<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; Yunanistan</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/geziler/avrupa/yunanistan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 May 2012 14:58:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;in İkizi, Selanik</title>
		<link>http://sarapci.com/2007/01/04/izmirin-ikizi-selanik</link>
		<comments>http://sarapci.com/2007/01/04/izmirin-ikizi-selanik#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jan 2007 18:02:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Coğrafyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=57</guid>
		<description><![CDATA[Lokantanın adını unuttum ama kereviti hayatımda yediğim en iyi kerevit idi – ki prensip olarak karada olsa yemeyeceğim yaratığı denizden çıktı diye yemekten hoşlanan bir kişi değilim.  Burada yediğimiz saat 15:30’dan 20:00’ye kadar süren öğlen (!) yemeğini unutamıyorum.  Hava açık olduğundan Olimpos Dağı da batan güneşin yanında çok net görünüyordu.  Hani Atatürk’ün kordonda güneş batışına karşı rakı içmek için İzmir’i aldığı geyiği vardır, onun gibi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gitmeden önce neden olduğunu bilemiyordum ama Selanik’in gönlümdeki yeri hep ayrı oldu.   Önceleri sadece birkaç resmini görerek sevmiştim.    Sakinlerinin kıskançlık ile kibir arası bir hisle Atina’dan daha üstün olduğunu iddia ettiği, ilkokul birinci sinifta Atatürk’ün doğduğu pembe boyalı ev ile kafamıza kazınan İzmir’in ikizi, Osmanlı reform hareketlerinin ve İttihat ve Terakki&#8217;nin, Hareket Ordusu’nun çıkış noktası, birkaç sene önce Avrupa Kültür Başkenti seçilen bu Yunanistan’in ikinci (ki bir üçüncü yok) merkezinin sokaklarında ilk defa gezerken bile mahallemde gibiydim.</p>
<p>Fırsat Seha&#8217;nın Frankfurt&#8217;taki projesinin bize verdiği esneklik sayesinde gerçekleşti.   İstanbul yerine Selanik&#8217;te buluşabildik, üstelik (keselerine bereket) merkezde oldukça güzel bir otelde de kaldık.</p>
<p>Daha havaalanına iner inmez ilk kez geliyor değil de eve dönüyormuşum hissine vardım.   Taksici ile konuşmaya uğraştım ama dil sorununu aşamadık, yine de inerken borcum olan meblağı (onbeş) Türkçe söyledi.   Havaalanından merkeze giden geniş, tek yönlü, şık dükkanlarla dolu bakımlı caddelerden geçerek otele vardık.  Hepsi birbirine benzeyen apartmanların arasında unutulmuş eski zaman tüccarlarına ait olduklarını tahmin ettiğim iki katlı taş konakların çoğu ışıklandırılmıştı.  Bazıları harap haldeydi bazıları ise bizim Levent evleri gibi başka işlerde kullanıyormuş gibi duruyordu.</p>
<p>Seha’nın gelmesine daha 2-3 saat varken Aristo Meydanı cıvıl cıvıldı.   Uzun boylu rüküş ve çirkin ama havalı kızlar yanlarında deri ceketli dar kotlu erkek arkadaşları ile cuma piyasasına çıkıyorlardı.   Önce otele yerleştim ve on dakika oturup şehirdeki tarihi ve turistik mekanlar hakkında birşeyler okudum.</p>
<p>Baktım yerimde duramıyorum, daha ben harita ister istemez baska bir şey söylemeden resepsiyondaki amcanın bana harita üzerinde işaretlediği Atatürk’ün evine bakmaya karar verdim.</p>
<p><strong>Atatürk’ün Evi</strong><br />
Otelimiz birinci kordon ile ikinci kordon arasındaydı.  Yukarı üç dört sokak yürüdüm, parkın içerisinden Venizelos heykeli ve Roma agorasının yanından geçtim ve dev Aya Dimitrius kilisesinden sağa döndüm.  Aynı bizim şehirlerimizin mutena yeni semtlerindekilere benzeyen özelliksiz apartmanların arasından yürüdüm ve nihayet solda sarmaşıklı bir bina gördüm: Türkiye Cumhuriyeti Selanik Konsolosluğu.  Önce Atatürk&#8217;ün evini bu bina sandım ve Hayat Bilgisi kitabındaki resme hiç benzemediğini düşündüm.   Daha sonra anladım ki asıl ev yan sokakta.</p>
<p>Bunun üzerine yolun karşısına geçip sokak lambaları ile aydınlanmış evi biraz izledim.  Her tarih dersimiz Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın resimlerinin yanında duran bu evle başladığı için eski bir dost görmüş gibi heyecanlıydım.  Önüne arkasına baktım renginin pembe olmadığını farkedip hayıflandım (aşağıdaki resimde belli olmasa da evin rengi turuncuya daha yakın).  Zaten gecenin o saatinde daha fazlasını yapmak mümkün değildi.  Bunun üzerine otele geri dönmeye karar verdim.O akşam Seha ile fazla gezecek halimiz yoktu, sabah erken kalkmak için erkenden yattık.  Yatmadan önce TV’de bir talk showda Nükhet Duru&#8217;yu şakır şakır Yunanca konuşurken görmek enteresan oldu.</p>
<p>Ertesi sabah hızlı bir kahvaltı sonrası hemen Atatürk&#8217;ün evine gittik.  Bu sefer konsolosluk açıktı, kapıyı çaldık, görevliye pasaportlarımızı bıraktık ve küçük bahçede beklemeye başladık.</p>
<p>Az sonra ufak tefek bir teyze geldi.  Belli ki hayatı bu turu yaptırmakla geçiyordu.  Defalarca duymuş olduğu soruları bir kez daha sabırla cevapladı.  Mustafa Kemal&#8217;in burada doğduğunu ve 8 yaşına kadar annesi ve babasıyla kiracı olarak kaldıklarını, babası ölünce daha küçük bir eve taşındıklarını anlattı.  Daha sonra  askerken tekrar Selanik&#8217;e geldiğinde kısa bir süre için bu evi tekrar kiraladığını söyledi.  40 – 45 yıl sonra ev Selanik Belediyesi tarafından satın alınmış ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne hediye edilmiş.  Bahçesine de konsolosluk yapılmış.</p>
<p align="center"><img title="Pembe Ev" src="http://sarapci.com/images/selanik_ataturk.jpg" alt="Pembe Ev" /></p>
<p align="center"><em>Zevkler ve Renkler</em></p>
<p>Evi içimize sindire sindire gezdik.  Daha sonradan Yunanlı bir arkadaşımın bu evi Atatürk&#8217;ün ailesine kiralayanın kendi babaannesi olduğunu söylediği aklıma geldi.  Herhalde doğrudur diye düşündüm ama yine de bir ara teyid etmek için kafama not aldım.  Eşyaları olmadığı için daha sonra İstanbul&#8217;dan (çoğu Topkapı Sarayı’ndan) toplanan eşyaların yerleştirildiği evde ayrıca kıyafetleri, karneleri, bazı kitapları, meşhur ziyaret defteri ve birçok resim vardı.</p>
<p>Evden çıktıktan sonra da Selanik&#8217;te nereye gitsem Atatürk&#8217;ün çocukken veya gençken oralarda gezmiş olduğu hissi peşimi bırakmadı.  Kendisi hakkında aslında ne kadar az şey bildiğimizi düşündüm.  Ailesi, (alegorik olarak karga kovalaması hariç) çocukluğu, gençken nelerden etkilendiği, arkadaşları ve okuduğu kitaplar, askeri okulda fikirlerinin şekillenmesi, Osmanlı&#8217;nın batılılaşma hareketleri hakkındaki düşünceleri vesaire konusunda kendimi cahil hissettim.  Acaba Kurtuluş Savaşı sonrasında Selanik’i de geri almak istemiş miydi veya İzmir’e girerken kendi memleketine gitmiş gibi hissetmiş miydi diye düşündüm.</p>
<p><strong>Osmanli Eserleri ve Türk Mahallesi</strong><br />
Oradan çıkınca tekrar aşağılara inmeden önce Türk mahallesini gezmek istedik.  Evin sol ve arka tarafında kalan mahalle Türk mahallesi olarak biliniyor.  Sokaklar dar, evler küçük ve bozulmamış.  Acaba bizde her taş eve “Rum evi” dendiği gibi Yunanlılar da her ahşap eve “Türk evi” diyorlar mı diye düşündüm.Aralarda bir cami var, çocuklar bahçesinde futbol oynuyorlardı.  Yine o civarda küçücük bir eski kilise var, freskleri güzel.  Başında duran amca da çok arkadaş canlısıydı.</p>
<p>Buradan daha yukarılara çıkarsak Yedikule&#8217;ye varacaktık ama onu Pazar gününe bırakıp aşağılara döndük.  Aşağıya inen ana caddenin (Ethnikis Amynis) eski ismi Mecidiye Caddesi imiş.  Burada Atatürk&#8217;ün favori bilardocusu varmış.  Keşke şehir hakkında güzel bir Türk gezi kitabı çıksa da bunları yazsa diye aramızda konuştuk.  Selanik asıllı meşhur tarihçi Mazower’in Selanik hakkında mükellef bir kitabı çıkmış aslında.  Bu kitabını okumamış olsam da <em>The Balkans</em> kitabını gösterge alaraktan tavsiye edebilirim.</p>
<p style="text-align: center"><img title="Bedesten" src="http://sarapci.com/images/selanik_bedesten.jpg" alt="Bedesten" /></p>
<p style="text-align: center; font-style: italic">Hanutcular Ogle Tatilindeydiler</p>
<p>Şehirde birçok Osmanlı eseri var ama çoğu harap halde ve kapalı.  Birkaç tane hamam var, birisi kültür merkezi olmuş.  Birçok cami var ama hepsi kapalı.  Bedesten ise hala kullanılıyor ve aynı işi görüyor.</p>
<p>Yunanistan&#8217;a gelen Türk turist sayısı artarsa belki bu Osmanlı eserlerine azıcık bakmaya başlarlar diye ümid ediyorum.</p>
<p><strong>Kordon</strong><br />
Şehrin kalbi İzmir’de olduğu gibi Kordon (tabii ben Kordon diyorum ama aslında adı “Nikis”).  Birinci Kordon baştan aşağı cafe ve restoran dolu.  Bunların bazıları akşam bar oluyorlar ve her adımda ayrı bir müzik duyarak piyasa yapabiliyorsunuz.  Biz o sabah gezerken bütün Selanik gençliği buzlu frappe içerek laklak yapıyordu.  Bizden başka turist yoktu.  Yunanlıların ne kadar çok konuştuklarını fark ettim, bize benzeyen başka bir özellikleri işte.  Başka bir ilgimi çeken şey ise kimsenin gazete bile okumaması oldu.  Hani insan en azından Hürriyet Pazar muadili boş birşeyler okur.</p>
<p align="center"><em> <img title="Kordon" src="http://sarapci.com/images/selanik_kordon.jpg" alt="Kordon" /></em><em><br />
Arkada Beyaz Olmayan Beyaz Kule Olmasa </em><em>Deniz Doldurulmadan Onceki Izmir</em></p>
<p>Kordonun denize bakarken en soluna varınca Selanik’in sembolü &#8220;Beyaz&#8221; Kule var. Atatürk&#8217;ün evi nasıl pembe değilse bu kule de beyaz değil!   Beyaz Kulenin yanındayken evinin olduğu mahalleden bilardocuya inen, bilardo sonrası da deniz kenarıne gelince bu noktaya çıkan Mustafa Kemal’in Olimpos Dağı’na bakarak sigarasını (veya cigarasını) tüttürdüğünü hayal ettim.
</p>
<p align="center"><img title="Olimpos" src="http://sarapci.com/images/selanik_olimpos.jpg" alt="Olimpos" /></p>
<p align="center"><em>Ataturk’un Sigara Icme Manzarasi, Arkada Olimpos Dağı</em></p>
<p>Bundan sonra yeni şehir başlıyor.  Sahilden yeni şehre doğru yürümeye devam ettik.  Az ileride şaha kalkmış atının üstündeki Büyük İskender’in dev bir heykeli var.  Şehri kurup kızkardeşinin ismini vermiş.  Makedonyalılar bu sebepten “Büyük Makedonya”&#8217;nın başkenti olarak Selanik&#8217;i bellemişler.  Heykelin arkasında meşhur arkeoloji müzesi var.  Büyük İskender’in ne kadar da Helen olduğunu ve Makedon falan olmadığını burada öğrenebilirsiniz!</p>
<p style="text-align: center"><img title="İskender" src="http://sarapci.com/images/selanik_iskender.jpg" alt="İskender" /></p>
<p align="center"><em>Bu Sehrin De Kurucusu!</em></p>
<p>Yine beyaz kalenin altında şehrin bizden kurtuluşunu gerçekleştiren abinin bir heykeli var.  Tabii işin enteresan kısmı şu anda bu şehirde oturanların önemli bir kısmı o tarihte Osmanlı vatandaşı olarak teoride savaşta bizim taraftaymışlar.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Dönme Camii</span><br />
Kitabı karıştırırken yeni şehir tarafında Yeni Cami veya Dönme Camii olarak da bilinen bir camiden bahsedildiğini farkettim.  Burası zamanında sadece 15,000 kişi olmalarına rağmen şehirdeki en varlıklı grup olan meşhur Sebataycıların camisi imiş.  Resimleri şimdiye kadar bütün gazetelerimizin pazar eklerini süslemeliydi diye düşündüm ve yorulan Seha&#8217;yı frappesini içerken kordonda bırakıp oraya yöneldim.</p>
<p style="text-align: center"><img title="Yeni Cami" src="http://sarapci.com/images/selanik_yenicami.jpg" alt="Yeni Cami" /></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-style: italic">Aman Yalcin Kucuk Hoca Duymasin</span></p>
<p>Yaklaşık 20 dakika kadar yürüdükten sonra pek de kolay bulunmayan camiyi buldum (Archeologikou Mousiou Sokak).   Kitaba göre dışarısı yapıldığı zamanın (1904) art nouveau cami mimarisi, fakat içerisi İber Yarımadasındaki sinagogların aynısı imiş.   Hiç İber yarımadası sinagogu görmediğim için yorum yapamayacağım.   Acaba İber yarımadasında sinagog kaldı mı?</p>
<p>Cami şu anda bir sanat galerisi olarak kullanıldığı için içini gezmek mümkündü.  Görevli kızı çok da uğraşmadan ikna edip her tarafa girip çıktım.  Sergi fazla rağbet görmüyordu, o yüzden rahat rahat dolaştım.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Liman</span><br />
Cumartesi akşamını Limanın ucundaki tavsiye edilen yeni bir lokantada (Kitchen Bar) geçirmeye karar verdik.  Yazları terasından bütün kordon görülen oldukça şık yüksek tavanlı bir restoran/bar burası.  Yemekleri gayet iyiydi, fiyatı da tuzluydu.  Ben şahsen bir tavernayı tercih ederdim lakin bir Seha klasiği olan illa şık restoranda yemek tutturmalarına dayanamadım.</p>
<p>Selanik’e bir sonraki gelişimde ise kordonun en sağ tarafında açık otoparkın hemen solundaki bir balık lokantasında ağırlandık.  Duvarında Yunan bayrağı olan bir lokantaydı, adını unuttum ama kereviti hayatımda yediğim en iyi kerevit idi – ki prensip olarak karada olsa yemeyeceğim yaratığı denizden çıktı diye yemekten hoşlanan bir kişi değilim.  Ayrıca bu lokantada çok güzel pişirdiklerini duymuş olduğumuz barbunyanın “barbuni” balığının çoğulu olduğunu öğrendim!  Burada yediğimiz saat 15:30’dan 20:00’ye kadar süren öğlen (!) yemeğini unutamıyorum.  Hava açık olduğundan Olimpos Dağı da batan güneşin yanında çok net görünüyordu.  Hani Atatürk’ün kordonda güneş batışına karşı rakı içmek için İzmir’i aldığı geyiği vardır, onun gibi.</p>
<p>Buradan çıkıp Beyaz Kuleye doğru yürürseniz Aristo Meydanı’ndan birkaç sokak sonra sakız mamulleri satan bir dükkan var (Mastiha Shop).  Bu dükkandan yiyeceklerden el kremine, rakısından şampuanına kadar sakız ile yapılan herşeyden almak mümkün.  Ben şahsen Sakız Adası’nda yapılan sakızlı rakı ve çok şekerli olsa da sakız likörünü tavsiye ederim.  Ayrıca çok da komplike olmayan bir ürünü nasıl pazarladıkları da oldukça enteresan.</p>
<p>Liman eskiden şehrin en canlı yeri olmasına rağmen sonradan birçok liman gibi şehrin pislik yuvası haline gelmiş.  Şimdi ise şehrin ana limanı daha ileriye taşındığı için bu mahalle yeniden doğuyor.  Burası aslında 1500’lerde şehirdeki çoğunluk olan yahudilerin mahallesi imiş.  Fakat maalesef 1917 yangınında eski binaların ve 32 sinagogun çoğu yanmış.</p>
<p>Pazar günü öğle yemeğini yediğimiz Selanik&#8217;in eski ve meşhur restoranlarından Zythos da bu bölgede.  Tavsiye ederim.  Biz oradayken yan masalarda büyük bir aile yemeği yeniyordu, çok güzeldi. Yemek konusu açılmışken başka bir tavsiyem de Elenidis Pastanesi’nde en güzelleri yapılan üçgen şeklindeki tatlılar.  Bunlara pek de yaratıcı olmayan bir şekilde “triangle” deniyormuş.  Baklava hamurunu konik şekilde sarıp içine krema sıkıyorlar.  Çok leziz, kendiniz gidemeseniz de Selanik&#8217;e giden olursa ısmarlayınız.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Kiliseler</span><br />
Her Yunan şehrinde olduğu gibi Selanik&#8217;te de önemli kiliseler mevcut.  Herhalde en güzeli bizimkine benzetilmiş olan Ayasofya.  İkinci kordon üzerinde, Bizans stilinde küçük bir kilise.  Şehrin ana kilisesi ise Aya Dimitrius.  Aya Dimitrius&#8217;un altında roma zamanlarından kalma bir bodrum var.  Bu bodrumdaki kitapçıdan ingilizce Selanik kitapları bulabilirsiniz. Başka bir önemli yapı da Rotunda.  Yine Roma zamanlarından kalma eski bir bina, Osmanlıların yanına yaptırdığı minare şimdi Pisa kulesi gibi eğik duruyor.  Daha sonra kiliseye çevrilmiş – biz oradayken (herşey gibi) restore ediyordu.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Yedikule</span><br />
Üşenmeden şehri İzmir’den daha güzel yapan tepeye tırmandık ve nargilesiyle esrar içtiği için Yedikule zindanlarına atılan rebetikocu amcanın şarkısından tanıdığımız Yedikule hapishanesine çıktık.  Aslında bu tepe üstünde Yedikule olmasa da şehrin yukarıdan görüntüsü için tırmanılacak güzel bir yer.  Yedikule de biz oradayken restore oluyordu.  Yakın zamana kadar hapishane olarak kullanılıyormuş.</p>
<p style="text-align: center"><img title="Yedikule" src="http://sarapci.com/images/selanik_yedikule.jpg" alt="Yedikule" /></p>
<p style="text-align: center"><em>&#8220;Bes Degil Onbes Yil Olsa Ben Vazgecmem Bu Isten”</em></p>
<p>Girişteki kapının üstünde 1431’den kalma eski türkçe yazılmış bir kitabe var.  Bizim ingilizce kitapta tercümesi yoktu ama sonradan orada “işte biz burada frenkleri dümdüz ettik, analarından emdikleri sütü burunlarından getirdik” cinsinden birşeyler yazdığını öğrendik. Neden tercüme etmedikleri de böylece anlaşılmış oldu.</p>
<p style="text-align: center"><img title="Türk Mahallesi" src="http://sarapci.com/images/selanik_turkmahallesi.jpg" alt="Türk Mahallesi" /></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-style: italic">Mutevazi Bir Pasanın Evi</span></p>
<p>Dönüş yolunda gene türk mahallesinde To Spiti tou Pasa (Paşa’nın Evi) isimli küçücük bir lokantada yemek yedik.  Yemekler güzeldi.  Genç garson kız lokantanın sahibinin kızıydı ve bize birçok yunanlı gibi hayatında en çok gitmek istediği yerin İstanbul olduğunu söyledi.  İlk biriktirdiği para ile gidecekmiş.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Dönüş</span><br />
Yunanlıların İstanbul hakkında kafaları karışık.  Bazen hayatlarında görmemiş olanları bile ağlarcasına hasretle bahsediyorlar, bazen de ellerinden gittiği gerçeği yüzlerine vurulduğu için “artık eskisi gibi değil” diye küçümsüyorlar.  Ben de Selanik için onlar kadar olmasa da benzer hisler içerisindeyim.</p>
<p>Selanik 450 seneden fazla Türk şehri olmuş, mübadele öncesinde Rumlar azınlıktaymışlar, zaten mübadele sonrasında da Anadolu’dan en çok göç alan yerlerden birisi olmuş.  Osmanlının modernleşmesi Selanik’ten başlamış.  Atina 1821’de Mora ayaklanması ile elden giderken Selanik Türk kalmış.  Öte yandan sonradan Yunanlılar da aynen bizim yaptığımız gibi bilinçli olarak Türk izlerini silmişler, cadde isimlerini değiştirmişler.  Kalan üç dört cami ile iki üç hamam da harap durumda.</p>
<p>Selanik benim için ise adeta bir hac yeri.  Atatürk’ün karakterinin oluşmasında çok önemi olan bir şehir.  Hatta şehirden çıkmış en önemli insan belki de Atatürk.  Ama biz bu şehri hiç tanımıyoruz, şehir ise son restorasyondan beridir pembeligi kalmamis meşhur pembe ev de olmasa Atatürk’ü silmiş durumda.</p>
<p>Selaniklilerin eve Kemal’in evi demelerindeki mesaj da belirsiz.  Küçümsedikleri için mi yoksa Kemal’i soyadı sandıklarından mı?  Atina’yı hiç sevmiyorlar ama bana Niko ve Nazlı’yı (Yabancı Damat) anlatan kız istisna bile olsa Atatürk ile hemşeri olmaktan dolayı gururluydu.</p>
<p>Ben de 1917’deki yangınla aynen İzmir gibi yanmış ve sonrasında çirkince modernleşmiş olan bu şehrin sokaklarında dolaşmaktan çok hoşlanıyorum.  Üstelik 1922 mübadelesi olmasa bu şehirde hala Türkçe konuşarak gezebilecektik diye düşünmeden de edemiyorum. Etraftaki bütün kasaba isimleri Ege Bölgesi’ndeki kasabaların isimleri (Nea Menemeni, Nea Mudanya vs.) yani buradaki Yunanlıların da büyük kısmı aslında bizim oralı.  Zamanında Yunanistan kökenliler tarafından Türk tohumu diye aşağılanan nüfus.  “Vatanımda almancı, burada yabancı” jenerasyonu gibiymişler.  Ben Selanikli veya Egeli değilim ama oraya gidince de evimdeymiş gibi hissetmem belki de bundan işte.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2007/01/04/izmirin-ikizi-selanik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atina</title>
		<link>http://sarapci.com/2003/11/28/atina</link>
		<comments>http://sarapci.com/2003/11/28/atina#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2003 20:08:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Coğrafyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[Disarida simitciler vardi.  Hemen onlarla konusmaya basladim ve artik tatilin bir klasigi olmus olan “Turkce biliyor musunuz?” sorumu Yunanca sordum.  Bu sefer cevap Turkce geldi, “Biliyorum!”  Megersem simitcinin adi Aydin'mis ve yanindaki de Selahattin'mis!  Iskece'li Turkmus ikisi de.  Hemen bir simit ikram ettiler.  Ben de terbiyesiz bir sekilde simitin bayat oldugunu iddia ettim.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yunanistan&#8217;a universite yillarindan beri gitmek istiyordum.  Universite arkadaslarimla bitmek bilmeyen tartismalar bazen kavgalar ve bos konusmalar, Dodi Sotiriyu&#8217;nun unutamadigim kitabi Benden Selam Soyle Anadolu&#8217;ya, Herkul Milas&#8217;in buradaki ve oradaki politika ve kultur uzerine kitaplari, Radikal&#8217;de Yorgo Kirbaki&#8217;nin Yunanistan&#8217;daki yasam ve keyif ile ilgili yazilari falan derken nihayet kismet oldu da en azindan Atina&#8217;ya gitmis oldum.</p>
<p>Isin guzelligi bu gidisim ayni zamanda dogumgunume denk geldi ve boylece en eglenceli dogumgunlerimden birini Atina’da gecirdim.</p>
<p>Oncelikle kaldigimiz otelden cok memnun kaldigimi soyleyebilirim.  Otel arayanlar Plaka mahallesinden sasmasinlar.  Isteyene bizim otelin ismini de verebilirim simdi Hincallik olmasin diye yazmiyorum.  3 yildizli, fazlasi olmadan istedigimiz kadar konforlu ve en onemlisi sehrin en civcivli yerlerinden birinde konuslanmis bir oteldi.  Resepsiyon gorevlileri biraz suratsizdi ama olur o kadar.    Ben otelin de evin de en gurultulu, en insanli, en toplu tasimali, en bakkalli, en restoranli, en barli, en heykelli, en sokaklari parkeli olanini severim.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Varis</span><br />
Olimpiyatlar icin dagin ote yanina yeni yapilan meshur Atina havaalanina sabahin korunde indik.  Etrafinda hicbir sey olmayan bu havaalani herseye ragmen Atina&#8217;ya 30 dakika mesafede.  Bir turist cehaletiyle taksiye bindik ve adamakilli yuksek bir taksi ucreti odedik, hic tavsiye etmem.  Metro cok makul ve kullanmasi basit.  Yolda gelirken bir adet PKK bayrakli bina gorduk de aklimiza eskiden surekli okudugumuz Atina&#8217;nin hemen disindaki PKK kampi haberleri geldi.</p>
<p>Havaalanini yolunda bir yerlesim yerine (demek ki varmis oyle bir yerlesim yeri) Atina&#8217;nin tek isleyen camisi yapilacakmis.  Malum olimpiyatlar soz konusu ve disaridan durtulmeden demokratiklesmeyen ulkemiz gibi disaridan durtulmeden (Y. Papandreu istisna) Muslumanlar lehine bir hareket yapmak istemeyen Yunanlilar “Aman efendim ulkemize inerken cami gorup ya bizi Musluman sanarlarsa!” diye korktuklari icin bu caminin yapimi engellenmeye calisilmakta.</p>
<p>Hareketin sozcusu de bizim Patrigin bas rakibi irkci Atina baspsikoposu Hristodulos.  Agzindan kopukler sacarak Turk ve musluman dusmanligi yapan bu adam bizim tarih kitaplarimizda biraz onyargili bir sekilde bahsi gecen ortalik karistirici ortadoks papazlarinin ulastigi en ust seviye galiba.</p>
<p>Yunanistan&#8217;i yazinca politikaya bulasmadan olmuyor ama bulasmamaya calisarak devam ediyorum&#8230;<br />
<br style="font-weight: bold" /><span style="font-weight: bold">Plaka, Agoralar ve Psirri</span><br />
Atina&#8217;ya sabahin korunde indigimiz icin zaman kaybetmeden Roma Agorasi (hos Romalilar forum diyorlar ama Yunanistan&#8217;da kendi kulturleri tercih edilerek agora denmis) denilen en eski Roma harabelerine gittik.  Yol ustunde guzel restoranlar ve turistik dukkanlar haricinde bir nevi bit pazari da vardi.</p>
<p>Icinden su gecmeyen Atina&#8217;da antik bir sehir kurulmasi icin bir sebep goremedigim icin bu agoranin da zamaninda cok muhim olmadigini tahmin ediyorum.  Ama gene de bir agora: tipik olarak bina duvarlari, hamam kalintilari, devrilmis sutunlar mevcut.  Yandan bir yoldan devam ederseniz Akropol&#8217;e cikabilirsiniz ama biz o isi oglen yemeginden sonraya biraktik.</p>
<p>Enteresan yapilardan birisi bir nevi ilkel meteoroloji istasyonu olan ruzgarlarin kulesi denilen sekizgen tas bina.  Osmanlilar zamaninda bu bina bir tarikat tarafindan tekke olarak kullanilmis.  Icerisinde zikreden dervislerin cikardiklari hu seslerinden korkan hristiyan cevre halki bu binadan uzak durur hale gelmis!</p>
<p>Roma agorasinin civarinda Osmanlilarin kullandiklari simdi yikik olan bir konagin bahcesinde adam asmak icin kullanilan bir agac da var.  Osmanlilarda ne kadar cok adam asildigini dusunurseniz bu agacin onemini de kavrarsiniz.  Ama rehber kitaplarinin bunu vurgulamasi da komik.</p>
<p>Roma agorasinin icerisinde bizler icin ayrica onemli olan bir eski cami de var: Fethiye Camii.  Bu cami Atina&#8217;da kalmis olan iki Osmanli camiinden birisi.  Monastraki meydaninin oradaki oteki caminin lafi nedense hic gecmiyor ama bu Fethiye Camiini Abdullah Gul Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun acilmasina karsilik olarak actirmak istemisti.</p>
<div style="text-align: center"><img src="http://sarapci.com/images/atina_Fethiye%20Camii.jpg" /></div>
<div style="text-align: center"><em>Fethiye Camii Kapi Duvar<br />
</em></div>
<p>Cami su anda kilitli ve arkeolojik bir depo olarak kullanilmakta.  Pencerelerden iceri soyle bir bakinca icinin oldukca kucuk oldugunu ve ibadete acilmasinin sembolik onemi haric bir faydasi olmadigini anladik.  Tabii inadim inat bu cami acilmiyor.  Aslinda Yunanlilar icin Heybeliada Ruhban Okulunun acilmasinin su camiden cok daha onemli olmasi lazim, lakin istediklerini AB&#8217;den alacaklarindan emin olan Yunanistan bu konuda bir adim atmayacak gibi duruyor.</p>
<p>Roma agorasindan onunuz Akropol tepesine donukken saga dogru devam ederseniz Ingilizce Atina kitaplarinda Ancient Agora denilen Yunan Agorasina gidebilirsiniz.</p>
<p>Butun bu bolge olimpiyatlar sayesinde yeniden duzenleniyor.  Yollar yapiliyor, kaldirimlar tamir ediliyor, parklar aciliyor, otlar temizleniyor, cicekler ekiliyor.  Zaten Atina&#8217;ya 10 sene kadar once gelmis olan ebeveynlerim Akropol haric gorecek bir sey olmadigini, pis ve bakimsiz bir sehir oldugunu soylemislerdi&#8230;</p>
<p>Ama biz gorduk ki olimpiyat gaziyla ve guzel belediye baskani Dora Bakoyanni sayesinde sehir cok guzellestirilmis.  Darisi bizim sehirlerimizin basina diyoruz (olimpiyat degil, guzellestirilme ve guzel belediye baskani).</p>
<p>Yunan agorasi ise daha buyuk, daha yeni ve bircok kosesi restore edilmis.  Bir acikhava muzesi seklinde, bahcelerin arasindan dolasirken harabeleri izliyorsunuz.  Haliyle burasi oldukca enteresan bir yer.  Etrafta gezdiginiz yerlerde kimlerin neler konustugunu dusunmenin, insanligin bildigimiz dusunce tarihinin nasil baslatildigini hissetmenin hazzini anlatmak zor.  Antik Yunan manyagi batililarin burada nasil cilgina dondugunu anlayabiliyorum.</p>
<div style="text-align: center"><img width="426" height="371" src="http://sarapci.com/images/atina_greek%20agora%20from%20the%20hill.jpg" /></div>
<div style="text-align: center"><em>Yunan Agorası</em></div>
<p>Agorada koca bir <em>stoa </em>(Turkce&#8217;ye veranda, Ingilizceye ise porch olarak cevirebiliriz) cok guzel bir sekilde restore edilmis.  Burada aslinda bizim bildigimiz Akropol gibi binalarin orijinal olarak renk renk oldugunu anlatiyorlar (British Museum&#8217;da da Osmanli zamaninda Istanbul&#8217;daki buyukelci Ingiliz Lord Elgin tarafindan yurutulen ve satilan Elgin Marbles kisminda bunun bir cizimini gormustum).  Icinde de bir muze var ama biz oradayken muze maalesef kapaliydi.</p>
<p>Agora pagan zamanlarindan kalmis da olsa sonradan bir Bizans kilisesi koydurmayi ihmal etmemisler, kucuk ama sirin bir kilise.  Bizans kiliseleri herhalde Istanbul&#8217;dan gelen goz asinaligimizdan olsa gerek hosuma gidiyor.  Bir tane kucuk kilise de otelden Akropol&#8217;e dogru yururken gectigimiz Plaka&#8217;daki alisveris caddesinin tam ortasinda var, o da cok guzel.</p>
<p>Oglene dogru universiteden arkadasim (su anda Atina&#8217;da mimarlik yapan) Nick veya Niko ile Monastraki metro istasyonunun onunde bulustuk ve bizi Yunan Agora&#8217;sinin hemen yanindaki Psirri mahallesinde bir restorana goturdu.  Oglen oglen musakkali, yalanci dolmali, cacikli yemegimizi zeytinyaglarini notralize eden asidik retsina sarabi ile birlikte yedik.</p>
<p>Psirri eskiden kucuk imalathanelerin bulundugu hala hirdavatcilar, insaat malzemeciler ile dolu bir mahalle.  Simdi yavas yavas gencler ve ogrenciler gelerek yerlesmeye baslamislar ve birden moda mahalle haline gelmis.  Ara sokaklarda kucuk sirin lokantalar var.  Belki bir gun Halic tekrar populer bir yer olursa Persembe Pazari da benzer bir sona erisebilir&#8230;</p>
<p>Nick yemek sirasinda egitimli Yunan gencliginin nasil iyi is bulamadigindan sozu acti.  Daha sonra da AB fonlarinin bir turlu kullanilamadigindan, hazir duran bir dolu paranin harcanamadigindan yakindi.  Kasap et derdinde, koyun can derdinde demek lazimdi.  Tercume ederek kendisine ilettim.</p>
<p>Yunanlilar oglen yemeklerini cok gec yedikleri icin artik Akropole cikmak icin gec olmustu.  Bunun uzerinde Nick ise donerken biz de Plaka civarinda gezmeye karar verdik.</p>
<div style="text-align: center"><img width="424" height="282" src="http://sarapci.com/images/atina_plaka.JPG" /></div>
<div style="text-align: center"><em>Plaka, Pek Osmanli Bir Hali Yok Ama&#8230;<br />
</em></div>
<p>Plaka Atina&#8217;nin en eski mahallesi.  Osmanlilar zamaninda sadece Plaka varmis zaten.  Hatta Turk dusmani Yunanlilar modernlesirken bu bolge onlara Osmanli zamanlarini hatirlattigi icin Plaka&#8217;nin tamamini dumduz etmek istemisler de yabanci arkeologlar sagolsunlar engellemisler.  Simdi dar sokaklardaki kucuk dukkan ve restoranlar, cafeler, barlar ile oldukca guzel bir mahalle olmus.  Bir kismi turistiklesmis, bir kismi da hala dugmeci, manifaturaci gibi dukkanlara ev sahipligi yapiyor.  Zamanla tamami lokanta, taverna olacak gibi duruyor.</p>
<p>Plaka&#8217;dan arkanizi Akropol&#8217;e vererek sehre dogru yuruyunce karsiniza Sintagma Meydani cikiyor.  Burasi sehrin modern merkezi.  Bir yaninda acayip renkli parlamento binasi var.  Parlamento binasinin onunde ponponlu corapli efemine kiyafetli Yunan askerlerinin efemine hareketleri ile nobet degisme torenlerini izleyebilirsiniz.  Parlementoda nobet degisen askerlerin hepsi benzer (uzun ve esmer) olsunlar diye ayni bolgeden ozel seciliyorlarmis.</p>
<p>Mechul asker aniti da olan binanin duvarinda Yunan ordusunun yaptigi savaslar var, burada da bazi tanidik savaslarin isimlerini gormeniz mumkun.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Kolonaki</span><br />
Ilk aksam Yunan arkadaslarimiz (Nick, Iro, Dmitris ve Timos) bizi Kolonaki bolgesindeki harika bir balik lokantasina goturduler.  Yorgo Kirbaki ara sira yazar, baligin iyisi Turkiye&#8217;de olur ama balik pisirmesini Yunanlilar daha iyi bilirler diye, bunun ispatini gormek isteyeni Caprice of Mykonos isimli balikciya davet etmek isterim.</p>
<p>Tabii Atina&#8217;da manzara cinsinden bir su olmadigi icin kapali bir mekanda balik yemek zorundasiniz, ama Yunanlilar eglenme konusunda uzman olduklari icin bu oldukca efendi gorunumlu restoran bile bir saatten sonra masalarin ustune cikilan bir taverna halini aldi.</p>
<p>Caprice of Mykonos (adindan da tahmin edilecegi gibi) aslinda Mikonos&#8217;taki bir restoranin Atina (kislik) subesi.  Bizim masamiza mezelerden sonra (ki mezeler bizim balikcilarda daha guzel) dev bir balik geldi.  Bir sehri yerlileriyle gezmenin en buyuk sorunu butun yemek ismarlanmasi islerini onlar yaptiklari icin bu gibi hususlarda cahil kalmak&#8230;  Hos bir Adanali olarak zaten ben baliktan pek anlamam, cok da merakli degilimdir &#8211; ama bu oldukca iri bir balikti ve tuzda pismisti, tadi da enfesti.</p>
<p>Yemek sonrasinda arasina nar taneleri serpistirilmis lokmalar (lokmades) geldi, ki o da oldukca iyiydi.  Yemekte Yunan geleneklerine uyarak beyaz sarap ictik.  Sandigimizin aksine uzo bizim rakinin Yunan karsiligi degil.  Yunanlilar yemeklerde sarap iciyorlar, uzo ara sira aperatif veya dijestif olarak iciliyor sadece.  Tabii bizden etkilenmis yakin adalarda durum farkli olabilir.</p>
<p>(Not: Milliyet&#8217;te okudugum bir raki yazisinda pancar kuspelerinin raki uretiminde kullanilmaya baslamasindan sonra rakinin tadinin acilastigini ve yemek ickisi haline geldigin okudum daha sonra.)</p>
<p>Yemek her zamanki gibi (bu seyahatin temalarindan biriydi) cok gec bittigi icin ancak otele donup uyuyabildik.  Donerken Kolonaki mahallesinin icinden yuruduk.  Istanbul&#8217;daki karsiligi Nisantasi olan bu mahallede cok akilli ve basarili buldugum Sayin Yunan Basbakani Kostas Simitis de ikamet etmekteymis.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Akropol ve Ermu</span><br />
Ertesi sabah erkence (goreceli olarak tabii) kalktik ve hemen otelden ciktik.  Ac ac tepeyi tirmanmamak icin yolda ayakustu bir kafede sandovic yedik.  Bu kadar turistik bir yerde Ingilizce konusulmamasi garibime gitti ama yemek idare ederdi.</p>
<p>Hemen tepeyi tirmanmaya basladik.  Asinda o kadar da kotu bir tirmanis degil, ama first lady&#8217;miz gibi topuklu cizmelerle tirmanilmasini asla onermem.  Yukari cikarken guzel Atina manzaralari var, ama ozellikle Atina&#8217;nin bu tarafinda guzel bir sey olmadigi icin manzaranin guzel olmadigini ama Atina&#8217;nin guzel goruldugunu soylemem gerekir.</p>
<p>Hos Atina zaten dogal olarak hicbir guzelligi olmayan bir sehir.  Akropol&#8217;un tepesinden bakarsaniz uzaklarda denizi goruyorsunuz, onun disinda su yok.  Ama denize dogru bakarken eski stadyum, bati yonunde Filipapu Tepesi hos goruntuler var.  Sehir goz aldiginca ilerliyor ve son zamanlarda biraz bakilmis da olsa herhalde 10 sene once bir beton yiginiydi diye dusunuyorum.</p>
<div style="text-align: center"><img width="432" height="278" src="http://sarapci.com/images/atina_acropolis%20from%20agora.jpg" /></div>
<div style="text-align: center; font-style: italic">Yunan Agorasından Akropol Manzarasi</div>
<p>Atina&#8217;nin asil guzelligi yemekleri ve gece hayati ki gece hayati kismina birazdan gelecegim &#8211; zaten su anda konumuz Akropol.</p>
<p>Atina antik caglarda da fazla onemi olmayan bir sehir imis.  Taa ki Yunan sehir devletleri Perslerden cekinmeye baslayana kadar.  O zaman cok akilli bir adam olan Perikles (ki kendisine Atina&#8217;nin ilk belediye baskani veya baskani diyebiliriz herhalde) Akropol&#8217;un butun bu sehirlerin hazinelerini saklamak icin en guvenli yer olduguna herkesi inandirmis.  Bu olay asagi yukari milattan once 550 yilina tekabul ediyor.</p>
<p>Daha sonra gelen altinlari ise sehri guzellestirmek icin harcamaya baslamis ve bizim onceki gun gezdigimiz Agora&#8217;yi yaptirmis.  Once mimarlar ve sanatcilar gelmis, ardindan Atina Okulu (School of Athens) kurulunca dusunurler, bilginler dolusmus.  Kisa sure sonra sehir antik dunyanin onemli merkezlerinden birisi haline gelmis.</p>
<p>Para bol olunca, isleri de adam yerine konmayan koleler yapinca sehrin seckinlerine sadece sanat ve felsefe kalmis.  Tabii bu esnada Persler ve Ispartalilarla (ki Suleyman Demirel&#8217;in Isparta&#8217;si ile ilgisi yoktur) savaslar da olmus ama Atina&#8217;nin altin caglarinda zaten askeri gucleri de oldukca iyiymis.</p>
<p>Bildigimiz anlamdakine uzak da olsa demokrasi de bu zamanlarda ortaya cikmis.  Sehrin kadinlari, (sayisinin cok oldugunu tahmin ettigim) yabancilar ve koleler oy vermedigi icin nufusun sadece %20&#8242;si secimlere katiliyormus.</p>
<p>Atina Okulu ise hepimizin tanidigi meshur filozoflarin baskanliginda o zamanlarin en keskin zekalarini toplarlamaya bir sure daha devam etmis.  Zaten okulun kapanmasi ile Antik Yunan&#8217;in yerini yavas yavas Bizans&#8217;a, Atina&#8217;nin da onemini Konstantiniyye&#8217;ye devretmesi arka arkaya gelmis.</p>
<p>Sonucta nefes nefese herseyin baslamasini saglayan Akropol&#8217;e vardik.  Biz yukari ciktigimizda hummali bir restorasyon calismasi devam etmekteydi, belki olimpiyatlara kadar onemli kismini bitirmis olabilirler, bilemiyorum.</p>
<p>Yukaridaki muze de gormeye deger.  Ayrica manzara sehri anlayabilmek icin cok faydali.  Akropol&#8217;u gezerken asil mekan olan Parthenon&#8217;un zamaninda tapinak, sonra kilise, sonra Osmanli zamaninda bir kosesinde bir minare olan bir cami oldugunu dusunun!  Simdi surekli olarak gordugumuz manzaradan oldukca farkli olmali.</p>
<p>Artik saat ilerlemis oldugu icin inis vakti geldi ve arka yolu kullaninca Ermu isimli cicek ve agaclarla dolu guzel bir mahalleye vardik.  Biraz kitap sayesinde biraz da sansa To Psara diye hos bir lokanta bulduk.  Bina biraz yukarida kaldigindan sehri uzaktan izleyerek bol mezeli yemegimizi yedik.  Garsonumuz Turkce konustugumuzu anladi ve hemen “Patria!” (memleket) diyerekten memnuniyetini gosterdi.  Ingilizce bilmiyordu ama buyukbabasinin Izmir&#8217;den geldigini anlatti ve bize butun yemek boyunca cok ihtimam gosterdi.</p>
<p>Gene hafif aci retsina (recine) sarabi ile nesemizi bulduk.  Bu sarabin neden dunyanin gerisinde hakettigi ilgiyi gormedigini merak ediyorum.  Nedense lokantada yedigimiz o yemek seyahatin en guzel anlarindan birisi olarak aklimda kaldi.  Biraz Seha ve Yonca ile muhabbetin guzelligi, biraz havanin hoslugu, etraftaki ciceklerin kokusu ve yesil icinden gorunen sehir goruntusu, mahalle kedilerinin mutlu bir sekilde koselerde uyumalari, garsonumuzun sicakkanliligi, tatil hissi &#8211; hepsinin bir araya gelmesi sayesinde oldu bu guzel yemek.  Zaten tek kasli bir filozof “Hayat muhabbetten ibarettir” demis.</p>
<p>Hizimizi alamadik ve tekrar Kolonaki tarafina yuruduk.  Arada Levent ve Melisa ile konustugumuzdan hep beraber onlarin da tavsiyesiyle Eharya denen universite bolgesine gittik.  Dolasirken genclerin oturup fosur fosur sigara ictigi guzel bir kafeye kurulduk.  Bu bolge Nisantasi durumundaki Kolonaki&#8217;nin yanibasinda bir alternatif bolge, duvarda anarsist gencligin grafittileri falan var.  Bol sacli ve sakalli universite gencligi her duvarin ustunde, her kosede gorulebilir.</p>
<p>Biraz dinlendikten sonra artik halimiz kalmadigi icin taksiyle donmeye karar verdik.  Bizi alan taksici one karisi veya kiz arkadasini oturtmustu, 4 kisi arkaya sigdik ve yola ciktik.  Butun yol boyunca sofor ve esi tek kelime konusmadan radyoda haberleri dinlediler ve cekirdek yediler.</p>
<p>Otelde biraz durduktan sonra Nick, Iro ve Kostis ile bulusmak icin tekrar ciktik.  Bu sefer Psirri bolgesinde Taverna To Steki&#8230; diye bir tavernaya gittik.  Burasi da benim favori yerlerimden birisiydi diyecegim ama yedigi her seyi begenmis yemek budalasi durumuna dusmekten cekinirim.</p>
<p>Penceresiz, yuksek tavanli bir taverna idi burasi.  Kenarda sarap ficilari dizilmis, hafiften bir muzik duyuluyor (taverna deyince tabak kirilan, Fedon kilikli adamlarin sarki soyledigi yer akla gelmesin, o daha sonra).  Yemekler basit: salata, az meze ve uzerine kekik serpistirilip limon sikilmis pirzola.  Sarap tavernanin sarabi, Buyukada&#8217;nin tepesinde Aya Yorgi&#8217;nin yanindaki lokantanin sarabini andiriyor.  Hafif, basit ama guzel.</p>
<div style="text-align: center"><img width="421" height="182" src="http://sarapci.com/images/atina_monastraki.jpg" /></div>
<div style="text-align: center; font-style: italic">Monastraki Meydanındaki Camii (Şimdi Kültürel Merkez)</div>
<p>Yemegimizi yedikten sonra yuruyerek Monastraki bolgesine gittik, orada Multi Kulti adinda tasarimini Kostis&#8217;in yaptigi bir bara girdik.  Cok eglenceli bir yerdi, adi ustunde cesitli ulkelerden muzik caldilar, bizim Turk oldugumuzu anlayinca hemen Sertab ve Tarkan caldi ve bize ickiler ismarlandi.  Aslinda bu Turk meraki seyahatimizin sik sik tekrarlanan bir temasi oldu.  Yunanlilarla 11 yasimdan beri karsilasirim, gozlemim Avrupa Birligi&#8217;ne girdikten sonra yavas yavas ulke olarak bir kendilerine guvenlerinin geldigi ve bu guven sayesinde iclerindeki Turk paranoyasinin ve nefretinin azaldigi.  Her yerde Turk oldugumu ozellikle belli ettim ve her yerde cok dostca karsilandim, hatta ozel muamele gordum.</p>
<p>Kendisi de Nick ve Iro gibi bizim universiteden mezun bir mimar olan Kostis  birkac icki sonra acildi ve gayliginden girip Turk-Yunan iliskilerinden cikmaya basladik.  Kostis&#8217;in gay olmasi Turk gay stereotiplerini paramparca edecektir: 190 boyunda, hafif sisman, kel kafali, simsiyah sakalli ve sakal ustu pos biyikli bir abimiz kendisi.  Pos biyiklarini ara sira burmak gibi bir tiki de var (bu tik Yonca&#8217;nin cok hosuna gitti).</p>
<p>Kostis Istanbul deyince Istanbul&#8217;a yaptigi seyhatleri, Zeki Muren ile nasil arkadas oldugunu hatta Maksim Gazinosu&#8217;nda sahneye cikarilarak takdim edildigini (“O zamanlar uzun sacli sirim gibi bir delikanliydim” diye eklemeyi unutmadi) bir keresinde de Atina&#8217;da Munir Nurettin Selcuk ile beraber sarki soyledigini, Munir Nurettin&#8217;in harika Yunanca konustugunu falan anlatti.  Kendisine bir Munir Nurettin Selcuk CD&#8217;si yollama sozum var da hala yapamadim derken gecen hafta sonunda CD&#8217;yi yolladim.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Filipapu Tepesi</span><br />
Ertesi sabah cok gec uyanabildik ve Akropol&#8217;den sonraki 2. tepe olan Filipapu Tepesi&#8217;ne ciktik.  Burasi Akropol&#8217;un en guzel gorundugu yerlerden birisi.  Hatta kartpostallardaki bircok resim buradan cekilmis saniyorum.</p>
<p>Tepe bayagi issizdi donduk dolastik ve kapali duran eski bir ahsap kiliseye (Aya Yorgi) geldik.  Yagmur da bastirinca kilisenin avlusuna oturduk.  Kilisede bir Bizans bayragi vardi (sonradan ogrendigime gore bu bircok Yunan kilisesinde olurmus) ve duvardaki yazinin iddiasina gore cok muhim bir kilise imis.  Sebebi de su: Osmanlilarin zamaninda Yunanlilara cok eziyet eden bir Turk vali varmis Atina&#8217;da.  Bu vali ortadokslarin ibadetlerini engellermis.  Birgun de Yorgolarin (George) isim gununde (hep bir dini gobekadi olan Yunanlilarda isim gunleri dogumgunlerinden daha onemli gunler) bir grubu toplamis ve bu kiliseye tikmis, daha sonra tam karsidan cephanelik olarak kullanilan Akropol&#8217;un eteginden buraya bir top dogrultmus.  Tam topu atesleyecekken bir mucize (!) olmus  ve vali ve butun ailesinin bir arada oldugu cephanelige yildirim dusmus!!</p>
<p>Bu hikaye bir guzel tercume edilmis kilisenin duvarinda asilmis.  Okuyunca aklima bir zamanki patronum (ki en sevdigim patronlarimdan birisidir) koyu ortadoks bir egitimle buyutulen Atinali Niki&#8217;nin sirketteki Hintlilerin yari fil yari insan tanrilarina inanmalarina cok sasirmasi geldi.</p>
<p>Filipapu Tepesi&#8217;nin bir tarafinda Antik Yunanlilarin meclisi (ve dunyanin ilk meclisi) Pinks var.  Elimizdeki haritadan bulana kadar gobegim catladi, nihayet bulduk lakin tam kesfimizin keyfini surecekken bir grup sokak kopeginin saldirisina ugradik.  Hepsi irice olan bu sokak kopekleri hirlaya hirlaya uzerimize gelmeye basladilar.  Ben tek erkek oldugum icin icgudulerim sayesinde one gecme durumundaydim.  Kopege host, kediye pist demeyecek olan Seha ve Yonca ise arkama saklandilar.  Kopekten de korkan bir kisi degilim yanlis anlasilmasin, ama allah sizi inandirsin bunlar korkulmayacak gibi degillerdi.  Kopekler iyice yaklasinca gayriihtiyari “Sktrnnnn!” demis bulundum.  Bir mucize gerceklesti ve Turkce kufru isiten kopekler kelp gibi donup gittiler.</p>
<p>Kopekler gidince Pinkse soyle bir baktik ve Sokrat&#8217;in aykiri dini gorusleri yuzunden haksiz yere oldurulmeden once hapsedildigi hucre magarayi araya araya asagi indik.  Bir magara bulduk ama hucre orasi miydi emin olamadim maalesef&#8230;</p>
<p><span style="font-weight: bold">Buzukiya</span><br />
O aksam 12&#8242;de artik dogum gunum kutlanabilir olacakti.</p>
<p>Kutlamalara Kolonaki&#8217;de bir yemekle basladik.  Nick, Iro ve Dmitris geldiler.  Yemek fena degildi de asil olay 12&#8242;den sonra gittigimiz tavernamsi yerde basladi.</p>
<p>Burasi Pire yolu uzerinde Mix isimli bir buzukiya idi.  Buzukiya bizim anladigimiz anlamda Yunan tavernasina verilen isim.  Rezervasyonu Yonca&#8217;nin universiteden arkadasi alemlerin adami Timos yapti.  Kendisi afra tafrasindan gecilmeyen klasik bir maco Yunan delikanlisi oldugu icin “Size en baba yeri ayarlayacagim” deyince pek ciddiye almamistim, lakin yanilmisim.</p>
<p>Yerimiz gercekten olabilecek en guzel yer idi.  Ama oncelikle ortami anlatmaliyim.  Bir Persembe aksami saat 12 gibi iceri girdigimizde taverna tam dolmamisti.  Yarim daire seklinde bir sahne ve  bu sahneye bitisik uzun masalar vardi.  Ardindan bir koridor ve masalarin gerisi.  Ustte de ayrica bir asma kat sahneye bakiyordu.</p>
<p>Bizim masamiz tahmin edilecegi gibi tam ortada sahneye bitisik masaydi.  Hemen yerlestik ve bir sise vodka acmak zorunda kaldik.  Masada cerez ve vodka icin portakal suyu hazirdi.  Artik yapacak birsey olmadigi icin icmeye basladik.</p>
<p>Bizim bildigimiz tabak kirma adeti nasilsa bitmis, onun yerine sarkicilarin kafasindan asagi karanfiller dokuluyor.  Simdi tam animsayamiyorum ama bir sepet karanfil zannedersem 8 Euro idi.  Eger kendiniz dokmege useniyorsaniz, mini etekli karanfilci kizlar sizin yerinize dokuyorlar ve size bu tembellik 15 Euroya patliyor.  Tabii ki konuyla hic ilgilenmedim.  Zaten sahnenin dibinde oldugumuz icin sarhos musterilerin sahneye attiklari karanfillerin yarisi bizim basimiza geliyordu.</p>
<p>Sahnede bir saz heyeti sabit dururken her 2-3 sarki icin baska bir sarkici cikiyordu.  Bu uvertur sarkicilar guleryuzlu hos genclerdi, ama sesleri de gayet iyiydi.</p>
<p>Birazdan bir nevi rock grubu cikti.  Grup saklaban kiyafetli uzun sacli 3 gencten olusuyordu.  Bunlar megersem Yunan Popstar&#8217;inin meshur ettigi bir grupmus, kendi sarkilarini soylediler ve gittiler.  Oldukca kotu olmalarina karsin hemen yanimizdaki (hepsi cirkin ama mini etekli) kiz masasindan iyi tezahurat aldilar.</p>
<p>Ardindan minicik bir siyah elbise giymis bir abla cikti.  Abla bol dekolte kiyafetinin askilarini dusurup durdugu icin Karabiberim&#8217;i hatirlatti bana.  Zaten o noktada Nick ile ikimiz neseyi bulmustuk.  Etraftaki karanfillerle basketbol oynamaya basladik.  Bir ara abla bana cok pis bakinca hemen uslandim.</p>
<p>Bu abla gittikten sonra asil agir abi geldi.  Ismi Panos olarak gecen bu abinin bizdeki karsiligi Erol Evgin ile Kenan Dogulu arasi birseydi.  Bu ikilinin ne alakasi var derseniz gorunus olarak Erol Evgin, popularite olarak Kenan Dogulu olarak izah edebilirim.  Janti bir kisi olan bu abi once cok sakin sarkilarla basladi.  Sarkilari icra ederken yuzunden gulumseme hic eksik olmuyordu.  Rugan ayakkabilari, ince cizgili takim elbisesi, kol dugmeleri, kravati ve kravat ignesi, tel tel ayrilmis saclari ile kusursuz bir dis gorunus arzetmekteydi.  Tabii sarkilar hareketlendikce kendisi de rahatladi ve ceketi, kol dugmeleri falan fora etti.  Bu esnada zaten tamami masanin ustunde hoplayan yandaki kiz masasi cildirmaktaydi.</p>
<p>Bir sure sonra yunan muzigi bir yere kadar diyerekten aralarda dolasmaya basladim.  Kalabaliklara dalip insanlarla tanistim.  Karsima cikanlara kit Yunancamla once Turkce bilip bilmediklerini (bilmiyorlardi) sonra Ingilizce bilip bilmediklerini (yarisi biliyordu) soruyordum.  Daha sonra klasik Panathinaikos (ve Basinas’in o fuzesi), Papandreu, Tarkan falan muhabbet ilerliyordu.</p>
<p>Sarkicilardan birisiyle (Christos) Tarkan ve Sertab konusunu el kol hareketlerinin de yardimiyla irdeledikten sonra kendime dogumgunu sarkisi bile istedim.  Tuvaletin kapisindaki Marina ile ise daha cok Istanbul/Konstantinopoli konusunu konustuk.  Mekanin sahibi amcayi Istanbul&#8217;a davet ettigimi hatirliyorum.</p>
<p>Bir ara birkac falso hareketim de olmadi degil.  Laz burunlu bir arkadasa Pontus&#8217;lu olup olmadigini sordum, kendisi Rodos&#8217;lu oldugunu soylemesine ragmen direttim, belki ailesi Trabzon&#8217;dan gelme olabilir diye.  Kizmaya baslayinca uzadim.</p>
<p>Bir de bizim masanin orada kalin cizgili takim elbiseli, bir elinde viski bir elinde puro bir abiyle samimi olduk. Ne konustugumuzu hic hatirlamiyorum ama bizim masaya oturdu ve purosunun birini kaptim.  Puro icmeyi bilmedigim icin acamadim, sinirli bir hareketle elimden aldi, acti, kesti ve agzima tikip yakti sagolsun.</p>
<p>Bu abi bir sure sonra masamizdaki hanimlarla derin derin konusmaya basladi.  Ben olaylarin cok farkinda olmasam da masaya rahatsizlik vermeye baslamis olacak ki Nick araya girdi ve kendisini sert bir yuz ifadesi ile uyardi.</p>
<p>Nick sinirlenince cok fena olur, ondan durumun ciddiyetini kavradim ama artik cok gecti.  Sonradan ogrendigime gore Nick bu abiye “Bak arkadasim, geldin masamiza oturdum, ickimizi ictin, sohbetimize katildin ama kadinlarimiza sarkman hic hos degil” demis.  Bu abi ise oldukca iyi tanidigimiz bir uslup ile “Sen benim kim oldugumu biliyor musun?” diye karsilik vermis.  Nick ise bu sefer iyice sert bakaraktan “Ben sen kimsin bilmiyorum, ama benim adim Nikos, sen beni tanimiyorsun ve en iyisi hemen buradan git” demis.  Abi bizim masamizin da cok saglam bir yere konuslanmis olmasindan ve Nick&#8217;in izbandutlugundan cekinerek kalkip gitti bu noktada.</p>
<p>Butun bu eglence sonunda saati sabahin besi ettik, ertesi sabah ise gidecekti bizim Yunanlar o yuzden mecburen ciktik.  Ciktigimizda mekan hala doluydu, hatta bir suru kisi de ayakta kalmis dans etmekteydi.  Christos&#8217;un benim icin soyleyecegi iyiki dogdun sarkisini dinlememis olmak hos olmasa da ciktim.  Kasim ayinda bir persembe aksami bir bar nasil bu kadar dolu olabiliyor aciklayabilen varsa beri gelsin.  Kirbaki yazardi da inanmazdik.</p>
<p>Disarida simitciler vardi.  Hemen onlarla konusmaya basladim ve artik tatilin bir klasigi olmus olan “Turkce biliyor musunuz?” sorumu Yunanca sordum.  Bu sefer cevap Turkce geldi, “Biliyorum!”  Megersem simitcinin adi Aydin&#8217;mis ve yanindaki de Selahattin&#8217;mis!  Iskece&#8217;li Turkmus ikisi de.  Hemen bir simit ikram ettiler.  Ben de terbiyesiz bir sekilde simitin bayat oldugunu iddia ettim.</p>
<p>Aydin bana “Abi Yunanlilar boyle sever” dedikce ben bu simiti Turkiye&#8217;de satamayacagini iddia ettim.  Sagolsun simidimi degistirdi ama o da bayatti.  Megersem Yunan simidinin olayi buymus, ben nereden bileyim?  Sonunda “O zaman bu Yunanlilar aptal be Aydin!” dedim.  Bunun uzerine yanimizdaki Nick soyledigimi anlamis ve kahkahalarla gulmus, bana sonradan soylediler.  Ertesi sabah kendisine durumu izah etmek zorunda kaldim.</p>
<p>Bu gece hayati gecesinden sonra iletmem gereken baska bir not da Yunan kizlarin en azindan Atina&#8217;li Yunan kizlarinin hic guzel olmadigidir.  Bu tartisma da boyle kapansin!</p>
<p><span style="font-weight: bold">Likavitos Tepesi</span><br />
Son gunumuzde gitmedigimiz son turist mekanina gittik (vakitsizlikten gidemedigimiz muzeleri saymiyorum).  Burasi Akropol&#8217;u tam karsidan goren bir tepe idi.  Tepeye zengin Kolonaki semtinin hemen ustunde guzel bir yerden cikiliyor.  Once Kolonaki&#8217;nin balkonlarindan cicekler tasan guzel sokaklarindan tepeye tirmanmaya basladik.  Bir pazarin icinden gectik ve pazarcilarin etrafi tertemiz tuttuklarini gorduk.  Bir pazarci Seha acgozluluk yapinca bir adet elma hediye etti (daha dogrusu parasini almadi).</p>
<p>Sonunda funikulerin alt girisine vardik.  Metaxa megersem funikulerin sponsoru imis, her tarafta Yunanca ve Ingilizce reklamlari olan bekleme odasinda bir sonrakini bekledikten sonra gene reklamlarla bezenmis cok guzel tren ile yukari ciktik.</p>
<p>Yukariya cikarken sehrin muhim konserlerinin yapildigi amfitiyatrosunu yukaridan gorduk (tepenin arka yamacinda yapilmisti).</p>
<div style="text-align: center"><img src="http://sarapci.com/images/atina_tepedeki%20kilise.jpg" /></div>
<p style="text-align: center; font-style: italic">Tepedeki Kilise</p>
<p>Tepede tabii ki bir adet kilise vardi.  Once tepeden sehri izledik, fotograflar cektik ve sonunda bir sonraki treni beklerken yapacak fazla birsey olmadigi icin kiliseyi de gezdik.  Bir ozelligi olmayan bir kilise fakat en azindan icerideki deftere kilise ve kilise kurumu ve ozellikle Yunan ortadoks kilisesi ile ilgili dusuncelerimi not dusebildim.  Seha&#8217;dan bu dusuncelerimi yazili olarak dile getirdigim icin azar isittim.</p>
<p>Asagi indikten sonra alelacele bir taksiye atladik ve otelimize donduk.  Oradan da cagirdigimiz baska bir taksi ile havaalanina.</p>
<p>Sonucta komsumuzun bu abartılan fakat muthis eglenceli sehrinden cok mutlu ve mesut ayrildik.  Simdi sevdiginiz sehirler muhabbeti gectiginde Atina dedigim zaman Yunan sempatizani olmakla suclaniyorum.  Fakat bu sehir gercekten eglence icin kurulmus bir kucuk metropol.  Bati kulturunun temel taslarindan olan antik Yunan uygarligini anlamak icin sart ve en guzeli 3 gun tatil varsa gitmek icin ideal bir yer.</p>
<p>Istanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2003/11/28/atina/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

