Lisedeyken hiç sevmediğim rengeyiği rudolf kılıklı İngilizce öğretmenimiz Ms Watson bize Capote’nin Grass Harp (galiba Türkçe’ye çevrilmemiş) kitabını okutmuştu.  Acaba o okuttuğu için inadına mi sevmemiştim yoksa ondan bağımsız olarak mı hoşuma gitmemişti hatırlayamıyorum.</p>
<p>Bennett Miller’ın Capote filminin çıkmasıyla beraber Truman Capote hakkında birçok yazı belirdi ve kendisini hatırlamak durumunda kaldım.  Anladığım kadarıyla dahi denecek kadar kabiliyetli bir yazar olmak dışında, sorunlu, acımasız, kendini beğenmiş ve aynı anda nasılsa sevilen bir adammış.  Hani salon adamı diye bir laf vardır.  Truman Capote için söylenmiş olabilir.</p>
<p>Capote filmi Truman Capote’nin gazetede okuduğu bir cinayeti incelemek ve üstüne yazı yazmak amacıyla New Yorker dergisi tarafından Kansas’a gitmesi ve katiller yakalandıktan sonra özellikle kendine benzettiği bir tanesi ile yakınlaşması hakkında.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://sarapci.com/images/capote_capote.jpg" alt="Capote" title="Capote" /></p>
<p>Seyahat sırasında kendisine çocukluk arkadaşı henüz meşhur olmamış bir Harper Lee eşlik ediyor.  Harper Lee de ortaokulda okuduğumuz To Kill A Mockingbird (Bülbülü Öldürmek) kitabının yazarı.  Ki o kitabı içerik olarak çok sevmek dışında sert kapağını tenefüslerde pinpon raketi olarak kullandığımızı hatırlıyorum.</p>
<p>Filmin en güzel tarafı Truman Capote’nin ikilemlerini görmek oldu.  Öncelikle kendisinin icat ettiğini söylediği gerçek hayata dayalı edebiyat (literary non-fiction) janrının ilk eserini vermek için duyduğu heyecan ve harcadığı efor ve tabii ki kaleminin kuvveti ve pazarlama taktikleri takdir edilesi.</p>
<p>Öte yandan bir kitap için ölecek bir insanı yalanlar söylerek kullanmak mübah mıdır?  Edebiyat tarihini değiştirmek ve tarihe geçmek için neler feda edilebilir?  Zaten ölecek bir adamın ölümünü geciktirmek günah mıdır sevap mıdır?  Darağacı yolundan dönemeyecek olan bir adamın ölümünü istemek insan vicdanına aykırı mıdır?  Insan edebiyat veya ego için arkadaşlarını incitmeyi göze almalı mıdır?  Peki ya o kitap edebiyat tarihini değiştirebilecek potansiyeldeyse?</p>
<p>Capote filmde yazışının anlatıldığı In Cold Blood (Soğukkanlılıkla) isimli kitabını katil Perry Smith asıldıktan sonra bitirebilmiş.  Ve kitap gerçekten de tahmin ettiği gibi çok başarılı olmuş.  Ama bu kitap aynı zamanda Capote için sonun başlangıcı olmuş.  Filme göre bundan sonra başka kitap yazamadığı gibi yarım kalan son kitabını yazmaya çalışırken Kansas’ta yaşadıklarının da etkisiyle alkolden ölmüş.</p>
<p>Yarım bıraktığı kitabının epigrafında “Kabul edilen dualar kabul edilmeyenlerden çok gözyaşına sebep vermiştir” diye bir sözü var.  Bu etkileyici film işte bunu açıklıyor.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://sarapci.com/images/capote_perry.jpg" alt="Perry" title="Perry" /></p>
<p align="center"><em>Clifton Collins JR ve Philip Seymour Hoffman</em></p>
<p align="center"><em>Manyak Manyak Bakarken </em></p>
<p>Yazmadan geçemeyeceğim, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000450/" target="_blank" title="PSH">Philip Seymour Hoffman</a> en sevdiğim aktör.  DVD’nin sonunda gerçek Capote ile bir roportaj var, bir insanın derisinin altına böyle girilebilir mi?  Hoffman’ı ayrıca daha önce çok çok farklı rollerde de gördük.  Typecast olmamayı en iyi beceren aktör olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Öteki başarılı aktör de katil Perry rolündeki <a href="http://www.imdb.com/name/nm0004286/" target="_blank" title="CC JR">Clifton Collins JR</a>.  Kendi hayatı da maalesef canlandığı karakterin hayatına benziyormuş.  Belkli bu biraz yanıltıcı ama gene de iğrenç bir katili insana sempatik gösterebilmek aktörlük değilse nedir?</p>
<p>Capote senenin bu yarısında açık ara izlediğim ile en iyi film.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2001/06/26/white-teeth-inci-gibi-disler-zadie-smith-yalin" title="White Teeth (İnci Gibi Dişler), Zadie Smith (Yalın) (June 26, 2001)">White Teeth (İnci Gibi Dişler), Zadie Smith (Yalın)</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2001/06/25/white-teeth-inci-gibi-disler-zadie-smith" title="White Teeth (İnci Gibi Dişler), Zadie Smith (June 25, 2001)">White Teeth (İnci Gibi Dişler), Zadie Smith</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/yazari-olmak-isteyecegim-kitaplar" title="Tavsiyeler (April 26, 2006)">Tavsiyeler</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/03/22/suc-ve-ceza-gunlugu" title="Suç ve Ceza Günlüğü (March 22, 2007)">Suç ve Ceza Günlüğü</a> (6)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2007/08/16/capote/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acayip Bir Kısa Film: Patlamış Mısır</title>
		<link>http://sarapci.com/2007/05/25/acayip-bir-kisa-film-patlamis-misir</link>
		<comments>http://sarapci.com/2007/05/25/acayip-bir-kisa-film-patlamis-misir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 May 2007 18:28:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Bizim birader gittiği kısa film kursundan arkadaşları ile (haliyle) kısa bir film çekmiş.  Kendi yazdıkları tanıtım cümlesi şöyle, “Genç adam patlamış mısır ve içecekleri enteresan bir şekilde tüketmektedir.”  Aslında oldukça yerinde bir tanıtım cümlesi.  Filmde ne anlatmaya çalıştıklarını bana sormamanız şartıyla aha aşağıya linkini koyuyorum
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2007%2F05%2F25%2Facayip-bir-kisa-film-patlamis-misir"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2007%2F05%2F25%2Facayip-bir-kisa-film-patlamis-misir&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Bizim birader gittiği kısa film kursundan arkadaşları ile (haliyle) kısa bir film çekmiş.</p>
<p>Kendi yazdıkları tanıtım cümlesi şöyle, “Genç adam patlamış mısır ve içecekleri enteresan bir şekilde tüketmektedir.”  Aslında oldukça yerinde bir tanıtım cümlesi.</p>
<p>Filmde ne anlatmaya çalıştıklarını bana sormamanız şartıyla aha aşağıya linkini koyuyorum:</p>
<p style="text-align: center;"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.metacafe.com/fplayer/1588418/.swf" width="400" height="345" wmode="transparent"><param name="movie" value="http://www.metacafe.com/fplayer/1588418/.swf" /></object></p>
<p style="text-align: center;"><em>Not: Çin, Kuzey Kore, Tayland gibi Youtube&#8217;u zırt pırt yasaklayan bir ülkeden bağlanıyorsanız göremeyebilirdiniz ondan Metacafe versiyonunu koydum!</em></p>
<p><img id="smallDivTip" style="border: 1px solid blue; z-index: 90; opacity: 1; position: absolute; left: 325px; top: 150px;" src="chrome://dictionarytip/skin/book.png" alt="" /></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/07/kisa-film-aynanin-iki-tarafi" title="Acayip Bir Kısa Film: Aynanın İki Tarafı (August 7, 2008)">Acayip Bir Kısa Film: Aynanın İki Tarafı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2000/01/14/mavi-gozlu-dede" title="Mavi Gözlü Dede (January 14, 2000)">Mavi Gözlü Dede</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2001/12/20/bayram-misafiri" title="Bayram Misafiri (December 20, 2001)">Bayram Misafiri</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2007/05/25/acayip-bir-kisa-film-patlamis-misir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

