<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; KITAPLAR</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/uncategorized/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Aug 2011 06:01:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</title>
		<link>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami</link>
		<comments>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 19:56:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Beatles]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Murakami]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=667</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/norwegian_norwegian.jpg" alt="Norwegian Wood, Haruki Murakami"/></div>Norwegian Wood (dilimize Fransızca ismindeki gibi "İmkansızın Şarkısı" olarak çevrilmiş) 1960'ların Tokyo'sunda ailesinden uzak, garip oda arkadaşıyla beraber bir üniversite yatakhanesinde yaşayan Toru Watanabe isimli bir talebe ve etrafındaki iki kadından müteşekkil aşk üçgeni hakkında bir kitap.  Tabii zaman 60'lar olunca işin içine Beatles, cinsel bağımsızlığını kazanmış kadınlar, ucundan azıcık anti-emperyalist öğrenci hareketleri ve bol miktarda aşk de giriyor. Watanabe birçok Murakami karakteri gibi müziğe, edebiyata ve biraya meraklı yanlız bir delikanlı, birçok ergen gibi kafası karışık ve depresif.  (Murakami okurken favori aktivitemin müzik dinlerken soğuk bir bira içmek olduğunu söylemiş miydim?)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F08%2F04%2Fnorwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F08%2F04%2Fnorwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nin durumu pek iyi değil.  İlk başladığımızda her azanın iyi tanımadığı en az bir başka aza olduğundan herkes sorumluluk duygusu içerisinde okur ve toplantıları aksatmazdı. Hikmet Bey gibi edebiyatperverler söz konusu kitabın ekolünden 3 tane daha kitap okurdu, Banu kitapların arkasına post-it&#8217;lere notlar alırdı, Seha kitapları bitirirdi, Başak&#8217;ın son dakikada işi çıkmazdı, Güldem ve Burcu toplantı boyunca hararetli bir şekilde kitabı tartışırlardı.</p>
<p>Aradan geçen 3 sene sonunda (1 Mayıs 2011&#8242;de 3. sene bitti) iyice samimileştik.  Artık toplantılar her seferinde en az 3 kere erteleniyor, sonunda toplandığımızda 7 kişinin 5 tanesi geliyor, gelenlerin de 3 tanesi kitabı bitirmiş oluyor. Toplantının başlangıcında herkes ailesi, sevgilisi ve işi hakkında şikayet ediyor.  Tam dertleşme bitip de konuya girerken bir anda birisi &#8220;Ayol duydunuz mu?  Muzaffer Beylerin Amerikadaki büyük oğlu karısından boşanıyormuş!&#8221; diyor ve bir anda tekrar kitabımızla alakası olmayan başka bir muhabbet başlıyor.</p>
<p>İşin kötüsü arada ben de (blog yazarı Şarapçı kimliğimdeki) disiplinimi kaybettim.  Önceleri 1-2 kitap geriden geliyordum, şimdi ise neredeyse 1 sene öncenin kitaplarını yazıyorum.  Hatta bakınca son okuduğumuz kitaplardan gerçekten yazmak istediğim sadece 2 tane olduğunu görüyorum. Ötekileri hakkında hararetli bir yazı yazacak kadar hissim yok. Bütün tersanelerimize girildi, seçimlerimiz kötü oldu, toplantılarımız zayıf geçti&#8230;</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnorwegian_kapak.jpg" border="0" alt="Norwegian Wood kapak" width="175" height="275" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kapaktaki Hanımefendi Daha Çok Midori Gibi</em></p>
<p style="text-align: left;">Bu seferki kitap (<span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span>) aslında yazmak istediklerimden birisi idi, ama bu toplantıyı birimizin evinde yapma hatasına düştüğümüzden tartışması çok zayıf geçti. Serin ve güneşli bir pazar günü çoluk çocuk (9 kusurlu hareketten birisi) eve doluştuk. Güldem&#8217;in evi çok güzel olduğu için muhabbet hemen ev ve evler, yavru kedi ve kediler, köpek ırkları ve çocuk cinsleri üzerine yoğunlaştı, Güldem&#8217;in kitaplarına, CD&#8217;lerine, DVD&#8217;lerine baktık ve hepsi üzerinde ayrı konuşmalar oldu. Aslında evde yapmamızın tek bir faydası da oldu, Beatles&#8217;ın sevdiğim ender şarkılarından birisi olan <a title="Norwegian Wood (Youtube)" href="http://www.youtube.com/watch?v=teUvq02YOuc" target="_blank">Norwegian Wood</a>&#8216;u anında Güldem&#8217;in süper müzik sisteminde tekrar tekrar dinleyebildik.  (Diğer sevdiğim 2 Beatles şarkısının <em>Help! </em>ve <em>Helter Skelter</em>, hadi bir de Yalın&#8217;ın hatrına <em>Come Together </em>olduğunu söylemiş miydim?)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span> (dilimize Fransızca ismindeki gibi &#8220;İmkansızın Şarkısı&#8221; olarak çevrilmiş) 1960&#8242;ların Tokyo&#8217;sunda ailesinden uzak, garip oda arkadaşıyla beraber bir üniversite yatakhanesinde yaşayan Toru Watanabe isimli bir talebe ve etrafındaki iki kadından müteşekkil aşk üçgeni hakkında bir kitap.  Tabii zaman 60&#8242;lar olunca işin içine Beatles, cinsel bağımsızlığını kazanmış kadınlar, ucundan azıcık anti-emperyalist öğrenci hareketleri ve bol miktarda aşk de giriyor. Watanabe birçok Murakami karakteri gibi müziğe, edebiyata ve biraya meraklı yanlız bir delikanlı, birçok ergen gibi kafası karışık ve depresif.  (Murakami okurken favori aktivitemin müzik dinlerken soğuk bir bira içmek olduğunu söylemiş miydim?)</p>
<p>Watanabe en yakın arkadaşı Kizuki 17. yaş gününde intihar edince Watanebe ve Kizuki&#8217;nin kız arkadaşı Naoko birbirlerinden bağımsız olarak üniversite için Tokyo&#8217;ya kaçarak yeni bir hayat kurmaya karar veriyorlar.  Watanabe ve Naoko insanların birbirine mesafeli olduğu büyük şehirde kendilerini teselli ederken yavaş yavaş aşık oluyorlar.  Çocukluğundan beri sevgilisi ve en yakını olan Kizuki&#8217;nin kendisini bırakıp &#8220;kaçmasını&#8221; kabullenemeyen Naoko, Watanabe&#8217;nin desteğine rağmen bir süre sonra kendisini yarı açık bir cezaevi gibi olan akıl hastanesinde buluyor. Tokyo&#8217;da kalan ve uzak bir orman içerisindeki akıl hastanesine ara ara ziyarete giden Watanabe ise, Naoko&#8217;nun antitezi durumundaki eğlenceli bir kız olan <a href="http://www.kiko-m.net/">Midori</a> ile Tokyo&#8217;da tanışıp, yakınlaşınca işler karışıyor.</p>
<p>Naoko ne kadar negatiflik, melankoli ve Watanabe&#8217;nin uzaklaşmak istediği eski hayatını sembolize ediyorsa Midori de yaşadığı birçok depresif olay karşısında tek başına da olsa dünyaya tutunmak ve iyimserlik demek.  Zaten Naoko Tokyo&#8217;dan ayrıldıktan sonra kitap ruhen ikiye bölünüyor: Watanabe Tokyo&#8217;da Midori ile beraberken hafif ve eğlenceli, Naoko&#8217;nun yanına uzak ormana gidince ise ağır ve depresif.  Öyle ki ne zaman Naoki (ve akıl hastanesindeki müzisyen arkadaşı Reiko) bölümleri gelse içim karararak okurken Watanabe tekrar Midori&#8217;ye dönse diye bekledim durdum.  <span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood </span>dışında okuduğum bir diğer Murakami romanı olan <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hard-Boiled_Wonderland_and_the_End_of_the_World">Hard Boiled Wonderland and The End of The World</a></span>&#8216;de (<a href="http://www.idefix.com/kitap/haslanmis-harikalar-diyari-ve-dunyanin-sonu-haruki-murakami/tanim.asp?sid=K1Y4MVP1LH6H52AE5H07">Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu</a>) de bir dikotomi (çatallanma?) söz konusuydu.  Kitabın yarısı normalimsi bir dünyada geçerken diğer yarısı ana karakterin bilinçaltındaki garip bir ülkede geçmekteydi. Normalimsi dünyayı çok severken garip ülkede üzerime Naoko ve Reiko gibi bir ağırlık çöküyordu.</p>
<p>Bu arada Norwegian Wood&#8217;u okurken de bütün yollar The Great Gatsby&#8217;ye çıkmaya devam etti.  Bir önceki kitabımız olan <a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill">Netherland</a>&#8216;ın yazarı Joseph O&#8217;Neill&#8217;ın en etkilendiği kitap <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Great_Gatsby">The Great Gatsby</a></span> (Muhteşem Gatsby) idi.  Norwegian Wood&#8217;daki çapkın, karizmatik ve hayatta ne istediğini bilmeyen üst sınıf öğrecisi Nagasawa ve Watanabe&#8217;nin ortak yanları da <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;ye olan hayranlıkları.  <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;deki insanları sevmeme Amerikan rüyasının yanlış yönlere gitmesi temaları Watanabe ve Norwegian Wood için de geçerli.  Sırası gelince yazacağım, 2010 yılındaki en güzel Okuma Cemiyeti kitabımız <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span> oldu, ama şimdi konuyu dağıtmayalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnorwegian_film.jpg" border="0" alt="Norwegian film" width="350" height="235" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Watanabe ve Naoki (Profilden Hoşmuş Aslında)</em></p>
<p>Bu esnada ben Norwegian Wood yazısını bir yıl geciktirirken <a href="http://www.imdb.com/title/tt1270842/">kitabın filmini</a> çektiler.  Geçenlerde de filmi nihayet izledim.  Filmin kitaptan en önemli farkı kitabın olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra Watanabe tarafından uçakta Norwegian Wood şarkısını dinlemesi çerçevesi içine yazılmış olması.  Bu sayede Murakami herşeyi hatırlamayabiliyor veya olaylara bir yabancı gibi bakma hakkına sahip.  Filmde ise herşey gerçek zamanda cereyan etmekte.  Ayrıca benim sevmediğim depresif sahneler filmde uzatılmış; filmin yarısı Naoki&#8217;nin ağlaması ile geçiyor &#8211; herhalde yönetmen akıl hastanesinin olduğu ormanda karlar arasındaki mükemmel çekimleri uzatabilmek için özellikle yaptı diye düşündüm! Üstelik zaten sevmediğim Naoki filmde daha antipatik iken Midori de pek şeker. Paranoyak ve kendime güvensiz bir kişi olsaydım özellikle bendeniz gibi yüzeysel izleyicileri tuzağa düşürmek için kadınların kastingini bu şekilde yaptılar diye düşünürdüm, neyse ki sadece paranoyağım.</p>
<p>Norwegian Wood Murakami&#8217;nin hem Japonya hem de dünyada ünlenmesini sağlayan kitabıymış ve anladığım kadarıyla Japon gençliği için bir nevi <span style="text-decoration: underline;">Gönülçelen</span> (<span style="text-decoration: underline;">The Catcher In The Rye</span>) olmuş.  Oldukça realist olduğundan ve gençliğin ikircikli zamanlarını mükemmel Murakami stiliyle (<em>stayla</em>) anlattığı içindir herhalde.  Ama yine de siz siz olun kitabı Seha&#8217;nın yaptığı gibi kızını Japonya&#8217;ya okumaya yollayan bir anneye ülkeyi tanısın diye tavsiye etmeyin.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/11/18/masumiyet-muzesi-orhan-pamuk" title="Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (November 18, 2008)">Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk</a> (6)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</title>
		<link>http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill</link>
		<comments>http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Feb 2011 19:57:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Ruyasi]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kriket]]></category>
		<category><![CDATA[New York]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=644</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/netherland_kapak_kapak.jpg" alt="Netherland, Joseph O'Neill"/></div>Hans eşofmanı ve kocaman güneş gözlükleri ile Monika Lewisnky'yi görüyorsa biz de o zaman evli olan Ethan Hawke ve Uma Therman ile karşılaşırdık.  Hans'ın kaldığı Chelsea Hotel'de bir komşusu Kuruçeşme'deki konserlerindeki Martin Gore gibi kanatlar takmış gelinlikli Türk Mehmet Taşpınar ise bizim de alt komşumuz olan gey çift kar yağınca teraslarında kardan kadın yaparlardı.  Hans'ın çevresinde yanlızlığına ilaç olan kriket arkadaşları Amerika'daki yeni hayatlarında sürekli garip bir işlerin peşinde koşarken bizim birçok arkadaşımız kendilerine New York'a getiren havalı işlerini bırakıp o zaman dotcom denilen yeni internet şirketlerine veya hızla yükselen Nasdaq borsasına bodoslama dalmışlardı.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F02%2F10%2Fnetherland-hollanda-joseph-oneill"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F02%2F10%2Fnetherland-hollanda-joseph-oneill&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul">Nehrin Dönemeci (A Bend in the River)</a> kitabının yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti&#8217;ndeki en heyecanla beklediğim kitaplardan birisi Joseph O&#8217;Neill&#8217;ın <a href="http://www.penfaulkner.org/">Pen/Faulkner</a> ödüllü kitabı <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span> oldu.  Pen/Faulkner ödülünün önemi seçenlerin yazarlar olması.  İnsanın meslektaşları tarafından ödüllendirilmesinin çok gurur verici olduğunu düşünmekle beraber diğer ödüllü kitaplar arasından da sevdiğim ikinci bir kitap bulamadım.  Öte yandan <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ı da bana birisi &#8220;kriket ve 11 Eylül sonrası New York&#8217;un psikolojisi hakkında hüzünlü bir roman&#8221; diye tarif etse seveceğimi hiç düşünmezdim.</p>
<p>Kitap Türkçe&#8217;ye <span style="text-decoration: underline;">Hollanda</span> ismiyle çevrilmiş.  Bu gibi durumlarda ne çeviri içime siniyor ne de doğru düzgün bir alternatif önerebiliyorum.  Netherland&#8217;ın akla gelen ilk çevirisi &#8220;Alçak Ülke&#8221; manasından dolayı Hollanda tabii ki, ama &#8220;<em>nether</em>&#8221; aynı zamanda Şeytan&#8217;ın ve benzerlerinin yaşadığı cehennem veya uzak yerler demek.  Ayrıca New York&#8217;a ilk gelenler Hollandalı göçmenler olduğu için New York civarının eski ismi New Netherland (veya New Amsterdam).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnetherland_kapak.jpg" border="0" alt="Netherland (Hollanda), Joseph O'Neill" width="175" height="270" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Normalde Kendi Okuduğum Baskının Kapağı Koyarım </em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Ama Bu Resim Durumu Daha Güzel Anlatıyor</em></p>
<p>Kitabın ana karakteri Hans van den Broek, (Joseph O&#8217;Neill&#8217;ın kendisi gibi New York&#8217;ta meşhur Leonard Cohen <a href="http://www.youtube.com/watch?v=pGfgMYfdBFc">şarkısındaki</a> meşhur <a href="http://www.guardian.co.uk/culture/gallery/2010/dec/19/10-best-chelsea-hotel-moments">Chelsea Hotel</a>&#8216;de yaşayan) bir Hollandalı-Amerikalı yatırım bankacısı.  İngiliz karısı Rachel 11 Eylül saldırıları sonrasında küçük oğullarını da alıp Londra&#8217;ya döndükten sonra Hans New York&#8217;ta bir nevi gönüllü sürgünde kalıyor. Rachel ile arası limoni olduğu için kendisine bir meşgale ararken Staten Island&#8217;da kriket oynayan bir grup göçmenle tanışıyor.  Bir süre sonra 7 sıfırlı maaşlı bir bankacıdan oldukça farklı bir sosyo-ekonomik gruptan gelen kriket arkadaşlarından bir tanesi olan Chuck ile samimileşiyor.  Chuck Hans&#8217;ın tam tersi: girişken, enerjik, hayallerinin peşinde koşan, ağzı laf yapan bir düzenbaz &#8211; biraz Amsterdam&#8217;ın tam tersi olan New York şehri gibi.</p>
<p>Kitap Chuck ölü bulunduktan sonra ileri-geri dönüşler ile anlatılmış &#8211; ki bu da zaten bütün kitabı sarmalayan yağmurlu bir kış günü açık deniz kenarında oturma hissini veriyor.  Üzgün kitaplardan, filmlerden hatta şarkılardan bile hoşlanan bir kişi değilim; ortaokul-lise yıllarımda bile kendimi en fazla Guns&#8217;n Roses <a href="http://www.dailymotion.com/video/xb3ql_guns-n-roses-dont-cry_music">balladlarından</a> müteşekkil depresif sanata maruz bırakmışımdır.  Öte yandan (belki de yaşlanma belirtisi) Netherland&#8217;dan müthiş bir zevk aldım. Hans&#8217;ın Londra&#8217;ya ayda iki haftasonu görebildiği küçük oğlunu ziyarete gidip de karısının ve kayınpederinin gösterdiği yapmacık sevgiye kibarca karşılık vermeye çalıştığı sahnelerde kendimi jiletlemek istedim ama yine de mutsuzluğundan mutlu olan ergenler gibi okudum.</p>
<p>Kitabı Okuma Cemiyeti&#8217;nde tartışmadan önceki gece Hikmet ile karşılıklı eleştirileri incelemeye başladık.  Her okuduğum eleştiriden sonra fikrim depresif denizde gidip gelen dalgalar gibi bir daha değişti.  Önce bu kitabın uzun zamandır okuduğum en iyi kitap olduğunu düşünüyordum.  Bir sonraki eleştiriden sonra kitabın gereksiz detaycı ve herşeyi yapmak isteyen ilk romanlar gibi gerçekçiliğini kaybedecek kadar ağır olduğuna emin oldum.  Sonraki eleştiride yine bir edebi şaheserle karşı karşıya olduğuma ikna olmuştum.  Bütün gece bir taraftan bir sürü eleştiri okuduk bir taraftan da aramızda yazıştık.</p>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nde tartışırken konu tabii ki <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;ye (Muhteşem Gatsby) geldi.  Robert mezunu azaların hepsi lisede okumuştu zaten, ama artık unutmuş olduklarından bir kez daha okumaya ikna oldular. Bazılarımız <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ı daha iyi anlamak için, Başak Hanım gibi bazılarımız ise kitap bahanesiyle meşhur filmi izleyip Robert Redford&#8217;u Atatürk mayosunun içinde havuzda güneşlenirken tekrar görebilmek için heyecanlandık.</p>
<p>New Yorker&#8217;dan <a href="http://www.newyorker.com/arts/critics/books/2008/05/26/080526crbo_books_wood">James Wood,</a> New York Times&#8217;dan <a href="http://www.nytimes.com/2008/05/16/books/16book.html?ref=bookreviews">Michiko Kakutani</a> gibi bazı ağır toplar <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ın <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;ye gönderme olduğuna eminler; bir söyleşide Joseph O&#8217;Neill da en sevdiği kitaplardan birisi olduğunu söylemiş.  İki kitap da amerikan rüyası ve bu rüyanın kabusa dönüşmesi hakkında.  <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span> konusuna birkaç yazı sonra geleceğim zaten ama <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;da kriket kulübündeki oyuncuların tamamı amerikan rüyası peşinde New York&#8217;a gelmek suretiyle yeni bir başlangıç yapan umutlu insanlar.  Kakutani benzetmeyi bir adım daha ileri götürüp iki romanın da anlatıcı karakterinin Jay Gatsby veya Chuck Ramkissoon gibi iki hayalperesti yandan izlemekte olduklarını eklemiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnetherland_oneill.jpg" border="0" alt="Joseph O'Neill, Cricket" width="175" height="225" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Joseph O&#8217;Neill Abimizin Annesinden Gelen Baskın Türk Genlerini Görüyorsunuz</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Öte Yandan Çilli Kızıl Saçlı İrlandalıların da Türk Oldukları Argümanı İçin Bkz: </em><a href="http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce"><em>Dubliners</em></a><em> Yazım</em></p>
<p>Kitabı bana en çok övenlerden birisi üniversite ev arkadaşım Sinan idi, kitabın bizim 1990&#8242;ların sonundaki New York hayatımızı anlattığını söyledi.  Üniversite sonrası New York&#8217;ta iken her Cumartesi sabahı Hans ve arkadaşları gibi biz de başka bir göçmen sporu olan futbol için Central Park&#8217;ta buluşurduk.  Genelde aynı takımlarla oynasak da ara sıra tanımadığımız başka göçmenler gelip Amerikan usulü usulca bir takıma girerlerdi. Birçok maç polisin veya park görevlilerinin gelip bizi &#8220;burada kramponla oynamak yasak&#8221; diye kovmasıyla biterdi. Çantalarımızı bulduğumuz başka bir dikdörtgen alana koyup bir daha sürgün edilene kadar devam ederdik. Maçtan sonra o civarlarda bir Hintli bakkaldan su, bazen de hispaniklerin işlettiği bagelcıdan krem peynirli bagel alır eve dönerdik.  Hans&#8217;ın Chuck ile en uzak köşelerine gittiği New York&#8217;tan biraz farklı da olsa bizim New York&#8217;umuz da kaotik, heyecanlı, depresif ve stresli bir yerdi.</p>
<p>Hans eşofmanı ve kocaman güneş gözlükleri ile Monika Lewisnky&#8217;yi görüyorsa biz de o zaman evli olan Ethan Hawke ve Uma Thurman ile karşılaşırdık.  Hans&#8217;ın kaldığı Chelsea Hotel&#8217;de bir komşusu Kuruçeşme&#8217;deki konserlerindeki Martin Gore gibi kanatlar takmış gelinlikli Türk Mehmet Taşpınar ise bizim de alt komşumuz olan gey çift kar yağınca teraslarında kardan kadın yaparlardı.  Hans&#8217;ın çevresinde yanlızlığına ilaç olan kriket arkadaşları Amerika&#8217;daki yeni hayatlarında sürekli garip bir işlerin peşinde koşarken bizim birçok arkadaşımız kendilerine New York&#8217;a getiren havalı işlerini bırakıp o zaman dotcom denilen yeni internet şirketlerine veya hızla yükselen Nasdaq borsasına bodoslama dalmışlardı.</p>
<p>Şimdi dönüp o günleri düşündükçe ben de Hans gibi garip bir nostaljiye bürünüyorum. New York, dünyanın en kalabalık olmasına rağmen en çok yanlız insan barından şehri.  Uzun süredir gitmedim, şehri ve oradaki hayatımı, heyecanımı hem özlüyorum hem de hiç özlemiyorum. Böyle bir şehrin hissettirdiği duygular da kendisi gibi garip tabii ki.</p>
<p>Yukarıda yaşlanma belirtileri gösterdiğimden bahsetmiştim.  Bu yazıyı yazarken de elemanlarının Netherland&#8217;ı okumuş olduğunu tahmin ettiğim yine Sinan&#8217;ın tavsiyesi Brooklyn&#8217;li grup <a href="http://www.last.fm/music/The+National">The National&#8217;</a>ın High Violet albümünü dinliyorum. The National da <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span> gibi depresif bir grup ama onları da <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span> gibi şiddetle tavsiye ederim.  Soğuk ve yağmurlu bir kış günü açık denizin kenarında hüzünlenen ergenler gibi olmak isteyenler için ikisi de ideal.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/11/18/masumiyet-muzesi-orhan-pamuk" title="Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (November 18, 2008)">Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk</a> (6)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>47 Numaralı Kamara, Hikmet Hükümenoğlu</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/11/01/47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/11/01/47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 20:08:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Roland Barthes]]></category>
		<category><![CDATA[Top Secret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=552</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/47numara_47numara.jpg" alt="47 Numaralı Kamara, Hikmet Hükümenoğlu"/></div>Roman başladıktan sonra bir DNA sarmalı gibi yavaş yavaş iç içe geçen iki ayrı hikayeden oluşmakta. Birinci hikaye şimdiki zamanda birinci şahıs tarafından anlatılıyor. Anlatıcı Murat son yolcuğunu yapan, cinayet romanı yazmaya oldukça müsait bir gemide İtalya'dan İstanbul'a giderken Hikmet Bey'in film haklarını satmış olduğu romanı Hikmet Bey ile birlikte yazmakta, aralarda da ufak ufak Merve'ye asılmakta. Üçüncü tekil şahıs veya herşeyi bilen tanrı/yazar stilindeki ikinci hikayede ise geçmiş zamanda 80'lerde bir sahil kasabasında Ali ve Ayşe isimli iki gencin yeni filizlenen aşkı anlatılıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F11%2F01%2F47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F11%2F01%2F47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;mizde VS Naipaul&#8217;un <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span> kitabını okurken Cemiyet&#8217;te cinsiyetimizin benim haricimdeki tek temsilcisi olan <a href="http://www.hikmethukumenoglu.com/">Hikmet</a>&#8216;in üçüncü kitabı piyasaya çıktı.  Daha önceki kitaplarını tartışmamızı istemeyen Hikmet&#8217;i üstüne varmama taktiğini başarı ile kullanmak marifetiyle ikna ettik.  Hatta daha önce <a href="http://sarapci.com/2009/04/16/kara-istanbul">Kara İstanbul</a> kitabını okurken kendi hikayesini konuşmamızı istemeyen Hikmet o kadar heveslendi ki, &#8220;Seni eleştirilerimizle yerden yere vuracağız, eline Moleskin defterini aldığına pişman edeceğiz&#8221; tehditlerimden bile çekinmedi.</p>
<p>Aslında kitabı yaklaşık bir sene önce taslak halindeyken fasikül fasikül okumuştum ama tabii hem çok zaman geçtiğinden hem de okumam sonrasında defalarca değiştirildiği için toplantıdan önceki hafta bir kez daha okudum.  Son halini daha da sevdim.</p>
<p>Bu sefer bebek uyutma sorunlarından dolayı bizim evde yapılan toplantıda herkes heyecanlıydı; normalde hep kitapları son dakika bitiren ve toplantılardan 2 gün önce hala okuyacağı 200 sayfa kaldığından şikayet eden Banu bile kitabı erkenden bitirip yerini almıştı.</p>
<p>Hikmet&#8217;in üçüncü kitabı <span style="text-decoration: underline;">47 Numaralı Kamara</span> roman içinde roman biçiminde bir kitap.  Ana karakterlerden ikisi yazar.  Birisi son kitabıyla çoksatar mertebesine ulaşmış, eskinin ağır roman yazarı ukala ve kibirli Hikmet Bey, ötekisi ise Hikmet Bey&#8217;in &#8220;hayalet&#8221; yazarı olan içine kapanık kompleksli genç Murat.  İkisinin arasında ise aşk üçgeninin tamamlayıcısı Hikmet Bey&#8217;in &#8220;zarif eşi&#8221; Merve var.</p>
<p>Elini sakatlayan Hikmet Bey karısının da önerisiyle yazılarını temize çekmesi için eskiden yazar olmak isteyen ama sınıf atlama hırsıyla daha çok para kazanacağı işlere yönelen Murat isimli bir genci işe alıyor.  Bir süre sonra Murat, yazıları sadece temize çekmekle yetinmeyip ufak ufak düzeltmeye de başlıyor; ta ki okuduğumuz kitabı Hikmet Bey mi Murat mı yazıyor anlaşılmaz hale gelene kadar.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/47numara_dna.jpg" alt="DNA" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Yuvarlanarak Giden Hikmet Bey&#8217;in Romanı, Ötekisi Murat&#8217;ın<br />
Kaynak: treehugger.com</em></p>
<p>Roman başladıktan sonra bir DNA sarmalı gibi yavaş yavaş iç içe geçen iki ayrı hikayeden oluşuyor.  Birinci hikaye şimdiki zamanda birinci şahıs tarafından anlatılmış.  Anlatıcı Murat, son yolcuğunu yapan, cinayet romanı yazmaya oldukça müsait bir gemide İtalya&#8217;dan İstanbul&#8217;a giderken Hikmet Bey&#8217;in film haklarını satmış olduğu romanı Hikmet Bey ile birlikte yazmakta, aralarda da ufak ufak Merve&#8217;ye asılmakta.  Üçüncü tekil şahıs veya herşeyi bilen tanrı/yazar stilindeki ikinci hikayede ise geçmiş zamanda 80&#8242;lerde bir sahil kasabasında Ali ve Ayşe isimli iki gencin yeni filizlenen aşkı anlatılıyor.</p>
<p>Bir açıdan bakacak olursanız (ki bu açıyı <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;CategoryID=40&amp;ArticleID=985096">Radikal Kitap&#8217;taki güzel yazısında</a> Asuman Kafaoğlu sistematik bir şekilde incelemiş) kitabın ana meselesi tanrı-yazar diyebileceğimiz kitabın tek hakimi hakkında.  47 Numaralı Kamara&#8217;yı okudukça &#8220;Bu kitabın yazarı hangisi, Hikmet Bey mi yoksa Murat mı?&#8221; diye düşünen okurun kafası gittikçe karışıyor.  Burada Hikmet Hükümenoğlu (kitaptaki yazar Hikmet Bey ile karışmasın diye bizim Okuma Cemiyeti&#8217;mizin azası olan yazardan Hikmet Hükümenoğlu olarak bahsetmek durumundayım) aralarda stili değiştirerek bazı ipuçları da verse sonuçta neyi kimin yazdığını anlamamız oldukça güç.</p>
<p>Tanrı-yazar (veya daha anlamlı olan ingilizcesi ile <em>author-authority</em>) konusunu incelemek için Fransız düşünür Roland Barthes&#8217;in &#8220;yazar ve yazıcı&#8221; (<em>author </em>/ <em>scriptor</em>) hakkındaki denemesine bakmanızı öneririm (<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Death_of_the_Author">Death of the Author</a>).  Burada Barthes artık yazar diye birşey kalmadığını, yazıcıların daha önceki yazılanları derleyerek yeniden şekillendiren kişiler olduklarını ve bu yeni stilin okurlar açısından çok daha heyecan verici olduğunu savunmuş.  Her eser okuyana göre farklı bir anlam taşıyacağı için edebiyatı yazara göre değil, yazarın da içinde olduğu bir bütün olan edebi mirasa göre, hatta bu mirasın okurun da paylaştığı kısmına göre okumak gerekir demiş.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/47numara_kapak.jpg" alt="47 Numaralı Kamara" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Tanrı-Kitapçı Idefix İse Kitabın Kapağını<br />
Sanki Kendisi Tasarlamış Gibi Damgalamış</em></p>
<p>Barthes&#8217;i dinleyip okur şarapçı olarak okuyunca, 47 Numaralı Kamara&#8217;nın meselesi 80&#8242;ler sonrası Türkiye&#8217;sinde sınıf atlamaktır.  Hikmet Bey&#8217;in romanındaki karakter Ali, 80&#8242;lerde küçük bir turistik sahil kasabasında oturan zeki bir delikanlıdır.  Lisenin son yıllarında İstanbul&#8217;dan gelerek bu sahil kasabasına yerleşen şehirli entellektüel ailenin kızı Ayşe ile flört etmeye başlar.  (Dikkat: 80&#8242;ler temasından devam etmek için <em>flört etmek</em> fiilini kullandım.) Ali&#8217;nin amacı sevmediği bu kasabanın kasvetinden ve baskılarından kurtulmak için İstanbul&#8217;a gidip orada köşeyi dönmektir, Ayşe ise birçok kadın gibi elindeki ham erkeği işleyerek istediği şekle getirmek ister.  Ali, köşeyi dönmek için önce okul ve standart iş ikilisini dener ve üniversite sonrası itibarlı bir şirkette genç bir mühendis olarak işe başlar.  Bir süre sonra da sabrı kafi gelmediğinden, biraz da şehirli kız arkadaşının burjuva ailesine inatla, daha kestirme yollara yönelir.</p>
<p>Kitabın sarmalları birbirine yaklaşıp iki hikaye birbirine dolandıkça ikinci hikayenin birinci hikayedeki iki erkek olan Hikmet Bey ve Murat&#8217;tan ziyade iki sosyal sınıf arasındaki mücadele ile şekillendiğini düşündüm.  Hikayeyi bir Hikmet Bey, bir Murat kendine göre çekiştirdi durdu.  Hikmet Bey&#8217;in Murat&#8217;ın elinden çıkan romanı değiştirerek hasmını küçümseme stili favori viskisi Talisker&#8217;in anavatanı olan Batı Avrupa ülkelerindeki üst sınıf erkekleri gibi ince iken; Murat, romanın omurgasını oluştururken insanlık tarihi kadar eski bir yöntem olan karşısındaki erkeğin karısını elde etmek yöntemini kullanarak üst sınıftan hıncını aldı.</p>
<p>İki erkeğin hem kadın karakter hem de ben okur üzerindeki güç gösterisi sonlara doğru şirazesinden çıkıp kabalaştığında Hikmet Bey Murat&#8217;ı elinden geldiğince yaralamaya çalışırken Hikmet Hükümenoğlu da verdiği ipuçlarının dozunu kaçırdı ve bir önceki kitabı <a href="http://sarapci.com/2008/02/18/kucuk-yalanlar-kitabi-hikmet-hukumenoglu">Küçük Yalanlar Kitabı</a>&#8216;ındaki gibi çok fazla izahat yaparak hem benden hem de Sayın Roland Barthes&#8217;den eksi puan aldı.  Kitabın sonlarındaki 47 numaralı kamaradaki kapışma kesin bir galibi olmadan bırakılsaydı ben de bu cümlede Ali yerine Murat yazabilecektim, okurlar da 80&#8242;lerin hakim sınıflarının mücadelesi konusunda kendi fikirlerini daha rahat verebileceklerdi.</p>
<p>Ama Okuma Cemiyeti toplantımızda bu eleştirim dışında Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nu fazla rahatsız edemedim çünkü <span style="text-decoration: underline;">47 Numaralı Kamara</span>&#8216;nın diğerlerine göre daha olgun ve Hikmet Bey&#8217;in tek başına yazacağı cinsten ince düşünülmüş bir roman olduğunu düşündüm.  İki yazar arasında gidip gelen stil ve DNA sarmalı kurgu çok başarılı olmuştu.  Karakterler tam dozundaydı, hiçbirisini rahatça sevemedim veya nefret edemedim.  Zaten iki yazar olunca tıpkı <span style="text-decoration: underline;">Küçük Yalanlar Kitabı</span>&#8216;ndaki gibi kime güveneceğimi bilmem mümkün değildi.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/47numara_arsivci.jpg" alt="Top Secret Swedish Bookstore" /></div>
<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;">Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nun Arşivcisi</span></div>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em></p>
<div style="text-align: center;">Kaynak: 80&#8242;lerin Unutulmaz Filmi, Top Secret</div>
<p></em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Artık her Hikmet Hükümenoğlu romanında görmeyi beklediğimiz insanüstü öğeler <span style="text-decoration: underline;">47 Numaralı Kamara</span>&#8216;da da yerlerini almışlardı.  Ama bu sefer farklı olarak insanüstü sandığım şeyler gerçek, gerçek sandıklarım da insanüstü çıktı.  En hoşuma giden detaylardan birisi de Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nun önceki iki kitabını okuduysanız tanıyacağınız (bana Top Secret filmindeki <a href="http://www.craigerscinemacorner.com/Reviews/top_secret.htm">İsveçli Kitapçı</a>&#8216;yı hatırlatan) arşivcinin yine bir <em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cameo_g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC">cameo</a></em> rol ile karşıma çıkması oldu.  Umarım arşivci diğer romanlarda daha da öne çıkan bir karakter olur diye düşündüm.</p>
<p>Bu sefer Okuma Cemiyeti toplantımızın en sevdiğim kısmı olan kitap seçimini yapamadık çünkü daha önceden seçtiğimiz kitaplardan (Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nun favori yazarlarından) Murakami&#8217;nin <span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span> kitabı zaten sıradaydı.</p>
<p>Vakit kalırsa arada bir de ufak Murakami kitabı okumak istiyorum, bu sefer edebiyat dışı ve konu benim favori konularımdan uzun mesafe koşu!</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/11/01/47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Oct 2010 19:25:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Koloniyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/bend_bend.jpg" alt="Nehrin Donemeci (Bend in the River)"/></div>Naipaul'un Nehrin Dönemeci'nde ilgilendiği ﻿insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım.  Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum.  Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım,﻿ politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F10%2F07%2Fa-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F10%2F07%2Fa-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee">Kötü Bir Yılın Güncesi</a> yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti toplantımızda benim özellikle istediğim iki yazar art arda seçildi; önce <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Maxwell_Coetzee">J.M. Coetzee</a> sonra da <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Maxwell_Coetzee">V.S. Naipau</a>l &#8216;un kitaplarını okuduk &#8211; ama ikisini de pek sevmedim.</p>
<p>V.S. Naipaul hakkında oradan buradan okuduklarımdan sevimsiz bir adam olduğu gibi bir fikrim vardı.  Hangi kitabı seçelim diye araştırırken bilimum huysuzluklarını, kibrini, eski karısını dövdüğünü, aşağılık kompleksini, hazımsızlığını okudukça iyice rahatsız oldum.  New Yorker dergisinden James Wood&#8217;un yazısından sonra (<a href="http://www.newyorker.com/arts/critics/books/2008/12/01/081201crbo_books_wood">Wounder and the Wounded</a> &#8211; Yaralayıcı ve Yaralı) kendisini biraz daha iyi anladım ama fikrim fazla değişmedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" title="bend_kapak.jpg" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesbend_kapak.jpg" border="0" alt="bend_kapak.jpg" width="150" height="222" /></p>
<p>Kitaba başlarken kafamdaki sorulardan birisi de insanın hoşlanmadığı bir sanatçının eserlerini sevebilip sevememesiydi.  Ben sevebildiğimi zannediyorum.  Misal, Noir Desir&#8217;in solisti <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Bertrand_Cantat">Bernard Cantat</a> karısını dövüp öldürdü ama gelmiş geçmiş en iyi rock solistlerinden birisi olduğunu düşünüyorum.  Kenan Doğulu&#8217;dan Galatasaraylı olması dışında pek hazzetmiyorum ama bir gün olur da güzel bir şarkı yaparsa dinleyebilirim.  Serdar Ortaç ise über-gıcık bir adam da olsa ecnebilerin <em><a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=guilty%20pleasure">guilty pleasure</a></em> dediği hoşlanmaktan dolayı utanç duyduğum bir şahıs, televizyonda klibini görürsem bilgiç danslarını, gerdan kırmalarını, göz süzmelerini kaçıramam.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" title="bend_serdar.jpg" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesbend_serdar.jpg" border="0" alt="bend_serdar.jpg" width="350" height="166" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>V.S. Naipaul Karşılaştırıldığını Duysa Pek Hoşlanmaz Ama </em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yırtıcı Kedilerle Böyle Pozlar Veren Birisini Sevmemek Mümkün Mü?</em></p>
<p style="text-align: left;">﻿Naipaul&#8217;a da gıcık olduğumdandır belki, <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span>&#8216;ni okurken hafif otobiyografik özellikleri olan ana karakterde aşağılık kompleksi belirtileri ve neo-kolonyalizm aradım durdum. Naipaul da Uganda, Kenya, Tanzanya ve bir süre sonra Zaire gibi ülkelerde dolaşmış ve yaşamış.  Oralar hakkında pek hoş şeyler yazmadığı edebiyat dışı kitapları da var.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemec</span>i ise Salim isimli Doğu Afrika&#8217;daki Hint diasporasından bir delikanlının bulduğu bir fırsatı değerlendirmek için gelişmekte olan bir Orta Afrika ülkesine gitmesini ve orada bir dükkanı devralıp kasabanın kolonizasyon, post-kolonizasyon karmaşa, karmaşa sonrası dikta altındaki genç ülke aşamalarında bir yabancı iş adamı olarak tutunmaya çalışmasını anlatıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Salim esnaflığı sırasında biraz karakterinden biraz da kendini farklı görme isteğinden dolayı yerel halk ile kaynaşmıyor ve başlarda küçük gördüğü yerlilerin zaman içerisinde kabiliyet veya çalışkanlıklarından ziyade ülkenin sahibi addedilmelerinden dolayı yukarılara çıkmalarını haset ve çaresizlik içerisinde izliyor.  Türkçe bilse &#8220;ayakların baş olması&#8221; tabiriyle anlatacağı bu durum Salim&#8217;in ataleti yüzünden bir süre sonra içinden çıkılamaz bir hale gelmişken ülkenin diktatörünün ülkede yabancıların da yardımıyla bir üniversite kurma planı söz konusu olunca vaziyet (ve Salim&#8217;in kıskançlıkları) farklı bir hal alıyor.</p>
<p style="text-align: left;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesbend_naipaul.jpg" border="0" alt="V.S. Naipaul" width="175" height="254" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yazımı Görsa Bana Da &#8220;Okumamış, Cahil, Bilgisiz&#8221; Derdi</em></p>
<p style="text-align: left;"><em></em>Naipaul&#8217;un <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span>&#8216;nde ilgilendiği ﻿insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım.  Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum.  Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım,﻿ politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı.</p>
<p>Kitap hakkındaki yazıları okurken bir web sitesinde Amerikalı bir okurun yazdığı, &#8220;Bu kitabı okuduktan sonra ülkemdeki demokrasiden gurur ve mutluluk duydum&#8221; yorumu herhalde Naipaul&#8217;un bu kitabı yazma sebeplerinden birisiydi diye bile düşündüm.</p>
<p>Kitap kulübümüzde de <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span>&#8216;ni beğenen pek çıkmadı, tartışma da oldukça kısa sürdü &#8211; birbirimize daha çok nesini sevmediğimizi anlattık.  Toplantının başında da her zaman uzun bir merasimle yaptığımız kitap seçme oylaması bir sonraki kitabımız Hikmet&#8217;in kitabı olacağı için iki sonraki için yapıldı﻿: yarı Türk Joseph O&#8217;Connor&#8217;ın <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Netherland">Netherland</a>&#8216;ı (Hollanda).</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ı heyecanla bekliyorum çünkü hem çok iyi eleştiriler okudum, hem edebi zevkine saygı duyduğum Obama çok sevmiş; ama en önemlisi hala New York&#8217;ta kalanlarımızdan Sinan &#8220;muhakkak okuman lazım, bizim 90&#8242;ların sonu Cumartesi sabahı futbol oynama çabalarımızı hatırlatıyor, ayrıca nefis kitap&#8221; taviyesini yaptı.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee" title="Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee (August 10, 2010)">Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 20:26:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/diary_diary.jpg" alt="Kötü Bir Yılın Güncesi (Diary of a Bad Year)"/></div>Asuman Kafaoğlu-Büke'nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı:  biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden "Edebiyat Dışı" olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz.  Coetzee'nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde "belgesel izleyip kitap okuyan" Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F08%2F10%2Fdiary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F08%2F10%2Fdiary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nde okuduğumuz en komik kitap olan <a href="http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole">Alıklar Birliği</a>&#8216;nde sonra gülmemesiyle ünlü Güney Afrikalı (Nobelli) yazar J.M. Coetzee&#8217;nın Türkçe&#8217;ye yeni tercüme edilen kitabı <span style="text-decoration: underline;">Kötü Bir Yılın Güncesi</span>&#8216;ni okuduk.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/diary_kapak.jpg" alt="Diary of a Bad Year, Kötü Bir Yılın Güncesi" /></div>
<p>En meşhur iki Güney Afrikalı yazar olan Coetzee (<em>Kıtziya</em> okunuyor bkz: <a href="http://inogolo.com/query.php?qstr=coetzee&amp;search=Search+Names">Coetzee</a>) ve Nordimer ne zamandır aklımdaydılar; Türkiye&#8217;yi bazı bakımlardan Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;ne benzettiğim için ikisini de merak ediyordum.  Lisede nefret ettiğim <a href="http://www.amazon.co.uk/Too-Late-Phalarope-Alan-Paton/dp/0140032169/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1278789905&amp;sr=8-1-spell">Too Late the Phalarope</a> ve <a href="http://www.amazon.co.uk/Cry-Beloved-Country-Comfort-Desolation/dp/0099766817/ref=ntt_at_ep_dpt_1">Cry, the Beloved Country</a> kitaplarından dolayı Güney Afrika romanları hakkında pek iyi bir intibam yoktu ama modern yazarlar konusunda daha umutluydum.</p>
<p>Radikal Kitap&#8217;taki <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;ArticleID=950676&amp;Date=13.05.2010&amp;CategoryID=40">Asuman Kafaoğlu-Büke&#8217;nin yazısından</a> sonra çok heveslendim ve Okuma Cemiyeti&#8217;nde şiddetli bir Coetzee lobisi yaptım.  Cemiyette benim gibi kitapları araştırıp ne istediğini bilen bilinçli seçmenlerle dağdaki çobanın oyu aynı sayıldığından kitleleri ikna etmek çok zor olmadı.</p>
<p>Söz konusu toplantıyı Etiler&#8217;deki (artık kapanmış olan) Fischer&#8217;de yaptık.  Normalde iki kitap aynı oyu alınca ikisi arasında ikinci tur seçimi yapmamıza rağmen bu sefer ikisini de sırayla okumaya karar verdik.  Dolayısıyla isimleri yerine ilk isimleri ve göbekadlarının baş harflerini kullanmayı tercih eden J.M. Coetzee ve V.S. Naipaul&#8217;u art arda geldiler.  İkisini de ben önermiştim ama sonradan düşününce ikisini de çok sevmediğime karar verdim.</p>
<p>Coetzee&#8217;nın kitabı aslında Naipaul&#8217;unkinden çok daha enteresan bir kitap.  Bir kere yazılış şeklinden dolayı; zira kitabın yarısı edebiyat, yarısı ise denemelerden oluşuyor.  Kitapta Coetzee&#8217;ya çok benzeyen (ama o olmayan) Güney Afrikalı bir yazar, mümkün mertebe ortalığı karıştırıcı cinsten denemelerden oluşan bir kitap yazması için teklif alıyor.  O da parkinsonundan dolayı elle yazdıklarını Anya isimli boş vakitlerinde alışveriş yapmak ve erkekleri delirtmekten hoşlanan küçük kırmızı elbiseli Filipinli komşusuna daktilo ettirmeye karar veriyor.  İkinci enteresan şey  ise kitabın sayfalarının önce ikiye sonra da üçe bölünmüş olması.  Bir kısmı denemelerin kendileri, bir kısmı denemelerin yazılışı sırasında yazarın (Senyor C), bir kısmı ise Anya ve sevgilisi Alan&#8217;ın bakış açısı.  Coetzee bazen hikayeler ve denemeler arasındaki senkronizasyonu da bozarak yazdığı için kitap iyice oyuncaklı olmuş.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/diary_aquino.jpg" alt="Corazon Aquino, Anya" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Google&#8217;da Seksi Kırmızılı Filipinli Kadın Diye Arayınca<br />
Karşıma Marcos&#8217;un Korkulu Rüyası Rahmetli Başkan Corazon Aquino Çıktı!</em></p>
<p>Asuman Kafaoğlu-Büke&#8217;nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı:  biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden &#8220;Edebiyat Dışı&#8221; olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz.  Coetzee&#8217;nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde &#8220;belgesel izleyip kitap okuyan&#8221; Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor.  Bu denemeler ilk başlarda anarşi, demokrasi, Makyavelli ve milletlerin utancı derken ağır başlıyorlar ama kitap ilerledikçe Anya Senyor C&#8217;yi bu sıkıcı konulardan uzaklaşması konusunda ikna ediyor da sonlardaki denemeler çocuklar, kuşlar, erotik hayat gibi daha &#8220;enteresan&#8221; yönlere gidiyor.  Tabii bu denemeler Türk okurunun ne kadar ilgisini çeker tartışılır zira Türk okuru ekseriyetle zaten belli olan fikrini destekleyecek kitaplar okur &#8211; Senor C&#8217;nin fikirleri ise pek bize gelmeyecek cinsten oldukça sivri fikirler.</p>
<p>Denemelerin arasına serpiştirilen olaylar sonucunda okudukça birbirini tamamlayan üç karakterin (entellektüel ve sıkıcı Senyor C, hayat dolu ve amaçsız Anya, materyalist ve utanmaz Alan) yakınlaşması ile hayatın aslında çok daha karmaşık ve çok yönlü olduğu sonucuna varıyoruz.  Yazar Senyor C, Tolstoy&#8217;un da cevabını aradığı &#8220;Nasıl yaşamalı?&#8221; sorusunun cevabını Dostoyevski gibi değişik fikirleri çarpıştırarak ararken antitezi Anya ve Alan sayesinde biraz daha dünyaya bizlerin arasına dönüyor.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/diary_coetzee.jpg" alt="J. M. Coetzee" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Coetzee&#8217;nın Neşeli Bir Anı</em></p>
<p>Kitabı üç ayrı yoldan okurken Senyor C&#8217;nin müzik hakkındaki denemesinde Wagner ve Strauss hakkında yazdıklarını düşündüm:</p>
<blockquote><p>&#8220;Onların müziği harmonik ve amaçsal değişim ve ruhani değişim arasındaki paralelliklere dayanıyor.&#8221;</p></blockquote>
<p>Coetzee de bu kitabı yazarken duygusuz denemelerle duygusal değişimleri üst üste yerleştirmiş.  Teknik olarak mükemmel gibi gelse de okurken kitabın edebiyat olan kısımlarında &#8211; belki de benim çok ilgimi çekmeyen temaları yüzünden &#8211; biraz ayak sürüdüm.  Ne Senyor C&#8217;nin depresiv ve pasif sinizmi ne de Senyor C&#8217;nin bütün uğraşılarına rağmen hiç seksi olamayan Anya&#8217;nın umursamaz cehaleti beni pek çekmedi.  Coetzee Alan karakterine nefret ettiği çok fazla özelliği yükleyerek aslında ilginç olabilecek adamı karikatürize edince kimseden umudum kalmadı.  Anya&#8217;nın &#8220;kirlilikle savaşılmaz, ona alışsan iyi olur&#8221; demesi gibi kitabı alışmaya çalışarak bitirdim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kötü Bir Yılın Güncesi</span>&#8216;ni Etiler&#8217;deki vasat Amerikan lokantası Chili&#8217;s de tartışırken konu Senyor C&#8217;nin sağda mı solda mı olduğunu çözemediğimiz fikirlerinden İzmirli sosyal demokrat mı, ortanın sağı mı, sağın ortası mı olduklarını bilmeyen seçmenlere kaydı.   Sonuçta bir yere de varamadık ama fikirlerin çarpışmasından bazı şimşekler çaktı zannedersem, darısı J.S. Naipaul&#8217;a diyerekten evlerimize dağıldık.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul" title="A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul (October 7, 2010)">A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces), John Kennedy Toole</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 19:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-Kahramanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Big Lebowski]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[New Orleans]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_confederacy.jpg" alt="The Sopranos"/></div>Kitaptaki başarılı ana karakterlerden birisi de dekadan bir üçüncü dünya başkenti havasındaki New Orleans şehri.  (Şehrin 90'lardaki hali için: <a href="http://sarapci.com/1996/05/03/gunah-sehri-new-orleans">Günah Şehri New Orleans</a> isimli sarapci.com yazısına bakınız.) <u>Alıklar Birliği</u>, New Orleans'ı James Joyce'un Dublin'i gibi detaylarıyla realist bir şekilde portre ettiği için orada (ve daha sonra bütün Amerika'da) kült statüsüne ulaşmış, hatta Ignatius'un kitabın en başında ufak bir isyan çıkardığı D.H. Holmes isimli dükkanın olduğu yerde bir heykelini dikmişler. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F04%2F13%2Faliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F04%2F13%2Faliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://sarapci.com/dubliners-dublinliler-james-joyce/">Dubliners</a> yazımda <span style="text-decoration: underline;">A Confederacy of Dunces</span>&#8216;dan (Alıklar Birliği) biraz bahsetmiştim.  Kitaba başlarken biraz tedirgindim zira birden fazla kişiden çok komik olduğunu duymuştum.  Ne zaman bir kitap komik diye övülse hayal kırıklığına uğradığımdan okumaya hafif bir önyargı ile başladım.</p>
<p>Aslında mekan da kitap okumaya pek uygun değildi.  Bir türlü yazısını yazamadığım Güney İtalya seyahatimizin dönüş uçağındaydık.  Bari havaalanına hız sınırlarını zorlayarak yetiştikten sonra son dakika aldığımız şarabı kırılmasın diye bavula koymayıp yanıma almıştım.  Bavullarımızı verip üstbaş kontrolünden geçerken yanımda güvenlik kurallarını ihlal edecek şekilde 100 ml&#8217;den fazla şarap taşıdığım için şişeme el koymaya kalktılar.  Ben isyan edince, aksi kadın polis şişeyi sırt çantama koyup geri gitmemi çantamı da bagaja vermemi tavsiye etti.  Yapacak başka birşey olmadığından çantamdaki gerekli eşyaları Türk usulü birsürü plastik torbaya aktardım ve çantamı &#8220;<em>çekin</em>&#8221; ettim.  Kan ter içinde geri gelip uçağın kapısı kapanayazdığı sırada THY uçağına geç kalmış da bütün uçağı beklettirmiş milletvekili gibi herkes yerine yerleştikten sonra pişkin bir şekilde yerime oturdum.  Kısa süre sonra 2.5 yaşında bir bebekle seyahat etmenin zorluklarını yaşamaya başladık.  Ama nasılsa bir süre sonra ortalık duruldu da <span style="text-decoration: underline;">Alıklar Birliği</span>&#8216;ne başlayabildim.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_kapak.jpg" alt="A Confederacy of Duncesi, Alıklar Birliği" /></div>
<p>Benim için bir kitapta herhalde diyaloglardan sonra en önemli şey olan karakterlerden başlamak gerekirse daha kitabın ilk sayfalarında anti-kahramanımız Ignatius J. Reilly ufaktan gülümsetmeye, sonra kıkırdatmaya, sonra da gözlerimden yaşlar getirecek şekilde katılarak güldürmeye başladı.</p>
<p>Ignatius New Orleans&#8217;ın sıcağında kulaklarını kapatan bir av şapkası ve kalın avcı gömleğiyle gezen, hastalık hastası, 30&#8242;lu yaşlarında hala her işini yapan annesiyle oturan, yüzsüz, bencil, ukala ve en önemlisi hayatımda okuduğum en eğlenceli roman karakteri.</p>
<p>Kısa süre sonra yan karakterlerin en iyisi (muhtemelen Eddie Murphy&#8217;nin ilham kaynağı) dünyaya sürekli kapkara gözlüklerin ve sigara dumanının ardından bakan sarkastik zenci Burma Jones ve Ignatius&#8217;un <em>nemesis</em>&#8216;i zavallı polis Mancuso piyasaya çıktı.  Ignatius&#8217;un köylü kurnazı annesi Irine Reilly&#8217;yi hem sevmedim hem de kadıncağıza acıdım.  Big Lebowski filmindeki beceriksiz dedektifi hatırlatan Levy Pants fabrikasında Ignatius&#8217;un müdürü Mr. Gonzales, aynı ofisteki bunak memure Miss Trixie, Ignatius&#8217;la nefret-aşk ilişkisiyle bağlı abaza sevgilisi Myrna Minkoff gibi karakterler de kitabı iyice komikleştirdiler.</p>
<p>Yavaş yavaş karakterleri tanıyıp konunun Recep İvedik benzeri bir başarısız iş aramaları serisi olduğunu anladıktan sonra kitabın keyfine varmaya başladım.  35. sayfada aşağıdaki paragrafı okurken artık engelleyemediğim bir gülme krizine tutuldum (tercüme bendenize aittir):</p>
<blockquote><p>Bayan Reilly Devriye Mancuso&#8217;ya sabah İgnatius için aldığı iki düzine çöreğin kalanlarından ikram etti.  Yağlı kutu sanki birisi içindeki bütün çörekleri aceleyle aynı anda almaya kalkmışçasına eciş bücüştü.  Mancuso biraz uğraştıktan sonra açabildiği kutunun dibindeki iki tane pörsümüş çöreğe ulaştı.  Çöreklerin kenarlarındaki nem ve ufak delik kısa süre önce içlerindeki reçelin çaktırmadan emildiğini gösteriyordu.  Mancuso kibarca &#8220;Teşekkürler Bayan Reilly, zaten öğlen biraz fazla yemiştim&#8221; diyerek çörek kutusunu Bayan Reilly&#8217;ye uzattı.  Bayan Reilly Mancuso&#8217;ya ağzına kadar doldurduğu için taşırken dökülmeye başlayan kahve fincanını &#8220;Keşke bir tane alsaydınız Bay Mancuso, Ignatius bu çörekleri çok sever.  Daha bu sabah bana &#8216;Anne bu çörekleri çok seviyorum&#8217; dedi diyerek uzattı.&#8221;</p></blockquote>
<p>Şu anda bana &#8220;Allah canımı alsın, iki gözüm önüme aksın ki bu kitap çok komik&#8221; diye kitap tavsiye edenlerin yaptığının aynısını siz sayın okurlara yaptığımın farkındayım ama yukarıdaki paragrafı benim gibi karakterleri tanıyarak okusaydınız, uçağınıza geç kalmışken bir de yeni aldığınız nadide şarabınızı kırılma riskini göze alarak bagaja verseydiniz, yanınızda oğlunuz ikide bir yere düşürdüğü boya kalemlerini size daracık koltukların arasından kafanızı vurdura vurdura aldırsaydı eminim siz de solunuzda oturan kolormatik gözlüklü çenesine kadar favorili İtalyan amcanın garip bakışlarına aldırmadan gözünüzden yaşlar gelerek gülerdiniz.</p>
<p>Ignatius&#8217;u komik bir dehanın en önemli ürünü yapan şeylerden birisi de kendisinden başka herkesin aptal ve cahil olduğunu düşünürken yaptıkları.  Yaşamak için tek iyi zamanın Ortaçağ olduğunu düşünen Ignatius&#8217;a göre kitabın geçtiği 1950&#8242;lerde dünyada kafi miktarda estetik, dürüstlük, düzen ve din kalmamış.  Tabii bütün bu soyu tükenen erdemler herşeyi bilen Ignatius&#8217;un kendi <em>weltanschauung</em>&#8216;una (spesifik dünya görüşü) göre tarif edilmekte.  Ignatius bu fikirlerini sadece düşünmekle kalmıyor mümkün mertebe önüne gelen herkese de empoze ediyor.  Ama yazar <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_Kennedy_Toole">John Kennedy Toole</a> İgnatius&#8217;u o kadar güzel anlatmış ki, kitabı okuduğum günlerde metrobüste arkamda yeni tanıştığı kızlara yazarken &#8220;Güzel Allahımız iyi ki dört mevsimi yaratmış, şu kış olmasaydı mikroplar nasıl ölürdü?&#8221; gibi salakça bir soru soran delikanlıya dönüp bir Ignatius tepkisi vermemek için zor tuttum.  Muhtemelen böylece temiz bir dayaktan kurtuldum, ayrı.  (Zaten böyle sevdiğim karakterlerden çok etkilendiğim için evde Larry David&#8217;in mükemmel dizisi <span style="text-decoration: underline;">Curb Your Enthusiasm</span>&#8216;i izlemem yasaklandı.)</p>
<p>Ignatius kitap boyunca ağdalı İngilizcesiyle hayattaki zorlukları kabullenmeyi öneren kaderci Romalı düşünür <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Boethius">Boethius</a>, monist felsefesi Mevlana&#8217;yı hatırlatan İngiliz şair <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_Milton">Milton</a> gibi favori yazarlarına atıflarda bulunuyor.  Tabii bunlara kendi yorumunu da katıp işine gelen kısımlarını cımbızla seçerek.  Ignatius&#8217;un sorunlarla karşılaşınca Boethius&#8217;un çark-ı feleğini örnek göstererek tepki vermemesi biraz Trainspotting&#8217;deki komik karakter Spud&#8217;ın gittiği iş mülakatında &#8220;En güçsüz yanım idealistliğimdir, bir problemle karşılaştığımda hiç umurumda olmaz&#8221; demesine benziyor.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_float.jpg" alt="" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>New Orleans&#8217;ta Mardi Gras Kutlamalarında Bir Ignatius Reilly Heykeli</em></p>
<p>Ignatius&#8217;un pasifizimini ve tembelleğini haklı çıkarırcasına zenci elemanlarını köle gibi çalıştıran Mr. Levy bütün parasına ve gücüne rağmen kitaptaki en dertli karakter.  Öte yandan polis tarafından tehdit edildiğinden asgari ücretin altında eşek gibi çalışmak zorunda kalan Jones hayatından memnun denemese de en azından mutlu.  Ve kitap boyunca kaderin (veya <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Minerva">Minerva</a>&#8216;nın) cilveleri sayesinde fatalist Ignatius çevresindeki herkesin hayatını bir şekilde değiştirmeyi başarıyor.</p>
<p>Kitaptaki başarılı ana karakterlerden birisi de dekadan bir üçüncü dünya başkenti havasındaki New Orleans şehri.  (Şehrin 90&#8242;lardaki hali için: <a href="http://sarapci.com/1996/05/03/gunah-sehri-new-orleans">Günah Şehri New Orleans</a> isimli sarapci.com yazısına bakınız.) <span style="text-decoration: underline;">Alıklar Birliği</span>, New Orleans&#8217;ı James Joyce&#8217;un Dublin&#8217;i gibi detaylarıyla realist bir şekilde portre ettiği için orada (ve daha sonra bütün Amerika&#8217;da) kült statüsüne ulaşmış, hatta Ignatius&#8217;un kitabın en başında ufak bir isyan çıkardığı D.H. Holmes isimli dükkanın olduğu yerde bir heykelini dikmişler.  Kitabın bir hayranı da çok takdir ettiğim bir hareketle kitaptaki mekanlara tek tek gidip şu mükemmel web sitesini hazırlamış: <a href="http://ignatiusghost.blogspot.com/">http://ignatiusghost.blogspot.com/</a>.  Detaylara meraklıysanız bu sitede kitapta bol bol bahsi geçen Big Chief Tablets (bir cins bloknot), Dr. Nut (bir gazlı içecek) gibi şeylerin resimlerini de bulabilirsiniz.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_ignatius.jpg" alt="Ignatius J. Reilly" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Ignatius J. Reilly&#8217;nin D.H. Holmes Önüne Dikilmiş Heykeli</em></p>
<p>Alıklar Birliği&#8217;ni tartıştığımız <a href="http://sarapci.com/tag/okuma-cemiyeti">Okuma Cemiyeti</a> toplantısını aslında New Orleans&#8217;ın havasını taşıyan Beyoğlu&#8217;nun arka sokaklarında yapmamız yakışırdı ama kader (Minerva) Kuruçeşme Balıkçısı&#8217;nı daha uygun gördü.  Adeta kitaptan bir sahne gibi, arka masamızda 3 tane über-dedikoducu kadın bağıra çağıra bir ortak ardaşlarının gelininin ne kadar da terbiyesiz olduğunu tartışmaktalardı.  İşin kötüsü anlattıklarını mecburen dinlediğimiz için haklı olduklarını düşünmeye başladım; gelin gercekten de tam sopalıktı.   Seha&#8217;dan engelleyici pis bakışlar gelmese kadınlara (bu sefer dayak yeme riski de yokken) esaslı bir Ignatius tepkisi verecektim ama yapamadım.  Zaten ne zaman boyle bir durumda olsam şartlar şahit olduğum olaylara mudahalemi engeller, sonra gunlerce &#8220;keske karışsaydım, bu pasifizmin kimseye faydası yok&#8221; ile &#8220;ulan işim ne iyi ki karışmadım, ne halleri varsa görsünler&#8221; arasinda gider gelirim.</p>
<p>Aslında Okuma Cemiyeti&#8217;nde kitabı benim kadar beğenen kimse çıkmadığı için hayal kırıklığına uğramış olduğumdan pek hevesim de kalmamıştı.  Banu, Ignatius terbiyesizliğinin hiç sevmediği bir herifi hatılattığını dolayısıyla Ignatius&#8217;tan da  tiksindiğini ve okumaya dayanamadığını anlattı.  Seha zaten benim çok sevdiğim şeyleri ekseriyetle sevmez, kitabı bitirmemişti bile, sonunu ben anlattım.  <span style="text-decoration: underline;">Alıklar Birliği</span> <a href="http://gulunesiasklar.blogspot.com/">Ludmila</a>&#8216;nın da favori kitaplarından birisi olmasına rağmen cemiyetteki kadınlara &#8220;Siz bu kitabı sevemediniz zira bu bir erkek kitabıdır ve siz kadınlar mizahtan anlamazsınız&#8221; gibi Ignatius cinsi bir genelleme yapmak suretiyle saldıracaktım ki Hikmet de benim bayılmış olduğum karakterlerin fazla karikatürize olduğundan şikayet edince pes ettim.</p>
<p>Aslında sayın azalarımız bu kitabın değerini bilemediler zira bir sonraki kitabımız hem ağır hem de ziyadesiyle ciddi yazar olarak tanınan J. M. Coetzee&#8217;nın (kat-Zİ-ya okunuyormuş, <a href="http://inogolo.com/query.php?qstr=coetzee&amp;search=Search+Names">inanmayan bakabilir</a>) <span style="text-decoration: underline;">Kötü Bir Yılın Güncesi</span> (<span style="text-decoration: underline;">Diary of a Bad Year</span>) isimli kitabı oldu.  Ben de bu fırsat bir daha elime geçmez diye kendimi Minerva&#8217;ya teslim edip arka masadaki kadınlara ne kadar beyinsiz ve zavallı yaratıklar olduklarını anlatmaya gittim.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dubliners (Dublinliler), James Joyce</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 18:04:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Sınıf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=495</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/dubliners_dubliners.jpg" alt=""/></div>En ilginci James Joyce'un da aralarında olduğu İrlandalı oryantalistler üstlerindeki İngiliz etkisinden hoşlanmadıkları için İrlandalıların atalarının Doğu Akdeniz'den geldiklerini dolayısıyla İrlanda dilinin ve alfabesinin kökeninin Fenike olduğunu iddia ediyorlar.  Hatta James Joyce <a href="http://www.jstor.org/pss/25473908">bir yazısında</a> "Dublin ve Istanbul'un asil ikiz kimliğinden" bahsediyor!  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F01%2F09%2Fdubliners-dublinliler-james-joyce"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F01%2F09%2Fdubliners-dublinliler-james-joyce&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyetimizde acılar içinde okumak zorunda kaldığım <span style="text-decoration: underline;">İklimler</span>&#8216;den <a href="http://sarapci.com/climats-iklimler-andre-maurois/">bir önceki yazımda</a> yazdığım gibi illallah ettiğim için James Joyce&#8217;un <span style="text-decoration: underline;">Dubliners</span> kitabına sıcak, yaz, plaj demeden heyecanla sarıldım.</p>
<p>Kitabın başlangıcı yaz tatili haftamıza denk geldi.  Alışkanlığım olduğu üzere tatildeki yoğun okuma seanslarıma öncelikle birikmişlerden başladım.  Okumak için kenara ayırdığım dergileri (son iki ayın <em>Roll</em>&#8216;u, bir adet eski <em>Intelligent Life</em>, bir adet hayatı dijitize etme hakkında <em>Wired</em>), internetten basıp biriktirdikten sonra ataşımsı siyah şeylerle kategorilerine göre ayırdığım New Yorker, The Guardian makalelerini ve emailden, Facebook&#8217;tan, Friendfeed&#8217;den bulduğum ve sonra okumak için ayırdığım bir dolu yazıyı bitirmek toplam 4 günümü aldı.  Zaten gazete harici okuma saati Marmaris&#8217;te her gün elime geçen <em>The Guardian</em> ile birlikte 3&#8242;e çıkardığım gazeteler sayesinde ancak öğleden sonra geliyordu.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/dubliners_kapak.jpg" alt="Dublinliler, James Joyce" /></div>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dublinliler</span> James Joyce&#8217;un 1904 &#8211; 1914 arasında henüz ünlenmeden önce yazdığı, Dublin&#8217;de geçen 15 kısa hikayesini derlediği bir kitabı.  Hikayeleri ara vermeden okuyarak derlemenin tamamı üzerine düşünmek de mümkün ama ben  detayları merak ettiğim için İrlanda hakkında bilgisi benim gibi kıt Amerikalı okurlar için yazılmış olan açıklamalı (<em>annotated</em>) versiyonundan memnun kaldım.  Hikayeler birbirine bağlantısız olsa da bazı karakterleri başka hikayelerde hatta sonra Joyce&#8217;un en meşhur kitabı olan <span style="text-decoration: underline;">Ulysses</span>&#8216;de görebiliyorsunuz.  Ayrıca hikayelerin tümü aynı yıllarda Dublin&#8217;de geçtiği için biraz Magnolia filmi gibi ayrı ayrı konulardan bir bütünlük oluşmuş durumda.</p>
<p>Hikayelerin ortak noktası hiçbirinde fazla birşey olmaması.  Dublin&#8217;de çoğunlukla işçi sınıfı ve orta sınıftan karakterlerin arasında düzenbazlar, sapıklar, okuldan kaçan çocuklar, sonradan görme zenginlar, ayyaşlar, manipulatif anneler, çocuklarını döven babalar, aşık genç delikanlılar, aşık yaşlı teyzelere yüz vermeyen aksi yaşlı amcalar mevcut.  Genel olarak Dublinliler hakkında o kadar negatif özellikler seçilmiş ki yeni filizlenen İrlanda milliyetçiliği içinde vatan haini olarak suçlanmadıysa şaşırırım.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dublinliler</span>&#8216;de hikaye/şiir gibi yoğun eserlerde olması beklenen detaylarda 20 yüzyıl başı İrlanda pop kültürüne, edebiyatına, dinlerine ve mezheplerine, gazetelerine ve politikasına, Dublin&#8217;in dükkan, birahane, lokanta ve otellerine fazlasıyla gönderme söz konusu.  Kitabın açıklamalı versiyonunda resimler, haritalar ve şiirler/şarkılar ile şehri ve o zamanki İrlandalıları daha iyi anlamak mümkün.  James Joyce hikayelerini o kadar realist yazmış ki kitap bir antropolojik eser olarak bile okunabilir.  Hatta benim tavsiyem mümkünse Dublin&#8217;e gitmeden önce okumanız sonrasında Dublin sokaklarını 100 sene önceki hallerini düşünerek gezmeniz.  Ama dikkat, bunu yapmadan önce <span style="text-decoration: underline;">Ulysses</span>&#8216;i de okumanız gerekeceğinden Dublin seyahatiniz uzun süre ertelenebilir!</p>
<p><strong>İçimizdeki İrlandalılar</strong><br />
Hikayelerde benim ilgimi çeken konulardan bir tanesi 20 yüzyıl başı İrlandalı psikolojisi.  İrlandalılar ayrı bir dinden (Katolik), fakir ve eğitimsiz oldukları için çok etkisinde oldukları İngilizler tarafından aşağılanıyorlar.  <em>Irish Times</em> Dublin&#8217;de yapılacak bir araba yarışı öncesinde politikacılara ya şehri temizlemelerini ya da yarışın güzergahını şehrin daha güzel yerlerinden geçecek şekilde değiştirmelerini aksi takdirde bir kez daha yabancılara rezil olacaklarını söylüyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dublinliler</span>&#8216;deki bir karakter Dublin&#8217;de insanın hakkıyla bir yere gelmesinin imkansız olduğunu dolayısıyla başka ülkelere göç etmenin elzem olduğunu söylerken yurtdışında köşeyi dönen biri ise memleketine ve insanlarına burun kıvırıyor.  İrlandalıların neredeyse tamamı dindar, katolikler protestanları az sayıdaki protestanlar ise katolikleri sevmiyorlar.</p>
<p>Milliyetçilik moda olmuş durumda.  Birçok İrlandalı biraz da zorlamayla İrlanda kültürünü öğrenmeye başlarken bir kısmı da İngiliz kültürüne oranla aşağı bulduğı İrlanda şarkılarını, edebiyatını ve dilini küçümsüyor.  Bir hikayede tatilde Fransa ve Belçika&#8217;ya gidecek olan bir adam &#8220;Önce ülkeni gör!&#8221; diye azarlanıyor.</p>
<p>En ilginci James Joyce&#8217;un da aralarında olduğu İrlandalı oryantalistler üstlerindeki İngiliz etkisinden hoşlanmadıkları için İrlandalıların atalarının Doğu Akdeniz&#8217;den geldiklerini dolayısıyla İrlanda dilinin ve alfabesinin kökeninin Fenike olduğunu iddia ediyorlar.  Hatta James Joyce <a href="http://www.jstor.org/pss/25473908">bir yazısında</a> &#8220;Dublin ve Istanbul&#8217;un asil ikiz kimliğinden&#8221; bahsediyor!</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/dubliners_joyce.jpg" alt="James Joyce" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Bana Pek Hemşehrimizmiş Gibi Gelmedi Ama Olsun</em></p>
<p>1900&#8242;ların başı Dublin&#8217;inin tasvirleri bana İstanbul&#8217;un tıkış tıkış mekanlarını hatırlatıyor.  Kitaptaki en sevdiğim hikayelerden birisi olan ve Londra&#8217;ya kurulan kardeş fuar (&#8220;Londra&#8217;daki Konstantinopolis&#8221;) sonrasında Dublin&#8217;e gelen &#8220;Dublin&#8217;deki Arabistan&#8221; fuarında geçen <em>Araby</em> isimli hikayeden tercüme ettiğim aşağıdaki paragrafa bakınız:</p>
<blockquote><p>Işıl ışıl sokaklarda sarhoşların ve avaz avaz pazarlık yapan kadınların itiş kakışı içinde; küfürleşen işçilerin, domuz sakatatı dolu varillerinin yanında ciyaklayan tezgahtar çocukların, O&#8217;Donnavan Rosso hakkında türküler ve ülkemizin dertleri hakkında ağıtlar söyleyen sokak şarkıcılarının gürültüleri arasında ilerledik.</p></blockquote>
<p>Domuzu balık veya koyun, şarkıları ise bilimum Türk şarkıları ile değiştirseniz İstiklal Caddesi veya Balık Pazarı civarlarında bir haftasonu akşamı gibi değil mi?  Özellikle gündüz yağmur yağdıktan sonra yerlerin çamurlu olduğunu ve paçalarınızın sayın belediye başkanımızın 3 kere değiştirtmesine rağmen 3 senede kırık dökük olan kaldırım taşlarından birine basınca sıçrayan su ile ıslanmış olduğunu düşününüz.</p>
<p>Bir teoriye göre oryantalist James Joyce <em>Araby</em> hikayesinin içine <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ebced_hesab%C4%B1">ebced hesabıyla</a> ismini yazmış.  Hikayede saatin söylendiği cümleye dikkat ediniz!</p>
<p>Sonuçta kitabı severek ve ilgiyle okudum.  Hikayeler hakkında yazılmış yazıları ve hikayeleri okurun anlamasına yardımcı olacak notları da inceledim, notlar olmasa çok daha az şey anlayacaktım o kesin.  Ama yine de <a href="http://sarapci.com/tag/okuma-cemiyeti/">Okuma Cemiyeti</a>&#8216;nde bu kitabı okumak çok da iyi bir fikir değildi galiba.  Hem yazın herkes kitabın ağırlığından şikayet etti hem de hikaye kitabı olduğu için genel fikri tartışmamız gerekti o da çok kolay olmadı.</p>
<p>Toplantıya Seha hasta olduğu için gelmeyip Burcu da geç gelince, üstüne de seçtiğimiz mekan Fischer çok ruhsuz çıkınca en başarısız tartışmalarımızdan birisi oldu.</p>
<p>Bir sonraki seçimimiz olan Vladimir Nabokov&#8217;un <span style="text-decoration: underline;">Despair</span> kitabı Amazon&#8217;da bile bulunmadığı için bir sonraki toplantı için yeni bir kitap seçmek zorunda kaldık: John Kennedy Toole&#8217;un <a href="http://www.amazon.co.uk/Confederacy-Dunces-Penguin-Modern-Classics/dp/0141182865/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1263052992&amp;sr=8-1-spell">A Confederacy of Dunces</a> (<a href="http://www.idefix.com/kitap/aliklar-birligi-john-kennedy-toole/tanim.asp?sid=XK67K5XIAB4B13CDIQ7E">Alıklar Birliği</a>) isimli romanı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Alıklar Birliği</span> hakkında birçok yerde &#8220;okurken gülmekten yerlere yattım&#8221; yorumları okudum.  Şimdiye kadar hiçbir kitabı okurken gülmekten yerlere yattığımı hatırlamıyorum.  Aslında düşününce Woody Allen ve Dave Barry&#8217;yi okurken bayağı gülmüşlüğüm vardır ama ikisi de roman olmadığı için kategori dışındalar.  Bakalım, beklentilerim yüksek.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/11/18/masumiyet-muzesi-orhan-pamuk" title="Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (November 18, 2008)">Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk</a> (6)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/04/16/kara-istanbul" title="Kara İstanbul (April 16, 2009)">Kara İstanbul</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie" title="Shalimar The Clown, Salman Rushdie (July 22, 2009)">Shalimar The Clown, Salman Rushdie</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Climats (İklimler), Andre Maurois</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:07:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Aristokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Calvino]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Mem]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Salinger]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=472</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/iklimler_iklimler.jpg" alt=""/></div><u>İklimler</u>'i aşk, çekmek ve çektirmek, kıskançlık ve paranoya, sevdiğiniz kişinin sevdiğiniz kişileri sevmemesi, aşık olduğunuz insanı sevdiğiniz insana çevirmenin imkansızlığı, aşık olduğunuz insan için onun sevdiği insan olmanın zavallılığı, aristoktrasi ve aristokratların bol miktardaki boş vakitlerini öldürmek için yapmak zorunda kaldıkları sıkıcı şeyler gibi evrensel konular hakkında olmasına rağmen sevemedim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F11%2F10%2Fclimats-iklimler-andre-maurois"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F11%2F10%2Fclimats-iklimler-andre-maurois&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Herşey bir anda oldu.  Düzen ve disiplin (kelimelere en yakışan dille söylersek <em>Ordnung und Disziplin</em>) seven bir moderatör olarak Okuma Cemiyeti toplantımıza her zamanki gibi planlı programlı başlamak için gerekenleri yapmıştım.  Önceden herkesin önerdiği kitapların listesini toparlamış, bilinçli oy vermek isteyen (azınlıktaki) azalarımız kitaplar hakkındaki yorumları okusunlar diye kitapların Amazon ve Idefix sayfalarının linklerini eklemiştim.  Her kitabın yanında önerenin ismi de vardı ki öneren kişi oylama öncesince kısaca diğerlerine kitap hakkında biraz bilgi versin.  Maksat demokrasinin sağlıklı çalışması için oy verecek kişilerin neye niye oy verdiklerini bilmelerini sağlamaktı.</p>
<p>Heyecanla kitapların tanıtımların başlamasını beklerken o gün tartışacağımız muhteşem <span style="text-decoration: underline;">Franny ve Zooey</span>&#8216;yi öneren Güldem aniden çantasından bir kitap çıkardı: <em>İklimler</em>, Andre Maurois (Tahsin Yücel çevirisi).</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/iklimler_kapak.jpg" alt="İklimler, Andre Maurois" /></div>
<p>Allah için kitabın görünüşü o kadar güzeldi ki elime almadan yapamadım.  Pürüzsüz bir beyaz kap, kenarı eski kitaplar gibi kırmızıya boyanmış, sayfaları kaliteli kağıttan&#8230;  Helikopter yayınları diye yeni bir yayınevi basmış.  O kadar özenli duruyordu ki çatalı bıçağı bırakıp kitabı alıp okumak istedim.  Masadaki herkes benim gibi düşünmüş olacak ki hemen kitabı aday listemize eklememiz talep edildi.</p>
<p>Güldem kısaca kitabın konusundan bahsedince ve arkasındaki yazıyı da okuyunca kafamdan aşağı kaynar sular döküldü, ama artık çok geçti.  İstemeye istemeye kitabı oylama listesine ekledim ve aday kitapları oyladık.  Bir baktım ki ben hariç herkes ne idüğü belirsiz <em>İklimler&#8217;e</em> oy vermiş!  <a href="http://sarapci.com/franny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger/"><span style="text-decoration: underline;">Franny ve Zooey</span> yazımın</a> sonunda da belirttiğim gibi bu kadar güzel bir baskıdan kötü bir kitap çıkmamalı diyerekten kendimi avutup kaderime razı oldum.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İklimler</span> (<em>Climats</em>) 1900&#8242;lerin başında, günümüzde de filmlerinde bol miktarda gördüğümüz &#8220;liberal&#8221; evliliklerin revaçta olduğu Fransa&#8217;da geçiyor.  İlk kısımda pek sevemediğim entellektüel ve mutsuz bir fabrikatör olan kahramanımız Philippe Marcenat hayatını kaydıran Odile isimli pembe kıyafetli güzel ve süslü kıza olan aşkını ve ilk birkaç ayı sonrasında ızdırap dolu bir hale gelen evliliğini anlatıyor.  İkinci kısımda ise Philippe&#8217;in Odile&#8217;den sonraki karısı olan Isabelle de Cheverny&#8217;nin ilahi adaletsizlik yüzünden Philippe tarafından sürüm sürüm süründürülmesini okuyoruz.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İklimler</span>&#8216;i aşk, çekmek ve çektirmek, kıskançlık ve paranoya, sevdiğiniz kişinin sevdiğiniz kişileri sevmemesi, aşık olduğunuz insanı sevdiğiniz insana çevirmenin imkansızlığı, aşık olduğunuz insan için onun sevdiği insan olmanın zavallılığı, aristoktrasi ve aristokratların bol miktardaki boş vakitlerini öldürmek için yapmak zorunda kaldıkları sıkıcı şeyler gibi evrensel konular hakkında olmasına rağmen sevemedim.  Üniversitedeki İtalyan sineması dersi hocam bazı filmler için &#8220;o kadar tatlı ki dişlerim kamaşıyor&#8221; derdi.  Bu kitap için de ben öyle diyorum.  Yer yer felsefeye ve psikolojiye girerek heyecanlandırsa da sonuçta kitap benim için güzel bir pembe dizi kitabı olmaktan ileriye gidemedi.</p>
<p>Kitaptaki ana karakterimiz Philippe&#8217;in iki karısı birbirinin zıttı şekillerde yetişmiş, birbirine hiç benzemeyen kadınlar.  Odile ne kadar rahat ve vurdumduymazsa Isabelle de o kadar disiplinli ve çekingen.  Maurois bu iki esktrem örneği önümüze koyarken yıllar sonra ardından gelecek Ayn Rand&#8217;ın hiç inandırıcı bulmadığım ders kitabını andırak didaktik romanlarını hatırlatıyor.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/iklimler_sarikaya.jpg" alt="İklimler, Umut Sarikaya" /></div>
<p><center><em>Benim Azabım Da Turna Balığı ve Siyah Ekmek Bulamayan Adamınkinden Az Değildi<br />
Karikatür: Umut Sarıkaya, Uykusuz (19 Kasım 2009)<br />
</em></center></p>
<p>&#8220;Bu kitap tam bir duygu adamı kitabı, benim gibi bir hayvanın burada ne işi var?&#8221; diye düşünürken Haşmet Babaoğlu da kitap hakkında <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/babaoglu/2009/07/11/odile_idil_secil_ve_digerleri">köşesinde övgüler düzünce</a> şüphelerim tamamen kayboldu ve kitaptan hiç hoşlanmadığıma emin oldum.</p>
<p>Kitapta Haşmet Bey&#8217;in de belirttiği gibi şöyle cümlelerden bol miktarda var:</p>
<blockquote><p>&#8220;Kadınların zekâsı, kendilerini seven erkeklerden kalan tortulardan oluşur. Erkeklerin zevklerinde de, hayatlarından gelip geçmiş kadınların izleri vardır.&#8221;</p></blockquote>
<p>Bu gibi başı sonu belirsiz, ecnebilerin süpüren genelleme dedikleri türden aforizmalardan hoşlanırsanız <span style="text-decoration: underline;">İklimler</span>&#8216;i okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p>Cihangir&#8217;de bir kafenin bahçesinde kedi yavruları arasında kitabı konuşurken &#8220;devinim&#8221;, &#8220;utku&#8221; hatta ve hatta &#8220;devingen&#8221; gibi kelimeler kullanılsa da <span style="text-decoration: underline;">İklimler</span>&#8216;in Türkçesi <a href="http://sarapci.com/i-nostri-antenati-atalarimiz-italo-calvino/">Calvino üçlemesi</a>&#8216;nin Türkçesi kadar batmadığını söyledim.  Ya Tahsin Yücel&#8217;in ününden korktuğum için hazırlıklıydım ya da çevirmen 1967&#8242;de yaptığı çeviriyi bu basımdan önce gözden geçirirken kulaklarımı tırmalayacak bazı kelimeleri temizlemişti.</p>
<p>Tartışmamız kısa sürede kitaptan ilişkilere, erkek ve kadınların beklentilerine oradan da haliyle dedikoduya döndü.  Banu konsantrasyon eksikliğini benim kitabı sevmediğimden normalde yapacağımdan daha az moderasyon yapmama bağlasa da bir azamızın Amerika&#8217;dan gelen misafirinin de masada olması, yan masada birçok tanıdık olması, garsonumuzun mütemadiyen gelip (o gün komşu şikayetleri yüzünden ses ölçümü yapıldığı için) daha sessiz olmamız için bizi uyarması da etkiliydi.</p>
<p>Bir sonraki kitabımız ne zamandır merak ettiğim ve seçilmesini istediğim James Joyce&#8217;un <span style="text-decoration: underline;">Dubliners </span>isimli hikayeler derlemesi oldu.  Yaz için biraz ağır olabilir düşünceleri olsa da ben heyecanlıydım, Amazon&#8217;un Türkiye&#8217;deki en iyi müşterisi olan Hikmet&#8217;e kendisine sipariş verirken bana da özel <em>annotated </em>(kitap hakkında notlar ve yorumlar eklenmiş olan) versiyonunu sipariş vermesini rica ettim.</p>
<p>Yaz kitabı daha hafif olmalı taraftarı olmadığım gibi <span style="text-decoration: underline;">İklimler</span> sonrasında biraz daha uğraştırıcı ve ilgimi çekecek bir kitap istiyordum.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie" title="Shalimar The Clown, Salman Rushdie (July 22, 2009)">Shalimar The Clown, Salman Rushdie</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/06/10/franny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger" title="Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger (June 10, 2009)">Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/01/03/avatar" title="Avatar (January 3, 2010)">Avatar</a> (7)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/03/17/i-nostri-antenati-atalarimiz-italo-calvino" title="I Nostri Antenati (Atalarımız), Italo Calvino (March 17, 2009)">I Nostri Antenati (Atalarımız), Italo Calvino</a> (7)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce" title="Dubliners (Dublinliler), James Joyce (January 9, 2010)">Dubliners (Dublinliler), James Joyce</a> (2)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Shalimar The Clown, Salman Rushdie</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 18:09:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[In English]]></category>
		<category><![CDATA[India]]></category>
		<category><![CDATA[Literature]]></category>
		<category><![CDATA[Mem]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Salinger]]></category>
		<category><![CDATA[Salman Rushdie]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/shalimar_shalimar.jpg" alt=""/></div>As we reached the end, satisfied, having sated our (intellectual and culinary) hunger, I felt a little uneasy because the whole night we had been discussing India and Pakistan and on the next table were an expat couple (their timidity signaling a preliminary stage of their dating) one American born Indian (an <a href="http://www.urbandictionary.com/define.php?term=abcd">ABCD</a>) the other asian/oriental.  If they end up reading this post I'd like to apologise to them, but they can rest assured that we had the best intentions in the world.   And I do not mean it as in the proverb which seems to sum up one of the morals of <u>Shalimar The Clown</u>, "the road to hell is paved with the cobblestones of best intentions".  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F07%2F22%2Fshalimar-the-clown-salman-rushdie"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F07%2F22%2Fshalimar-the-clown-salman-rushdie&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><span style="text-decoration: underline;">Franny and Zooey</span> by J.D. Salinger, our latest book in our book club was a gem.  It was short and dense, made me think about how I waste my time, one of the most important steps on the way along the &#8220;know thyself&#8221; route.  It was a book ideal for introverts and was about the internal reflections one has once in a while.  <span style="text-decoration: underline;">Shalimar the Clown</span>, by one of my favourite authors Salman Rushdie, is another attempt at knowing oneself (as all good literature is) but this time in a different way.  Salman Rushdie is more concerned about &#8220;us&#8221; and others and how the troubles in some seemingly remote part of the world affect those who think they are safe and sound in their glass houses.  In that way <span style="text-decoration: underline;">Shalimar the Clown</span> might even be an orientalist novel especially after September 11 and other terrorist attacks that tainted the &#8220;safe west&#8221; closing the gap with the tumultuous nations of the &#8220;east&#8221;.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/shalimar_cover.jpg" alt="Shalimar The Clown" /></div>
<p><span style="text-decoration: underline;">Shalimar the Clown</span> is the story of Maximillian Ophuls, his daughter, his lover and his lover&#8217;s ex-husband who happens to be his driver and aide.  Although the book opens with the first section (India) with Max being brutally murdered by Shalimar the Clown in front of his daughter India, this is the shortest and least revealing of the multiple story lines.  Things get more interesting in the second section (Boonyi) which talks about Max&#8217;s lover and her life in Indian Kashmir in the 60&#8242;s before the situation got out of hand.  The third section (Max) is a further flashback, this time about the French Resistance during World War 2 and how Max got to be a war hero.  The fourth section (Shalimar) is the story of Shalimar the Clown, Max&#8217;s driver and it picks up from the beginning of the conflict in Kashmir and brings us to the present when Shalimar becomes a freelance assassin.  The denouement is in the section called Kashmiri and here the novel gets corny, but more on that later.</p>
<p>There are three main locations in the novel: Indian Kashmir squeezed between the islamofascists trying to &#8220;liberate&#8221; Indian Kashmir and the <em>jawans</em> of the Indian Army; Nazi Occupied Alsace (France) squeezed between the Nazis and the Allies; and Los Angeles during the race riots after the Rodney King incident where things are not so bad compared to the other two.  In all cases there are clear divisions among people who used to live together and who, with time, drift apart.  Rushdie&#8217;s point is that tragedies transcend time and place and where we stand changes the name tags of the groups in question.  Who is the rebel, who is the terrorist, and who is the freedom fighter? Who has the right to kill for his ideals?  Who is evil and who is innocent?  When do we call an incident a massacre, when do we call it an internal conflict and ask the oppressors to calm down and hope for the best?  Where do you draw the line for a religion?  When does somebody&#8217;s right becomes somebody else&#8217;s oppression?</p>
<p>LA riots were temporary, and the French-German problems are gone just like the border between them that has dissolved already.  However the saddest, happiest and the best section of the book takes place in Kashmir.  The English have left the area, but as usual they have managed to draw some lines which become fault lines of animosity between the colonised for years to come.  At the height of the conflict, American intervention for &#8220;peace and freedom&#8221; enters center stage personified by Max and Boonyi, his lover.  America comes to save the innocent and the innocent goes to bed with the savage.  As one Turkish politician Mr Inonu once said, dealing with a superpower is like going to bed with a bear, she hurts you even when she tries to love you.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/shalimar_kanal.jpg" alt="Kashmir" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Picture from Kashmir, Somewhere Close to Where the Novel Takes Place<br />
Picture from <a href="http://www.travelblog.org/Bloggers/darthmilmo/">www.travelblog.com</a></em></p>
<p>As I read about Kashmir, the Hindus and the Muslims, the religious divisions versus the amalgamated Kashmiri identity ruined by &#8220;envy, malice and greed&#8221;, I thought about Bosnia and the Serbs; Turkey and the Kurds, Armenians and Greeks; Bulgaria and the Turks; and Cyprus, the divided island.  I have no personal ties to any of these places but reading about best friends betraying each other for &#8220;lofty&#8221; ideals, star-crossed lovers never to be reunited, family members ostracised for honor, mothers being tortured with their sons&#8217; agony, nationalism fueled by hatred of the unfamiliar, bigotry fed by greed &#8211; it is impossible to stay aloof.  What Rushdie talks about might not have happened in Kashmir and I am sure he was blamed in India and Pakistan for inventing things or yielding to separatist pressures to denigrate his home country and his fellows in religion.  All that is mentioned in <span style="text-decoration: underline;">Shalimar The Clown</span> could have happened and most probably did really happen in Bosnia, Turkey, China, Greece, Israel, Iran, Russia and Cyprus as well as Kashmir.  All these places where people used to &#8220;value what was shared far more highly than what divided&#8221; before nation-states and nationalism.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/shalimar_srinagar.jpg" alt="" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Before<br />
Picture from <a href="http://www.travelblog.org/Bloggers/darthmilmo/">www.travelblog.com</a></em></p>
<p>As I read about Kashmir, the Kashmiris of Boonyi, Shalimar&#8217;s village Pachigam and the rival neighboring village Shirmal, I thought of modern day Turkey where a good number of people are similarly stuck between a rock and a hard place just like the Kashmiris.  Same goes for the lenient, open and cerebral (as opposed to corporal) version of Islam the Kashmiris practice with their many gods and open outgoing women.  The incoming Jihadis ironically fed by Max Ophuls are shocked to discover the localised Islam unfamiliar to their austere wahhabi version.  This also has a mirror image in modern Turkey with the sufis and the alevis who have their own interpretations of Islam blended with the pre-Islam Anatolian religions such as shamanism and eastern Christianity.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/shalimar_military.jpg" alt="" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>After<br />
Picture from <a href="http://www.travelblog.org/Bloggers/darthmilmo/">www.travelblog.com</a></em></p>
<p>The book is a tough read, similar to all of Salman Rushdie&#8217;s work.  As usual, the reader knows what&#8217;s going to happen and reads anyway to find out how things happen and how things that happen are told. It&#8217;s like reading a classic.  But patience pays off since the the magic realist characters in <span style="text-decoration: underline;">Shalimar The Clown</span> are strong and interesting and the prose replete with foreshadowing, intricate details, real people and local trivia and is as bubbly as the better books by Rushdie (such as <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://sarapci.com/midnights-children-geceyarisi-cocuklari-salman-rushdie/">Midnight&#8217;s Children</a></span> and <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://sarapci.com/the-ground-beneath-her-feet-salman-rushdie/">Ground Beneath Her Feet</a></span>).  <em>Max Ophuls</em> (Michael Caine would be a great) starts as the only child of a bourgeois family of French Jews in Strasbourg but grows into an international man of mystery.  Joy Press in the <a href="http://www.villagevoice.com/2005-08-02/books/tragic-realism/">Village Voice</a> rightfully calls him a Zelig because he seems to pop up all over modern history entwined with real people who made the world what it is today: Max Ophuls the French resistance hero, re-builder of the world&#8217;s nations after World War 2, American ambassador to India during the cold war, counter-terrorism expert after the cold war.  Max Ophuls, the father of the World Bank, the IMF and the Council of Europe as well as the US backed Taliban after the Afghan War, Max Ophuls the Hollywood slicker who appears in Jay Leno when he pleases and seduces the hottest women in Los Angeles in his speedy sports car even in his eighties.</p>
<p><em>Boonyi</em> and <em>India</em> in my mind are one and the same, and any voluptuous Bollywood actress would be a nice fit here.  <em>Shalimar</em> on the other hand would be a more difficult one to pick, possibly Adrian Brody, innocent yet vicious, sad but despicable.  But the best characters were to be found in the Kashmir villages, dominant mothers you get in Gabriel Garcia Marquez novels, jolly fathers such as Tevye in Fiddler On The Roof and one strange Indian Army officer (&#8220;Tortoise by name, damned hard-shelled by nature&#8221;) I cannot place anywhere, yet quite interesting and lovable in a novel but not so much in real life.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/shalimar_riyasen.jpg" alt="Riya Sen" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Boonyi or India (Riya Sen)<br />
Picture from <a href="http://iwallpapersraj.blogspot.com/">iwallpapersraj</a></em></p>
<p>Rushdie might have had a hard time writing about France under the Nazi occupation, and seems more comfortable with Kashmir.  This I found interesting since life in Strasbourg, London or Los Angeles should have been a lot more familiar to him compared to a village in Kashmir but then again maybe I am becoming a <a href="http://www.urbandictionary.com/define.php?term=wog">WOG</a> reading too many of his novels and missing the point.  It would be nice to know how much of this was told by his Kashmiri grandparents or was what he saw traveling in his youth.  Or maybe this is just his memory being selective and remembering the better parts and suppressing the gloomy side of a life soaked in nostalgia.</p>
<p>The failures of the book come towards the end.  There is a love affair which looks terribly Bollywoodish, almost as if Rushdie got bored and wanted to finish up the book by tying all the loose ends.  Otherwise <span style="text-decoration: underline;">Shalimar the Clown</span> is his best novel in the recent years.</p>
<p>We began our book club meeting by voting on the next book as usual. <span style="text-decoration: underline;">Dubliners </span>by James Joyce was chosen by the majority.  I was quite happy with this because it&#8217;s always nice to read a classic and this would not probably not be a book I would read on my own.</p>
<p>After the voting was done with, the discussion over <span style="text-decoration: underline;">Shalimar The Clown</span> that lasted for more than 3 hours was lively even though the front of the discussion was quite clear.  Everyone but me (me and my high expectations) had been pleasantly surprised by the book with the exception of Hikmet who claimed that Rushdie was a poseur.  He also said that he did not feel anything towards any character (I believe Rushdie&#8217;s choice was intentional and made the &#8220;magic&#8221; more &#8220;realistic&#8221;) and finally stated that it was a well written book but he felt cheated and patronised.  His point was that Rushdie tries too hard.  Too many big words, too many fancy characters, too much happening with little substance.</p>
<p>I agree with some of Hikmet&#8217;s points but whatever Rushdie does and does not accomplish is all done in style.   See this little poetic piece about what was and was not done in Kashmir:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;&#8230;to dream of return, to die while dreaming of return, to die after the dream of return died so that they could not even die dreaming of it, why was that why was that why was that why was that&#8221;</em></p></blockquote>
<p>As the food and drink weighed us down in the nice restaurant by the Bosphorus we began to realise we were all enchanted by the discussion and the wine.  This might have been one of the best books to talk about so far yet most of us were on the same side.  It was a pleasure similar to the discussion of <a href="http://sarapci.com/gospel-according-to-jesus-christ-isaya-gore-incil-jose-saramago/">The Gospel According to Jesus Christ</a> by Jose Saramago a few months ago.</p>
<p>As we reached the end, satisfied, having sated our (intellectual and culinary) hunger, I felt a little uneasy because the whole night we had been discussing India and Pakistan and on the next table were an expat couple (their timidity signaling a preliminary stage of their dating) one American born Indian (an <a href="http://www.urbandictionary.com/define.php?term=abcd">ABCD</a>) the other asian/oriental.  If they end up reading this post I&#8217;d like to apologise to them, but they can rest assured that we had the best intentions in the world.   And I do not mean it as in the proverb which seems to sum up one of the morals of <span style="text-decoration: underline;">Shalimar The Clown</span>, &#8220;the road to hell is paved with the cobblestones of best intentions&#8221;.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois" title="Climats (İklimler), Andre Maurois (November 10, 2009)">Climats (İklimler), Andre Maurois</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/05/22/literature-meme-midnights-children" title="Literature Meme, Midnight&#8217;s Children (May 22, 2008)">Literature Meme, Midnight&#8217;s Children</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/06/10/franny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger" title="Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger (June 10, 2009)">Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2000/04/23/13" title="Hindistan ve Din (April 23, 2000)">Hindistan ve Din</a> (3)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/06/10/franny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/06/10/franny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2009 19:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Salinger]]></category>
		<category><![CDATA[Ukalalık]]></category>
		<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=413</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/franny_franny.jpg" alt=""/></div>Çocukların vaktinden erken bir hippi olan anneleri Bessie ile ilişkileri 1950'lerde hiçbir anne babanın tasvip etmeyeceği kadar yakın ve laubali. 80'lerde bir süre TRT'de gösterilen Uzun Çoraplı Pippi isimli acayip çizgi film çocukları yanlış yönlendireceği için yasaklandıysa J.D. Salinger kitaplarının da çocukları ortalama dışına çıkarabileceği , aile büyükleri ile örf ve adetlerimize yakışmayacak yakınlıkta ilişki kurmalarını teşvik edeceği ve Türk-İslam sentezine aykırı dinlere özendireceği için yasaklanması gerekirdi diye düşünüyorum. Tahminim kitapları okumak efor isteyeceğinden ve Hinduizm/Budizm'in at üstünde Orta Asya'dan gelen savaşkan atalarımızdan yadigar genlerimize uymayacağı için tehlike saymadığımızdan saf ve bakir vatandaşlarımızı infiale sevk edebilecek düşünceler içermedikleri kararına varıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F06%2F10%2Ffranny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F06%2F10%2Ffranny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Joshua Ferris&#8217;in <a href="http://sarapci.com/then-we-came-to-the-end-ve-isimiz-bitti-joshua-ferris/">Ve Şimdi İşimiz Bitti</a> kitabı ile işimiz bitince Okuma Cemiyeti&#8217;ndeki bir sonraki seçimimiz J.D. Salinger&#8217;ın <em>Franny ve Zooey</em> isimli iki uzun hikayesinden müteşekkil kısa kitabı oldu.</p>
<p>Lisedeyken bir yaz tatilinde <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/J._D._Salinger">J.D. Salinger</a>&#8216;ın Türkçe&#8217;ye <em>Çavdar Tarlasında Çocuklar</em> (veya nedense <em>Gönülçelen</em>) olarak çevrilen <em>Catcher in the Rye</em> isimli en meşhur kitabını okumuştum.  Severek okuduğumu ama çok da bayılmadığımı hatırlıyorum. Dolayısıyla ortalamanın üstüne çıkan insanların etraflarındaki vasatlık ile barışamamasını anlatan mücevher gibi bir kitap olan <em>Franny and Zooey</em>&#8216;ye biraz önyargılı yaklaştım.</p>
<p>J.D. Salinger hala senede 250.000 adet satan <em>Catcher in the Rye</em> sonrasında zaten ıssız bir eyalet olan Vermont&#8217;ta inzivaya çekilmiş.  Bir süre Hinduizm başta olmak üzere doğu dinlerine merak saldıktan sonra <em>9 Hikaye</em>&#8216;yi (<em>9 Stories</em>) yazmış.  Buradaki bazı hikayeler 7 çocuklu <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Glass_family">Glass Ailesi</a>&#8216;nin fertleri hakkında.  Kitabımızdaki Franny ve Zooey de bu çocukların en küçükleri.</p>
<p><strong>Glass Ailesi</strong><br />
Glass Ailesi, fertleri hakkında Salinger&#8217;ın yazdığı ve hem kitaplarında hem de <a href="http://www.newyorker.com">The New Yorker</a> dergisinde yayımladığı hikayeler sayesinde edebiyat tarihine geçmiş bir aile.  Çocuklarının en büyükleri olan Seymour ve Buddy ufakların entellektüel gelişimini kendi sorumluluklarına aldıkları için ufaklar birer minyatür Seymour olarak büyümüşler.  Seymour&#8217;un bütün aileyi derinden sarsan ve <em>9 Hikaye</em>&#8216;nin ilk hikayesinde anlatılan intiharı sonrasında Glass Ailesi&#8217;nin fertlerinin dünyayla ilişkileri bir daha düzelmeyecek şekilde zedelenmiş.</p>
<p>Zooey&#8217;nin anlatıcısı olan ve New York Eyaletinin ortasında bir üniversitede hem edebiyat hem de zen ve mahayana budizmi dersleri veren Buddy hayattan elini ayağını çekmiş, bir kulübede aile fertlerine yazdığı uzun mektuplar haricinde münzevi hayatı yaşıyor.   Boo Boo evli, 3 çocuk annesi ve muhtemelen nispeten normal olduğundan piyasada yok.  Walt ve Waker isimli ikizlerden Walt 2. Dünya Savaşı&#8217;nda ölüyor Waker ise bir Katolik papazı oluyor.  Zooey New York&#8217;ta hala ailesiyle beraber yaşayan çok yakışıklı ve ziyadesiyle ukala bir aktör, Franny ise üniversitede okurken bir taraftan da aktrislik yapan en küçük kardeş.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/franny_kapak.jpg" alt="Franny ve Zooey" /></div>
<p>Bütün çocuklar çok zekiler.  Hepsi o zamanlar radyoda çok popüler olan bir çocuk bilgi yarışmasında &#8220;yarışarak&#8221; okul paralarını kazanmışlar. Abilerinden aldıkları doğu felsefesi ağırlıklı eğitimleri sayesinde/yüzünden yaşlarından beklenmeyecek derecede felsefe, edebiyat ve dinle ilgililer.  Ve gördüğüm kadarıyla hepsinin hayran olduğu ve nefret ettiği şeyler arada kalanlardan fazla, bu da dünyada bol miktarda bulunan aleladeliklere olan tahammüllerini azaltıyor.</p>
<p>Glass Ailesi&#8217;nin çocukları zeka ve bilgilerinden tahmin edilebileceği gibi çok bilmiş hatta kendilerini isteyerek veya istemeyerek dünyanın kalanından üstün gören ve etraflarındaki 50&#8242;lerin tüketici cenneti olmuş Amerika&#8217;sına uyum sağlayamayan çocuklar.  O kadar kendi dünyalarındalar ki içlerinde hakkında fazla birşey bilmediğim Boo Boo ve Waker&#8217;ı saymazsak koskoca New York&#8217;ta aile dışında insanlarla mutlu ve rahat ilişki kuranı yok.</p>
<p>Çocukların vaktinden erken bir hippi olan anneleri Bessie ile ilişkileri 1950&#8242;lerde hiçbir anne babanın tasvip etmeyeceği kadar yakın ve laubali.  80&#8242;lerde bir süre TRT&#8217;de gösterilen <em>Uzun Çoraplı Pippi </em>isimli acayip çizgi film çocukları yanlış yönlendireceği için yasaklandıysa J.D. Salinger kitaplarının da çocukları ortalama dışına çıkarabileceği , aile büyükleri ile örf ve adetlerimize yakışmayacak yakınlıkta ilişki kurmalarını teşvik edeceği ve Türk-İslam sentezine aykırı dinlere özendireceği için yasaklanması gerekirdi diye düşünüyorum.  Tahminim kitapları okumak efor isteyeceğinden ve Hinduizm/Budizm&#8217;in at üstünde Orta Asya&#8217;dan gelen savaşkan atalarımızdan yadigar genlerimize uymayacağı için tehlike saymadığımızdan saf ve bakir vatandaşlarımızı infiale sevk edebilecek düşünceler içermedikleri kararına varıldı.</p>
<p><strong>Franny</strong><br />
İlk hikaye Franny&#8217;nin, (<a href="http://www.hikmethukumenoglu.com/">Hikmet Bey</a>&#8216;in yerinde tespiti ile) aptal bir üniversiteli kızı taklit ederek yazdığı mektupların aksine hiç hoşlanmadığı erkek arkadaşı Lane ile üniversite futbol maçı öncesi buluşup yediği bir yemek sırasında geçiyor.  Franny, Lane gibi sıkıcı, vasat, kendini beğenmiş ve egosantrik, birçok üniversite öğrencisi delikanlının uğraşacağı boş işlerle vakit geçiren birisiyle olduğu için kendisinden nefret ediyor.  Yemekteki sohbetleri esnasında Franny&#8217;nin keskin fikirlerini, Lane&#8217;in sadece kendisiyle ve yemeğiyle ilgilenmesini ve en önemlisi Franny&#8217;nin J.D. Salinger&#8217;ın ilk karısı Claire&#8217;in de okuduğunu bildiğimiz <em>The Way of the Pilgrim</em> (<em>Bir Rus Gezgincinin Anıları</em>) kitabının etkisine girmesinini anlatmasını kameranın bir ona bir de ona odaklanması suretiyle izliyoruz.</p>
<p><em>Bir Rus Gezgincinin Anıları</em>&#8216;ndaki tarikat alıştığımız hristiyanlıktan ziyade doğu dinlerini ve sufizmi andırıyor: bir papaz Rusya&#8217;da gezerken karşılaştığı insanlara sürekli bir duayı (&#8220;İsa zavallı bir günahkar olan bu kuluna merhamet göster&#8221;) mantra gibi okuyarak yaşamayı öğretiyor.  Müritler duayı tekrarladıkça da özellikle <span style="text-decoration: underline;">merhamet</span> kelimesi üzerine düşünüp hayatlarını bu dua üstüne kurarak tanrıya (veya nirvanaya) ulaşıyorlar.  Sürekli tekrar edilen bir zikir seremonisi veya Usta Miyagi&#8217;nin Karate Kid&#8217;e defalarca cam sildirmesi gibi birşey yani.  Karate Kid tıpkı Lane&#8217;in yapacağı gibi yıllarını bir felsefeye vermiş koskoca ustadan sadece dövüşmeyi ve çopstiklerle sinek yakalamayı öğreniyorsa bu onun bileceği iş &#8211; o da bizim jenerasyonumuzun suçu olsun.</p>
<p><strong>Zooey</strong><br />
Kitabın ikinci kısmı hem Franny hem de Zooey hakkında.  Kamera çoğunlukla Zooey&#8217;nin içtiği sigaralara odaklansa da Zooey&#8217;yi tanırken Franny&#8217;yi, hatta Seymour ve Buddy&#8217;yi de anlıyoruz.</p>
<p>Franny, Lane ile geçirdiği dayanılmaz dakikalar ve yaşadığı sinir bozukluğu sonrasında okuldan bir süreliğine ayrılmış ve eve gelmiş.  Annelerinin de ittirmesiyle Zooey kendi yöntemlerini kullanarak Franny&#8217;i teskin etmeye çalışıyor.  Bu esnada anne Bessie, Glass ailesinin laneti olan farklılıklarının üzerinde duruyor.  Anne-oğulun nefes çekilen sigaralar gibi parlayıp sönen tartışmaları öncesinde de Zooey&#8217;nin abisi Buddy&#8217;nin kendisine 4 yıl önce yazdığı bir mektubu kimilir kaçıncı kez okuyuşuna tanık oluyoruz.  Buddy Zooey&#8217;ye Glass ailesinin dünyayla dertlerinden birisi olan vasat insanın vasat olmayana olan korkusu ve nefreti hakkında kısa bir diskur veriyor.  Aslında bu mektup Glass Ailesi&#8217;nin durumunu güzelce özetleyen bir kısa hikaye bile olabilirmiş.</p>
<p>Kitabı ufak tefek görünce karamürsel sepeti sanmayın sakın.  Oldukça yoğun ve yorucu bir kitap bu, bir o kadar da zevkli ve düşündürücü.  Okudukça dönüp dönüp önceki sayfalara bakacaksınız, arada kitabı kapatıp etrafınızdaki insanları düşüneceksiniz, vaktinizi neye harcadığınızı sorgulayacaksınız ve büyük ihtimalle bitirdikten sonra diğer Glass Ailesi hikayelerine saldıracaksınız.  Hatta edebiyat dünyasının meşhur komplo teorilerinden birisine bel bağlayıp J.D. Salinger&#8217;ın Buddy gibi yıllardır münzevi hayatı yaşadığı evinde haldır huldur Glass Ailesi hikayeleri yazdığını umit edeceksiniz.  (Bu dedikoduları takip ettiyseniz daha taze çıkan şu The Onion haberini de tavsiye ederim: <a href="http://www.theonion.com/content/news/new_terminator_movie_brings_j_d?utm_source=a-section">New Terminator Movie Brings J.D. Salinger Out Of Hiding</a>.)</p>
<p>Ben kitabı &#8220;Aman bir gecede okudum, 100 sayfa birşey&#8221; diyen Seha yüzünden son dakikaya bıraktım ve çok pişman oldum.  Orasına burasına bir dolu not alıp ancak <em>Shalimar the Clown</em>&#8216;ı bitirdikten sonra notlarıma geri dönebildim.  Üstelik kitabı tartışmaya gittiğimiz lokanta hem çok gürültülü hem de Franny&#8217;nin varlıklarından tiksineceği tiplerle dolu olduğu için kitaba ve Glass Ailesi&#8217;nin güzide fertlerine hakettikleri ilgiyi gösteremediğimiz için daha da suçlu hissettim.</p>
<p>İyi servis güzel ama gereksiz pahalı yemeklerin arasında bir sonraki kitabın seçimi çok kolay oldu, zira iflah olmaz bir maço olan bendeniz haricinde herkes bir aşk romanı olan Andre Maurois&#8217;nın <em>İklimler</em> isimli kitabına oy veriverdi.</p>
<p>Kitap hakkında sınırlı bilgimiz var.  İki artısının birisi tercümesini Tahsin Yücel&#8217;in yapmış olması ötekisi de kapağının, sayfalarının çok güzel olması.  Yani biraz ecnebilerin deyişiyle kitaba kapağına göre karar verdik &#8211; ama bu kadar özenli bir baskıdan kötü bir kitap çıkmamalı diye ümit ediyorum.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie" title="Shalimar The Clown, Salman Rushdie (July 22, 2009)">Shalimar The Clown, Salman Rushdie</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois" title="Climats (İklimler), Andre Maurois (November 10, 2009)">Climats (İklimler), Andre Maurois</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce" title="Dubliners (Dublinliler), James Joyce (January 9, 2010)">Dubliners (Dublinliler), James Joyce</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/04/21/then-we-came-to-the-end-ve-isimiz-bitti-joshua-ferris" title="Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti), Joshua Ferris (April 21, 2009)">Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti), Joshua Ferris</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/06/10/franny-and-zooey-franny-ve-zooey-jd-salinger/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

