Kuba (Ayhan)

Habana’nin varoslarinda bir ayine katilma firsatini elde ettim. O tarikatin ayinine katilan ilk beyaz(?)misim megerse. Ben boyle sey gormedim/duymadim. Neler oldugunu anlatabilsem kitap olur, fakat kisaca sunu soyleyeyim: Eve kan ter icinde dondugumde, (kan/ter derken sirtimda kesilen horozun kanindan bahsediyorum) madden ve manen iflas etmis kulce vucudumla 48 saat uyumusum…

Havalar sogudu… Hadi biraz kaninizi isitayim.. Gecen seneki Kuba seyahatim ama gecenlerde Istanbul Life dergisinde yayinlanmis:

Yazının Devamı / Continue Reading

Rio de Janeiro

Kiyafetler ise benzer, her yastan ve kilodan kadinlar tanga ve minik bikiniler giyiyorlar. Eskiden Firt’in kapagindaki kizlarin giydigi 4 kucuk ucgenden olusan mayolar bunlar. Erkekler ise ekseriyetle slip mayolular. Zaten erkek kadin butun yabancilar koca koca mayolarindan hemen anlasiliyor.

2003 yılında, çocuklar henüz doğmadan, karı-koca başbaşa yaptığımız Rio de Janeiro (Ocak Nehri demekmiş) gezisi 1950 Dünya Kupası için inşa edilmiş olan Maracana Stadı’yla başladı.  Yazının Devamı / Continue Reading

Guatemala

Tepede, büyük bir ağacın altında dört-beş kişi karşımıza çıktı. Tek kelime etmeden bize bakıyorlardı. Biz Ruben’in etrafında bir yarım daire olup onu dinliyorduk. Normalde kıpırdayan her şeyin fotoğrafını çeken Vikram bile hareketsizdi. Biri ağacın altında, biri yanda taştan yapılma iki dev kafanın ortasında Mayalar bir ağaç kütüğünün etrafında sessizce duruyorlardı. Yerde 5-6 tane kocaman puro, yarı içilmiş içki şişeleri, kırmızı/beyaz/siyah mumlar ve bir adet yeni öldürülmüş gibi duran bir tavuk vardı.

Tatillerimi kıskanan sevgili arkadaşlarımın nazarı yüzünden seyahatleri yatakta istirahat ederek geçirir oldum. En son, kardeşimin mezuniyeti için gittiğim Amerika’da 2-3 gün ateş ve boğaz ağrısından mustariptim. Bu sefer de 39,5 dereceyi bulan ateş, boğazağrısı ve öksürük beni gurbet ellerde yataklara düşürdü. Dört günüm yatakta geçti. Bu hastalık melanetinin tek olumlu tarafı ise, yanımda götürdüğüm bütün kitap ve dergileri ilk kez bitirebilmem oldu.

Neden Guatemala? İsmi erkek ismi olmasına rağmen erkek olmayan karım Seha’nın, Amerika’dan bir iş arkadaşı olan Maria, Guatemalalıdır. Aslında bu kadar da basit değil, babası yarı Musevi, yarı Katolik, annesi ise yüzdeyüz Katoliktir. Babası yarı Musevi olduğu için Maria’nın Katolik babaannesi işi sansa bırakmayıp oğlunu papaz okuluna göndermiş. Papaz okulu sonrası evlenen baba ve anne Guatemala’da bir süre yaşadıktan sonra iyice azıtan iç savaş yüzünden Panama’ya kaçmışlar. Maria küçükken Panama’da büyümüş, daha sonra ortam biraz sakinleyince ailece Guatemala’ya dönmüşler. Babası hâlâ sık sık görüştüğü (düğünü de şereflendiren) ilkokul arkadaşlarıyla kafa kafaya verip bir parti kurmuş ve iç savaşın mahvettiği yurdunu kurtarmak için politikaya atılmışlar. İktidara da gelmişler! Ve 1996 senesinde, çok önemli bir iş başararak ateşkesi sağlamışlar.

Yazının Devamı / Continue Reading

Ithaca – California – Ithaca, 10720 km, 9 Gün

Kapımızı şık bir adam açtı ve arabamızı aldılar. Hırpani bir şekilde içeri girdik, alt katta rock müzik (rak mı rok mu tartışmasını saygıyla anıyorum) ve bar vardı, üst katta ise dans müziği ve bir dans pisti. Biz yukarda içkilerimizi yudumlayıp müziğin temposuyla kıpraşırken sahnede bir rock grubunun çıkışı için hazırlıklar sürmekteydi.
Adamlar davulları falan kurarlarken etrafa bakıp dehşet içerisinde tiplerin ne kadar çok Türk’e benzediklerini farkettik. Parıltılı kıyafetli balık eti bayanlar, bıyıklı, kıllı göğüsün arasından beliren kolyeyi cömertçe sergileyen esmer beyefendiler falan.

Üniversitenin 9 günlük bahar tatillerinde uzun seyahatler bağımlılık yapmıştı. Birinci sene Cancun (Meksika), ikinci sene New Orleans’tan sonra, üçüncü sene işi biraz da ileri götürmek istedik ve dokuz günde Ithaca, New York’tan Amerika’nın en eğlenceli eyaleti olan Kaliforniya’ya gidip gelmeye karar verdik.

Yazının Devamı / Continue Reading

Minneapolis: Bu Kadar Hipi Haksız Olamaz

New York’tan uçağa binip 3 saat batıya yol aldım. Fırtına yüzünden 4 saat rötar oldu ve Minneapolis – St. Paul havalanınaa indiğimde saat sabah bir buçuk olmustu bile. Etrafta hiç insan yoktu. Daha sonra bunun şehrin bir özelliği olduğunu anladım. Özellikle şehrin merkezi civarina olanın üç katı kadar daha insan sığar gibi görünüyordu.

Üniversite sonrası Deloitte Consulting’deki ilk işime başladığımda benim gibi analistlere eğitim için iki opsiyon verdiler: Atlanta veya Minneapolis. İkisi arasında kolaylıkla Minneapolis’i seçtim çünkü Atlanta’dan daha yeşil, entellektüel, renkli, üstelik Eylül’de havası daha güzel olan opsiyondu.

Gitmeden önce Minneapolis şehri ve Minnesota eyaleti ile ilgili çelişkili fikirlerim vardı. Bir taraftan Coen Biraderlerin Fargo filmi yüzünden iç karartıcı, sıkıcı bir beyazlıkla kaplı bir coğrafya hatırlıyordum, öte yandan (*The Artist Formerly Called*) Prince’in evinin burada oluşu ve Minneapolis’in liberal bir şehir olarak yaptığı ün sayesinde canlı bir sanat ve eğlence hayatı olduğunu biliyordum. Amerika’ya gitmeden evvelki dönemde seyrettiğim “Altın Kızlar” dizisindeki aptal Rose yüzünden Amerika’nın Midwest (Ortabatı) denilen bu bölgesinin insanının zeka sorunuyla ilgili önyargım da merakımı pekiştiriyordu. Her tarafta aptal sarışın, sağlıklı kırmızı yüzlü, tayyorlerinin altına spor ayakkabı giyip işe giden, fazlasıyla kibar ve iyi niyetli kadınları ve kısa saçları asker gibi kesili, güleryüzlü, sportmen ve iyimser kocalarını göreceğimi bekliyordum.

Yazının Devamı / Continue Reading