<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; Amerika</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/geziler/amerika/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Aug 2011 06:01:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Kuba (Ayhan)</title>
		<link>http://sarapci.com/2005/04/25/kuba-ayhan</link>
		<comments>http://sarapci.com/2005/04/25/kuba-ayhan#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2005 09:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Kuba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[Habana'nin varoslarinda bir ayine katilma firsatini elde ettim. O tarikatin ayinine katilan ilk beyaz(?)misim megerse.  Ben boyle sey gormedim/duymadim.  Neler oldugunu anlatabilsem kitap olur, fakat kisaca sunu soyleyeyim:  Eve kan ter icinde dondugumde, (kan/ter derken sirtimda kesilen horozun kanindan bahsediyorum)  madden ve manen iflas etmis kulce vucudumla 48 saat uyumusum...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2005%2F04%2F25%2Fkuba-ayhan"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2005%2F04%2F25%2Fkuba-ayhan&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><font face="Verdana" size="0">Havalar sogudu&#8230;  Hadi biraz kaninizi isitayim..  Gecen seneki Kuba seyahatim ama gecenlerde <em>Istanbul Life</em> dergisinde yayinlanmis:</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Kuba&#8217;dan dondum, gene cok huzunluyum bir &#8220;Cuba Gunleri&#8221; daha geride kaldi.  Cok uzun ve zor yolculuklardan sonra Istanbul&#8217;a, yeryuzune donuyoruz, canli sicacik kum, rum ve muzik, sadece hatiralarda ve bu satirlarda kaliyor&#8230;</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center">&nbsp;</p>
<p style="text-align: center"><font face="Verdana" size="0"><img src="http://www.sarapci.com/images/ayhan_kuba_sokak.jpg" title="ayhan_kuba_sokak.jpg (21674 bytes)" alt="ayhan_kuba_sokak.jpg (21674 bytes)" /></font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Buyuk otelleri iska gecip, pansiyonlari da yan cebimize koyarak, bizim Soguk Cesme Sokagi veya Yesil Ev misali hostelimiz Tejadillo&#8217;da odalarimiza yerlestik. Benim odamin sokaga balkonu var, asagi sarktin mi sokak civil civil tam bir mahalle muhabbeti&#8230; </font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Karsidaki ilkokul eski bir apartmanin bir dairesinde, hatta 3. katta.  Sabahlari Kuba&#8217;nin  &#8220;Istiklal Marsi&#8221; ile uyaniyor, ardindan da, &#8220;Cubaliyim, dogruyum, kucuklerimi korumak, buyuklerini saymak&#8230;. yurdumu ozumden cok sevmektir..vs.&#8221;&#8216;nin agir Kuba aksanli Ispanyolcasi ile de yataktan kalkiyordum. </font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Bizdeki muhabbet aynen Cuba da da emrinizde.  Istiklal marsi okunurken yoldan yuruyenlerin esas durusa gecmeleri gorulecek seydi.  Mahallemiz bir uyaniyor, pir uyaniyor, sabah sekerlemesi imkansiz.   Her evin penceresinden bangir bangir Latin Muzik (Haso su) esliginde asagi sepet sallandiran, anahtar atan, siyahi ablalar, teyzeler fiskiriyor.  Abiler ise ucuz rumlarini yudumlama mesailerine erkenden basliyorlardi.  Her sabah dusumu aldiktan sonra beyaz serin giysilerimi giyip asagiya kahvaltiya iniyordum, tanidik sicak yuzler ve &#8220;Buenos Dias&#8221; (gunaydin) ile alinan &#8220;Cuban Cafe con Leche&#8221; den sonra, bazi gunler kilometrelerce uzun gumus kumlu serin plajlara, bazi gunler ise &#8220;Rumba Guaguanco Workshop&#8221;i icin oranin Umraniyesi &#8220;Luyano&#8217; &#8221; ya Emilio Del Monte&#8217;gillere gidiyorduk.</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Istanbul&#8217;daki &#8220;Afro-Cuban Percussion Workshop&#8221; grubuma vedigim sozu nihayet yerine getirmistim.   Percussion talebelerimi toparlayip 15 kisi ver elini davul calmaya Habanaya.. 15 gun.  Hem de dunyaca unlu davulcular Baba/Ogul Emilio Del Monte Sr.ve Jr  ile beraber&#8230;</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">&#8220;Percussion&#8221; &#8216;cilarin Mekkesi Kuba bu, Baylar Bayanler siki duralim.   Benim ikinci gidisim bu.  Neden cok daha evvel gitmemisim???  Gitmek ne kelime, neden bir sure yasamamisim?   Baska bir gezegen.   Oyle bir gezegen ki herkes atalardan ve dogustan muzisyen ve dansci.  Ozel mulkiyet yok: lokantalar, oteller, oto kiralama herseyin sahibi devlet veya kooparatifler.   Muzigi istedigin zaman istedigin volumde dinleme ve dinletme hurriyetin var.</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">&#8220;Acaba burada uyuyan cocuk, hasta adam, rahatsiz olan komsu yok mu&#8221; diye dusunmeden edemedim.   &#8220;Modern Dunya (?)&#8221;&#8216;nin TV dizileri, sinemalari, fast food markalari, otomobilleri, yeni zenginleri, &#8220;Shopping Mall&#8221; lari yok&#8230;  </font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Fidel Amerika&#8217;yi pek sevmiyor ama US Dolari yasaklamaktan bikmis olsa gerek birakmis isin ucunu.  Hersey 1 US Dolar&#8217;a endeksli.  Elektrik, su, un, seker, tuz, yag, puro, tuz gibi temel maddeler bedavaya yakin ucuz&#8230;  Eski buyuk malikhaneleri 3-4 aile birden paylasiyorlar tek bir telefon hatti ile.  Kadinlar ya, devamli telefonda ya da, eski merdaneli makinalarda bahcelerde camasir yikiyorlar.  Kubali beyaz giymeyi seviyor, temiz giymeyi seviyor.</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Pek oyle radyo ve TV duskunu degiller.  Sadece 2 adet radyo istasyonu mevcut.  Televizyonu hayal meyal hatirliyorum, devamli komunist propagandasi yapiyor idi.  Radyolar yasakli.   Gecenlerde olen Kuba dogumlu Latin Muzik Kralicesi Celia Cruz da bu yasaklardan nasibini alanlardan.  Sarkilari radyolarda calmiyor&#8230;  Eski Turk filmleri gibi, bir sekilde hala yuruyen eski Amerikan arabalari, &#8217;50 lerin yuvarlak hatli buzdolaplari ve bedava elektrik ile hala haril haril isleyen, homurtulu, kallavi &#8220;Westinghouse Air Condition&#8221; cihazlari ile sanki eski Hollywood filmlerinde oynuyoruz&#8230;  Hava dersen hep limonata&#8230;</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Kuba lisani Ispanyolcanin agir bir lehcesi; daha melodik ve kelimeler agizda yuvarlanarak telaffuz ediliyor.  &#8220;S&#8221; harfi gibi agiz kaslarini yoran harfleri yutuyorsun, adeta yumusak &#8220;S&#8221; oluyor.  Agiz minimum oynatilarak konusuluyor.  &#8220;Bu Adalilar konusurken bile fazla efor sarfetmezler&#8221; dedi bir Fransiz.  &#8220;Eforlar&#8221; zaten muzik ve dans&#8217;a cok onceden yer ayirtmis.   O muzik calmaya gorsun, o cikik popolar aninda kipir kipir.  Guzel otesi melez disiler (Mulatas) kemiklerini hemen vestiyere birakiyorlar ve o anda o Afrika kani, koyu kirmizi fiskirmaya basliyor.  Ama ne kan kokteyli, Bati Afrika, Ispanya, Endulus, Arap, Fransiz, hatta Cinli ve bir olcu de milli icki &#8220;rum&#8221;.  Bir kadehi bile  adami yere yikar   vallahi&#8230;</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Muzik deyince, taa koklere, Bati Afrika Dinlerine dayaniriz.  &#8220;Santero&#8221;’lardan bahsetmemiz lazim.   Kuba dini binlerce yillik Bati Afrikali &#8220;Yoruba&#8221; geleneklerinin, agdali ve bol yasakli somurgeci Ispanyol Katolik dini ile olusan sentezi.  Bu 18. asirda dogan yeni melez din, &#8220;Santeria&#8221;, &#8220;Conquistador&#8221; (Fatih) Ispanyollardan miras bir korku ile hala biraz gizemli ve saman altinda.  Yoruba Tanrilarini katolik azizlerin altina saklamis Kubali.</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center">&nbsp;</p>
<p style="text-align: center"><font face="Verdana" size="0"><img src="http://www.sarapci.com/images/ayhan_kuba_davulcular.jpg" title="ayhan_kuba_davulcular.jpg (30051 bytes)" alt="ayhan_kuba_davulcular.jpg (30051 bytes)" height="329" width="439" /></font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">&#8220;Aziz Barbara&#8221; gununu kutlarken aslinda &#8220;Chango&#8221;&#8216;ya tapiyor. &#8220;Virgen dela Caridad&#8221; (Our Lady of Charity) sevgi Azizesinin altinda yatan tanri ise aslinda tatli su, ask, sevgi, zenginlere guven ve fakirlere umut veren &#8220;Oshun&#8221;.  Liste uzayip gidiyor, belli basli 11 &#8220;Orishas&#8221; Bati Afrika Yoruba-Lucumi Tanrisi, Katolik 11 aziz (Santa) ile anildigindan bu dinin adi &#8216;Santeria&#8221;.</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Karayipler ve Amerika Kitasinda milyonlarca muridi bulunan bu dinin basi sik sik  hayvanlari koruma dernegi ile belaya girmis.  Sonunda Miami Mahkemesi dini inanc icin yapildigi takdirde cesitli hayvanlarin  kurban edilebilecegine izin vermis&#8230;</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">(Bir Afro-Cuban Davulcusu olarak cok merakli oldugum bu konuyu benim ile paylasmak isteyenler lutfen yazinin sonunda okudugum ve tavsiye edebilecegim bazi kitaplari not ediniz.)</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Afrika kokenli &#8220;Bata&#8217;a Drums&#8221; caprasik ritmleri ile Tanrilara ulasiyorlar.  Bu kutsal davullara el surmek, yere koymak yasak.  Evlerde gordugum kadari ile ince bir iple tavana asiliyorlar ve ucu birden boslukta yuzuyor.  Degil calmayi denememe, bir tanesinin onunde diz cokup optukten sonra alnimi dayamama bile zor izin vermislerdi.  Boyle bir olay icin en az iki sene boyunca &#8220;din kardesi&#8221; olmam sartmis&#8230;  Bu davullardan bazilarin kutsalligi o kadar ileri seviyede ki koca ABD&#8217;de sadece iki set varmis.  Bu zor ve kompleks ritmlerin pesinde, taa California Humboldt State Universitesine ve Boston Berklee Muzik Okuluna gittim&#8230;</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Ama aslina bakarsan Kuba&#8217;da bir kac sene okumak lazim.  Orishas  (Santero Tanrilari)&#8217;na ulasmak icin bazen 17 ayri yoldan gecmek gerekiyor.  17 ayri grift ritm arka araya siralaniyor.</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center">&nbsp;</p>
<p style="text-align: center"><font face="Verdana" size="0"><img src="http://www.sarapci.com/images/ayhan_kuba_dayi.jpg" title="ayhan_kuba_dayi.jpg (22582 bytes)" alt="ayhan_kuba_dayi.jpg (22582 bytes)" height="320" width="427" /></font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Ana Davul Iya&#8217;nin sinyalleri ile diger iki davul (Itotole ve Okonkolo) ritmleri kaliptan kaliba sokarken, dans eden Santerolar transa girip bir anda &#8220;Posessed&#8221; oluyor yani tanri benliklerine giriyor.  Samanizmi, Mevlevileri dusunmeden edemedim.  Ama bu is baska, isin acilisi bu.  Afrika kokuyor, davul kokuyor, ritmler kalpleri gumbur gumbur attiriyor&#8230;</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Habana&#8217;nin varoslarinda bir ayine katilma firsatini elde ettim. O tarikatin ayinine katilan ilk beyaz(?)misim megerse. Ben boyle sey gormedim/duymadim.  Neler oldugunu anlatabilsem kitap olur, fakat kisaca sunu soyleyeyim: Eve kan ter icinde dondugumde, (kan/ter derken sirtimda kesilen horozun kanindan bahsediyorum) madden ve manen iflas etmis kulce vucudumla 48 saat uyumusum..</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Ayhan Sicimoglu</font></p>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center"><font face="Verdana" size="0">Not: Santeria hakkinda tavsiye edebilecegim kitaplar:</font></p>
<ul><font face="Verdana" size="0"> </font><font face="Verdana" size="0"> </font><font face="Verdana" size="0"> </font>    <font face="Verdana" size="0"></p>
<li>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center">Santeria The Religion by Migene     Gonzales Wippler Llewellyn Publications</p>
</li>
<li>
<p class="Anilar" style="margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0cm" align="center">The Osha Secrets of the     Yoruba-Lucumi-Santeria Religion in the United States &amp; The Americas by Julio Garcia     Cortez Athelia Henrietta Press Inc.</p>
</li>
<p></font></ul>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Bu alakasız bir yazı / No related posts</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2005/04/25/kuba-ayhan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rio de Janeiro</title>
		<link>http://sarapci.com/2004/11/04/rio-de-janeiro</link>
		<comments>http://sarapci.com/2004/11/04/rio-de-janeiro#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Nov 2004 10:23:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Brezilya]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Karnaval]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[Kiyafetler ise benzer, her yastan ve kilodan kadinlar tanga ve minik bikiniler giyiyorlar.  Eskiden Firt’in kapagindaki kizlarin giydigi 4 kucuk ucgenden olusan mayolar bunlar.  Erkekler ise ekseriyetle slip mayolular.  Zaten erkek kadin butun yabancilar koca koca mayolarindan hemen anlasiliyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2004%2F11%2F04%2Frio-de-janeiro"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2004%2F11%2F04%2Frio-de-janeiro&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>2003 Kurban Bayrami’nda yaptigimiz Rio de Janeiro gezisinin notlaridir.  Rio de Janeiro &#8220;Ocak Nehri&#8221; demekmis diyerekten baslamak isterim&#8230;</p>
<p><strong>Maracana Stadi</strong><br />
Rio yazisina giris icin daha guzel bir konu olabilir mi?  Ben Brezilya’yi once futbolu ve formasinin açık sarisi, gok mavisi ve tropik yesili ile tanidim.  Ardindan digerleri geldi.  Bizim gezimiz de benim tabii ki cok hosuma giden bir tesaduf sayesinde meshur Maracana Stadyumu’ndan basladi.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_maracana3.jpg" alt="Maracana" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Meşhur Maracana Stadı</em></p>
<p>Okurlar arasindaki futbol cahilleri (ki hasa ayip degildir, ilginctir sadece) icin Maracana’nin dunyanin en unlu stadyumlarindan birisi oldugunu ve stadin bir macta en cok seyirci rekorunun sahibi oldugunu soylemem lazim.  Bu rekorun gunumuzdeki kuculen stadlar (ve zorunlu koltuklar) trendi yuzunden kirilmasi da imkansiza yakindir artik.</p>
<p>Maracana alisik oldugumuz stadlardan farkli olarak cok basit ve yayvan bir stad.  Elips seklinde iki kattan olusuyor ve tamamen simetrik.  Saha tribunlere maalesef bayagi uzak (sinirli seyircilerin atacaklari su siseleri sahaya ulasmiyor).  Girisi cikisi ise oldukca rahat.</p>
<p>Hikayeyi kronolojik olarak anlatmak gerekirse, aliskanligim oldugu icin havaalaninda bindigimiz taksici ile hic vakit gecirmeden futbol konusmaya basladim.  Portekizce bilmedigimi soylemem lazim ama gene de her taksiciyle oldugu gibi pata kute anlastik sofor abi ile.   Ingilizce bilen cok olmadigi icin tatilin sonunda Portekizcemi ilerletmistim biraz (Ispanyolcaya yazilisi haric pek benzemiyor maalesef).</p>
<p>Sofor abi hemen anahtarligindaki Flamengo armasini gosterdi ardindan uzaktan gordugumuz Maracana’yi isaret etti.  Ben Felipe falan dedim ama anlasamadik.  Sonra birden heyecanlandi ve bugun cok muhim bir mac oldugunu izah etti.  Hemen taksi telsizinden duraktakilere macin saatini sordu ve saat 5’te Maracana’da oldugunu bildirdi.   Daha Isa heykelinin altindaki tunelden gecmeden Pazar gunu programimiz belli olmustu.</p>
<p>Seha’ya (karim olur) futbolun ulkedeki ve dunyadaki ve hayatimdaki onemini bir kez daha izah ettim.  Brezilyalilari, hatta Riolulari (<em>Carioca</em>’lar deniyor) daha iyi tanimak icin onlari en dogal ortami olan stadda &#8220;<em>in situ&#8221;</em> gormemiz gerektigini, halk kitlelerini &#8220;kitlelerin afyonu&#8221; futbolu damardan aldiklari zaman tanimaya baslamanin en dogru yol oldugunu anlattim.  &#8220;Futbol asla sadece futbol degildir&#8221; de dedim.  Nasilsa ikna oldu.</p>
<p>Otele iner inmez resepsiyona maca nasil gideriz konusunu actik.  Megersem turistleri maca goturen acentalar varmis.  Resepsiyondaki genc hepsini aradi ve biletlerin bittigini soyledi.  Mac Rio derbisi (Flamengo – Fluminense) de olsa koskoca Maracana’nin dolacagina inanmadim.  Kapidan alabilecegimiz soylenince taksiyle gidip boynu kalin kurt gibi isimizi kendimiz gormeye karar verdik.   Odaya ciktik yerlestik tepedeki deniz haric heryeri goren restoranda hizli tarafindan bir yemek yedik ve 3 gibi asagi indik.</p>
<p>Bu arada megersem yer acilmis ve resepsiyondaki genc ayarlamayi yapmis bile sagolsun.  Saat 4’te bir abi geldi ve bizi aldi, biraz gec oldugunu dusunuyordum ama abi rahatti.   Civar otellerden baskalarini da topladiktan sonra yola ciktik.  Rehberimiz 74’te Istanbul’a gelmis, biraz konustuk ettik.  Yolda bize Maracana’yi ve Rio derbisinin onemini anlatti.  Kendisi de bizim gibi Flamengo’yu tutuyormus.</p>
<p>Stadin mahallesine &#8211; ki bize Japonya’da cok fena koyan Ronaldo’nun buyudugu mahalle imis &#8211; yaklasinca formali insanlari gormeye basladik.  Aci bir Flamengo ustunlugu vardi (siyah kirmizi enine cizgili formalari var).  Seyyar saticilar bira, mesrubat, kizarmis peynir (hellim peyniri gibi bir peyniri kekik gibi bir kuru ota batirdiktan sonra dondurma gibi cubuga yerlestirip kizartarak veriyorlar, bayagi da guzel) satiyorlardi.  Yer yer Fluminense (yesil-bordo-beyaz) taraftarlarini da goruyorduk, iki takimin tarafrarlari karisiklardi, bir baris havasi hakimdi.</p>
<p>Iceri cok rahat girdik.  Yerlerimiz daha tehlikesiz tribunden imis ve numara yokmus onun icin grup olarak ayrildik ve tekrar mac cikisinda bulusmak uzere sozlestik.  Orta sahanin tam ortasindan alt kattan izleyecektik.  Sag taraf kale arkasi Flamengo, sol taraf ise Fluminense idi.   Flamengo taraftari daha fazlaydi ve daha gurultuluydu.  Bizim tribunumuzde ise ikisinin de taraftari vardi.</p>
<p>Saha futbola elverisliydi ama hava cok sicakti (30<sup>o</sup>C kadar ve rutubetli).  Gunes yakiyordu.  Bizim tribunde organize tezahurat ara sira oldu ama kale arkalari hic susmadilar.  Hatta bir taraftan bayraklarini dolastiriyor, dansediyorlardi.  Bir ara macin ortasinda bizim eskiden kapalida actigimiz Hagi formasi gibi dev bir Flamengo formasi acildi.</p>
<p>Mac esnasinda Flamengo’nun 10 numarasinin hareketleri cok tanidik geldi.  Acaba diye dusundum, yanimdaki adamin durbununu aldim ve evet!  Bizim Felipe Flamengo’nun 10 numarasi olmustu! Aynen bildigimiz sekilde ince calim atti, muhtesem ara paslar verdi, yere dusup kaldi, ciliz sutlar cekti.  Daha sonra yerde buldugum spor gazetesinde sayfanin yarisini kaplayan resmi vardi.</p>
<p>Ara Not: Felipe Galatasaray’a Rio’nun ucuncu klubu Celta Vigo’dan (siyah-beyaz) geldi.<br />
Ara Not 2: Asil en saglam derbi Flamengo – Celta Vigo imis</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_maracana%20icerisi.jpg" alt="Maracana" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>İçeriden Maracana</em></p>
<p>Mac sirasinda da seyyar saticilar gezmeye devam ettiler.  Su, mesrubat, bira ve demin yazmayi unuttugum keciboynuzu gibi tadi olan <em>ice tea’</em>leri satiliyordu.  Tuvaletler yalak sistemi ve tahmin edilecegi gibi pisti.  Insanlar bir sure sonra bizim olaya fransiz oldugumuz anlayip bizimle konusuyorlardi.  Bir tanesi ile Hasan Sas ve Rustu muhabbeti yaptim.  Isimlerini hatirlayamadi ama Hasan icin kafasini kazimis gibi yapti, Rustu’nun ise uzun saclari ve gozlerinin altindaki komuru yapti, sonra da plonjon yapar gibi yapti.  Felipe Galatasaray falan da konustuk abi Felipe kotu oynadigi icin sitem etti.</p>
<p>Bu arada Fluminense 3 tane gol atti her seferinde icimizdeki Fluminenseliler sevindiler kimse de donup hot demedi.   Felipe’nin cabalari sonuc vermedi ve mac 3-0 bitti.</p>
<p>Genel olarak futbol kalitesinin dusuk oldugunu soylemem gerekiyor.  Bizim ikinci lig maclari gibi geldi bana.  Ama en ilginc sey taraftarlarin tepkileriydi.  Mesela Flamengo’nun kalecisi hic geregi yokken iki adam calimlayip orta sahaya yaklasip topu uzaklastirinca costular.  Hic sonucu olmayan calimlar milleti galeyana getirmeye yetti. Felipe kraldi.  Taraftar kesinlikle Hatice’ye onem vermekteydi.  Ama tam Hatice demek de olmuyor, takim rezalet de oynuyor olabilir ama iki uc calim, bir guzel sut seyircinin gonlunu almaya yetiyordu.  Flamengolu oyuncularin laubaliligine en cok ben kizdim herhalde.</p>
<p>Cikista bizim rehber uzgundu tabii, hatta bazi arkadaslari alay ettiler kafasini Hakan Sukur gibi egip yakasini cekistirdi ve sustu.   Minibusumuze geri bindik.  Stadin etrafinda trafik sikisti ve kavga cikti.  Bir anda atli polisler belirdiler ve havaya ates ederek ortaligi dagittilar.  Bir tanesi polo oynar gibi copunu asagida sallayarak bir grubu kovaladi.  Kavga edenler formali falan olmadiklari icin mac kavgasi olmadigini saniyorum.</p>
<p>En azindan 60.000 kisinin oldugu staddan otelimize Isa’nin kollarinin altindan gecerek 45 dakikada vardik.</p>
<p><strong>Ipanema ve Leblon</strong><br />
Otelimiz Ipanema plajinda idi.  Zaten turist olarak kalinan 2 standart yer var: Ipanema ve Copacabana.  Biz Burak Susoy’un tavsiyesine uyduk ve Ipanema’da kaldik, daha iyi oldu.   Ipanema, Copacabana’dan daha canli ve biraz daha az turistik.  Leblon ise Ipanema’nin devami – kucuk bir dere ikisini ayiriyor.  Leblon’da otel daha az ve plaj daha sakin.  Bir iddiaya gore (en meshur kisiler olan) en zengin futbolcular Leblon’da oturuyorlar.   Baska bir iddiaya gore bir sonraki plajda (Pepino), daha baska bir iddiaya gore ise daha bir sonraki plaj olan Barra’da (Baha okunuyor).</p>
<p>Ipanema’da dikkatimi ceken bir sey apartmanlarin guzelligi ve bakimliligi oldu.  Ipanema denizden arkadaki gole kadar (<em>lagoon</em>) yuksek apartmanlarla dolu.  Ama hepsi mimarlarin elinden cikmis onlerinde cok bakimli bahceleri olan ve (maalesef) korumalari da eksik olmayan binalar.  Bazilarinin balkonlarindan koca koca agaclar cikiyor ve hepsinin altinda apartman sakinlerinin otoparklari var.  Parklar kapali olmasina ragmen etrafta Istanbul’daki gibi guzel arabalar yok.</p>
<p>Rio’da siniflar arasindaki farkliliklar ve cekismeler cok ilginc.  Oturduklari yerler tamamen ayri, ama plajlarda, stadda ve karnavalda herkes bir arada.  Gecekondu mahallelerinde oturanlar denize girmeye zengin mahallelerine geliyorlar ve Ipanema’da yalniz bir tane sadece uyelerin alindigi &#8220;<em>Country Club</em>&#8221; var.  Ondan da plaja zaten gecit yok.</p>
<p>Leblon, Ipanema, Copacabana’da hayat plajın etrafında donuyor.  Plaj ise cok kesin olmayan cizgilerle belli gruplara gore ayrilmis.   Mesela isci partisinin bayraginin altinda solcular, onlarin biraz yaninda uzun sacli kolyeli gunes batarken davul calmaya baslayan hippiler, belli sokaklarin plaji kestigi noktalarda geyler, orada burada her tarafta da gecekondu mahallelerinden (<em>favella</em>’lar) gelenler kucuk gruplar halinde oturmaktalar.  Bir bilenin sozunden cikmayiniz ve plajdan semsiye ve koltuk kiralarken pazarlik yapiniz.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_ipanema.jpg" alt="Rio Ipanema Plajı" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Ipanema Plajında Seyyar Satıcı ve Bir Abla</em></p>
<p>Kiyafetler ise benzer, her yastan (bkz yukaridaki resim) ve kilodan (bkz asagidaki resim)  kadinlar tanga ve minik bikiniler giyiyorlar.  Eskiden Firt’in kapagindaki kizlarin giydigi 4 kucuk ucgenden olusan mayolar bunlar.  Erkekler ise ekseriyetle slip mayolular.  Zaten erkek kadin butun yabancilar koca koca mayolarindan hemen anlasiliyor.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_ipanema%202.jpg" alt="Rio Ipanema Plajı" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Bu da Başka Bir Abla</em></p>
<p>Ipanema plajinda ozellikle gunes batisi sirasinda manzara mukemmel.  Sag tarafta Rio manzaralarinda her zaman gorulen dik tepeler uzerindeki balta girmemis ormanlar, sol tarafta Copacabana ile Ipanema’yi ayiran dev kaya var.   Arkaniza bakinca guzel apartmanlar ve aradaki yolda yuruyen, kosan, paten kayan, bisiklete binen, cocugunu gezdiren, top sektiren, yemek yiyen, birseyler icen Riolular var.</p>
<p>Tabii bizim gibi bayramda giderseniz gruplar halinde gelmis yurdum abaza gruplari ile de karsilasabilirsiniz: mesela bir gun biz efendi efendi otururken yanimiza 3 erkekli bir grup geldi.  Zaten sort mayolarindan yabanci olduklari belli idi.  Kumlarin uzerine yerlestiler, birer dergi actilar ve etrafi kesmeye basladilar.  Ben simdi birisi Seha ile ilgili yorum yaparsa ne yapsam diye dusunurken dorduncusu geldi.  &#8220;Oooo meraba abi, naber abi&#8221; muhabbetleri sonunda yeni gelen hemen sitem etti, &#8220;Ulan kankalar dun gece 100 dolar vermissiniz kari si***ssiniz?  Insan haber verir di mi?&#8221;  &#8220;Ehhe ehe hehe.&#8221;   &#8220;Lan biz burda bile abaza kaldik be&#8230;&#8221; &#8220;Ehhe ehhe ehe.&#8221;  Neyse muhabbet dallanip budaklanmadan gittiler de rahatladim.</p>
<p>Rio’da ozellikle de Ipanema’da surekli olarak mutlu ve sakin insanlar goruyorsunuz.  Gercekten cok guzel bir his.  Insanlar calisiyorlar mi, calisiyorlarsa ne zaman acaba diye merak ediyorsunuz.   Bizim gittigimiz zaman (Subat ortasi) Turk erkek gruplari haric pek turist de yoktu zaten muhtemelen turistsiz daha guzeldi sehir.</p>
<p>Rio tam bir spor cenneti.  Brezilya’nin o kadar cok sporda basarili olmasi tesaduf degil.  Denizde surf ve yuzme, arada plajda jogging/voleybol/futbol/futvoley, yuruyus yolunda yuruyus/jogging/bisiklet/paten&#8230;</p>
<p>Ama en enteresani futvoley: plajda yururken yola yakin kisimlarda voleybol sahalari goreceksiniz.  Sahalar neredeyse her an dolu.  Insanlarin bir kismi voleybol bir kismi ise futvoley oynuyor.  Futvoley bizim topcularin sicak yerlerdeki kamplarda bazen oynadiklari ayak tenisi gibi birsey.  Futbol oynanan uzuvlarla oynanan bir voleybol.  Tahmin edeceginiz gibi cok zor bir oyun.  Tahmin edemeyeceginiz gibi oynayanlarin bir kismi kadinlar/kizlar!  Tabii bu kadinlar/kizlar (kisaca karilar desem kizmazsiniz herhalde) plajin geri kalanindakiler gibi kucuk bikinili karilar.  Turkiye’den gelen abaza gruplarinin butun gunlerini burada gecirerek &#8220;Ehhe ehe lan bakbak topu neresiyle istop etti lan?  Ehe.&#8221; dedigini gorur gibi oluyorum.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_futvoley.jpg" alt="Futvolley" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Bunlar da Futvoley Oynayan Abiler</em></p>
<p>Tabii burada da plaj futboluna deginmeden gecemeyecegim.  Futbol gunun her saatinde bir sekilde oynaniyor.  1 kisi top sektiriyor, 2-3 aralarinda top sektiriyorlar, zaten sayi dordu buldu mu hemen mac basliyor.</p>
<p>Ben de uzun sure camdan disaridaki kuslari seyreden kediler gibi izledim ve sonunda baktim bir nevi turnuva durumu var.  Ucerlik takimlar uce kadar oynuyorlar, yenilen cikiyor yenen kaliyor.  Biz de orada biz zenci bir de top sakalli ITU ogrencisi gorunumlu bir cocuk hemen bir takim olduk ve basladik.  Zenci Ingilizce bilmiyordu lakin ITU ogrencisi benim gibi sadece Ingilizce biliyordu.  Daha biz ne oldugunu tam anlayamadan rakip bize gecirdi (beyaz slip mayolu bir tanesinin adi Hagi idi ve Hagi gibi oynuyordu) ve ciktik.  Bir dahaki siramiz gelene kadar yanda konusmaya basladik ve İTU ogrencisi cocugun adinin Atakan oldugunu ogrendim.  Bu yetmezmis gibi bir de Cornell’den tanidigim bir herifin de oda arkadasi cikti!  ITU’lu degilmis bu arada.</p>
<p>Hava kararirken bir mac daha yakaladim.  Bu sefer birisi cikti ve adam lazim oldu ve ben mudahil oldum.  Bu mac buyuk kaleli her takimda 6 kisinin oldugu daha komple bir mac oldu.   Gene Ingilizce bilen yoktu ama &#8220;Turk. Hakan Sukur&#8221; falan derken anlastik.  Canim cikana kadar oynadim bu sefer.  Tabii kumda oynamak cok yorucu bir de Brezilyali gibi top kontrolu gerektiriyor.  Arif Kocabiyik hic yabancilik cekmezdi mesela.</p>
<p>Bir ara Brezilya milli takimi Dunya Kupasi’na plajda hazirlanmis geyigi vardi, adamlarin plajda hazirlanmalarina ne gerek var, zaten butun hayatlari plajda geciyor&#8230;</p>
<p>Butun gunu gecirebileceginiz plaj disinda Ipanema-Leblon-Copacabana bolgesi guzel otel, restoran ve barlarla dolu.  Benim tavsiyelerimden bazilari:</p>
<li><strong>Casa de Fejoada</strong> (Ipanema’nin Copacabana tarafi): fejoada’nizin icine istediginizi koydurabilirsiniz.  Domuzsuz olursa olmaz!  Hafif turistik.</li>
<li><strong>Hotel Marina Palace</strong> (Leblon): altindaki restoranda guzel italyan yemekleri ve illa ozlediyseniz sushi var.  Bolgenin tiki gencleri seviyorlar.</li>
<li><strong>Copacabana Palace</strong> (Copacabana): Oglen yemegi icin muazzam acik bufeye gelebilir, ardindan havuza     girebilirsiniz.  Amerikalilarin bol bulundugu bir mekan, kendinizi Rio’da hissetmemeniz tehlikesi var.</li>
<li><strong>Porcao</strong> (Ipanema): New York’taki Churrascaria Plataforma’ya benziyor.  Fiks     menu limitsiz et, cins cins et, her turlu pismis, her hayvanin eti var: <em>churrascaria</em> yani.      Bardak altliginizin kirmizi tarafini cevirene kadar durmadan et getiriliyor.  Ac gidiniz, acik bufeden uzak durunuz.</li>
<li><strong>Garota de Ipanema </strong>(Ipanema): Meshur <em>Girl from Ipanema</em> sarkisi Tom Jobim     abimiz tarafindan bu restoranin yanindan kirita kirita plaja giden bir hanim icin yazilmis.  Tereyaginda pismis dil baligi yerken plaja giderken kiritan hanimlari izleyebilirsiniz.</li>
<li><strong>Isminiunuttum </strong>(Leblon): Tavsiye uzerine bu hafif sosyetik lokantaya gittik.  Fusion     mutfagi diyebiliriz (eger oyle deniyorsa).  Yemekler gercekten cok guzeldi, bizden baska turist de yoktu.  Kredi     karti almadiklari icin sorun yasadik ona gore.  Eger uzun kaldiysaniz da degisiklik lazimsa gidiniz, yoksa kendinizi pek Rio’da hissettiren bir yer degil.  Leblon’un arka sokaklarında.</li>
<li><strong>Alho e Oleo </strong>(Ipanema): Ipanema bolgesinde bircok bar var, burasi biraz daha girisi zor cinsinden bir yerdi.  Icerisi modern, sushi falan var yemek isterseniz.  Lounge gibi bir ust kat ve dans pistli bir alt kat.  Giriste Rio’da cok gordugumuz erkeklere daha pahali giris sistemi var.  Guzel bir cozum,     erkekler kadinlarin iki katindan fazla giris parasi oduyorlar.  Girerken bir kart veriliyor, ickileri o kartla     aliyorsunuz cikista giris parasinin ustunde ictiyeseniz farkini odedikten sonra azad ediliyorsunuz.</li>
<p><strong>Copacabana </strong><br />
Copacabana’yi karaoke barlarin favori sarkilarindan olan &#8220;<em>Her name was Rita, she was a showgirl</em>&#8221; diye giden sarkidan bilirsiniz.   Baska bircok seyden de bilebilirsiniz aslinda, plaj futbolu turnuvasindan, Izmir Kordondaki gibi (hala var mi acaba?) dalga motifli kaldirimindan, meshur Copacabana Palace otelinden&#8230;  Rio’nun hatta belkide dunyanin en bilinen plaji zaten.</p>
<p>Bana soracak olursaniz Ipanema daha guzel bir plaj ama Copacabana daha buyuk ve daha tenha.   Onemli oteller Copacabana’da, dolayisiyla daha cok turist var.  Plaji biraz daha genis, kucucuk cocuklari icin spor okullari orada &#8211; yeni yuruyen bebeklere voleybol ogretiyorlar.</p>
<p>Biz Ozan’in tavsiyesi uzerine bir gunumuzu Copacabana Palace otelinde gecirdik.  Oglen yemegi sirasinda cok mukellef bir acik bufe var.  Harika etler, hamurisleri, meyvalar ve meyva sulari&#8230;  Uzun uzun yemek yedikten sonra otelin havuzununun kenarinda kitabimizi okuyarak ve buz gibi hindistancevizimizin suyunu icerek guneslendik, yuzduk.   Enteresan tipler vardi:  gozluk ve ickileriyle havuza giren sisman sakalli ve gurultucu Amerikalilar, yasli koca ve ustsuz guneslenen genc sarisin <em>trophy wife </em>veya metres, is icin gelmis ama arada bir gun de Wall Street Journal okuyarak dinlenen iyi trasli is adamlari, yasli ama hala romantik bir cift&#8230;  Rio’nun genel karambolunden sonra oldukca dinlendirici geldi.</p>
<p>Barra (<em>Bahha</em> okunuyor) Leblon’dan sehir merkezinin aksi yonune gidince karsiniza cikan bol ruzgar ve dalgali dev bir koy.  Ben bu koyda Ipanema veya Copacabana’daki heyecani bulamadim.  Son daha sakin bir koy, daha cok surfculerin yeri olarak bilinirmis.  Bana yavan geldi.</p>
<p>Kitaplara bakinca Barra’nin sembolunun Pepe’s Beach kismi oldugunu ogrendik.  Burasi surf, paragliding, parasurf gibi benim kadar ileri derecedeki miyop kisilerin yapamayacagi sporlar icin bir cennet imis.  Tabii beni acmadigini soylememe gerek yok herhalde.</p>
<p>Barra ayrica iddialardan birine gore brezilyali meshur futbolcularinin evlerinin bulundugu bolge ve Rio’nun Formula 1 pisti de Barra’ya yakin.  Sahil boyunca ilerlerseniz bir sure sonra cok guzel yapilmis dev siteler cikmaya basliyor.  Bu sitelerin hepsinin kapisi guvenlikli ve etraflari cevrili.  Guvenlik gorevlileri de korkunc &#8211; insanda karsi kaldirima gecme istegi uyandiran cinsten.</p>
<p>Barra’ya gider gelirken arada bir adet cok sessiz ve sakin plajdan geciliyor.  Sukunet isteyenler icin birebir ama benim sukunetle isim olmaz.   Gene yol ustunde bir <em>favella</em>’nin icinden gecmek durumundasiniz, bu da Turk olmasak oldukca enteresan bir hissiyat olabilirdi.</p>
<p>Barra’ya plajda gecirdigimiz bir gun disinda bir de gece gittik.  En tavsiye edilen gece hayati mekanlarindan birisi olan <em>Nutty</em> (<em>Nuçi</em> okunuyor) Barra’daymis.  Seha uyumus oldugu icin ve ben universite arkadasim Volk ve onun abaza grubu ile gittigim icin biraz Turk usulu kapida dam sorunu yasadik ama sonunda bir sekilde girmeyi becerdik (yillarin tecrubesi soz konusu).</p>
<p>Iceride enteresan bir tropik dekor vardi, yari acik yari kapali mekan, koprunun altindan gecen sudaki dev baliklar falan filan.  Fena bir yer degildi, genc <em>cariocalar</em>la futbol muhabbetleri yaptik, ictik durduk.  Burada da giriste erkeklik vergisi gibi olan parayi verdik ve para ciksin bari diye kendimizi ickiye vurduk.  Ertesi sabah donus ucaginda beni sagligi ugruna parasinin hakkini sonuna kadar almaya alistiran zihniyete (anneannem olur) kizdim durdum.</p>
<p><strong>Corcovado</strong><br />
Corcovado Rio’nun sembolu meshur Isa heykeline cikilan tramvayin basladigi mahalle.  Taksiyle dagin altindan gecen tunelden gecerek vardik.  Tramvay biletimizi aldik beklerken birden Turkce duymaya basladik.   Kucuk bir grup ve Rio’da oturan rehberleri Demir Bey ile tanis olduk boylece.  Kendisi bize gonullu olarak yardimci oldu sagolsun sorularimizi falan cevapladi.  Kafasi bozulmus kalkip Rio’ya yerlesmis, tercumanlik ve rehberlik yaparak yasiyormus, aklima Mister No geldi tabii ve takdir ettim kendisini.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_isa2.jpg" alt="Rio Corcovado" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>İsa&#8217;nın Ense Traşı<br />
</em></p>
<p style="text-align: left;"><em></em>Isa heykelinin etrafi, giris-cikis falan gercekten bir ucuncu dunya ulkesinde gorulmeyecek kadar duzenli ve guzeldi.  Zaten Rio’yun Istanbul’a benzeten yanlardan birisi de bu sefalet icerisindeki zenginlik.  Zamaninda birisi dunyada en cok elektrikli garaj kapisi satilan yerlerin Rio ve Istanbul oldugunu soylemisti.  Daha 15 sene once bu halimizden cok uzaktik maalesef.</p>
<p>Neyse konuyu fazla dagitmayalim.  Yukari cikan tramvay balta girmemis bir ormanin icerisinden gecerek Rio’nun zirvelerinden birinin en tepesine variyor.  Bu sehire buyulenmemek imkansiz.  Hos bundan 150 sene once Yildiz Parki’nda da geyik avlanirmis diyebilirsek o kadar da olmaz bir sey degil belki&#8230;</p>
<p>Yukaridaki manzara tabii ki muhtesem.  <em>Sugar Loaf</em> (<em>Pao de Azucar</em>, Kurabiye &#8211; Ingilizce rehber kitabi kullandim, Turkce konusunda hassas okurlardan ozur dilerim) denilen tepeye dogru bakinca kartpostallardaki manzarayi izleyebilirsiniz.  Arka planda deniz ve tekrar daglar, onde eski Rio ve sehrin en islek yerinde, is merkezinin dibindeki muhtesem plaj, Santa Teresa denilen sirin mahalle, Maracana Stadyumu&#8230;</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_sugar%20loaf%20tepeden.jpg" alt="" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Heykelin Oradan Manzara, Karşıda Pao de Azucar</em></p>
<p>İsa heykeli tabii ki New York’taki (Emin) Ozgurluk Heykeli gibi &#8211; sanilandan cok daha kucuk.   Altindaki yazidan anlayabildigim kadariyla Papa gelmis ve zaten Rio’nun olan heykeli Rio’ya hediye etmis!  Cariocalari bir de ben tebrik etmek istedim yeniden kendilerine hediye edilen heykelleri icin.</p>
<p>Yukaridan inmek istemesek de indik ve hemen yoldan sola ve saga donunce gidilen kucuk meydana bir ugradik.  Biz ordayken baska allahin kulu yoktu ondan her koseyi inceleyebildik.  Sirin kolonyal devirleri hatirlatan, eger Mister No okuruysaniz hic yabanci gelmeyecek bir yer.</p>
<p>Taksi ile bu sefer Santa Teresa mahallesine giden tramvayin kalktigi sehir merkezine vardik.   Bu seferki tramvay biraz bizim Istiklal Caddesi’ndeki nostalji tramvayi gibiydi.  Eski makina inleye inleye bizi Santa Teresa tepelerine cikardi.  Yokusun diklesip tramvayin mecburen yavasladigi yerlerde cocuklar tramvaydan atalayarak iniyor veya kosarak biniyorlardi.</p>
<p>Santa Teresa kesinlikle tavsiye edecegim cok sirin bir mahalle.  Su anda daha cok eski hippiler ve onlarin bol pantolonlu Bruno Martelli veya Ray of Light’taki Madonna sacli neo-hippi cocuklari oturuyorlar.  Tepelerden sehre bakan kucuk ve ucuz lokantalar (severiz), barlar ve Italya ve hatta yer yer Istanbul’u animsatan dar sokaklarda renkli binalar var.  Ayrica incik boncuk, heykel-heykelcik, hediyelik ivirzivir, poster, kartpostal, cd, plak isteyenler icin bircok alternatif dukkan da mevcut.  Ama hicbirsey olmazsa sokaklarinda yurumek icin cok guzel bir mahalle.</p>
<p>Tramvayla geri indik ve indigimiz yerden tekrar yurumeye basladik.  Burasi sehrin is merkezi ve ilk yerlesilen bolgesi.  Goreceli olarak yakin da olsa Brezilya’nin tarihi buralarda baslamis.  Koloniyalizmin heykelleri, buyuk hukumet binalari falan buralarda.</p>
<p>Oncelikle bu kisimdaki Tahtakale’yi andiran carsiyi bir gezdik.  Rio’nun plajlarinda satilan hersey aslinda buradaki toptancilardan aliniyor.  Dukkan sahipleri genellikle Yahudi veya Arap.  Sahte CD’ciler, DVD’ciler, karnaval esyalari, her turlu tekstil, ayakkabi ana kalemler.  Rio’da okullarin uniformalari cok akilli bir sekilde ustunde okulun ismi yazan tisortler (Adana sicaginda bize siyah onluk giydirenler utansin), burada okul tisortleri de toptan olarak satilmakta, tabii yaninda kiloyla defter kitap satan dukkanlar da yok degil.</p>
<p><strong>Pao de Asucar</strong><br />
Rio’nun sembollerinden birisi bu sehrin ucundaki ikiz tepeler.  Teleferik ile cikiliyor ve bu seferki manzara ikinci klasik Rio kartpostali!  Koyun ve Flamengo bolgesinin uzerinden Cristo (Isa) heykeline bakilan manzara.  Gunes dogarken, batarken, gece bircok resmini gormustum, hepsi ayri bir guzeldi.  Canlisini gormek de nasip oldu ya artik ben daha mutlu bir kisi oldum.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rio_sugar%20loaf.jpg" alt="" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>İsa&#8217;nın Pao de Asucar Manzarası</em></p>
<p>Dayimin iyi arkadaslarindan butun dunyayi gezmis Perulu Ugo Dayi bir konusmamizda dunyanin en guzel iki sehrinin Istanbul ve Rio oldugunu soylemisti.  Doga olarak yemyesil baltagirmemis orman kapli tepeler ve her koseden fiskiran masmavi deniz ile acaba Rio daha mi guzel?  Bilemiyorum.  Istanbul muhtemelen dogal guzelliklerinin ustune insan yapimi saheserleri ve yurudukce  3 imparatorlugu hatirlatan sokaklari ile bir adim onde, ama Rio dogal guzelliklerinin ustune atmosferi ve neseli insanlari ile muhtesem.</p>
<p>Ipanema’ya donusumuzde serinlemek icin taze sikilmis meyvesulari satan bir dukkanda cok leziz iceceklerimizi aldik ve yorgun argin metroyla mahallemize donduk.</p>
<p><strong>Karnaval</strong><br />
Hangi gundu hatirlamiyorum ama bir ogleden sonra sosyalist kardeslerle Ipanema’da Isci Partisi’nin bayragi olan kisimda otururken gelen muzik sesleriyle yerimizden kalktik.  Bir baktik ki plajin onunden gecen cadde trafige kapatilmis ve bir nevi karnaval atmosferi bize dogru yaklasmakta.</p>
<p>Hemen yerlerimizi aldik ve izlemeye basladik.  Megersem bu karnavala hazirlik partilerinden biriymis!  (Karnavala 2-3 hafta kalmisti.)</p>
<p>Samba calan bando onden gidiyordu, arkalarindan ise daha cok iri yari ve bol kasli gey abilerden (ablalardan?) olusan danscilar  toplulugu.  En ondeki arabalardan birinin ustunde oldukca yapili vucutlariyla bir sauna (!) reklami yapmakta olan abiler vardi.  Onumuzden grup gecerken kosede meyve suyu satan cocuktan bufe isletmecisine kadar herkes dansetmeye basladi.   Futbol gibi her yerden gelen ve her yone giden kitleleri birlestiren ikinci brezilya unsuru olan samba gercegi ile karsi karsiyaydik, hatta ic iceydik!</p>
<p>Bir ara kosedeki apartmanda dogru bir tezahurat basladi.  Apartmana bakinca her kattan apartman sakininin penceresini acmis dansetmekte oldugunu gorduk.  Derken birinci katta gelin kiliginda bir amca (60 yas civarinda) el salladi ve pencereden yokoldu.  Tezahurat artmisken on kapida belirdi.  Once apartmanin kapicisini selamladi ve makyajini bozmaya aldirmadan kapiciyi yanagindan sap diye optu.  Kapici utandi ama kacmadi.  Ardindan bagirti cagirti arasinda kart gelin dansa katildi ve grup ilerledi gitti.</p>
<p>Butun bu eglencenin en arkasinda ise belediye iscileri karnaval hazirligi yapan samba okulunun yarattigi icki sisesi, icki kutusu, kopuk, fiyonk, kagit, konfeti, boyadan mutevellit muazzam pisligi temizleyerek geliyordu.  Temizlikciler de durumlarindan memnunlardi aslinda, bir taraftan dansederek temizleyip bir taraftan da onlerineki guruhu neseyle izliyorlardi.  Ve karnaval grubu sanki oradan hic gecmemiscesine tertemiz olan sokak tekrar trafige acildi.</p>
<p><strong>Her Guzel Seyin Bir Sonu Vardir</strong><br />
Rio’dan donme gunumuz geldiginde daha once soyledigim gibi aksamdan kalmaydim.  Cok fazla huzun yapacak halim yoktu dogrusu.  Hos, Rio huzun yapacak yer degil zaten.  Bu kadar guzel bir yere nasilsa bir kez daha gelirim diye dusundum ve yalpalayarak kaldiramadigim kafam yuzunden kaşlarimla Rio’ya selam ederek taksiye dogru ilerledim.</p>
<p><img id="smallDivTip" style="border: 1px solid blue; z-index: 90; opacity: 1; position: absolute; left: 217px; top: 6012px;" src="chrome://dictionarytip/skin/book.png" alt="" /></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/12/20/bozcaada" title="Bozcaada (December 20, 2008)">Bozcaada</a> (6)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/05/07/tel-aviv-zugurdun-riosu" title="Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su (May 7, 2008)">Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/14/turkiye-izmir-olsun" title="Türkiye İzmir Olsun (June 14, 2008)">Türkiye İzmir Olsun</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/03/02/shanghai-beijing-xi%e2%80%99an-hong-kong-notlari-yalin" title="Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın) (March 2, 2008)">Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın)</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf" title="Mardin, Midyat ve Hasankeyf (December 26, 2010)">Mardin, Midyat ve Hasankeyf</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2004/11/04/rio-de-janeiro/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Guatemala</title>
		<link>http://sarapci.com/2001/11/15/guatelmala</link>
		<comments>http://sarapci.com/2001/11/15/guatelmala#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Nov 2001 18:25:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Guatemala]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Tepede büyük bir ağacin altinda 4-5 kisi vardi.   Tek kelime etmeden bize baktilar. 
Biz Ruben'i dinleyerek etraflarinda yarim daire seklinde durduk.  Normalde kipirdayan herseyin fotografini ceken Vikram bile sessiz ve hareketsizdi.  Biri agacin altinda, biri yanda iki adet dev tastan kafanin ortasinda Mayalar bir agac kutugunun etrafinda sessizce duruyorlardi.  Yerde kocaman 5-6 tane puro, yari icilmis icki siseleri, kirmizi/beyaz/siyah mumlar ve bir adet yeni olmus gibi duran bir tavuk vardi.  Bize bir sure pis pis baktiktan sonra sisman bir kadin purolarin birini yakmaya basladi,  gomleginin dugmeleri buyuk gobeginin altina kadar acik duran bir adam ise mumlari dizmeye koyuldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2001%2F11%2F15%2Fguatelmala"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2001%2F11%2F15%2Fguatelmala&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Tatilllerimi kiskanan ve catlayan sevgili arkadaslarimin nazari yuzunden tatillerimi yatakta istirahat ederek gecirir oldum.  Son olarak kardesimin mezuniyeti icin gittigim Amerika&#8217;da 2-3 gun ates ve bogaz agrisi rahatsiz etmisti.  Bu sefer ise azami 39.5 dereceyi bulan ates, bogaz agrisi ve oksuruk beni gurbet ellerde yatak dosek surundurdu.  4 gunum yatakta gecti.  Bu hastalik isinin tek iyi yani ise hayatimda ilk kez tatile goturdugum butun kitaplari ve dergileri basariyla bitirdim.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><strong><span lang="TR">Neden Guatemala?</span></strong><br />
<span lang="TR">Oncelikle herkesden duydugum (Bosphorus Fizikcisinin kulagi cinlasin), &#8220;Neden Guatemala?&#8221; sorusunu cevaplayayim. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ismi erkek ismi olmasina ragmen erkek olmayan esim Seha&#8217;nin Amerika&#8217;daki isinden sevgili arkadasi Maria Guatemalalidir.  Aslinda bu kadar da basit degil.  Babasi yari musevi, yari katolik, annesi ise yuzde yuz katoliktir. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Babasi yari musevi oldugu icin Maria&#8217;nin katolik babaannesi isi sansa birakmayip oglunu papaz okuluna gondermis.  Papaz okulu sonrasi evlenen baba ve anne Guatemala&#8217;da bir sure yasadiktan sonra iyice azitan ic savas yuzunden Panama&#8217;ya tasinmislar.  Maria kucukken Panama&#8217;da buyumus, daha sonra isler biraz durulunca ailecek Guatemala&#8217;ya donmusler.  Babasi hala sik sik gorustugu (dugunu de sereflendiren) ilkokul  arkadaslari ile kafa kafaya verip bir parti kurmus, ve ic savas yuzunden mahvolan yurdunu kurtarmak icin politikaya atilmis.  Sonunda 1996 senesinde iktidardayken yaptiklari en onemli is olan ateskesi saglamislar.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Sonuc olarak Maria vatanperver bir babanin dort kizinin en buyugu ve ailenin annesinden sonra ikinci otorite sembolu olarak dugununu tabii ki Guatemala&#8217;da yapmaya karar vermis.   Kocasi Ingiliz Chris de ailesini dunyanin bir ucuna gelmeye ikna etmis (buna geri donecegiz) ve dolayisiyla biz de kiz tarafi olarak bu yolculuga bas koymaya karar vermisiz. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><strong><span lang="TR">Vize Belasi</span></strong><br />
<span lang="TR">Guatemala maalesef Japonya, Arjantin, Sri Lanka, Kosta Rika, Guney Kore, KKTC altilisinin disindaki ulkelerden.  Bu altilinin ortak ozelligi (bilmedigim baskalari varsa lutfen soyleyiniz) Turkiye Cumhuriyeti vatandaslarindan vize istememeleri.  Kendileri kirmizi/yesil pasaportlu olan buyuklerimizin pek umrunda olmadigi icin biz lacivert pasaportlular dunyanin neresine gidersek gidelim onden para verip form doldurup umutlu bir bekleyise girmek zorundayiz. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Aslinda kisa yoldan bazi Turki Cumhuriyetlerin yaptiklari gibi bir cikis vizesi koysalar, biz de Turkiye&#8217;den cikmak icin vize alsak ve yabanci ulkelere girmek icin almasak guzel olurdu.   Devletimiz, &#8220;Ben bu arkadasa cikis vizesi verdim, vataninda cok mutludur, yurt disinda ikame etmek gibi bir niyeti kesinlikle bulunmamaktadir&#8221; diye bir iyi hal kagidi yazsaydi da bizi her bir konsoloslukta ugrastirmasalardi.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Sonuc olarak biz Londra&#8217;dan Guatemala vizesi almaya kalktik.  Hayatimizda aldigimiz en zor vize idi.  Seha sagolsun formaliteleri halletti: formlar (tabii ki), banka kagitlari (normal), ev kira sozlesmesi (ilginc), ucak biletleri (bekledigimiz gibi), kredi karti fotokopileri (bu yeni cikmis herhalde), nakit Amerikan Dolari odeme (Ingiltere&#8217;de oldugumuzu hatirlatmak isterim), otel rezervasyonlari (sokakta yatmak tehlikeli olabilir), dugun sahibi Maria kardesimizden davet mektubu (&#8220;Arkadasim ve esinin guzel ulkemiz Guatemala&#8217;ya yerlesmek gibi bir niyetleri yoktur, kendileri mutlu Turk vatandaslaridirlar&#8221;) ve son olarak mulakat (eli yuzu duzgun olmayanlari almamak lazim, ayrica damsiz da gelmek isteyebilirdik).</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Mulakatta (sagolsunlar) konsolos kisi &#8220;Bu kadar ugrastirdigimiz icin ozur dileriz, malum kucuk ulke psikolojisi&#8221; (ne demek tam anlamis degiliz) diye ozur de dilemis.  Ayrica kopya veren babacan bir ogretmen gibi, &#8220;Simdi sana soracagim su su ve su sorulari bu bu ve bu sekilde cevaplarsan daha kolay vize aliriz&#8221; buyurmus.  Vizenin 15 gunluk oldugunu, ulkeye girisimizden 3 hafta once verilmesi gerektigini (daha once olmuyo ve en guzeli toplam prosedurun 6 hafta surdugunu eklemek isterim.  Allahtan 6 hafta pasaportumuza el koymadilar, bu sure formlarin (nereye gidiyorlarsa) gidip gelmesi ve onaylanmasi icindi, tabii kolay degil Guatemala&#8217;dan izin almak. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Yukarda yazdiklarimda herhangi bir mubalaga sanati kullanmadigimi da onemle belirtirim.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"><strong>Varis</strong><br />
Sonucta butun zorluklara ragmen Houston ustunden Guatemala&#8217;ya uctuk.  Houston &#8211; Guatemala City arasi 2.5 saat surdu.  Ucakta bizden baska hemen hemen herkes misyonerdi.   Hepsinin ustunde kiliselerinin t-shirtleri, gruplar halinde geziyorlardi.  Yas ortalamalari ise 25 gibiydi.  Rehber kitabimdan (Lonely Planet) ogrendigime gore protestan kiliseler Guatemala&#8217;nin katolik olmasini iclerine sindiremedikleri icin her dogal felakette (ki deprem, tayfun, yanardag patlamasi olmak uzere dogal felaket Guatemala&#8217;da bol) aninda bitiyorlar, insanlarin yaralarini sarip, olulerini gomup bir adet de protestan kilisesi kurup gidiyorlarmis. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> Gecenin gec saatlerinde indik.  Pasaport kontrolunde gururla vizemizi gosterdik.   Gorevli zorluklarla alinan vizeden cok etkilenmemis gibiydi, damgayi basmadan once bize bir form daha doldurttu ve formun ustune kendi ulkesinin ve nedense Amerika&#8217;nin vize numarlarini not etti ve bizi saldi.  Yorgun argin bavullarimizi aldik ve misyonerlerin arasindan siyrilip otelimizden bizi karsilamaya gelen arkadasi bulduk. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> Pazar sabahi erkenden otobus ile alinacagimizdan 7 gibi kalktik.  Hastaligin gelmeye basladigini hissediyor ama gerceklerle yuzlesmekten kaciniyordum.  Kisa boylu Mayalar icin yapilmis dar koltuklu otobuse dolustuk.  Gelin/damat, Amerika&#8217;dan gelen 2 misafir ve Iskocya&#8217;dan gelen 4 misafir yerimizi aldik.  Rehberimiz Ruben ile de tanistik.  Ruben butun hafta dugune gelenleri gezdirecekti (Ruben konusunda da donecegiz). </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> Dugun Maria&#8217;nin ve annesinin organizasyonu idi, gelenlere gayet profesyonelce birkac paket onermislerdi.  Biz pazar gelip pazar gidenler pakedinde idik, otobusumuzdekiler disindaki yabanci misafirler sali, persembe, cuma gunleri geleceklerdi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> En kisa zamanda Guatemala City&#8217;yi terkettik, cunku birkac cok da basarili olmayan muze haricinde sehirde gorecek fazla birsey yoktu.  Eski baskent Antigua bir depremde yikildiktan sonra baskent Guatemala City&#8217;ye tasinmis, dolayisiyla sehir yeni ve ozensizdi.   Amerikan sehirleri gibi kareler halinde yollar ve yollarin sinirladigi bolgelerden olusmaktaydi.  Bizim otelimiz ve Maria&#8217;nin ailesinin evinin oldugu 10. Bolge yurumek icin guvenli bolgeydi, diger bolgelerde turistlerin tek basina gezmesi onerilmiyordu. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> Otobusle daglarin, bazilari tuten yanardaglarin ve tropik ormanlarin arasindan cok guzel bir yoldan Guatemala City&#8217;den uzaklastik.  Yollari Maria&#8217;nin babasinin partisi yaptirmisti ve hepsi yepyeni idi.  Bu guzellikler arasinda yola ciktiktan yarim saat sonra ilk sokumuzu yasadik.  (Vahsetten midesi bulanacaklar lutfen bundan sonraki paragrafi atlasinlar.) </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> Otobusumuz saatte 40 km gibi bir hizla ilerliyordu.  Daglarin tepesine vardigimiz icin dumduz bir yolda giderken yolun ortasinda siyahli beyazli birsey gordum (otobusun en onunde oturuyorduk) inek olusu sanip nasil ezilmis diye merak ettim.  Soforumuz hizini kesmeden olunun ustunden gececekken yolun karsi seridinde de birsey oldugunu farkettim.   Rehberimiz Ruben sofore olunun ustunden degil iki olunun arasindan slalom yapar gibi gecmesini isaret etti.  Yaklastigimizda dehsetle inek sandigimin aslinda bir kucuk kiz vucudu oldugunu ve bagirsaklarinin 2-3 metre kadar suruklenerek vucudundan ciktigini gordum.  O goruntu daha gozumun onunden gitmeden yolun karsisindaki ikinci parcayi farkettim.  Ikinci parca bir etegin altindan cikan bir cift bacaktan ibaretti.  Bacaklari gorunce ilk gordugumun kucuk bir kiz vucudu degil ezilmis bir kadinin vucudunun yarisi oldugunu anladim.  Butun otobus benim gordugumu farketmis, sok icinde birbirine bakiyordu.  Arkadan ciyaklamalar geldi.  Ne oldugunu biz tam kavrayamadan soforumuz  basti ve ceset parcalarini geride biraktik.   Gordugumuz manzara korkunctu, ama daha korkuncu bir insan ezildikten sonra kimsenin buna aldirmamasi ve baska tasitlarin olunun bir de ustunden gecip vucudunu ikiye ayirip suruklemeleri idi.  Insan hayatina bir hayvan kadar bile deger verilmemesi beni zaten pek hosuma gitmemis olan Guatemala&#8217;dan iyice soguttu.  Yillar suren ic savas herhalde bunlari boyle yapti diye dusunduk. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"><strong>Chichitenango</strong><br />
Kisa bir sure sonra Chichitenango isimli kasabaya vardik.  Burasi rehberimiz Ruben&#8217;in memleketi idi.  Ruben Amerikan aksanli kusursuz Ingilizcesi ile bize simdi gorecegimiz pazarda delikanliliginda ilk kez asik oldugunu soyledi.  Bu gibi hikayelere hep biraz suphe ile bakarim.  Her sene ayni dersi ogreten ogretmenlerin her sene ayni konu ile ilgili ayni esprileri yapmalari gibi, rehberler de tutan esprileri tekrar ederler.  Ruben bu seferinde gercekten olan birseyi mi anlatiyordu, yoksa musteri memnuniyeti icin bir minik palavra hikaye mi anlatiyordu bilemiyorum. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Hikayenin en azindan ilk kisminin dogru oldugunu biraz sonra anladik.  Ruben muhtemelen buyuk bir ailenin evinden bozulma restoranimizda oglen yemegimizi yerken birden bire yerel kiyafetle belirdi.  Ortadan kayboldugu zamanda sehirdeki akrabalarina gitmis ve her zaman giydigi kravat gomlegini cikarmisti.  Kiyafetin detaylarini kendi ustunde gosterdi.  Kiyafet kotu ruhlardan koruma amaciyla kirmizi agirlikliydi.  Biraz fazla teferruatli oldugu icin herhalde, erkekler mumkunse yerel kiyafetlerini giymiyorlardi.  Fakat Maya bolgelerindeki kadinlarin cogu yerel kiyafetleri ile sirtlarinda da bir yukle dolasiyorlardi.  Sirtlarindaki yuk cocuk, odun,pazarda satilacak meyve/sebze/odun, pazarda alinmis ot/et/baharat olabiliyordu.  Ruben kadinlarin kiyafetinin deseninden hangi koyden geldiklerini anlayabildigini soyledi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Pazarda gezindik.  Kiyafetten, catal bicaga, misirdan, domuz ayagina, hediyelik esyadan masa ortusune herseyin oldugu guzel bir pazardi.  Ayrica alisveristekilerin cogu Mayalardi, biz turistler aralarda uzun boylarimizla dikkat cekiyorduk.  Kucuk cocuklar anahtarlik, kalem, minik heykeller, kolyeler satmak icin etrafimizi sariyor, Ispanyolca veya bazen Ingilizce konusuyorlardi.  Bazen fotograflarini cekmek istedigim cocuklar para istiyorlar, minik bir pazarlik sonrasi anlasiyorduk.  Etraf birseyler satan, sessizce oturan, kosan, kucuk kardeslerini sirtlarinda tasiyan, annelerinin sirtinda uyuyan, fotograf cektirmek icin gulumseyen boy boy cocukla doluydu.   Bir ara yolun bir kismini bizim otobusumuzde geciren bir Amerikali kadin Amerikali gibi bir laf etti, &#8220;Su cocuklara bakin, hayatta mutlu olmak icin hic umitleri yok&#8230;&#8221; Orada sicak ve bastiran hastaligimin bezginligi ile cevap vermedim.   Sonradan icimde kaldi, cunku cocuklarin hayattan bir sikayetleri olmadigi gibi mutlulugu acikli bir sekilde 60 yasinda tek basina dilini bilmedigi bir ulkede seyahat eden bu kadinin buldugunu da dusunmuyordum (cesaretine saygi duydum ayri).  Eger dilenen, ac pislik icinde yasayan cocuklari gorunce boyle dese hadi bir dereceye kadar anlayabilirdim, fakat pazardaki cocuklar etrafta hoplayip ziplayarak gulucukler dagitiyor, belli ki haftanin bir gunu olan bu pazarda kendi kendilerine egleniyorlardi.   Herkesin mutluluk anlayisi kendine, belki de cevap vermemekle en iyisini yaptim, bilemiyorum.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Pazarin icinden gecerek kasabanin kilisesine gittik.  Kilise disardan Maya tapinaklari gibi merdivenlerle ulasilan beyaz bir binaydi.  Guatemala&#8217;daki bircok kilise gibi can kulesi yoktu.  Catisi ise atermit ile kapliydi.  Merdivenlerde birkac beyaz giysili adam tutsu sallayarak yavas yavas ilerliyorlardi.  Ruben adamlarin kotu ruhlari kovdugunu soyledi.  Bu nasil katoliklik diye merak ederken iceride daha da sasirdim.  Giriste azizlerin vitrin mankenlerini andiran heykelleri vardi.  Azizlerin heykellerine kirmizi, yesil, mavi, sari tonlarinda renkli kiyafetler giydirilmis, kafalari baglanmisti.  Kilisenin siralarinin ortasindan ilerleyen koridora yerlestirilmis 1 metrekarelik tahta platformlarin ustleri mum ve cicek yapragi doluydu.  Bazi platformlar bostu.  Ruben her platformun bir seyi temsil ettigini (mutluluk, yagmur, misir gibi), bos olanlarin ise simdi gerekmeyen seyler oldugunu soyledi: mesela Temmuz ayinda yagmur bol oldugu icin suyu temsil eden tahtanin ustune adak adanmamisti.  Etrafimizda dua eden mayalar vardi.  Hepsi sesli bir sekilde tanrilariyla kendi dillerinde konusuyordu.  Yasli bir kadin bir icki sisesinin bir aziz heykelinin onune koymus acele acele birseyler anlatiyordu.  Ruben’in soyledigine gore ickiyi adak olarak getirmis, ama aziz icemeyecegi icin kendisi goturup sonra evinde icecekmis. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ruben her gittigimiz yerde pazarlik sonrasi alisveris yapip ulkesine katkida bulunmamizi ogutluyordu.  Bircok rehber gibi cok konuskan bir adamdi, ama en basta bir seyi konusmayi hic sevmedigini soylemisti: politika.  Fakat her gittigimiz yerde politik yorumlar yapmadan da edemiyordu.  Ustelik butun zamanlarda yaninda ana muhalefet partisinin onemli adamlarindan eski disisleri bakaninin kizi olmasina ragmen.   Maria ise politika konusu acildiginda karakterine aykiri bir sekilde sessizce dinliyordu.  Ruben kisaca Mayalarin artik kandirilmaktan biktiklarini, politikacilardan hicbirsey beklemediklerini, zaten nufusun %54&#8242;u olmalarina ragmen bircogunun oy vermek icin isimlerini bile yazdirmadiklarini anlatti.  Neden kendilerini temsil eden politikaci yok deyince de her deneyinin ya susturuldugunu ya da olduruldugunu anlatti.  Yakin zamanda Mayalara yardim eden bir rahip de faili mechul bir cinayete kurban gitmisti.  Rehber kitabimizda Ispanyollarin Orta ve Guney Amerika’yi yonetirken Amerika&#8217;da dogan Ispanyol vatandaslarina bile ikinci sinif muamelesi yaptiklarini yaziyordu.  Bu Ispanyollarin torunlarindan bazilari ise Mayalara insan muamelesi bile yapmiyorlardi.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Atitlan</span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Chichitenango&#8217;dan devam ettik, dag tas demeden gittik.  Yol kenarlarinda bol bol tam tehcizatli askerler gorduk.  (Bir arkadasimiz sofurun yaninda tufekli bir adam oturtulmus bir Pepsi kamyonu da gormus.)</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Sonunda bir donemecte otobusumuz durdu.  Indik ve harika bir manzarayla karsilastik.   Atitlan daglar arasina sikismis bir goldu.  Daglar tropik ormanlarla kapli idi.  Daireye yakin bir sekli olan golun etrafinda bir tanesi aktif olmak uzere uc yanardag vardi.  Bir sure manzarayi seyrettik.  Daha sonra otelimize dogru indik.  Otelimizin bahcesi de cennet bahcesi gibiydi.  Birbirinden guzel cicekler, agaclar, papaganlar ve bunlarin bittigi yerde koyu mavi bir gol.  Tam karsimizda ise iki aktif yanardag!  Tertemiz odalarimiza yerlestikten sonra kucuk havuzun basina indik.  Otelimizin brosurunde &#8220;Otelimizi cok guzel yaptik ama havuzumuz maalesef kucuk kaldi&#8221; diye yazdigi icin Uluslararasi Turizm Bilmemnesi otel muduriyetine &#8220;Durustluk Madalyasi&#8221; vermisti!  Durust otel muduriyeti gercekten cok basariliydi. </span></span><img title="View of Volcano at Atitlan.jpg (28966 bytes)" src="http://www.sarapci.com/images/guatemala_view%20of%20volcano%20at%20Atitlan.jpg" alt="View of Volcano at Atitlan.jpg (28966 bytes)" align="middle" /></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Otel eskiden bir sekerkamisi ciftligiymis.  Mirasi devralan genc ve karisi sekerkamislarindan vazgecmis ve mobilyalarina kadar herseyi kendisi tasarlayarak oteli yapmislar. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Bu noktada benim atesim ve bogaz agrim azdi ve erkenden yattim.  Uyumaya calisirken o kadar kuvvetli ve uzun gok gurlemeleri duydum ki uykumun arasindaki alacakaranlik kusaginda karsidaki yanardagin patladigini sandim.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Pazartesi gununu yatakta gecirdim.  Digerleri otelin yakinindaki kasabaya gittiler.   Kasaba 60&#8242;larda hipilerin ugrak yerlerinden birisiymis, etrafta pek verimli marijuana tarlalari ile beraber mutlu mutlu yasamislar.  Simdi de rehber kitabimizda bazi meditasyon otellerinden bahsediliyor.  Bu otellerden bir tanesinde cok siki bir vejeteryan diyeti sonrasi bir hafta oruc tutuyorlarmis, daha once yapmayan yapmadan once iyi dusunsun diye bir uyari da var!</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Sali sabahi inat ettim ve kalktim.  Ruben bir tekne ayarlamisti.  Hep beraber buyukce bir kayiga bindik ve golun karsisindaki bir koye gittik.  Gol etrafindaki koylerde insanlar pek Ispanyolca bilmiyorlardi.  12 buyuk koy vardi, bazilarina karayoluyla ulasilmiyordu.  Bu 12 koyun ismi Isa&#8217;nin 12 havarisinden gelmekteydi.  Tam karsidaki koye tekne ile yanasirken cok bakimli, cok guzel bahceli malikaneler gorduk.   Koyun kendisi ise oldukca fakirdi.  Kayiktan iner inmez etrafimizi kucuk kizlar ve yasli teyzeler sardilar.  Kizlar meyva, incik-boncuk satiyorlar, teyzeler ise kafalarinin etrafina golge yapsin diye doladiklari metrelerce giden kemerimsi bez ile fotograf cektirmek istiyorlardi.  Yokus yukari koy meydanina dogru yuruken Ruben bizi bir dukkana soktu.  Dukkan yerel bir ressamin yeri idi.  Ruben suna bakin diye devasa bir resim cikardi.  Meger resim kendi portresiymis, daha bitmemis, ressam hala uzerinde calismaktaymis. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Gene kiliseye gittik, bu kilise de benzer bir sekilde disardan gosterissiz idi.  Iceri girince Ruben hemen bize diger kilisede de gordugumuze benzeyen haclari gosterdi.   Bu haclar ic savasta bu koyden olenleri temsil ediyorlardi, ustlerinde birsuru mum yanmaktaydi.  Bir tane plakada da Ispanyol bir papazin ismi ve dogum-olum tarihleri vardi.  Ruben&#8217;in anlattigina gore bu papaz koy halkina okuma yazma ogrettigi icin askerler tarafindan oldurulmustu.  Askerler egitimli Mayalardan cok cekinirler diye acikladi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Bu arada Ruben&#8217;in her konuda saatlerce yorum yapabilmesi, hic egitimi olmamasina ragmen bariz bir Amerikan aksani ile cok guzel Ingilizce konusmasi, her gittigimiz yerde herkesi tanimasi, hem politik olmasi, hem de politikadan uzak durdugunu soylemesi aramizda ajan-provakator Ruben esprileri yapmamiza sebep oldu.  Amerika&#8217;ya hic gidip gitmedigini sorduk, birkac kez gezmeye gittigini soyledi.  Hmmm dedik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Bu koyden ciktik, ikinci bir koye yine tekne ile golden gittik.  Bu arada bu koye ulasan karayolu oldugu icin otobusumuzun soforu golun etrafindan dolasmis ve otobusu getirmisti.  Gunes altinda yurumekten benim iyice canim cikmis olmasina ragmen ilaclarin etkisiyle ayakta duruyordum.</span></span></p>
<p style="text-align: center;"><img style="float: center;" title="canoes.jpg (54422 bytes)" src="http://www.sarapci.com/images/guatemala_canoes.jpg" alt="canoes.jpg (54422 bytes)" align="middle" /></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Otobuse bindik.  Ruben once bizi bildigi bir restorana goturdu, restoranda bana bogazim agridigi icin limon suyu icirdi ve bal yedirdi.  Daha sonra bize bir surprizi oldugunu soyledi.  Otobusumuz bir sure daglara dogru gitti, daha sonra yoldan ciktik ve sekerkamisi tarlalarinin icine daldik.  Yolculugun bu kisminda icimizde Ispanyolca bilen kimse kalmamisti. (Maria ve Chris, Chris&#8217;in Iskocya&#8217;dan gelen anne-babasini karsilamaya Guatemala City&#8217;ye donmuslerdi.)  Otobusumuz bir sure tarlalar arasinda ilerledi.  Yol olmadigi icin camura bata cika gidiyorduk.  Sonunda durduk. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ruben dramatik bir sekilde dondu ve  bize yanimizdaki tepeyi gosterdi.  Burasi  Mayalarin hala kendi dinlerinin ibadetini yaptigi bir yermis.  Bunu aciklarken otobusun onunden bir adet machate denen bicaklardan cikardi.  (Mister No okurlar <em>machate</em>’nin neye benzedigini bilirler.)  Sebep olarak buralarda cok yilan oldugunu ve onden kendisinin gidecegini ve icabinda yilanlarin kafasini ucuracagini soyledi.  Hadi bakalim dedik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Otobusten indik ve tek sira halinde tepeyi minik patikadan cikmaya basladik.  Tepenin ustunde 6-7 yaslarinda uzun saclari ruzgarda savrulan Ruzgarin Oglu Esteban tipli bir cocuk bize bakiyordu.  Siramizin en arkasinda ise hasir kovbos sapkali cekik gozlu soforumuz yerini aldi, icinde esyalarimiz olan otobusu de acik birakti.  Ben hemen savunma icgudusu ile erkek/kadin sayimi yaptim.  Ben ve Hintli Vikram ve Iskoc George 3 erkektik.  Yanimizda 4 de bayan vardi.  Cevreye hakim tepeye ciktik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Tepede buyuk bir agacin altinda 4-5 kisi vardi.  Tek kelime etmeden bize baktilar.  Biz Ruben&#8217;i dinleyerek etraflarinda yarim daire seklinde durduk.  Normalde kipirdayan herseyin fotografini ceken Vikram bile sessiz ve hareketsizdi.  Biri agacin altinda, biri yanda iki adet dev tastan kafanin ortasinda Mayalar bir agac kutugunun etrafinda sessizce duruyorlardi.   Yerde kocaman 5-6 tane puro, yari icilmis icki siseleri, kirmizi/beyaz/siyah mumlar ve bir adet yeni olmus gibi duran bir tavuk vardi.  Bize bir sure pis pis baktiktan sonra sisman bir kadin purolarin birini yakmaya basladi, gomleginin dugmeleri buyuk gobeginin altina kadar acik duran bir adam ise mumlari dizmeye koyuldu. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ruben bir taraftan machete&#8217;sini eline vurarak sessizce acikladi:  gobekli adam saman idi, otekiler ise ibadete gelmislerdi.  Mumlar ruhlar icindi, kirmizi olan kotu ruhlari kovmak icin, beyaz saglik icin, siyah ise kara buyu icin!  Ben hem tedirgindim, hem de ibadet etmeye gelmis insanlari rahatsiz ettigimizi dusunerek kendimi suclu hissediyordum.  Bir taraftan da merakla herseye bakiyordum tabii.  Purolar ve icki tanrilar icindi, ama tabii tanri icemeyecegine gore kendiler iceceklerdi.  Ruben belki de bizi rahatlatmak icin buraya daha onceden geldigini ve o gelisinde kendisinin izleyici olmadigini soyledi.  Samanin pis bakislarina daha fazla maruz kalmadik, yavas yavas sessizce otobusumuze donduk.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ruben normal rehberlerin buralari bilmedigini ve bizi bu sefer daha da ilginc bir yere goturecegini soyledi.  Gene tarlalar arasindan ilerledik, ta ki onumuze bir kaya cikana kadar.  Maalesef yol kapali idi, yuruyemeyecek kadar da uzaktaydik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Bunun uzerine bizi kucuk bir arkeoloji muzesine ve ardindan bir iguana ciftligine goturdu.   Ciftcinin karisinin cok guzel iguana yemekleri yaptigini da ekledi.  Buyuk bir tur tropik kertenkele olan iguana sevmedigim yengec/istakoz/bocek cinsi mahluklardan bile korkunc bir yemek idi herhalde.  Ruben tadinin tavuga benzer oldugunu iddia etti.   Arkeoloji muzesinde civardan cikan Maya arac gerecleri, heykeller (bir tanesi &#8211; Bilinmeyen Dergisi’ndekiler gibi &#8211; uzayliya benzemekteydi), yemek kaplari vesaire vardi.  Ilginc seylerden birisi Mayalarin halisunasyon gormek icin yedikleri mantarlarin heykelleri idi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Daha sonra Guatemala City&#8217;e donmek uzere tekrar yola ciktik.  Yol birkac saat surdu.   Aksam Maria&#8217;nin halasinin evinde yemek vardi.  Cirkin ve pahali otelimize gelinceye kadar atesim bayagi yukselmisti.  Ilaclari yutup yattim ve yemegi kacirdim. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ertesi sabah (Carsamba) erkenden ucak ile Maya piramitlerinin oldugu antik sehir Tikal&#8217;e gidecektik.  Uyaninca atesim cok fazlaydi, herseyi iptal ettik ve cuma gunku yanardag gezisi icin iyilesmeye calismak icin tekrar yattim. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Sadece Ispanyolca bilen bir doktor bulduk, az Ingilizce bilen otel gorevlisi kizin ve artik ilerleyen turist Ispanyolcamin yardimiyla anlastik.  Doktor antibiyotigi verdi ve birseyin yok, yat dinlen dedi.  Seha Guatemala City muzelerini gezmeye gitti ve ben odada MTV Latin America&#8217;daki butun sarkilari ogrendim.  Gunumuzun MTV kulturu ile asina oldum.  Arada History Channel&#8217;da Nazi belgeselleri seyrettim.   Seha&#8217;nin belli ki beni sevmeyen (ben de onu sevmem zaten, “Babasini da sevmezdim�?) bir arkadasi bana ates dusurucu diye ne idigu belirsiz bir haplar verdi.   Haplar hicbir ise yaramadilar, atesim daha da artti.  Beni oldurmek icin yanlis ilac verdigini hemen anladim ve kendime eczaneden yeni ilac aldirdim. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Persembe gunu digerleri Tikal&#8217;den geldiler.  Artik Amerika&#8217;dan gelen son grup da kafileye katilmis, toplam ecnebi misafir sayisi 25&#8242;i bulmustu.  Biz onlari beklemeden son duragimiz olan Antigua&#8217;ya yola ciktik.  45 dakika sonra vardik ve otelimize yerlestik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Antigua</span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Bu otel de bir cennet bahcesinin etrafina kurulmustu.  Odamiz cok guzeldi, ama pencereyi acinca yatagin konumundan dolayi kendimi katafalkta gibi hissettim.  Restorana gidenler onumden geciyorlardi.  Ben de onlara olmeden once son anlarini yasayan bir olumcul hasta gibi kisik gozlerle bakiyordum.  Aksama dogru herkes geldi.  Bizden baska tek Turk olan Elcin ile hemen durum degerlendirmesi yaptik.  Dugune kim geldi, kim gelmedi ve neden gibi.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Dark Skies over Antigua.jpg (55976 bytes)" src="http://www.sarapci.com/images/guatemala_Dark%20Skies%20over%20Antigua.jpg" alt="Dark Skies over Antigua.jpg (55976 bytes)" align="middle" /></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Elcin&#8217;in oda arkadasi Amerika&#8217;dan ozel olarak getirilmis gaydaci idi.  Gaydaci, Iskoc degildi ve neden gaydaci oldugunu anlayamamistik zira kendisi gayda ile calinan tek sey olan unlu Iskoc sarkilarini bile bilmiyordu.  Ama olmasi gerektigi gibi kirmizi suratli ve 100 kilo limitinin ustundeydi ve Elcin&#8217;in soyledigine gore tren gibi horluyordu.   Yan odada olduklari icin gece kulak kabarttim ama duyamadim.  Arkadas canlisi Iskoc kizlar gaydaciya Iskoc sarkilari ogretmeye basladilar.  Cumartesi&#8217;nden once sarkilari ogrenmesi gerekiyordu. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Persembe aksami bu sefer butun grup yemege bir pizzaciya gitti.  Ben odada MTV, Copa America (Avrupa Sampiyonasinin Amerika versiyonu) ve yuksek atesimle basbasaydim.  Neden pizzaci diye merak edecek olursaniz, tipik Guatemala yemekleri siyah fasulye ve misirdan yapilan iki-uc seyden ibaretti ve biz bunlari yemekten artik bikmistik.  Yakinda Mayalarin kendilerine dedikleri gibi misir adam olacaktik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Aksam sanirim Paraguay-Honduras macini seyrediyordum.  Mac 0-0 idi ve son 10 dakikada heyecan vardi.  Birden yayin Enformasyon Bakanligi gibi bir yazi ile kesildi.   “17. yy’dan Necefli Masrapa&#8221; gibi birsey cikti ekrana.  Allah allah diyerek diger kanallara baktim.  Butun Amerikan kanallari tamamen kesilmislerdi.  Butun yerel kanallarda da ayni goruntu vardi.  Birazdan goruntu yerini bir mitinge birakti.  Biyikli bir adam bir cardak altinda cogu kovboy sapkali bir kalabaliga sesleniyordu.  Adam adamakilli sinirli idi, kalabalik ise ifadesizce trene bakar gibi izlemekteydi.  Ayni anda disardan da cata pata silah sesleri gibi birseyler geliyordu.  Tamam dedim &#8211; Tenten maceralari gibi &#8211; devrim oldu!</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Yerimden kalkip resepsiyona gitmeye kalktim, takatim yoktu.  Telefon etsem, kimse Ingilizce bilmiyordu, ben simdi Revolucion Mevolucion dersem adamlar ne derler diye telefon etmeye de cekindim.  Bir sure daha seyrettim.  TV&#8217;deki sinirli adam turist Ispanyolcasi bilmedigi icin tek kelime anlamadim tabii.  Disardan gelen sesler kesilmemisti.   Ne yapsam, ne etsem diye dusunurken birazdan yayin bitti ve maca donuldu.   Tabii mac bitmisti, hemen 2 saniye icinde macin tek golunu gosterdi.  Ben de heyecanla CNN&#8217;i actim.  Guatemala&#8217;da devrim falan olmus gibi bir hal yoktu.  Ben herhalde burda bu isler boyle diye geri yattim. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Sabah herkes (ve satici Seha) yanardaga tirmanmaya gitti, ben gene kendi basima kaldim.   Ama atesim azalmisti.  Ayaga kalktim, etraftakilere devrim olup olmadigini sordum, olduysa da kimse duymamisti.  Biraz dolandim, hava aldim ve geri yattim.  Ogleden sonra Maria&#8217;nin dedesinin evinde barbeku vardi.  Sonunda yanardaga gidenler heyecan ve pislik icinde geldiler, duslarini aldilar, sulfur gazi ve dumanlardan ibaret maceralarini anlattilar ve otobuslere dolustuk. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Maria&#8217;nin dedesinin ciftligi Antigua&#8217;nin yirmi dakika kadar disinda, buyukce bir arazideydi.   Ev kismi tarla kismindan ayrilmisti.  Evin bahcesindeki pergolanin altina masalar kurulmus misafirler, alman aile dostlarinin pisirdigi lezzetli biftekleri yemektelerdi.  Yemek sonrasinda Guatemala halk kiyafetlerinin defilesi oldu.   Tabii ki her yerden cikan rehberimiz Ruben da defileye bir adet kiyafet ile katildi.  Daha sonra defile yapan kizlarin kiyafetleri ve baska turistik esyalar bahcede satisa sunuldular. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Yemekte masamizda muhabbet konusu Guney Amerika devletlerinin icler acisi vaziyeti ve bunun Turkiye ile karsilastirilmasi idi.  Icimiz karamis bir sekilde kalktik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Aksam otele geri donduk, etrafta ickiler belirdi ve otelin bahcesinde havuzun yaninda bir iki tarafi acik odada oturduk ve Elcin&#8217;den New York&#8217;taki arkadaslarimizin durumlarinin raporunu aldik.  Bizler (tipik olarak) gulerek dedikodu yaparken odanin diger bir kosesinde (tipik olarak) Amerikalilar is konusuyorlar, oteki kosede de (tipik olarak) Iskoclar birbirlerini cimdikleyip su savasi yapiyorlardi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ertesi sabah buyuk gun oldugu icin cok gec saatlere kadar disarda kalmadim.  Ne oldugunu hala anlayamadigimiz silah sesleri cinsi gurultulere aldirmadan uyudum. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Dugun Gunu</span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Sabah hizli bir kahvalti sonrasinda hazirlandik.  Gunun ilerleyen saatlerinde basima ne isler getirecegini bilmeden Kolombiali uyusturucu tuccarlarininki gibi kirli-beyaz takim elbisemi giydim.  Kilisenin yeri tarif edildi ve Seha&#8217;nin topuklu ayakkabilari ve vidi vidisini dinleyecek olan benim halim dusunulmeden dosenmis arnavut kaldirimi yoldan yuruyerek 10 dakikada kiliseye vardik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Kilisenin tepesinde silahli keskin nisanci adamlar varmis, ben kacirdim.  Tepede ne aradiklarini da bilemiyorum.  Neyse biz muhtemelen korundugumuzdan habersiz iceri girdik.  Kilisenin ici hem harap hem gorkemli idi.  Duvarlardan yer yer sivalar dokulmus olmasina ragmen, altin kaplama balkon suslemeleri, buyuk avizeler ve cok genis bir bosluk bizleri kucuk hissettiriyordu.  Kilise yer yer tullerle suslenmisti.   Damat Ingiliz damat kiyafetleri icinde heyecanli bir sekilde bekliyordu.   Yakin arkadas/akraba statusundeki misafirler ise bir onceki aksamdan kendilerine verilmis Incil&#8217;den (Eski Ahit) alinma dizeleri okumak icin sabirsizlaniyorlardi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Muzik esliginde gelin Maria babasinin kolunda getirildi.  Once papaz ben Maria’nin su kadarlik halini bilirim konusunda bir konusma yapti, ardindan Maria&#8217;nin babasi tercume etti.  Papaz Maria&#8217;nin babasinin papazlik okulundan arkadasi idi zaten.  Sonra Seha&#8217;nin da dahil oldugu misafirler kendilerine verilen parcalari okuduklar, once Ispanyolca, ardindan Ingilizce.  Tercumeyi Maria kendisi yapmisti.  Yuzukler takildi, opusuldu, muzikler caldi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Ardindan Maria&#8217;nin babasi bir kez daha sazi eline aldi ve kendi yazdigi iki sarkiyi kizi icin gitariyla calarak soyledi.  Bir sarki dini bir sarkiydi ve daha onceden yazmisti.   Iki mahkumun Isa ile konusmalariyla ilgiliydi.  Ikinci sarki ise kizi icin yazilmisti.  Birbirlerine iyi bakmalarini ve kisa zamanda bir suru cocuk yapmalarini nasihat ediyordu.  Maria babasinin siirini Ingilizce&#8217;ye cevirmisti.  (Bize &#8220;Tabii ki Ispanyolca aslindaki muhtesemligi ben yakalayamadim&#8221; diye de eklemeyi ihmal etmedi.)  Ikinci sarki esnasinda herkes (bircok bayan) aglamaya baslamisti zaten.  Ben de donunce babama kizmaya karar verdim.  Ben evlendim babam, &#8220;Yagdi yagmur, cakti simsek&#8221; cinsinden bir siir bile yazmadi &#8211; hadi sarkidan vazgectik.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Gelin ve damat kolkola cikarlarken Iskoc gaydaci calmaya basladi.  Gaydaci sokaklarda merak uyandirarak onden gidiyor, biz de kendisini takip ediyorduk.  Kisa bir yuruyus sonrasinda resepsiyonun yapilacagi otele vardik.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="wedding9.jpg (58764 bytes)" src="http://www.sarapci.com/images/guatemala_wedding9.jpg" alt="wedding9.jpg (58764 bytes)" width="424" height="274" align="middle" /></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Bu otel bizim kaldigimizdan da guzeldi.  Kucuk bir avlu etrafinda cok sik odalar vardi.   Avlunun kenarindan gecerek daha buyuk bir acikliga ciktik.  Ikinci bir avlu icinde havuz, bir ustu kapali kisim (muzik buradan caliniyordu) ve etrafa dagilmis masalar&#8230;</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Dugun tipik bir Amerikan dugunu gibiydi.  Hatta bir noktada damat erotik bir muzik ve tezahurat esliginde gelinin jartiyerinin etrafindaki ziriltiyi agziyla cikardi.   Sasirdik tabii, ama gelinin babasinin politikaci arkadaslari bu gosteriyi gormediler en azindan. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Politikaci arkadaslari deyince, bir ara ben masalarina oturdum, ve iclerinden daha once baskanliga aday olmus birisine bize vize verilirken cektiklerimizi naklettim.  Pek cevap veremedi, onlar bunlar kimler gelecek buraya bilemiyoruz kem ve kum diye gecistirdi, politik bir sekilde hemen beni soru yagmuruna tuttu.  Turk oldugum anlasilinca birden hepsi ustume cullandilar, birisi gittik Istanbul cok guzel, oburu ay ben de gitmek isterim, oburu kizimin Turk arkadasi var Isvicre&#8217;de ismi (tabii ki) Zeynep falan derken beni de aralarina aldilar ve birkac resim cektirdik. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Bu noktada ickiyi de biraz fazla kacirmis olan bir tanesi bana neden beyaz giydigimi sordu.   Ben de beyaz degil, kirli-beyaz rengi oldugunu ve Guney Amerika&#8217;nin havasina uymak amacli oldugumu soyledim (mafya filmlerinden oyle gormustuk, ustelik sapkam yoktu bile).   Bana dugunlere asla beyaz giyilmedigini ve benim Thatcher&#8217;in oglu oldugumu soyledi.   Bu kismini anlayamadim.  Herhalde Londra&#8217;dan geldigimiz icin ve acik renk takim elbise ile dikkat cektigim icin, Thatcher&#8217;in oglu da boyle bir sey giyecegi icin falandi.  Hakaret mi onu anlamadim, ama adam pek neseliydi ben de bozmadim.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Daha sonra Thatcher’in oglu yukari, Thatcher’in oglu asagi baslayinca, Demir Leydi’den zaten cok hazzetmeyen ben ulan ben Turkum diye insaf rica ettim.  Bu sefer kapali carsida hali mi sattigimi sordu, ben de yok deve satiyorum dedim.  Ne diyeyim, misafiriz zaten, adam da politik bir figur olabilir, basima bela&#8230;.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Dans kismi uzunca surdu, Guatemalalilar yavas yavas gittiler, sadece turistler kaldik (merak edenlere arada Tarkan tabii ki caldi).  Bu noktada dunyanin bir ucundan gelmis damadin babasi sonunda varlik gosterdi ve cok guzel bir konusma yapti.  Ardindan damadin en yakin arkadasi Ingiliz geleneklerine uygun bir sekilde damadi yerin dibine sokacak bir konusma ile devam etti, ve hediye olarak son 10 sene icinde birbirlerine gonderdikleri butun emailleri basip yerlestirdigi hediyesini takdim etti.  Damat, aman eyvah cicegi burnunda karim gormesin diyerek hediyeyi kenara koydu carcabuk. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Artik gecenin ilerleyen saatleri oldugu icin biz 4&#8242;teki ucagimiz oncesinde biraz da dinlenmek amaciyla otele donmeye karar verdik.  Disarida da gurultu yapma saati gecmisti, kalanlar iceride bir odaya tasindilar.  Damadin en yakin arkadasi arkadasliklarinin 10 senesini sembolize eden sarkilari calmaya basladi.  Bir kosede gelin kiza eskiden asik olup dugune iskence cekmeye gelmis olan arkadaslari saci basi daginik National Geographic okuyordu. Iskoclar neseli ve sarhos Iskoc sarkilari soyluyorlar, efendi Amerikalilarsa yavas yavas donme hazirliklari yapiyorlardi. </span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: justify"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Biz de ciktik, otele onceden ayarlanmis guvenli bir taksiyle gittik, uyuduk, kalktik, ucaga yetistik ve evimize donduk. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR">Istanbul, </span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">Not: Fotograflar icin Elcin Yildirim&#8217;a tesekkur ederim.</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">Not 2: Bu yazi ciktiktan sonra Ugur Arpaci (sagolsun) lacivert pasaporta vize istemeyen ulkelerin listesini yolladi, isinize yarayabilir: <span style="color: #400000;">Andorra, Arjantin, Arnavutluk, Bahama, Barbados, Bati Samoa, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Dominika, Ekva<span class="500534511-13122001">t</span>or,El Salvador, Endonezya, Fas, Fiji, Filipinler, Gambia, Grenada, G<span class="500534511-13122001">u</span>ney Afrika Cumhuriyeti, G<span class="500534511-13122001">u</span>ney Kore, Hirvatistan, Hong Kong <span class="500534511-13122001">O</span>zel <span class="500534511-13122001">I</span>dare B<span class="500534511-13122001">o</span>lgesi , <span class="500534511-13122001">I</span>ran, Jamaika, Japonya, Kazakistan, Kenya, K<span class="500534511-13122001">i</span>rg<span class="500534511-13122001">i</span>zistan, Kolombiya, K.K.T.C.,Kosta Rika, Makedonya, Maldivler, Malezya, Malta, Mauritius, Monako, Romanya, Santa Lucia, San Marino, Sey<span class="500534511-13122001">s</span>eller, Singapur, Solomon Adalari, <span class="500534511-13122001">S</span>ili, Swaziland, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Vatikan.</span></span></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Bu alakasız bir yazı / No related posts</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2001/11/15/guatelmala/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ithaca – California – Ithaca, 10720 km, 9 Gün</title>
		<link>http://sarapci.com/1999/08/15/ithaca-%e2%80%93-california-%e2%80%93-ithaca-10720-km-9-gun</link>
		<comments>http://sarapci.com/1999/08/15/ithaca-%e2%80%93-california-%e2%80%93-ithaca-10720-km-9-gun#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 1999 17:51:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[A.B.D]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[Kapımızı şık bir adam açtı ve arabamızı aldılar.  Hırpani bir şekilde içeri girdik, alt katta rock müzik (rak mı rok mu tartışmasını saygıyla anıyorum) ve bar vardı, üst katta ise dans müziği ve bir dans pisti.  Biz yukarda içkilerimizi yudumlayıp müziğin temposuyla kıpraşırken sahnede bir rock grubunun çıkışı için hazırlıklar sürmekteydi.  
Adamlar davulları falan kurarlarken etrafa bakıp dehşet içerisinde tiplerin ne kadar çok Türk’e benzediklerini farkettik.  Parıltılı kıyafetli balık eti bayanlar, bıyıklı, kıllı göğüsün arasından beliren kolyeyi cömertçe sergileyen esmer beyefendiler falan. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F1999%2F08%2F15%2Fithaca-%25e2%2580%2593-california-%25e2%2580%2593-ithaca-10720-km-9-gun"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F1999%2F08%2F15%2Fithaca-%25e2%2580%2593-california-%25e2%2580%2593-ithaca-10720-km-9-gun&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><font size="-2" face="Verdana">Yukardaki baslikta abarti yoktur. 7 kisilik dolmus tipi araba (minivan), 5 sofor, onceden belirlenmis rota, haritalar, duraklar. Ve gece gunduz 3 saatlik vardiyalar halinde degisen bir sofor ve bir sofor yardimcisi, yemek ve benzin disinda hic dur durak dinlemeden 9 gun yol…</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /></p>
<div style="text-align: center"><font size="-2" face="Verdana"><img width="354" height="208" title="ekip.jpg (21863 bytes)" alt="ekip.jpg (21863 bytes)" src="http://www.sarapci.com/images/cali4nia_ekip.jpg" /></font></div>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Universitenin 9 gunluk bahar tatillerinde uzun seyahatler bagimlilik yapmisti. Birince sene Cancun (Meksika) ikinci sene New Orleans’tan sonra, ucuncu sene olayi biraz abarttik ve 9 gunde Kalifornia’ya gidip gelmeye karar verdik. Amma velakin, bu sefer cok daha organize idik. Oyle diger tatillerdeki gibi benim kucuk araba, kafadan rota falan olmadi.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Once AVIS’ten icine rahatca 7 kisi sigacak bir minivan kiraladik, AVIS’in guzide musterisi Kerim sayesinde adam basi gunde 7 dolar gibi komik bir rakkama hem de. Dodge Caravan marka, cok guzel bir vesait idi. 9 gunde yaklasik 11000 km gidince araba delirdi, ayri, ama gene de cok memnun kaldik. AVIS’e geri gotururken, kendi kendine kapilari kilitleyip acmaya baslamisti, fakat herhalde hangi tasit su kadar sure icinde bu kadar tacize ugrasa o hale gelirdi…</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Ikinci olarak <em>triple A</em>’den (American Automobile Association – Amerikan Otomobil Dernegi) baslangic Ithaca (New York), sonra Las Vegas, en son Los Angeles ve San Francisco ustunden geri Ithaca yolunu gidicez diyerek harita aldik. Harita sayfa sayfa kitap seklinde dosyalanmis olarak geldi. Gayet ayrintili olarak hem gorulmesi gereken yerleri, hem rotayi gostermekle kalmayip, “Aman siz siz olun, Teksas’tan gecerken, su bolgede benzin deponuzu bir guzel doldurun, zira bilmemkac kilometre hayat yoktur, yolda kalmayin” gibi uyarilarla da doluydu. Rotamizin buyuk kismi unlu <em>Route 66</em> uzerindeydi. Yani Chicago’yu Los Angeles’a baglayan unlu yol ki kendisiyle ilgili filmler ve sarkilar vardir (bkz. <em>Get your kicks on Route 66</em>). Ama gelin gorun ki, yol yenilenmisti. Biz bos ve temiz otoyolda puruzsuzce ilerlerken, zaman zaman Toros’larin yol kenarindaki eski stablize yol gibi uzun ince bir yol (<em>Route 66</em>), hayalet misali gorunup gorunup kayboluyordu.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Son asamada kim gelecek kim gelmeyecek tartismalari yapildi. 7 kisi tamamlandiktan sonra sevgili arkadasimiz Huseyin’i butun yalvarmalarina ragmen geride birakmak zorunda kaldik. Kendisi sekizinci kisi olarak arabanin yerine oturmayi, icabinda yolda atmaya karar verirsek yildizlara bakarak geri gelmeyi falan kabul etmisti, ama cogunlugun oyu sekizinci kisi almamak uzere oldugundan uzulerek geri cevirdik. O da bize “Teksas’tan gecerken radyodan country muzik dinleyin, Las Vegas’ta Ceasar’s da kumar oynayin” turunden nasihatlar vermekle yetindi.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Yolda yanimiza hangi cd’leri alacagimiz kavgalari verildi, (cd player adaptoru bulundu), Kerim’in radar dedektoru takildi. Yola cikmaya hazirdik artik. Sofor ve co-pilotlar ayarlandi. Ehliyetsiz iki kisi disindaki 5 kisi 3 saatlik vardiyalarla gece-gunduz araba kullanacak, ve her an soforu uyanik tutacak bir kisi (co-pilot) yaninda bulunacakti. Co-pilotun gorevi, soforun zevkine gore muzik koymak, haritadan yola bakmak, ve en onemlisi bilimum saklabanliklar yaparak her an tetikte olmasini saglamakti. Bir de gelenek olarak her gun, 10:30’ta (ilk gun yola cikis saatimiz) Rusted Root adli grubun Ecstasy isimli sarkisini calmaya karar verdik. Ayrica arabanin odometresi her 1000 mil ve katlarini gordugunde de kutlama yapacaktik, ama cogunu kacirdik, ayri.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Cuma gununun derslerini maalesef kirmak zorunda kaldik. Persembe aksami yola cikmadan 15 dakika once organik kimya sinavindan cikmis oldugum icindir diye tahmin ediyorum, hic vicdan azabi cekmedim. Organik kimya calisma amaciyla gece az uyudugumdan ilk once uyuklayip sabahki ilk vardiyayi almaya karar verdim. Uyuyamadim. Her turlu tasitta uyuma problemim vardir. Hatta butun yolculuk arabada belki toplam 1-2 saat uymusumdur. Gunes dogdugunda Ohio’dan geciyorduk. Sofor kisi Kerim iken ilk ceza tehlikemizle karsi karsiya kaldik. Insanlik disi araba kullanmasiyla bilinen Kerim – ki cip takilarak motoru 400 beygire mi ne cikarilmis Chevrolet Camarosu vardir, rengi de kirmizi – bir polis arabasini hiz limitinin ustunde bir sekilde solladi. Bir sure pesimizden gelen polis, bizi kenara cekti. Kerim, “Birsey olmaz” diyerek bizi rahatlatmaya calisti. Ve nasil olduysa, polis Kerim’in Turk ehliyetine soyle bir bakip, “Sizi gidi haylazlar sizii, sakin bir daha yapmayin” turunden birseyler soyleyerek bizi birakti.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">St. Louis’ten gecerken arabayi ben kullandim, ve dolayisiyla ilk gorulecek sey olan unlu St. Louis ark’ini dogru duzgun goremedim. Bu guzide Midwest (orta bati) bolgesi sehrinin baska gorulecek birseyi olmadigini umarak yolumuza devam ettik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Oglen yemegini Oklahoma’da dunyanin en buyuk McDonald’s’inda yeme serefine de nail olduk. Heyecanlanacak bir sey yok, o kadar da buyuk degildi. Oradan gelenek olarak aileme yollamak uzere kartpostallar aldim, ustlerinde kizilderili insanlarin resimleri vardi ve Oklahoma yaziyordu. Zaten o kartpostallardaki kizilderililer de tatil boyunca gordugumuz yegane kizilderililer oldular. Kizilderililer Oklahoma’nin isminde kalmis sadece. Oklahoma City’den gecerken bombalanan FBI binasinin yikintilarini gormeyi benden baska kimse istemeyince, bir olay sehri daha icime sinmeden geride biraktik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Gece Texas’in o bahsedilen insansiz bolgesindeydik. Triple A’in kitabinin soyledigi gibi benzin depomuzu doldurmak uzere durduk. Benzinciden Turkiye’yi aradigimizi hatirliyorum. Bulundugumuz yerin etrafinda hic buyuk sehir olmamasindan, gokyuzu inanilmaz yildizliydi, hayatimda o kadar parlak yildizi bir arada hic gormemistim. Boylece Tom Miks’in yildizlarin altinda nasil bir manzara esliginde uyudugunu da gormus olduk. Ben de Tom Miks olsam, ben de yildizlari ustume ortup uyurdum herhalde.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Yol boyunca tuttugumuz ani defterimize sikici yolculuk anlarinda yazilmis siirler vardir. Bir siir “Trik trak, trik trak, makinalasmak istiyorum” cinsinden bir siirdi. Sinan ilk kitayi yazdiktan sonra defteri eline her alan bir kita daha ekledi ve imece ile yazilan siirimiz bir saheser haline geldi. Icimizde hickimse normal sartlar altinda siir yazmaz dersem sayin okuyucular vaziyetin sikiciligini anlarlar belki… Aksam oldu, gece oldu. Sabah 3-4 gibiydi. Sadece ben ve co-pilotum Can Bey uyaniktik. Demokrasi ile bir yere varamayacagimizi anladigimizdan, fasistce bir kararla Alberquerque’de durduk. New Mexico eyaletinde, guneyin gulu sehirlerden biri olan Alberqeurque’de ispanyol zamanlarindan kalma binalar, kiliseler vesaire oldugunu tahmin ediyorduk. Benzinciye “Old Spanish Quarter (eski ispanyol mahallesi) nerede?” diye sorduk, bize yolu tarif etti. Korkutucu bir sekilde kaybolduktan sonra aradigimizi bulduk. Kayboldugumuz sirada Amerika’nin guneyinde insanlarin nasil yataklarinin kenarinda silahlariyla uyuduklarini dusunmemeye calistik. Issiz sokaklarda gece gece bir ileri bir geri dolasirken, sisman, nefesi alkol kokan, atletli amcalarin her an pencerelerini acip bizi keklik gibi avlayacaklarini tahmin ettigimiz icin – ve arabanin geri kalan esrafi misil misil uyuduklarindan – heyecandan olmuyor degildik. Hatta Levent Kirca’nin 1001 tipinin birisinin dedigi gibi “Odum[uz] korktu”. Zaten etrafta hayat belirtisi yoktu. Olum sessizligi ise vardi. Sonunda hedefimize gelince arabadakileri “Surpriiiz!” diye uyandirdik. Etrafta solmus kirmizi binalar, minik kiliseler, onlerinde at baglamak icin tahtalariyla ahsap evler vardi. Old Spanish Town Red Kit sehirlerine benziyordu. Utku inatla uykusundan uyanmadi, ama geri kalan 6 kisi mahalleyi kendi kendimize dolastik zaten etrafta bizden baska hicbir canli yoktu. Fotograflar cektik. Ve gunes dogmadan, ruya gibi, yolumuza devam ettik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Sabah Grand Canyon’a dogru giderken arabamizin hiz limitine eristim. Saatte 115 mil (~180 km) ile giderken birden bire sanki baska birisi frene basmis gibi hiz kesildi. Korktum. Megersem arabanin ozelligi imis. Belli bir hizi gecince kendi kendine gaz kesiyormus. Etrafta polis molis de yoktu. Zaten Missouri’den sonra azami hizi takan pek kalmamisti yollarda.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Oglen gibi Grand Canyon’a vardik. Amerika’da gordugum en guzel manzaraya bakakaldim. Iki tarafi bicakla kesilmis gibi sarimtrak kahverengi bir vadinin calilikli dibinden minik bir su akiyordu. Bizim durdugumuz kisminda bir de kizilderili tapinagi vardi. Duvarlarina resimler ve sekiller cizilmis silindik bir yapi. Kizilderililer icin kutsal bir yermis orasi. Kayalarin altinda kalmis kar parcalariyla kartoplarini atistik ve arkamizda inanilmaz manzara ile fotograflar cektirdik. Yuz metrelik ucurumun dibinde “Tutmasaydim dusuyordun!” esprisi yapan Utku’ya kustum.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana"> </font><a href="http://www.sarapci.com/gezi/ugh.jpg" /></p>
<div style="text-align: center"><a href="http://www.sarapci.com/gezi/ugh.jpg"><img width="285" height="176" title="ugh.jpg (23825 bytes)" alt="ugh.jpg (23825 bytes)" src="http://www.sarapci.com/images/cali4nia_ugh.jpg" /></a></div>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Mecburen tekrar yola ciktik. Arizona’da dev bir krater varmis, oraya da ugradik. Bir goktasinin dususuyle olusmus devasa bir yuvarlak cukurdan ibaret bu kraterin ortasinda bilim-kurgu filmleri cekiyorlarmis. 10 dakikadan fazla durmadan tekrar yollara dustuk.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Bir sonraki duragimiz Las Vegas idi. Yol ustunde unlu Hoover Barajini gorduk. Yol colun ortasinda masmavi baraj golunun yanindan geciyordu. Las Vegas’a dogru cetvelle cizilmis gibi dumduz yola ciktigimizda gelenek geregi sans getirmesi icin arabadan 1er dolar attik. Bu birer dolarlari kimler topluyorlar acaba diye dusunmemek isten degildi.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Las Vegas’a gunduz gelmemek lazim. Zira isiksiz Las Vegas kuru, pis ve kalabalik herhangi bir Amerikan sehrinden farksizdi. Otelimizi bulduk, oteller cok ucuzlardi. Yola ciktigimiz Persembe gununden beri ilk kez yatay olarak uyku yuzu gorecektik (Las Vegas’a vardigimizda Cumartesi aksami idi.) Hemen esyalari birakip dinlenmeden disari ciktik. Once unlu Ceasar’s Casino’ya gittik. Kumara baslamadan kanunlarimi koydum. 20 dolarlik fis alacaktim, ve bir daha kasaya sadece fislerimi paraya cevirmek uzere gidecektim. Kumardan anlamadigim icin tek kollu haydut olarak da bilinen Jackpot makinesinin basina gectim. Duyduguma gore, gelen gecenin dikkatini ceksin diye en bastaki makinelerde kazanma sansi daha fazla idi, lakin yarim saat sonra 60 dolarimi paraya cevirmeye gittim ve bir daha da sansimi denemedim. Donuste kazandigim 40 dolari ise biraz rotarli da olsa okuldaki Turk Ogrenci Dernegine bagisladim. Sanirim verdigim para ile Murat ve Ruzgar kendilerine icki aldilar, zira parayi verdigim zaman ikisi de pek ayik degillerdi. Yani haydan gelen para huya gitmis oldu.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Las Vegas’ta etrafimizda sureki olarak bilimum sovlar vardi. Casinonun icinde Roma gladyatoru kilikli adamlar ve Roma imparatorunun karisi kilikli kadinlar geziyorlardi. Bir alisveris merkezinin avlusunun tavaninda yapay gokyuzu yapmislardi. Bulutlar gidip geliyor, saat ilerleyince gece oluyordu. Beyaz kaplanlariyla sov yapan Sergei ve Stanislav gibi isimli bir adamlarin afisleri etraftaydi. Disarda yapay bir korsan gemisi ve korsanlarini gorduk. Benzinciler dahil, her tarafta bir cesit kumar aleti vardi. Kumardan sikilinca, Ceasar’s dan disari cikmak icin yuruyen merdivenlerden ciktik, ve inanilmaz bir sekilde cikisin camlarla kapali oldugunu gorup mecburen hazir yuruyen banttan geri iceri girdik. Insanin kaninin son damlasina kadar somurmek icin tasarlanmis bir sehir idi Las Vegas. Civarda sip-sak 15 dakikada evlendiren evlenme salonlari, smokin kiralayan dukkanlar, striptiz salonlarindan ve pahali restoranlardan olusan hizli zengini parasinda ayirma yan endustrisi de mevcuttu.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">O aksam sonunda yatay pozisyonda guzel bir uyku cektik. Ve sabah yolcu yolunda gerek diyerekten Los Angeles’a dogru yola ciktik. Ogleden sonra Los Angeles’in trafik sikisikligindaydik. Universiteden Ellen adli bir arkadasimizin evinde kalacaktik. Once evlerini bulduk, sehir merkezinin yarim saat kadar disinda sessiz sakin bir mahalledeydi. Sagolsunlar tanri misafiri cinsinden 7 kisilik bir grubu kabul ettiler. Gene esyalarimizi birakip hemen sehre indik. Once unlu <em>Venice Beach</em>’e gittik. 3-4 katli bir binanin tum duvarini kaplayan bir Jim Morrison posterinin yanindan gecip kumsala girdik. <em>The Doors</em> veya <em>White Men Can’t Jump</em> filmlerindeki civil civil plaji gozlerim bosuna aradi. Hava guzeldi (Mart ayindayiz) fakat aksam ates etrafinda oturup konusanlar yoktu, onlar yoktu tamam ama bidon icinde ates yakan alkolikler bile yoktu. Bizden baska bir tek izbandut zenci bekciyi gormus olduk. Tuvalet bulamadik ve “6000 km yol gelip bir bok goremedigimiz plajin icine ederiz” mantigiyla Venice Beach’e cisimizi yaparak protesto ettik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Ev sahibemiz Ellen civarin pek de tekin olmadigini soyledi ve hayal kirikligimizi uzatmadan yemege gittik. Muhafazakar bir musevi kiz olan ev sahibemiz ve muhafazakar ailesi bize gece hayati konusunda yardimci olamayacaklarindan yemek yedigimiz restorandaki guzel garsonumuza gidebilecegimiz yerleri sorduk. Pazar aksami icin iki yer tavsiye etti. Ikisi de Sunset Strip ustunde sik barlardi. Biz ise minimum kiyafetle bir haftalik tatilde olan bir grup genc olarak sansimizi denemek uzere bunlardan birisine gittik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Kapimizi sik bir adam acti ve arabamizi aldilar. Hirpani bir sekilde iceri girdik, alt katta rock muzik (rak mi rok mu tartismasini saygiyla aniyorum) ve bar vardi, ust katta ise dans muzigi ve bir dans pisti. Biz yukarda ickilerimizi yudumlayip muzigin temposuyla kiprasirken sahnede bir rock grubunun cikisi icin hazirliklar surmekteydi. Adamlar davullari falan kurarlarken etrafa bakip dehset icerisinde tiplerin ne kadar cok Turk’e benzediklerini farkettik. Pariltili kiyafetli balik eti bayanlar, biyikli, killi goguslerinin arasindan beliren kolyeyi comertce sergileyen esmer beyefendiler falan.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana">Biraz sonra grup cikisi icin insanlar sahne onune toplandilar. Biz de merak icinde beklemeye basladik. Uzun sacli gitaristler ve davulcu ciktilar ve onlar gurultulu rock calarlarken birden bire yandan minyatur bir adam ziplayip hoplayarak sahneye yuvarlandi. Adam kirmizi spor ayakkabi ve kirmizi bir beyzbol sapkasi giyiyordu. Sapkasinin siperligi yana dondurulmustu. Yasi muhtemelen 30’a yakindi ama nedense 18 gibiydi. Anlamadigimiz bir dilde soylemeye basladi. Ve isin ilginci, etrafimizdaki topluluk da onunla beraber soyluyordu. Biz ise “Ulan ne bu?” diye birbirimize bakiyorduk. Ibranice midir nedir dedik ve bilmesi gereken Aylin’e sorduk, “benziyor ama degil galiba” dedi. Sonunda yanimizdakilere sorduk ve karsimizda Iran’in en unlu rock gruplarindan birisi oldugunu anladik. Iran derken Iran’dan degil, Amerika’da oturup Iranlilarin oldugu yerlerde konser veren bir grup oldugunu da eklemek lazim. Neyse sonuc olarak biz de LA’deki tek aksamimizi Iranli genclik ile birlikte Farsca sarkilar dinleyerek gecirdik. Okula donunce Turk dostu Iranli arkadasimiz Sahriyar’a sorduk ve LA’in Amerika’da en cok Iranli olan sehir oldugunu ogrendik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Oteki sabah once Beverly Hills’de biraz gezindik, milletin Jaguarlarina ve Porchelerine baktik, cesitli unlu evlerinin onunden gectik. Ben tek basima Rodney King ayaklanmalarin oldugu <em>South Central</em> denen zenci mahallesine gitmek istedim, o olmazsa <em>Pulp Fiction’</em>daki <em>Inglewood’</em>a gidelim dedim, onu da kabul ettiremeyince bari Bukowski romanlarindaki <em>DeLongpre Avenue’</em>ya veya <em>Wilton</em>’a gidelim o da olmazsa <em>Hermosa Beach</em>’e gidelim yalvardim. Ama ezici cogunluk Universal Studios’a gidip ordaki sacma sapan seyleri gormeyi tercih etti…</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Universal Studios’ta Kovboy kasabasini gorduk (kapilar ozellikle kucuktu, adamlari buyuk gostermek icin), yikilan kopruden gecerken islandik, Cakmastas’larin arabasinin icinde resim cektirdik. <em>Psycho </em>filmindeki Norman Bates’in oturdugu korkunc evi gorduk, ki gunduz hic korkunc degildi ve kucucuktu. Bence tek ilginc sey etrafta o sicakta bir adamin Humphrey Bogart kiliginda pardesu ile gezinip sokak lambalarinin altinda sigara falan yakmasiydi. Dunyanin en sacma seylerinden birisi olan <em>E.T. Ride</em>’ina bindik. Butun tatilin en eglencesiz gunu basladigi gibi Hard Rock Café Hollywood’da yenen gereksiz bir aksam yemegi ile bitti.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Ertesi sabah erkenden Santa Barbara’ya dogru yola ciktik. Santa Barbara kasabasi Turkiye’mizde Galatasaray’in sampiyonluguyla noktalanan 87-88 sezonu sirasinda TRT2’de haftanin maclarinin ozetlerini gosteren programdan once yayinlanan Santa Barbara dizisi ile bilinir. Okyanus kiyisinda paten yapan bikinili sarisin bayanlar yerlerindelerdi. Tipki oradaki tatil koyu kilikli University of California Santa Barbara Universitesinde Elektrik Muhendisligi doktorasini yapan metalci arkadasimiz Volkan gibi. Kendisini cok saglikli gorduk. Gunes ve guzel hava yaramisti. Tabii bunun uzerine aksam tekila seklinde alkol icirip sagligini bozmak zorunda kaldik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Volkan’in evini ararken hayallerimizin Californiali gencini de gorduk. Elinde kaykayi, sari saclari, kisa kollu gomlegi ve sortu ile dunyayi umursamazcasina yuruyordu. Yol sorduk ve bize (valla billa) “Dude, now flip your car and head that way… Peace!” diye yol tarif etti. Televizyon turkcesi meal-i “Hey ahbap, sen kaybolmussun, arabani cevir ve okyanusa dogru git. Saglicakla kal ve kendine iyi bak” olabilir. Sehre ilk geldigimizde de Utku pencereden disari ingilizce, “Sarisinlar nerede?” deyince, Kerim’in sak diye fren yapmasi ve Utku’nun soruyu dolayisiyla kaldirimda yuruyen masum iki hanfendiye sormus olmasi, onlarin ise “Kim bu ayi acaba?” bakislariyla cevap vermeden yurumeleri de notlarim arasinda.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Bol tekilali bir aksam sonrasi, sabah Santa Barbara’da tahta masalar ustunde cok guzel bir deniz mahsulleri yemegi yedik ve yola ciktik. Santa Barbara San Fransisco yolu bir doga harikasi idi. En sonunda dayanamayip durduk. Altimizda okyanus bulutlardan gorunmuyordu, uzerinde bulundugumuz ucurumun alti bulut deniziydi. Ustunde ise gunes batiryordu. Yanimizda bizle beraber durmus Volkswagen minibusleriyle seyahat eden bir hippi cift ve 1-2 yaslarindaki 1-2 disli minik cocuklari vardi, biraz onlarla konusup yola devam ettik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">San Fransisco Amerika’daki favori sehrim. Minik tepeler ustune kurulmus, unlu <em>streetcar’</em>lari (BART – Bay Area Rapid Transit ve San Fransisco Sokaklari adli bol araba sahneli polisiye dizi), muhtesem Cin Mahallesi, ve korfez manzarasi ile. Orada da 7 kisi universiteden arkadasimiz Yesim’in evi ve bir otel arasinda bolunduk. Ilk gun bir grup Chinatown’a (Cin Mahallesi) gittik, oteki grup ise Sinan’in master icin basvurmus oldugu Stanford Universitesine. Ben Chinatown grubundaydim.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">San Francisco’nun Cin Mahallesi Amerika’nin en buyugu ve en eskisi. Red Kit okurlari bu mahallenin kurulusunu ve tek sokagindaki butun dukkanlarin restoran veya camasirhane oldugunu hatirlayacaklardir. Simdi biraz degismis tabi… Girisinde ejderhali bir kapi vardi, ve siniri gecer gecmez cevremiz ayri bir dunya haline geldi. Aynen New York Cin Mahallesi gibi sokaklar cinli insanlarin kalabaligi, balikcilar ve manavlarla doldu. Balikcilardaki cogu canli, korkunc tipli baliklarin buyuk kismini hayatimda ilk defa goruyordum. Buranin New York’tan bir farki, yol sordugumuz bir teyzenin, ki kendisi en azindan 70 yasindaydi, aksansiz bir ingilizce ile bize yol tarif etmesi oldu. New York’ta cogunlukla ilk jenerasyon Cinliler var, fakat San Francisco Cin Mahallesi Amerika’nin ilk Cin Mahallesi oldugu icin insanlarin en azindan bir kismi artik Amerikali olmuslar. Ama bu demek degil ki burasi otantikliginden birsey kaybetmis. Cin Mahallesinde buyumus bir arkadasima gore Amerika’ya gelip zengin olmus Cinliler, hayir isi olarak Cin’den Amerika’ya insan getiriyorlarmis. O yuzden Cin Mahalleleri genislerken, digerleri daraliyorlar.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Birkac dukkana girdik ciktik, maalesef yemek saati degildi, ama oraya kadar gelip de yemek yemeden donmemek icin bir pastaneye girdik. Ayni Turkiye’dekiler gibi cam vitrinli dolap icinde kekler, pogacalar, borekler vardi. Calisan bayanlar tek kelime ingilizce bilmedikleri icin isaret ederek yemekleri, tarzanca hareketlerle de cayimizi istedik. Plastik masalarda oturup yedik ve ictik. Tekrar disari ciktik ve Osmanbey gibi kalabalik karmakarisik sokaklarda itise kakisa yuruduk.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">O aksam Sinan’in Stanford’a kabulunu kutladik. Yesim’in evinde Stanford esofman altli, Stanford tisortlu ve Stanford sweatshirtlu Sinan sampanya patlatti. Hopladik zipladik. Maalesef bir sene sonra o mutlu geceyi yasadigimiz evin, ev sahibine ait bir duvar uzunlugundaki klasik muzik plak koleksiyonuyla beraber yanip kul oldugunu uzulerek ogrendik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Daha sonra <em>Haight</em> denen liberal insanlarin mahellesine gittik. Camlarda homoseksuellere destek verenlerin astiklari gokkusagi bayraklari cogaldilar. San Francisco’nun baska bir ozelligi ise homoseksuellerin (Medya Turkcesi meal-i: cinsel tercihini ozgurce kullananlar) tercih ettikleri sehir olmasi. Not: <em>Eyes Wide Shut</em> filminde Tom Cruise New York sokaklarinda yururken sik, temiz kiyafetli yakisikli adam imajindan onun homoseksuel oldugunu sanan kiro genclik “Defol San Francisco’ya git” diye bagirirlar. Cok guzel kullanilmis kiyafet dukkanlari (20 dolara aldigim ceketi hala giyerim), muzik dukkanlari, ve sokaklarda etnik muzik calan gruplari gorduk. Duyduguma gore simdi Haight sokagina bir adet Gap dukkani, bir adet de Ben &#038; Jerry’s dondurmacisi acilmis. <em>Generica </em>San Francisco’yu da icine aliyor maalesef.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Baska bir gun sabah erkenden Alcatraz adasina hapishaneyi gezmeye gidecektik. Gunlerin yorgunlugu yuzunden erken kalkamadim ve o geziyi kacirdim. Ama erkenciler adayi gezerlerken ben ve diger uykudaslarim oglene kadar adaya giden tekneleri kalktigi iskeleyi gezdik (Pier bilmemkac ve <em>Fisherman’s Wharf</em>). Amerika’daki butun universitelerin tisortlerini satan bir dukkandan kendime ve bizle gelemiyen Huseyin’e<em> Pulp Fiction’ </em>da John Travolta’nin zenci cocugun beynini yanlislikla dagittiktan sonra temiz kiyafet olarak giydigi University of California &#8211; Santa Cruz Banana Slugs tisortunu aldim. Uzerinde okulun komik maskotu gozluklu, Plato okuyan sulugun resmi vardi. Diger tisortler 15 dolarken, benimki filmde unlendigi icin 20 dolara satiliyordu. Daha sonra Alcatrazcilar donduler ve guzel bir balik yemegi yedik. Yemekten sonra Utku belinden baglanarak trampolinde taklalar atti, biz de sirk muzigi yapip “Gelin ve dev Ivan’in taklalarini izleyin” diye cigirtkanlik ettik. Donuste Lombardo Street’ten gectik. Yilan gibi kivrilarak bir tepeden asagiya inen tek yonlu tek seritli yolun dortbir tarafi ciceklerle kapliydi. Cicek tarlasindan iniyormus gibi nerdeyse. Gezecek insanlara siddetle tavsiye ederim. Arkasindan San Francisco Park’ina gidip kayiga ve Laurel Hardy’deki cift kisilik bisikletlere bindik. Bir ara kureklerle “Hobareeey” sesleri cikararak birilerinin birilerini islatmasi yuzunden minik bir kriz bile yasandi.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Sehirde amacsizca gezinirken Kerim ile beraber bir hediyelik esya dukkanina girdik. Aramizda Turkce konusuyorduk ki dukkan sahibi amca nereli oldugumuzu sordu. Ben nedense Malta’liyiz diye uydurdum. Bunun uzerine inanmayan amca beni cografya imtahanina soktu. Malta’nin belli basli milli gelirleri nelerdir sorusunu turizm ve balikcilik diye gecistirdim. Tarihi ne gibi sorusunu Rodos Sovalyeleri diye cevaplandirdim. Konustugunuz dil Turkce’ye benziyor deyince ise “Malta dilinde bol Arapca kelime vardir, sanirim Turkce’de var, ondandir” dedim. “Peki Malta dilinin koku nedir?” sorusuna cevaben Arapca ile ayni dil kolundan ama yillarca Italyanlarla olan yakin iliskiler sayesinde Italyancadan etkilenmis dedim. Butun cevaplarima ragmen amca tatmin olmadi, ve kendisinin Israilli oldugunu ve cok Turkce duydugunu, ondan Turkceye benzettigini soyledi. Kandiramayacagimiz belli olunca fazla ustelemeden “Oldu o zaman amca” diyerek ciktik biz de.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Bir gece San Fransisco’nun Mecidiyekoy’unde enteresan bir yere gittik. Bir is haninin giris katindaki bar, aksamlari bina girisindeki avluyu da doldurup yarisi acik yarisi kapali eglence muzikholu haline getirmis (Bar ismi: Sol y Luna). Disarda California’nin guney amerikali gencligine hitaben latin muzigi, icerde ise cistak dans muzigi caliyordu. Kapidaki goril Makedon cikti ve Petar Naumoski muhabbeti yaptik. Eglenceli bir aksamdi. Herhagi bir sebepten isten gec cikanlar birden bire barin icine cikinca ne yapiyorlar acep diye dusundum.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Baska bir gun, Amerika’nin komunizm kalesi ve 69 kusaginin protestolarinin baslangic merkezi Berkeley’e gittik. University of California &#8211; Berkeley civarinda gezindik. San Francisco gibi muhtesem bir sehre 20 dakika mesafede okula gitmek ne guzeldir kimbilir diye dusunduk. Bir sene sonra co-pilotumuz Can Bey doktoraya oraya gitti zaten. Donuste Golden Gate Koprusunun yaninda durup korfez manzarasina baktik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Persembe aksami artik donme zamanimiz gelmisti. Sinan bir sirketle mulakat yapacagi icin San Francisco’da kaldi ve 4 sofore dustuk. Bunun uzerine butun yolu hic durmadan gidemeyecegimize karar verdik, ve cuma gecesi Amerika’nin tahil ambari Des Moines, Iowa’da kalmak uzere yola ciktik.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Sabaha karsi arabayi ben kullanirken Salt Lake City’ye yaklastik. Sehre adini veren tuz golunin yaninda bizim Tuz Golu arka bahcede bir golet gibi kalirdi herhalde. Toprak yol kenarina kadar tuzluydu. Yol ise dumduz ve bombos. Kahvalti saatinde Mormonlarin sehri Salt Lake City’ye vardik. Once sabah sabah bir sehir turu yaptik. Temple Meydaninda sanki 500 yil once yapilmis gibi duran ama muhtemelen 100 yil once yapilmis olan kocaman bir gotik kilise vardi. Sehir tertemizdi. Fakat gozum etrafta siyah kiyafetli Mormonlari ariyordu ve bulamiyordu. Merakim icimi kemirdi ve kahvalti icin durdugumuz yerde insanlara sormaya karar verdim. Kemal Sunal filmlerindeki alamancilar gibi yesil takim elbise ve yesil tuylu sapka takmis bir amcanin yanina cekinerek gittim. Vaziyeti acikladim, dedim ki ben turistim, cocukken okudugum kitaplarda (gene Red Kit) siyah kiyafetli, siyah sapkali, yanlarinda uzun sacli, uzun basma elbiseli karilari olan adamlar vardi. Bu adamlar nerdeler? Neden burada hic mormon yok? Yoksa kalmadilar mi? Amca kizdi, “Mormonlar da senin benim gibi insanlardir.” “Muhakkak amca, ama neden burada degiller?” “Ben bilemem. Etrafindaki herkes mormon olabilir.” Peki dedim kalktim, bu sefer gazetesini okuyan kalin hipermetrop gozluklu, kisa sacli teyzeye gittim. Ona da durumu acikladim. Benimle konusurken kollarini iki taraftan bacaklarinin yanina koyup, ileri geri sallanmasindan korkunc bir hali olan teyze, “Ben mormon olabilirim” dedi. Peki neden o zaman oyle giyinmiyorsun diye soramadim, cok korkunctu teyze. Herhalde yanlis seyler soyledim diye dusundum.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Ama umidimi kaybetmedim. Benzin almak icin durdugumuz zaman ordaki kadina da sordum. Sonunda konuskan birisine rastlamistim. Benzincideki kadin once mormonlarin ne kadar ikiyuzlu insanlar olduklarini soyledi. Hem alkol ve kahve icmezlermis, hem de alkol ve kahve yapip satarlarmis. Dunyanin en zengin mezhebiymis. Yasaklanmasina ragmen, hala gizli gizli birden fazla kadinla evlenirlermis. Kizlarini evden cikartmazlarmis. Benim Red Kit’te gordugum siyah kiyafetleri ise 1800’lu yillarin sonunda yasaklanmis. Boylece ozgurlukler ulkesi Amerika’da da boyle yasaklar oldugunu ogrenmis olduk. Kendisi onlari hic sevmezmis (zaten soyemesine gerek yoktu). Patronu mormonmus ve buna hakkini vermiyormus, vs vs.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Bu olaydan bir sene sonra soguk bir bahar cumartesi sabahi, kapimiz calindi. Uykulu bir sekilde daginik saclarim, pacali donum ve tisortumle actim. Baktim sabah sabah takim elbiseleriyle gelmis iki genc. “Nesiniz?” Mormon misyonlerleriymis. Nasilsa kalktik, bari bisiler ogrenelim diye “Anlatiniz o zaman” dedim. Basladilar anlatmaya, daha Isa’dan once Amerika’da dinleri kurulmus. Isa’nin gelecegini de biliyorlarmis zaten. Fakat sonra kitaplarini Upstate New York’a gomup yok olmuslar. Yillar sonra adamin birisi gece ruyasinda gordugu yeri “Nah burasi” deyip kazmis ve kitabi cikartip dini tekrar kurmus. Diger hiristiyanlar tarafindan dislanmislar ve dayanamaz olmuslar. Bunun uzerine batiya gocmeye karar vermisler ve Utah’a kadar gidip Salt Lake City’yi kurmuslar. Simdi de lise sonrasi iki yil misyonerlik yapan genclerin universite paralarini veren bir misyonerlik organizasyonlari varmis. Beni sabah sabah uyandiran sik gencler de onlarmis megersem. Ithaca’da da bir kiliseleri varmis ve daha fazla bilgi istersem arayabilir veya sahsen gelebilirmisim. Adnan Hoca gencligi gibiydiler. Bir tane da <em>Book of Mormon</em> verdiler ve gittiler.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Mormonlari Red Kit disinda Korkut Ozal sayesinde de taniyordum. Kendisi Amerika’daki yillarinda mezhepleri muslumanliga cok benzeyen (bkz. 4 kadin, alkol yasagi) mormonlari cok sevmis ve yanliz zamanini onlarla harcamis diye gazetelerde okumustuk.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Yolculugumuzun geri kalan kismi olaysiz gecti. Sikici bugday tarlalari, sonra patates tarlalari, daha sonra misir tarlalari, ve en son sogan tarlalari arasindan evimize donduk. Cuma gecesi olaysiz bir sekilde Des Moines, Iowa’da kaldik. Ve Cumartesi aksami Ithaca’ya geldik. Arabamiz manyamisti, kendi kendine kapilari kilitleyip aciyordu. Yavas yavas insanlari evlerine biraktik. En son Kerim ile beraber AVIS’e arabayi geri vermeye gittik. O 30 millik limit olan allahin belasi yolda 45 mille gitmekten butun yolculugun yegane hiz cezasini aldik. Sen git 11000 kilometre yol yap, sonra evinin dibince cezayi ye. Makus talihimize kustuk.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Bu yorucu ve eglenceli gezi icin en buyuk tesekkurlerim yol arkadaslarim Can Bey, Utku, Aylin, Idil, Kerim ve Sinan’a. Az zamanda cok yol katettik ve kavgasiz gurultusuz (ben Utku kavgasi sayilmaz, onu bilerek yaptik) noktayi koyduk. Bizi hiz limitinin uzerine yakalayip o veya bu sebepten ceza vermeyen trafik polislerini saygiyla aniyorum. Kerim ile beraber esek sakasi yaptigimiz Idil’den de bir kez daha ozur diliyorum. Bu esek sakasi sirasinda, saka yaptigimizi unutup boylece mukemmel rol yapan Aylin’e de burdan selam gonderiyorum. Can Bey’e yolculuk defteri tutma fikrini ortaya atip defteri de aldigi icin bin sukur. Ve bizim gibi bir grubu herseye ragmen evlerinde misafir eden Ellen, Volkan “Volk” Kaman ve Yesim’e de cok cok mustesekkirim.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">Teesuflerim, oncelikle California’da Jeep Cherokee Volvo’dan daha azdir iddiasini kaybedip bana hakkimi vermeyen Utku’ya. Daha sonra, Mike annesiyle ibranice mi konusuyor, ingilizce mi sorumu inatla cavaplamayan Utku’ya. Bir de beni Grand Canyon’dan asagi itme essek sakasini yapan Utku’ya. Son olarak da Alberquerque’de arabadan cikmayip, ben takarken alay ettigi ucak isik gecirmeme goz bezini takip uyuyan Utku’ya. Teesuf ederim.</font></p>
<p><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana" /><font size="-2" face="Verdana">New York</font></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Bu alakasız bir yazı / No related posts</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/1999/08/15/ithaca-%e2%80%93-california-%e2%80%93-ithaca-10720-km-9-gun/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buzdan Sehir Minneapolis</title>
		<link>http://sarapci.com/1998/11/13/buzdan-sehir-minneapolis</link>
		<comments>http://sarapci.com/1998/11/13/buzdan-sehir-minneapolis#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 1998 16:18:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[A.B.D]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[New York’tan uçağa binip 3 saat batıya yol aldım.  Fırtına yüzünden 4 saat rötar oldu ve Minneapolis - St. Paul havalanınaa indiğimde saat sabah bir buçuk olmustu bile.  Etrafta hiç insan yoktu. Daha sonra bunun şehrin bir özelliği olduğunu anladım.  Özellikle şehrin merkezi civarina olanın üç katı kadar daha insan sığar gibi görünüyordu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F1998%2F11%2F13%2Fbuzdan-sehir-minneapolis"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F1998%2F11%2F13%2Fbuzdan-sehir-minneapolis&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><font size="0" face="Verdana">Minneapolis’e is egitimi icin bir aylik zorunlu gidisim oncesinde, Minneapolis sehri ve Minneasota eyaleti ile ilgili celiskili fikirlerim vardi. Bir taraftan Coen Kardeslerin Fargo filmi yuzunden inanilmaz ic kapayici, sikici bir beyazlikla kapli bir ulke bekliyordum, obur taraftan (the artist formerly called) Prince’in evinin burda olusu ve Minneapolis’in liberal sehir olarak yaptigi un yuzunden enteresan bir sanat ve gece hayati… Amerika oncesi yillarimdan kalma onyargilarimdan ise &#8220;Altin Kizlar&#8221; dizisindeki aptal Rose yuzunden Mid West insaninin zekasal yavasligi merakimi celbetmekteydi. Hertarafta sarisin, kirmizi suratli amerikan koylusu kadinlari tayyorlerinin altinda lastik ayakkabilariyla gorecegimi dusunuyordum. Yazin ortasinda sacma bir soguk, ve goller arasinda sikici bir guzellik de 5 sene Upstate New York bolgesinde kalmis bir kisi olarak beni hic cekmiyordu. </font><font size="0" face="Verdana" /></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Gelis oncesinde elime gecen her Amerikaliya Minneapolis hakkindaki fikirlerini sordum. Guzel bir enteresanlik ile, her konustugum insandan muspet gorusler aldim. Ailesi Mineapolis’te oturan bir han’fendi (Molly), sehir merkezinden yuruyerek yarim saat uzaktaki goller etrafindaki bisiklet/kosu/rollerblade yolundan bahsetti. Ortayasini yeni gecmis bir mimar (Peter) Amerika’daki en favori modern sanat muzesinin Minneapolis’in ortasindaki Walker Museum of Modern Art oldugunu anlatti. Prince’in helikopterden gorup &#8220;Nah surasini alicam&#8221; deyip aldigi fransiz satosu taklidi evini de mumkunse gorsem listeme aldim. Iste Minneapolis ofisinden calisan bir kil herif New York’tan sonra en cok tiyatro olan Amerikan sehri oldugunu soyledi. Yaraticiligi hayatini hapseden insanlardan olan arkadasim Dennis ise cesurca sadece bir kez – o da cok kisa olarak – gordugu Minneapolis’i Amerika’nin New York’tan sonraki en hip/moda sehri ilan etti.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Butun bunlar benim zorunlu gidisimi degistiremediler tabii, ve New York’tan ucaga binip 3 saat batiya yol aldim. Firtina yuzunden 4 saat rotar oldu ve Minneapolis &#8211; St. Paul havalaninina indigimde saat sabah bir bucuk olmustu bile. Etrafta hic insan yoktu. Daha sonra bunun sehrin bir ozelligi oldugunu anladim. Ozellikle sehrin merkezi civarina olanin uc kati kadar daha insan sigar gibi gorunuyordu. </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Kisa bir not: Mineapolis ve hemen yanindaki St.Paul sehirleri zamanla genisleyip birlesmisler. Artik birisi denilince oteki de akla geliyor. Twin Cities (Ikiz Sehirler) olarak biliniyorlar. Minneapolis’in valisii da eski pankreasci Jesse &#8220;The Body&#8221; Ventura. Halk kendisine bayiliyor. Gecen aylarda Economist dergisinde de onla ilgili cok positif seyler yazan bir yazi cikti. Artik Jesse &#8220;The Body&#8221; Ventura yerine Jesse &#8220;The Mind&#8221; Ventura olarak anilmaya baslanmis. Yani vucut Ceki yerine zeka Ceki. Darisi bizim futbolcularin basina.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Alisik olmadigim bir sekilde, 20 dakikalik bir taksi yolculugu sonunda otele vardim. Hilton bir zevksizlik abidesi olarak olmasi gerekenin uc kati susle doldurulmustu. Otelin servisinin kotulugu ise baska bir eglence idi. Kisa bir ornek vermek gerekirse, pantalonumu kemer takgacini tamire verdikten sonra guzel bir sekilde utulenmis ve &#8220;terzi eli degmistir&#8221; diye isaretlenmis sekilde alip, kopuk kemer takgacinin tamir olmadigini cok da sasirmayarak farkettim, ve resepsiyona hesap sormaya gittim. Resepsiyondaki – surekli anahtar kaybetmemden artik beni tanimis olan &#8211; adam birkac telefon gorusmesi yaptiktan sonra gulerek geldi, ozur diledi ve o anda terzi bolumunde calisan kadinin dikis dikmeyi bilmedigini soyledi. Cus dedim. Neyse ki bir gun sonra hallettiler.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Northwest havayollarinin cok siki bir zamanlamayla benim Minneapolis’te oldugum haftalara getirdigi grev yuzunden bir haftasonu orda mahsur kaldim. Normal sartlar dahilinde her haftasonu New York’a ucacaktim. Allahtan New York tarafindan gelen ucaklarda yer vardi da Seha beni ziyarete geldi ve cok dinlendirici, ve eglenceli bir haftasonu gecirdik. Ilk aksam bir atraksiyon yoktu, sakin sakin sinamaya gittik. Cumartesi gunu Calhoun Golu’ne gittik. Hava inanilmaz sicakti. Futursuzca ustumu cikardim, ve gol etrafinda rollerblade yapmayi ogrendim. Iyi paten kayanlar &#8220;On your left!&#8221; (solundan) diyolardi ve hizla ruzgar cikararak solumdan geciyorlardi. Enteresan olarak bir Turk adam geldi bir ara ve biraz konustuk, bize fren yapmasi ogretti ve hadi iyi gunler deyip rollerblade’iyle yoluna devam etti. Millet – muhtemelen &#8211; buz gibi olan gole de girmiyor degildi. Arada yorulunca, gol kenarina oturuyoduk. Uzaktan da Minneapolis gokdelenleri sanki oyuncak gibi duruyolardi. </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Aksam sirket insanlariyla olmaya karar verdik. Once otelin altindaki olmasi gerekenden pahali ama guzel yemekli restoranda yemek yedik, sonra da en sik gitigimiz yer olan Quest’e (Prince in actigi ama sonra sattigi klup) gittik. Hip hop gecesi idi. Hip hop, rap gibi ama daha yavas bir muzik olup dinleyicilerinin cogunu zenciler olusturur. Turkiye’de de Power FM bol bol calar. Sahsen hic sevmem. Ama kapida cok siki kiyafet kontrolu vardi, dolayisiyla enteresan tipler yok degillerdi. Mesela bir zenci adam ciplak teninin ustune bej bir takim elbise giymisti (kruvaze) enteresan bir sekilde guzel bile olmustu. Amma velakin, hip hop da olsa cok guzel muzik caldi. Acayip dans vesaire ettik. Talat adli arkadasim alkol ve danstan terledi ve (ki kendisi Pakistan’a tatillerde gittigi zamanlarda dini tarikat toplantilarina katilan dindar bir kisidir) uzerindeki gomlegi once yavas yavas, sonra da sabirsizlikla hasirt diye cikartip ciplak dansetmeye devam etti. Daha sonra bir kere giymeye calisip, el-ayak motor kabiliyetleri noksanligindan takrar vazgecip, sonunda bir kenara firlatti.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Oteki gun bir kere daha ayni gole rollerblade’e gittik. Bu sefer erken birakip uptown bolgesinde biraz dolastik. Hersey cok guzeldi. Bir iki katli binalar, guzel dukkanlar, kaldirim kafeleri falan vardi. Bir ara yanimizdan gecen iki 15-17 yaslarinda cocugun sanki Turkce konustuklari kanaatina vardim, ama sonra tiplerine bakip, &#8220;yok yok, olamaz&#8221; dedim, biraz sonra aynen Turk gibi bir arkadaslarina &#8220;sist, sist&#8221; diye seslendiler, Turklukten gelen ecnebi memlekette Turk gorme merakim daha da celbedildi. Bir sure takip ettik, en sonunda bir tanesinin &#8220;Olm yani nerdeyse ustune para verecekti&#8221; demesi uzerine suphelerimiz dogru cikti. Ama tam zenci homeboy gibi giyinmis iki cocugun Turk olmasi olasiligi nedense mumkun degil gibi gelmisti. Enteresan milletiz vesselam. Cancun’da da olsak, Minneapolis’te de olsak, nasil giyinirsek giyinelim, nasil konusursak konusalim bir sekilde Turkluk kaliyor hep. Cocuklarin muhtemelen abaza muhabbeti yapiyor olmalari da ayri bir hikaye, ki bunu irdelemek ayri bir yazi gerektirir.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Arkadan heykel bahcesine ve modern sanat muzesine gittik. Heykelleri cok begenemedim, muzedeki gecici sergi de benim gibi sanatla ic ice sayilmayacak bir kisi icin cok anlasilmazdi. Bu kadar abstrakt sanati etrafimda bir aciklama olmadan takdir edemiyorum maalesef. Tam kalici sergi kismina geldik &#8211; ki cok guzeldi ilk gordugumuz seyler – maalesef muze kapandi ve bizi disari paketlediler. </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Bir aksam isten butun herkes Minnetonka golune gece yemekli tekne gezisine gittik. Bogazdaki geziler gibiydi. Teknemiz, buyukce bir kotra idi. Yemekler guzeldi, kendi muzigimizi caldik, icki ictik (sonra arabanin kenarindan kafamizi camdan cikarip kustuk – vurgulanmasi gereken detay: arabanin icine bir damla bile gelmedi), dans ettik. Golde gezi inanilmazdi. Etraf tamamen sessizdi, binlerce agaclikli ada arasindan yavas yavas ilerliyorduk. Bazilarinin uzerlerinde tek tuk evler ve minik isiklar vardi. Ruyada gitmek gibi birseydi. Ulkenin beyazlar gelmeden onceki hali boyle idi herhalde dedim kendi kendime. Cennet gibiydi. Canim motorlu kotra yerine ayni geziyi sessiz minik bir yelkenli veya kano ile daha az kisi ve daha yakin insanlarla yapmak isterdi. Cocukluktan kalma Teksas/Zagor hatiralarimla sanki minik adalarin ustundeki sik agacliklar arasindaki yerliler tarafindan izleniyormus hissine kapildim. Her an mel’un kirmizi ceketli Ingilizlerden kacmakta olan ucgen sapkali bir sakalli adam bekledim (ayaklarinda ise cizmenin icine sokulmus ustu bol bir pantolon olmasi lazim). </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Amerika’nin (ve &#8220;yuzde buyuk ihtimalle&#8221; dunyanin) en buyuk alisveris merkezi Mall of America anlatilmazsa da olur aslinda ama anlatalim. Hayvan gibi oldugunu soymeye gerek yok. Icinde lunapark bile vardi (roller coaster dahil). Lunaparkin etrafi dukkan dolu idi. Dort kosesinde ise Sears, Macy’s, Nordstrom ve Bloomingdale’s gibi devasa dukkanlar mevcuttu. Bir suru restoran vardi, hem de tipik mall restoranlari degil, daha guzel dukkanlar falan. Genel olarak da temiz ve karakterli bir mall denebilirdi, karakterli mall nasil olur diye de sorulabilir tabii. Mallda kiyafet ve ayakkabida vergi olmamasi da baska bir guzellikti. Ama sonuc olarak bir mall iste.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Genel olarak Minneapolis’te bol bol uzun beyaz/gri sacli, at kuyruklu adam gordum. Sankim eski hipiler (ve ruhu hipiler) soguk sehir tercihlerini Minneapolis lehine kullanmislar gibi. Bir taksi soforune gore zenginligin bikac sebebi var: Missisippi nehrinin su tasimaciligi yapilan son yeriymis, dolayisiyla butun Mid West bolgesinin mallari burdan gecermis. Ayricana, endustri de oldugunu soyledi. Ne yaptigini hala anlamadigim ama elektronikle alakasi olmasi gereken Honeywell sirketi buraliymis. Herbiyerden cikan ve dusey yuzeylere yapisma problemi olan post-it’lerin ve kotu disketlerin ureticisi 3M‘de. 3M Minnesota Mining and Manufactiring demekmis.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Biraz da suna bozulmaktayim: O kadar sabit fikirli olduk ki, ben buraya gelmeyi hic istemedim ilk baslarda. Kime soylesem de tuh muh yazik dedi. Bazilarinin da tek aklina gelen Mall of America’ydi zaten. Geldigimden beri de kime &#8220;valla cok guzel sehir&#8221; desem, tipik basarisizlik kabullenemeyen insanlar gibi kotu duruma dusunce kendini avutuyor muamelesine mazur kaldim. Anlattiklarimi dinlememekle kalmayip, bir de onayliyormus gibi, ama aslinda onemsemeden, kafa salliyorlardi… Sonra da cehaletleri ve dunyayla ilgisizlikleri yuzunden Amerikalilara catiyoruz. Belki de burda cok kalmaktan biz de oyle olduk. Neyse konu daha fazla dagilmadan devam edelim… </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Minneapolis’te butun Amerikan sehirleri gibi parasini verene inanilmaz guzel restoranlar vardi. Bizim paramizi da sirket verdigi icin dort haftada bunlarin hepsini denemis olduk. En enteresani, yedigim en guze Pad Thai’i yapan Tayland restorani oldu. Amerikali bir cift isletiyorlardi. Tayland gezilerinin donusunde acmaya karar vermisler. Insanlarin egzotik ulkelere gittikten sonra ugrasip didinip yasadiklari yerlere gezilerini tasiyip getirmeleri cok takdir ettigim bir davranis. Adana’da ilk Thai restorani ne zaman acilacak acaba?</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Bir aksam isten insalarla is tarafindan sponsor edilmis aktivite Minnesota Twins – Chicago White Sox beyzbol macina gittik. Adet yerini bulsin diye felaket tadli sosisli sandvic yeyip bira ictim. Tabiiki cok az tezahurat vardi. Gerci bu seyrettigimiz takimlarin ikisinin de herhangi bir iddiasi kalmamisti ama zaten henuz Amerika’ da seyrettigim hicbir spor karsilasmasinda (Cornell Buzhokeyi maclari haric – ki onlar da biraz fazla terbiyeli/cocukca tezahuratlarla gecmekte) adam gibi bir takim destekleme denemesine sahit olamadim. Sonuc olarak mac bitmeden cikip gittik zaten. Beyzbol standartlarin bile altinda sikiciklikta bir macmis, zira meraklisi arkadaslarimiz bile dayanamadilar. </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Bir diger aksam ise tiyatro mahallesindeki &#8220;Tony and Tina’s Wedding&#8221; adli oyuna gittik. Simdi oyunun olayi su: izleyiciler Tony ve Tina isimli damat ve gelinin Italyan usulu dugunlerine sanki davetliymis gibi gidiyorlar. En basta kilisede dugun, birkac konusma ve sarkilar var. Tabii bir adet sarhos fotografci, bir ader escinsel erkek video kameramani, bir adet dugunden hosnut olmayan eski erkek arkadas, bir adet ickici rahip, bir adet de esrarkes rahibe mevcut. Damatin babasi ayni zamanda mafya babasi (hafifmesrep kiz arkadasi da var), gelinin annesi sonradan gorme, gelinin erkek kardesi escinsel (sonradan ayni cinsten esini de – video kameramani – buluyor), vesaire vesaire. Mesela kiskanc erkek arkadas yanimizda oturuyodu, daha dogrusu yanimizda oturan deri ceketli izbandut gibi herif birden ayaga kalkip, &#8220;Ben bu ise karsiyim falan filan&#8221; dedi ve mafya babasi (oglan babasi) gorillerini yollayip attirdi. Kilise toreninin arkasindan da asagi kattaki yemek ve dans kismina gecildi. Sonucta sacma sapan ve komik olmayan bir oyun. Ustelik gercek bir dugun gibi zorla dansa kaldirma, tek tip yemek, ucuz sampanya, binbir cesit cirkin muzik bile mevcut. Tek eksik dugun oncesi araba ile gezip korna calmak. Dugunlerden hoslanmayan bir kisi olarak hic eglenmemekle kalmayip bir de sikintidan patladim. </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Mineapolis gece hayatiyla ilgili bir baska enterasan not ise, pazartesi aksami gibi normal sartlar altinda sakin gecmesi gereken bir aksam ciktigimiz zaman, trance turu muzik calan gece klubunin dolu olmasiydi. Artik New York’ta boyle seyler gormeye alistik ama Minneapolis gibi sessiz ve sakin bir sehirde beklemiyordum. Sanirim bu da genel bir Amerikan hayat tarzi. Simdiye kadar Amerika’da gittigim sehirler genelde oyle veya boyle turistik sehirler olduklari icin daha once bu isin farkina varamamistim.</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Etrafinda rollerblade yaptigimiz gol Adana Baraj Golune benziyordu. Ayni sukunet, ayni gol buyuklugu ve etrafinda alcak, hafif ormanlik alanlar. Hatta Cukurova Universitesi lojmanlarina benzeyen bir site bile vardi. Tek farki, araba ile yanimizdan 200’le gecmediler, ve Turkiye’de asla goremeyecegimiz manzaralar gorduk. Goremeyecegimiz manzaradan kastim su, golun bir kosesinde yaslari 50 ila 80 arasinda degisen bir grup insan ellerinde torbalar ve filmlerde (ozellikle eski Laurel Hardy filmlerinde) gordugumuz ucu civili soplalar ile gol etrafindaki copleri topluyorlardi. Birincisi zaten Turkiye’de bu tur manzara gormek biraz zor. Gonullu olarak etraf temizleme gelenegi yok. Ikincisi ise bu yasta insanlarin cocuklarina ve torunlarina, hatta torunlarinin torunlarina temiz bir dunya birakmak icin yorulma usenme bilmeden ugrasmalari. Bizdeki &#8220;benden gecti, artik gencler yapsin&#8221; veya &#8220;bana ne, ben gorecek miyim?&#8221; kafasi burada yok. Ileride Turkiye’ye donersem, getirmeye calisacagim ilk seylerden birisi olacak bu. </font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Bu geziyi bu kadar guzel yapanlara tesekkurlerim sonsuz, kisaca soyle: Talat arkadasim, sarhoslugun da etkisiyle kendinden gecip bize yasattigi yukarda anlatilan vaka-i gomlekkiye icin; Deloitte and Touche Consulting Group (yeni adiyla Deloitte Consulting), beni Minneapolis’e gitmeye zorladigi icin, yoksa hayatta gelmezdim herhalde; Northwest Airlines pilotlari, grev yapacak tam zamani bulup beni bir haftasonu mahsur edip, Minneapolis’i gormemi sagladiklari icin; Molly, verdigi guzel tavsiyeler ve en onemlisi Sun Country Airlines icin; Sun Country Airlines, herseye ragmen Mineapolis-NY biletleri oldugu icin; annem, bana bu yazilari yazmam icin destek ve durtu oldugu icin….</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">Teesuflerim ise su zatlara: Sayin Seha Ismen, beni beklemeden rollerbladeleriyle basip gittigi icin (birkac kere); rollerblade kiralayicisi sisman, uzun at kuyruklu, ciklet cigneyen amca, acayip acayip bakip beni kredi kartimi verdigim icin hafiften paranoyak yaptigi icin; medenniyet dedigimiz tek disi kalmis canavar, o guzelim ulkeyi isik, motor gibi seyleri getirip bozdugu icin; makus talihimiz, tek disi kalmis canavara olan bagliligimiz yuzunden isik, sicak su ve motorsuz yapamadigimiz icin; Northwest Airlines ve Uniglobe Travel,biletlerimi almaya calisirken muhtesem kotu musteri hizmetleri sayesinde beni delirtmeye yakin ettikleri icin…</font></font></p>
<p><font size="0" face="Verdana"><font size="0" face="Verdana">New York</font> </font></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Bu alakasız bir yazı / No related posts</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/1998/11/13/buzdan-sehir-minneapolis/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günah Şehri New Orleans</title>
		<link>http://sarapci.com/1996/05/03/gunah-sehri-new-orleans</link>
		<comments>http://sarapci.com/1996/05/03/gunah-sehri-new-orleans#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 May 1996 16:05:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[A.B.D]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Karnaval]]></category>
		<category><![CDATA[New Orleans]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[Biz 2 hafta geç kaldığımız için etrafta kostümlü kimse yoktu.  Bizim şahit olduğumuz eğlence daha çok teşhircilik ve röngencilik üzerine idi: Bourbon Street'in barlarının balkonlarına çıkan insanlar ellerinde boncuk kolyelerle yoldan geçen karşı cinsten insanlarla tezahürat eşliğinde pazarlık yapıyorlar.  Pazarlık sonucunda kolyenin güzelliğine orantılı güzellikte bir vücut parçası halka teşhir ediliyor.  Haliyle insan yolda aval aval yürürken hiç beklemediği anlarda, hiç beklemediği güzelliklerle karşılaşabilmekte. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F1996%2F05%2F03%2Fgunah-sehri-new-orleans"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F1996%2F05%2F03%2Fgunah-sehri-new-orleans&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Spring Break sırasında 9 gün için ABD&#8217;nin en enteresan şehri New Orleans&#8217;a araba ile gitme fikri ilk başta zor geldi.  Sonuçta haritaya defalarca baktık, Georgia&#8217;lı vatandaşlara fikirlerini sorduk, 24 saat yolu kafada tarttık, düşündük, taşındık, kaşındık ve bir gece Amerika&#8217;nın tam ortasında kalmak şartıyla yola çıkmaya karar verdik.</p>
<p>İlk gün insanların aksanları anlaşılmaz oluncaya kadar ilerleme konusunda prensip kararına vardık.  Sonunda Knoxville, Tennessee&#8217;de benzinci adamla anlaşmak normalin üç katı zaman alınca kuzeyden yeteri kadar uzaklaşmış olduğumuzu anladık ve iki tane yatağı olan en ucuz konaklama yerini aramaya başladık.  Scottish Inn ve Budget Inn çekişmesini gecesi adam bası 15 dolar, MTV ve telefonla Scottish Inn kazandı.  Resepsiyondaki Hintli amcanın Müneccim Efendi&#8217;nin evinde kahvaltı etmiş gibi &#8220;New York&#8217;tan geliyoruz&#8221; deyince &#8220;Cornell&#8217;e mi gidiyorsunuz?&#8221; diye sorması gecenin notları arasındadır.</p>
<p>Mississippi eyalet sınırına varıncaya kadar beklediğimizin aksine etrafta tek değişen ağaçların cinsleri oldu.  Filmlerdeki bol tozlu kasabalar da Mississippi&#8217;ye kadar görünmediler.  Tabii başka bir fark da güneyin lakayıt polislerinde idi.  Pennsilvanya&#8217;dan çıkıncaya kadar bütün arabalar en fazla 60 mille giderken, Virginia&#8217;dan sonra (canım vatanimdaki gibi) hız sürücünün altındaki araba sınırlamaya basladı.</p>
<p>Lakayıt polisler gibi hesaplamayı düşünemediğimiz saat farkının da sayesinde New Orleans&#8217;a beklediğimizden çok önce vardık.  Sonsuz bir köprü üzerinde 10 dakika kadar araba kullandıktan sonra şehre tahminimize göre arka kapıdan girdik!</p>
<p align="center"><img src="images/neworleans_bourbon.jpg" alt="Bourbon Street" align="absmiddle" /></p>
<p align="center"><em>Burasi Ön Kapidan Giris</em></p>
<p>Etrafın döküntülüğü ve pisliği çocukluğumuzun Miami Vice dizisinde uyuşturucu şebekesinin üretimhanesini aramak için gittikleri mahalleleri andırıyordu.  Etrafta görülen tek beyaz kişi yanımdaki koltukta oturan Sinan&#8217;dı.  İçi kırılmış bir meşrubat şişesi kasasından potayla basketbol oynayan bir dudağı yerde bir dudağı gökte zencilerin de yanından geçip bir köşeyi döndükten sonra durum aniden değişti.  Evler zenginleşti, arabalar daha bir parlak oldular.  Sonunda Tulane Universitesi&#8217;ni şehrin göbeğinde bulduk.</p>
<p>Aslında bizim bildiğimiz, gördüğümüz üniversitelerden çok bir yaz kampı veya tatil köyü havası hakimdi.  Ithaca&#8217;da kar yağarken Tulane öğrencileri mayolarını giymiş çimlerin üstünde güneşleniyorlardı.  Yurtlar binayı çevreleyen balkona açılan oda kapıları ile Şile&#8217;deki motellere benziyor, insanlar kapılarının önlerindeki hamaklarında uyukluyorlardı.</p>
<p>Barış&#8217;ı beklerken okulu gezmeye başladık campus store&#8217;da dolanırken birden dışarıdan gelen caz sesi yüzünden çalışanlar kapıları kapatmak zorunda kaldılar.  Biz tabii türklüğümüzden gelen merakla hemen müziğe doğru ilerledik.  Müziğin geldiği yerde 20-25 tane gangster kıyafetli adam, yanlarında 30&#8242;larda geçen filmlerdeki hafifmeşrep siyah dantelli kıyafetli kız arkadaşları, arkalarında üc zenci müzisyen ile (davul, trombon, ve trompet) sarhoş adımlarla dans ederekten çimlere çıktılar.  Tabii biz de arkalarından seğirttik.  Bu arada bizi bulan hiperaktif arkadaşım ve evsahibimiz Barış üstümüze atlayıp çeşitli primitif sevgi gösterileri yaptıysa da kendisi ile ilgilenmeyip gansterlerin peşinden gittik.</p>
<p>Sonradan öğrendiğimize göre gördüklerimiz SAE fraternity&#8217;sinin bir gösterisi imiş.  Al Capone&#8217;un SAE üyesi bir adamının patronunun emrini dinlemeyerek SAE kardeşlerinden birisini öldürmediğinden dolayı kendi kellesinin gitmesini kutluyorlarmış.  Helal vallahi.</p>
<p align="center"><img src="images/neworleans_motel.jpg" alt="Bates Motel" align="absmiddle" /></p>
<p align="center"><em>Bizim Motelin Benzeri<br />
Neyse Ki Duslar Guvenli Idi</em>
</p>
<p align="left">İnsanın kaslarını Levent Kirca&#8217;nin suratı gibi yapan müziği geride bırakarak Barış ile birlikte arabaya atlayıp kalacak yer aramaya basladık.  Son dakikada gelmeye karar verediğimizden rezervasyon yapmamıştık.</p>
<p>İlk önce gittiğimiz youth hostel&#8217;dan hemen vazgeçtik çünkü kapıdaki adam arabamızın içinde görünürde birşey bırakmazsak camının kırılmayacağını söyledikten sonra bizi içinde bizden baska 6 kişi (yas ortalaması 30, kilo ortalaması 95) olan bir odaya götürdü.  Biz de 10 dolar daha verip en azından gece boğazlanma korkusu olmadan uyumaya karar verdik.  Sonuç olarak Rose Inn denen uzakdoğulu bir ailenin evleri gibi yönettiği minik bir motelde kalmaya karar verdik.  Motelde akşam 12&#8242;den sonra ana kapı güvenlik amacıyla kilitleniyordu &#8211; motel sahipleri 5 gece boyunca yataklarından kalkıp uykulu uykulu bize kapıyı açmak zorunda kaldılar.</p>
<p align="center"><img src="images/neworleans_french.jpg" alt="French Quarter" align="absmiddle" /></p>
<p align="center"><em>New Orleans&#8217;in Meshur Balkonlarindan Birisi<br />
Digerleri Icin Flickr&#8217;a Bakiniz</em>
</p>
<p align="left">Tabii eşyalarımızı bırakır bırakmaz New Orleans gece hayatını görmek üzere French Quarter denen mahalleye gittik.  Aceleci gezgin olmanın avantajı: otelden hemencecik çıkmamız sayesinde (en azından ilk gece) kafalarımızda böceklerin yürüdüğünden bihaber mışıl mışıl uyuyabildik!</p>
<p>French Quarter 1700&#8242;lerde kurulan ve 1803&#8242;te Napolyon tarafından amerikalılara satılan eski bir fransız sömürgesi olup hala fransızlığını az da olsa koruyan New Orleans&#8217;ın kartpostallardaki kısmı.  Fransız muhibi arkadaşım Barış&#8217;ın buraya gelmesinin bir sebebi de bu olabilir diye düşüyorum!</p>
<p>French Quarter&#8217;da binalar iki katlı.  İkinci katlarda ince ince işlenmis trabzanlarıyla çok hoş balkonlar var.  Renkler ise genelde uçuk pembe, koyu turuncu gibi güneyi çağrıştıran renkler.  French Quarter&#8217;ın ana caddesi olan Bourbon Street Amerika&#8217;nin her tarafından gelen içki meraklısı amerikalı turistler için yaratılmış.  Bütün sokak ışıklı tabelalarıyla dikkat çeken gece klüpleri, kapılarından insani içeri çekmeye çalişan bıyıklı meksikalı kılıklı adamları (bkz. From Dusk Till Dawn) olan striptiz barları ve her tür eğilime hitap eden seks shopları ile dolu.  Sokaklarda caz çalıp para toplayan zenciler de eksik değil.  Bazen bir dilenci gelip &#8220;Size şarkı söyleyeyim para verin&#8221; dedikten sonra cevabı beklemeden söylemeye başlıyor, bazen de &#8220;Esrar ister misiniz?&#8221; diye üstümüze atlıyorlar.  Aklımıza bir akşam İstiklal Caddesi&#8217;nde bize musallat olan &#8220;Eğlence ortamı lazım mı abi?&#8221; adamı geliyor.  O kadar zaman oldu hala o eğlence ortamının ne demek olduğunu anlamadım.</p>
<p>Bahsetmeden geçemeyeceğim Preservation Hall denen bir &#8220;yer&#8221; var.  Yer dedim çünkü bar değil içki yok, konser salonu değil oturacak yer yok.  İçeriye sadece 30 kadar kişi girebiliyor ve yerlerdeki minderlerde yer kaldıysa oralara oturuluyor.  Genelde yaşlı (ama içlerinde gençler de var) cazcılar adam başı 3 dolar gibi çok ucuz bir fiyata her biri 30 dakika kadar süren konserler veriyorlar.  Insanlar genelde ilk konseri ayakta, ikincisini ise öndekiler kalkınca minderlerde yer kapışarak dinliyorlar.  Sanırım New Orleans&#8217;da gittiğimiz en ilginç yer.</p>
<p align="center"><img src="images/neworleans_preservationhall.jpg" alt="Preservation Hall" align="absmiddle" /></p>
<p align="center"><em>Konserve Holu Cazbandinin Genc Delikanlilari<br />
Buena Vista&#8217;nın Caz Versiyonu da Diyebiliriz</em>
</p>
<p align="left">Yer yer New Oreans&#8217;in yerli müziği olan Cajun (Keycın) veya Zydeco çalan barlar da var.  Çok neşeli bir müzik, genelde Fransızca söyleniyor.  Gene sokaklarda kadınların nehirde çamasır yıkamakta kullandıkları tırtırlı demir çitileme parçasını bir tahta çubukla tırırık tıktık (tıktık hızlı okunacak) diye çalıp, tap dance yapan zenci çocuklar da yok değil.</p>
<p>Biz Mart ortasında New Orleans&#8217;da olduğumuzdan, birkaç hafta önceki meşhur Mardi Gras&#8217;nin (Mardigra) eğlenceleri devam etmekteydi.  Mardi Gras aslında birçok festival/karnavalın yapıldığı katolik oruç süresinin başlangıç günü.  İyi bilinenleri Rio, Venedik ve New Orleans karnavalları.  Bir nevi ramazan öncesi bayram gibi düşünebiliriz.  New Orleans&#8217;daki ABD&#8217;nin en meşhuru olduğu için her sene azmak isteyen amerikalıların akınına uğruyor.  300 senelik bir gelenek ama zamanla şekli biraz değişmiş.  Buradaki kullanılan ana mekan da French Quarter&#8217;daki Bourbon Street.</p>
<p>Biz 2 hafta geç kaldığımız için etrafta kostümlü kimse yoktu.  Bizim şahit olduğumuz eğlence daha çok teşhircilik ve röngencilik üzerine idi: Bourbon Street&#8217;in barlarının balkonlarına çıkan insanlar ellerinde boncuk kolyelerle yoldan geçen karşı cinsten insanlarla tezahürat eşliğinde pazarlık yapıyorlar.  Pazarlık sonucunda kolyenin güzelliğine orantılı güzellikte bir vücut parçası halka teşhir ediliyor.  Haliyle insan yolda aval aval yürürken hiç beklemediği anlarda, hiç beklemediği güzelliklerle karşılaşabilmekte.</p>
<p>New Orleans&#8217;a gelince tabii ki Missisippi&#8217;yi de görmek istedik. Kafamızdaki Huckleberry Finn ve Tom Sawyer dizilerindeki nehre pek benzemiyordu.  Yüzen yandan çarklılar vardı ama suyun rengi Haliç&#8217;ten biraz daha koyu bir kahverengiydi, kıvamına, kokusuna veya tadına ise bakmak istemedim.</p>
<p>Hayal kırıklığımız sonrasında bari bir New Orleans yemeği yiyelim deyip bulduğumuz güzel görünüşlü bir restorana girdik.  Tavada timsahın tadı lastikimsi kalamar gibiydi.  Böylece Mister No&#8217;nun öldürdüğü timsahları neden yemediğini de anlamış olduk.  İçinde ne olduğunu bilmek istemediğim cambalaya pilavı ise güzeldi.  Saf ve bakir bir anadolu çocuğu görünümlü garsonumuz sağolsun çok yardımcı oldu.  Şef Piyer Usta&#8217;yı da buradan bir kere daha kutlamak isterim.  Blackened Chicken&#8217;ı bana perhizimi bozdurdu.</p>
<p>Yazımı bitirirken,</p>
<ul class="unIndentedList">
<li> Bizi sadece üzerinde doğum tarihi olmayan üniversite kimliklerimize bakarak içeri alan kapı gorillerine,</li>
<li> Barış&#8217;ın çok güzel müzik var diye bizi götürdüğü girişinde açikca &#8220;burası bir homoseksüel barıdır, ona gore&#8221; yazan ve icerde TV&#8217;lerde oynatılan homoseksüel porno filmlerinden rahatsız olmamamızı sağlayan Oz isimli barın sahiplerine (gerçekten de çok guzel müzik vardı),</li>
<li> Yolda bize laf atmak suretiyle gururumuzu okşayan sarhoş bayanlara,</li>
<li> Boncuklara ve kız arkadaşının güzelliğinden belli ki çok gurur duyan erkek arkadaşının ısrarlarına dayanamayıp vücudunu cömertçe sergileyen o Claudia Schiffer tipli hanımefendiye,</li>
<li> Yolda bizle beraber (beleş sirke baldan tatlıdır) Stand by Me&#8217;yi söyleyen zenci dilenci beye,</li>
<li> Alabama&#8217;nin tozlu bir kasabasında söylediklerini anlamayıp 4 defa tekrar ettirmemize (ve sonra sinirlerimiz bozulduğundan katılarak gülmemize) rağmen bize kızmayan garson abiye,</li>
<li> Ve en önemlisi bizi işini gücünü bırakıp gezdiren pek sevgili Barış &#8220;Cep Herkülü&#8221; Saner&#8217;e teşekkürü bir borç bilirim.</li>
</ul>
<p>Son olarak,</p>
<ul class="unIndentedList">
<li> Yolda bizi taciz eden dev kamyonların sürücülerine,</li>
<li> Taaa New York&#8217;tan gelmemize acımayıp park hatasından ceza yazan cezacı kadına,</li>
<li> Moteldeki bilimum haşarata ve haşerelere bizi yem eden motel sahiplerine,i</li>
<li> Etraftaki katil suratlı insanlara,</li>
<li> Kahvelerimizi getirmeyi defalarca unutan o garsona, gerekli küfürleri yerinde ve zamanında etmiş olduğumuzdan bir daha kendimi yormayı gereksiz buluyorum.</li>
</ul>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2004/11/04/rio-de-janeiro" title="Rio de Janeiro (November 4, 2004)">Rio de Janeiro</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole" title="Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces), John Kennedy Toole (April 13, 2010)">Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces), John Kennedy Toole</a> (1)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/1996/05/03/gunah-sehri-new-orleans/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

