Çünkü Burası Japonya (2/3) – Kyoto

Rehberimiz Nemo yine bağlantılarını kullanıp bize İçiriki Çaya isimli mekanı ayarladı. Burası muhtemelen Japonya’daki en meşhur “çayhane”. Hem Memoirs of a Geisha’nın kitabı ve filmi hem de 47 Ronin (Manga ve film) burada geçiyor. Çayhane dediysem, evet geyşalar “maça çayı” denilen yosunumsu Japon çayını ikram ediyorlar ama daha çok içilen şey sake (fermente edilmiş pirinçten yapılan meşhur Japon içkisi).

Japonya serisinin ilk yazısı burada.

Kamakura’dan Kyoto’ya geçiyorum. 

Yazının Devamı / Continue Reading

Çünkü Burası Japonya (1/3) – Kamakura

Özellikle Japonların Sakura dediği Kiraz ağaçlarının açma mesvimine denk getirdiğimiz Japonya seyahatimizin ilk günü 12 yıldır Japonya’da yaşayan Amerikalı rehberimiz Nemo’nun uyarısı ile başladı: “Bu hafta boyunca Japonya hakkında çok sorunuz olacağına eminim; sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım ama bazı soruların tek bir cevabı olacak: Çünkü, Burası Japonya.”

Özellikle Japonların Sakura dediği Kiraz ağaçlarının açma mesvimine denk getirdiğimiz Japonya seyahatimizin ilk günü 12 yıldır Japonya’da yaşayan Amerikalı rehberimiz Nemo’nun uyarısı ile başladı: “Bu hafta boyunca Japonya hakkında çok sorunuz olacağına eminim; sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım ama bazı soruların tek bir cevabı olacak: Çünkü, Burası Japonya.”

Yazının Devamı / Continue Reading

Amsterdam’da Pantolon ve Koşu Ayakkabısı Alışverişi

Ayakkabılarımdan memnun olmama rağmen meraktan bilimum testleri yapmaya karar verdim. Önce ayaklarınızın kenarlarına ufak mavi noktalar koydu, sonra ayaklarımı bir kutuya sokturup 3 boyutlu scan etti. Scan sonunda ayaklarımın tam olarak numarasını ve daha önemlisi genişliğini belirledi. (¨Kocam dışarıda bekliyor Doktor Bey¨ fıkrasını bilenler bilmeyenlere anlatsın.)

Amsterdam yazımı aslında Schalke – Galatasaray maçı yazımın içinde yazmıştım ama sonra bu iki yazının çok farklı okurlara hitap ettiğine karar verip ikisini ayırdım. Bu orijinal yazının ilk ve daha az delikanlı olan kısmıdır.

Yazının Devamı / Continue Reading

Schalke 04 – Galatasaray (12 Mart 2013), Gelsenkirschen

Gördüğümüz tek kavga birbirleriyle Almanca konuşan iki Türk arasında çıktı. Dönüş otobüsünde Schalke’li arkadaşıyla gelen GS formalı adam birilerine ¨Hakem de sizi tuttu¨ demiş, yanımızdaki genç irisi celallendi ve 5-6 metre mesafeden bağırmaya başladı. Neyse ki başka Almanca konuşan delikanlılar araya girdiler de sakinleşti. Sonra da sağolsun kavgayı kendisi bizlere tercüme etti.

Her sene bu zamanlarda kardeşimle ile birlikte Almanya’ya gelmemiz gerekiyor. Bu sene uyanıklık ederek bütün toplantıları Schalke – Galatasaray maçına göre ayarladık, iyi de etmişiz.

Yazının Devamı / Continue Reading

Dünyanın Dibi: Avustralya

Hong Kong ve Singapur’u görmedim, Kanada’yı gördüm ama tahminime göre en başarılı İngiliz sömürgesi Avustralya. Avustalya’nın gelişmesi Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığı sonrasında olmuş. İngilizler Amerika’yı kaptırıp da eskiden Amerika’ya yolladıkları mahkumları yollayacak yer bulamayınca Avustralya gibi büyük bir hapishaneleri olduğu akıllarına gelmiş ve 1750’lerde ilk gemilerle adamları (çoğu adam tabii) Avustralya’ya yollamaya başlamışlar.

İki senede bir kez yapılan ve muhakkak katıldığım işle alakalı bir konferans bu sene Avustralya’nın başkenti Canberra’da yapıldı. Önceki konferanslar Sao Paolo (Brezilya), Madrid (İspanya), Aalborg (Danimarka) gibi nispeten gitmesi kolay ve enteresan yerlerde yapıldığı için hem uzak hem de sıkıcı olduğunu tahmin ettiğim Canberra’ya – şımarıkça – ayağımı sürüyerek gittim.  Dönüşte Almanya’ya gideceğim için İstanbul-Frankfurt-Bangkok-Sydney-Canberra gibi bir uçuş planı vardı ve Sydney havaalanına indiğimde neredeyim, saat kaç, günlerden ne, ben kimim, Sydney’de ne işim var unutmuş haldeydim. Havaalanından ¨Yol nihayet bitti, dünyanın dibine vardım¨ diye evi arayınca, Seha ¨Sen hala yolda mıydın yahu?¨ dedi.  Neyse ki bir gece Sydney’de kalıp biraz kendimize gelip ertesi akşam Canberra’ya geçtik – ama Sydney daha sonra.

Yazının Devamı / Continue Reading