Atina

Disarida simitciler vardi. Hemen onlarla konusmaya basladim ve artik tatilin bir klasigi olmus olan “Turkce biliyor musunuz?” sorumu Yunanca sordum. Bu sefer cevap Turkce geldi, “Biliyorum!” Megersem simitcinin adi Aydin’mis ve yanindaki de Selahattin’mis! Iskece’li Turkmus ikisi de. Hemen bir simit ikram ettiler. Ben de terbiyesiz bir sekilde simitin bayat oldugunu iddia ettim.

Yunanistan’a universite yillarindan beri gitmek istiyordum. Universite arkadaslarimla bitmek bilmeyen tartismalar bazen kavgalar ve bos konusmalar, Dodi Sotiriyu’nun unutamadigim kitabi Benden Selam Soyle Anadolu’ya, Herkul Milas’in buradaki ve oradaki politika ve kultur uzerine kitaplari, Radikal’de Yorgo Kirbaki’nin Yunanistan’daki yasam ve keyif ile ilgili yazilari falan derken nihayet kismet oldu da en azindan Atina’ya gitmis oldum.

Yazının Devamı / Continue Reading

Bologna

Sehre “Kizil Bologna” deniyor ve bunun iki sebebi var: biri binalarin renklerinin agirlikla sari ve kirmizi tonlarinda olmasi ikincisi de Bologna’nin Italya’nin “en komunist” sehri olmasi. Komunistligin onemli bir sebebi universite saniyorum ama bir taraftan sehir universite sayesinde Italya’nin yuksek teknoloji merkezi de olmus ve bunun sonucu olarak en zengin bolgelerinden birinin merkezi haline gelmis. Yani Italya’da hem en zengin hem de en komunist sehir Bologna!

Is icin genelde pek de heyecanli olmayan sehirlere gidiyorum maalesef. Bologna konusunda birseyler okumaya baslayinca da heryerde “aslinda Bologna sadece icinden gecilmesi gereken bir sehir degildir” gibi kucumseyici cumleler sarfedildigini gordum ve gene ise yaramaz bir yere gitmek zorunda kaldigim icin hayiflandim. Neyse ki dusuk beklentilerle baslayan seyahatim guzel bitti.

Yazının Devamı / Continue Reading

Frankfurt

Ana cadde uzerindeki ince uzun kaveye girdik. Birsuru adam yesil cuhalarin ustunde okey ve kagit oynamaktalardi. Etraf sigara, cay ve testosteron kokuyordu. Kimsenin mac ile ilgisi olacakmis gibi durmuyordu maalesef. Yere cokmus agir sigara dumaninin yara yara gerilere bos masa arayarak yuruduk.

Frankfurt’ta Oktoberfest’e nasil gidemedigimizi anlatayim.

GS – Brugge macinin oldugu gun is icin (Levent’le beraber) Almanya’nin finans merkezi Frankfurt’a gitmek zorunda kaldik.

Konferansin bir arasinda concierge’a izah ettik, “Biz Turkuz, bugun mac izlememiz lazim, Turk mahallesi neresidir?” diye. Hanimkizimiz ay pis Turkler gelmis dercesine yuzunu burusturdu, nasilsa bilemedi, bu gibi oryantal konulara hakim olmasi gereken bir arap bavultasiyici abinin yardimini istemek zorunda kaldi. Arap abi de Almanlari utandirmadi ve (adi da guzel) Munchner Strasse’yi onerdi. Bu strasse Almanya’daki bircok Turk mahallesi gibi ana istasyonun cevresindeki caddelerden birisiymis, o yuzden gitmesi cok kolaymis megersem.

Yazının Devamı / Continue Reading

Endelüs ve Madrid

Duygularima gore arabayi tahimini bir istikamette surdukten sonra yollar iyice daralinca bir koseye parkettik ve dar, arnavut kaldirimi sokaktan yokus yukari yurumeye basladik. Elimizde harita falan olmadigi icin ne yone gittigimizi bilmeden yurumekteydik. Karsimiza golgelik, minik meydanlar; beyaz boyali iki katli binalarla cevrili cicekli sokaklar; dis duvarlarina sanki salon duvariymiscasina cinili tabaklar asilmis evler ve en inanilmazi birden bire isini adamakilli ciddiye alan bir sokak gitaristinin onunde ogleden sonranin ruzgarinda sallanan agaclarin altina yerlere oturmus insanlarin sukut icinde baktigi sari sicak bir Alhambra manzarasi cikti…

Galatasaray sagolsun, Ispanya’yi da gorduk. Real Madrid – Galatasaray maci Ingiltere’deki paskalya tatili ile cakisinca isten de guzel bir izin alinca ortaya bir haftalik tatil cikti. Cuma sabah ucagi ile Madrid Barajas havaalanina uctuk. (Barajas’in j’si Ibrahim Tatlises “Akdeniiiiz aksamlariiii” derkenki aksam’in k’si gibi okunacak.)

Yazının Devamı / Continue Reading