Malaga

Malaga’nın ara sokaklarından yürürken El Pimpi isimli çok hoşuma giden bir lokantaya girdik. Keşke yemek saati olsaydı da yemeklerini de tadabilseydim diye düşündüm. Birbirine bağlı birçok odadan oluşan ve her tarafından tarih akan bir lokanta burası. Bina eskiden bir rahibe manastırıymış. Lokantanın dip odalarında şarap fıçılarının üstüne meşhur kişiler tebeşirle imzalarını atıyorlar, Banderas ile tek bağlantımız da o imzası oldu. Lokantanın iki girişi var, iddiaya göre bunun sebebi eskiden paralarını içki ve eğlenceye yatıran borçlu kişilerin borçverenlerinden rahatça kaçabilmeleri içinmiş. Alacaklıların arka kapıya dikecek bir adamları yok muydu yahu?

Eskiden İspanya’nın üç güzide mekanı Mallorca (mayorka okuyunuz), Marbella (marbeyya okuyunuz) ve Malaga’yı (bildiğiniz gibi veya Yunancada bol miktarda kullanılan küfür gibi okuyunuz) birbirlerine benzedikleri için karıştırırdım. Artık sadece Marbella ve Mallorca’yi karıştıracağım zira 2008 Mayıs’ında Malaga’ya gittim. İş için gittim ama yarım gün şehri gezdirdiler; zaten ufak bir şehir olduğundan yarım gün kafi geldi.

Yazının Devamı / Continue Reading

Dubrovnik – Müze Şehir

Okuduğum başka bir hikaye de idollerimden birisi olan Sn. Evliya Çelebi’nin seyahatleri esnasında şehre kadar gelip adamların hastalık korkusundan dolayı yaptığı surların hemen dışındaki karantina alanında 15 gün beklemek zorunda kalması ve sonunda sıkılıp dönmesi. En üzüldüğü konu Dubrovnik gece hayatını görememiş olmasıymış!

Dubrovnik’e Mostar sonrasında gittik. Aygen’in arabasında oldukça laubali bir sınırdan pasaportlarımızı pasaport polisine uzaktan sallayarak geçtikten sonra karşımıza aniden deniz çıktı. (“Durbovnik’e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma!” – Meşhur Hırvat şairi Ognjan Velimir)

Yazının Devamı / Continue Reading

Mostar ve Muhtesem Koprusu

Sırp sanatçı Ivan Jelisavçic enteresan bir soru sormuş: “Neden yıkılmış bir köprü resmi bize katledilmiş insanlardan daha çok acı veriyor? Belki de kendi ölümlülüğümüzü köprünün yıkılışında gördüğümüz için. İnsanların ölmesine şaşırmıyoruz, kendi hayatlarımızın biteceğine de eminiz. Ama bir medeniyet anıtının yok edilmesi farklı bir şey.”

Saraybosna’dan Mostar’a iki saat süren kartpostal manzaralı bir yoldan gittik. Mostara varınca meşhur köprünün altından akacak olan zümrüt rengi Naretva Nehri’nin vadisinde ince bir yoldan kıvrıla kıvrıla ilerlerken muhteşem manzaraya bakabilmek için yavaşladık. Naretva bazı yerlerde Yüzüklerin Efendisi’ndeki dağların arasından kanoyla gittikleri acayip nehri andırıyordu.

Yazının Devamı / Continue Reading

İzmir’in İkizi, Selanik

Lokantanın adını unuttum ama kereviti hayatımda yediğim en iyi kerevit idi – ki prensip olarak karada olsa yemeyeceğim yaratığı denizden çıktı diye yemekten hoşlanan bir kişi değilim. Burada yediğimiz saat 15:30’dan 20:00’ye kadar süren öğlen (!) yemeğini unutamıyorum. Hava açık olduğundan Olimpos Dağı da batan güneşin yanında çok net görünüyordu. Hani Atatürk’ün kordonda güneş batışına karşı rakı içmek için İzmir’i aldığı geyiği vardır, onun gibi.

Gitmeden önce neden olduğunu bilemiyordum ama Selanik’in gönlümdeki yeri hep ayrı oldu.   Önceleri sadece birkaç resmini görerek sevmiştim.   Sakinlerinin kıskançlık ile kibir arası bir hisle Atina’dan daha üstün olduğunu iddia ettiği, ilkokul birinci sinifta Atatürk’ün doğduğu pembe boyalı ev ile kafamıza kazınan İzmir’in ikizi, Osmanlı reform hareketlerinin ve İttihat ve Terakki’nin, Hareket Ordusu’nun çıkış noktası, birkaç sene önce Avrupa Kültür Başkenti seçilen bu Yunanistan’in ikinci (ki bir üçüncü yok) merkezinin sokaklarında ilk defa gezerken bile mahallemde gibiydim.

Yazının Devamı / Continue Reading

Osmanlı Şehri Saraybosna

Avusturya – Macaristan Veliahtı ve Arşidükü Franz Ferdinand (ki ismi günümüzde güzel bir rok grubunda yaşamaktadır) ve hamile karısı 19 yaşındaki sırp milliyetçisi öğrenci Gavrilo Princip tarafından tam burada vurulmuş. İnsanın tarih derslerinde defalarca okuduğu o “bardağı taşıran son damla” süikastının olduğu yerin yanından koşarak geçmesi enteresan bir duygu.

Aygen kaç senedir davet ediyordu ama bir türlü gitmeyi becerememiştik. Ama bu sefer yaz tatilimize kısa bir Bosna ve Hırvatistan seyahati sıkıştırmayı becerdik. Aslında üşenecek birşey de yoktu, uçakla 1.5 saat kadar yol, lacivert pasaportlara vize istemiyorlar. Hatta pasaport kontrolünde anneannemin konken arkadaşlarınının 15 sene önceki halini andıran oldukça şık bir teyze Türkçe-Boşnakça tercümanlık bile yapıyor!

Uçak Saraybosna’ya doğru alçalırken şehrin konumunu seneler önce gittiğim Erzurum’a benzettim (bkz. Dizler ve Omuzlar yazısı). Kışın karlarla kaplanan hayal meyal hatırladığım 1984 kış olimpiyatlarının yapıldığı dağların arasındaki vadiye sıkışmış 450.000 kişilik bir şehir.

Yazının Devamı / Continue Reading