Hatay

Sokaklarda yurumeye devam ederken birden karsimiza isiklandirilmis devasa bir hac cikti, bes metreye uc metre kadar. Hacin asildigi binaya merakla gittik, eski bir tas binaydi ama ne cins bir kilise oldugunu anlayamadik, kapilar da kapaliydi. Istanbul’daki varligi ile yoklugu belirsiz kiliselerden sonra ustu bariz bir sekilde isiklandirilmis hac bize ilginc geldi. Biraz daha gezindik, civarda muhtemelen Fransizlardan kalma cok guzel eski tas binalar vardi, zamaninda Hatay Cumhuriyeti’nin parlamentosu olmus olabilen valilik binasi, eski bir konaktan bozma ozel lisenin binasi gibi.

Bu sene Turkiye’de gecirdigimiz 3 hafta icinde biraz oradan buradan vakit yarattik ve Seha ile beraber kucuk bir Hatay gezisi yaptik. Yoldaki tek rehberimiz sevgili lise fizik hocam John Freely’nin Akdeniz bolgesini anlatan kitabi idi. Oncelikle bu kitabin iceriginden bahsetmem lazim cunku ortaokul-lise tarih dersleri ve bir Indiana Jones (3 numarali) filmi haricinde geziye baslamadan once Hatay hakkindaki bilgimiz oldukca zayifti.

Yazının Devamı / Continue Reading

Aparna Weds Pratap

They wore red uniforms with flat hats, and around them were a couple of guys carrying huge lanterns. When everyone was ready, we started the march to the wedding area. We probably took 45 minutes for a distance of 2 kilometers because we stopped every few minutes and danced to the tunes of the band. We were joined by local kids on the way who pointed at me, an obvious foreigner in indian clothing, gaped and giggled.

Indian weddings are the closest that I have seen to the 40 days and 40 nights weddings of fairy tales. In Pratap’s case, the various functions took 3 days and 3 nights plus a reception at the his hometown Delhi. Everything except the reception was organized by Aparna’s family. The functions described below were all in Mumbai (aka Bombay), and were on December 12th, 13th, and 14thof the year 1999. Traditionally, the night of dances (Sangeet) and the day of henna (Mehendi) were only attended by women, but this is no more. History is repeated once again in India, men have invaded.

Yazının Devamı / Continue Reading

Hindistan ve Din

Nehrin kiyisinda sabahin 6’sinda sabah sporunu (yoga) yapanlar, disini fircalayanlar, kahverengi su icinde sabah banyosunu yapanlar, meditasyon yapanlar, camasir yikayanlar, iki dua edip para alan rahipler, alna renkli toz (tika) surup para alan rahipler, mum ve cicek satanlar, gargara yapanlar, acayip hint halterleri ile vucut gelistirenler, cins cins turistler, balikcilar, cins cins turistlere incik boncuk satmaya calisan cins cins seyyar saticilar, kayik gezisi yapan turistler icin kayikli saticilar, olu yakicilar, olu yakilirken para karsiligi sure basina para alan duacilar, olunun sonuna kadar yandigini (para karsiligi) kontrol ediciler, olu yakarken kotu kokmasin diye tozlar ve bezler satan dukkan sahipleri ve daha daha seyyar saticilar ile karsilasmamak imkansiz. Bir diger imkansiz sey ise daracik sokaklarda hayvan bokuna basmadan yurumek.

Hindistan dinin sıkılıp suyunun çıkarıldığı, insanların inançları için hayatının son dakikasına kadar sömürüldüğü bir ülke. İçinde dinî bir ikon veya yazı olmayan bir çatı altı görmek mümkün değil. Özellikle eski şehirlerde, her baktığınız yerde, her duvar deliğinde bir dinî sembol ile karşılaşılıyor. Her taşıtta ya bir put, ya bir sure çıkartması var.  Birçok kapalı mekân – hatta bazen sokaklar – tütsü kokuyor.

Yazının Devamı / Continue Reading

Ithaca – California – Ithaca, 10720 km, 9 Gün

Kapımızı şık bir adam açtı ve arabamızı aldılar. Hırpani bir şekilde içeri girdik, alt katta rock müzik (rak mı rok mu tartışmasını saygıyla anıyorum) ve bar vardı, üst katta ise dans müziği ve bir dans pisti. Biz yukarda içkilerimizi yudumlayıp müziğin temposuyla kıpraşırken sahnede bir rock grubunun çıkışı için hazırlıklar sürmekteydi.
Adamlar davulları falan kurarlarken etrafa bakıp dehşet içerisinde tiplerin ne kadar çok Türk’e benzediklerini farkettik. Parıltılı kıyafetli balık eti bayanlar, bıyıklı, kıllı göğüsün arasından beliren kolyeyi cömertçe sergileyen esmer beyefendiler falan.

Üniversitenin 9 günlük bahar tatillerinde uzun seyahatler bağımlılık yapmıştı. Birinci sene Cancun (Meksika), ikinci sene New Orleans’tan sonra, üçüncü sene işi biraz da ileri götürmek istedik ve dokuz günde Ithaca, New York’tan Amerika’nın en eğlenceli eyaleti olan Kaliforniya’ya gidip gelmeye karar verdik.

Yazının Devamı / Continue Reading

Minneapolis: Bu Kadar Hipi Haksız Olamaz

New York’tan uçağa binip 3 saat batıya yol aldım. Fırtına yüzünden 4 saat rötar oldu ve Minneapolis – St. Paul havalanınaa indiğimde saat sabah bir buçuk olmustu bile. Etrafta hiç insan yoktu. Daha sonra bunun şehrin bir özelliği olduğunu anladım. Özellikle şehrin merkezi civarina olanın üç katı kadar daha insan sığar gibi görünüyordu.

Üniversite sonrası Deloitte Consulting’deki ilk işime başladığımda benim gibi analistlere eğitim için iki opsiyon verdiler: Atlanta veya Minneapolis. İkisi arasında kolaylıkla Minneapolis’i seçtim çünkü Atlanta’dan daha yeşil, entellektüel, renkli, üstelik Eylül’de havası daha güzel olan opsiyondu.

Gitmeden önce Minneapolis şehri ve Minnesota eyaleti ile ilgili çelişkili fikirlerim vardı. Bir taraftan Coen Biraderlerin Fargo filmi yüzünden iç karartıcı, sıkıcı bir beyazlıkla kaplı bir coğrafya hatırlıyordum, öte yandan (*The Artist Formerly Called*) Prince’in evinin burada oluşu ve Minneapolis’in liberal bir şehir olarak yaptığı ün sayesinde canlı bir sanat ve eğlence hayatı olduğunu biliyordum. Amerika’ya gitmeden evvelki dönemde seyrettiğim “Altın Kızlar” dizisindeki aptal Rose yüzünden Amerika’nın Midwest (Ortabatı) denilen bu bölgesinin insanının zeka sorunuyla ilgili önyargım da merakımı pekiştiriyordu. Her tarafta aptal sarışın, sağlıklı kırmızı yüzlü, tayyorlerinin altına spor ayakkabı giyip işe giden, fazlasıyla kibar ve iyi niyetli kadınları ve kısa saçları asker gibi kesili, güleryüzlü, sportmen ve iyimser kocalarını göreceğimi bekliyordum.

Yazının Devamı / Continue Reading