Kahire

İçeri girerken kapıdaki ayakkabı alıcısı amca elleriyle “ver ver” hareketi yaptı. Ben de kafamla “olmaz olmaz” hareketi yaptım. Ama aynı esnada, caminin bir köşesinden beni gösterip “O kâfir şuradan şuraya gidemez, durdurun!” jestleriyle yerinde zıplayıp duran abi de gözümden kaçmadı. Ortalığı velveleye vermemek için hızla içerideki mümin kalabılığın arasında kendimi kaybettirmeyi başardım.

Karım Seha bir danışmanlık projesi için, beş haftalığına Mısır’a gitti. Ben de onu ziyarete gitme bahanesiyle, bir haftasonu Kahire’yi görmüş oldum. Mısır hem gittiğim ilk eski Osmanlı vilayeti, hem de seyahatlerimde Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ilk ülke olduğu için, orada geçireceğim 48 saatin kıymetini bilip, etraflı bir program yaparak görebildiğim kadar çok şey görmeye çalıştım.

Yazının Devamı / Continue Reading