<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; YAZILAR</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/yazilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Aug 2010 05:51:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>250 Kelimelik Yalakalık: The Sopranos</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/02/02/250-kelimelik-yalakalik-sopranos</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/02/02/250-kelimelik-yalakalik-sopranos#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 20:15:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[250 Kelimelik Yalakalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Dostoyevski]]></category>
		<category><![CDATA[Mafya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=500</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/sopranos1_sopranos1.jpg" alt="The Sopranos"/></div>Daha ilk bölümlerde koltuğa çivilendik.  Senaryo mükemmel, karakterler harika çizilmiş ve Oskarlık (Emmy’lik) aktörler çok inandırıcı, benim için mühim olan müzikler de gayet ince ince seçilmiş.  Mafya dizisi olmasına rağmen asıl tema mafyadan ziyade insan psikolojisi olduğundan Dostoyevski yazsaymış olurmuş.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F02%2F02%2F250-kelimelik-yalakalik-sopranos"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F02%2F02%2F250-kelimelik-yalakalik-sopranos&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>The Sopranos biz ABD&#8217;deyken başlayıp meşhur olmuştu ama HBO&#8217;ya abone olmadığımızdan ve mafya dizileri pek ilgimi çekmediğinden uzak durmuştum.  Birkaç sezon sonra <a href="http://www.economist.com/world/united-states/displaystory.cfm?story_id=9304030">The Economist</a>&#8216;te methiyeler düzülünce meraklandım, ama bu sefer de 6 sezon olmasından çekindim.</p>
<p>Sonunda 6 sezonu edindim ve Sopranos uzun süre izlenecek DVDler rafımda bekledi.  O esnada konuştuğum  Sinan tüm zamanların en iyi dizisi olduğunu iddia etti, Cem ise &#8220;Keşke yerinde olsam da 6 sezonu baştan oturup izlesem&#8221; dedi.  Wikipedia Sopranos&#8217;un dizi endüstrisini yeniden yarattığını yazdı.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sopranos1_tony.jpg" alt="Tony Soprano" /></div>
<p>Biraz daha araştırınca dizinin 25 Emmy ve 5 Altın Küre aldığını,  yaratıcısı David Chase’in sunumu sonrasında HBO’nun o zamanki başkanının baş karakter Tony Soprano için:</p>
<blockquote><p>“40’li yaşlarda, annesiyle sorunları olan, karısını sevmesine rağmen metreslerle düşüp kalkan,  iki genç babası, ajite, depresif, psikoterapi ile hayatının anlamını arayan bir karakter.  Tanıdığım herkesten tek farkı New Jersey’nin baş mafya babası olması”</p></blockquote>
<p>dediğini okudum.  Yukarıdaki özelliklere sahip tanıdığım olmadığı gibi genel tarif de pek ilgimi çekmedi.  Ama buna rağmen zevkine güvendiğim herkesin diziyi bu kadar beğenmiş olması iyice meraklandırdı.</p>
<p>Bizim oğlanın yataktan çıkabilmesinden kendi kendine uyumaya başlaması arasında geçen azap dolu 6 ay boyunca zaten saat 20:00 ile 22:30 arası mücadele ile geçiyordu.  Değil TV izlemek bazen oğlandan bile erken yattığım oluyordu, dolayısıyla Sopranos’a ancak 2009 Kasım’ında başlayabildik.</p>
<p>Daha ilk bölümlerde koltuğa çivilendik.  Senaryo mükemmel, karakterler harika çizilmiş ve Oskarlık (Emmy’lik) aktörler çok inandırıcı, benim için mühim olan müzikler de gayet ince ince seçilmiş.  Mafya dizisi olmasına rağmen asıl tema mafyadan ziyade insan psikolojisi olduğundan Dostoyevski yazsaymış olurmuş.</p>
<p>Bitsin istemiyorum, bitince de tavsiyelere açığım.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/03/22/suc-ve-ceza-gunlugu" title="Suç ve Ceza Günlüğü (March 22, 2007)">Suç ve Ceza Günlüğü</a> (6)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/02/02/250-kelimelik-yalakalik-sopranos/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu?</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 19:21:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Şikayetperver Koşucu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya]]></category>
		<category><![CDATA[Koşu]]></category>
		<category><![CDATA[Runtalya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/avrasya31_avrasya31.jpg" alt=""/></div>Kabataş'ta birden önümüzde bir teyzenin koşmakta olduğunu farkettik.  Teyze dediysem basbayağı teyze idi kendisi.  Üstünde kahverengi başortüsü, deri bir ceket, elbise, elbisenin altında bir eşofman, kösele tabanlı ayakkabılar ve omzuna asılmış devasa bir siyah çanta vardı.  Bayağı da hızlı gittiği için bir süre önümüzde kaldı.  Sinan'a keşke makinamız olsaydı da çekseydik derken...  Evet, elinde makinasıyla bir genç belirdi ve "hemen çekeyim" deyip bizim resimlerimizi çekti.  "Yok bizi değil, şu teyzeyi çeker misiniz, hatıra olsun" dedim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F10%2F21%2Fsikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F10%2F21%2Fsikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Bu sene Avrasya Maratonu 31. kez yapıldı, ama her zamanki gibi ilk kez yapıldığını düşündürtecek beceriksizliklerle doluydu.</p>
<p>Kendisini de şaşırtan yerinde bir kararla evlenip 15 km uzağa (bkz. <a href="http://sarapci.com/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak/">30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak</a> yazım) taşınmış olsa da hala koşu partnerim olan O2, kendisi çok pozitif bir insanmışçasına mütemadiyen benim şikayet etmemden şikayet eder.  Ama bu köşenin ismi &#8220;Şikayetperver Koşucu&#8221; olduğu için &#8220;okurların benden beklentisi bu&#8221; diyerekten kendisini susturabiliyorum.</p>
<p>Şikayetlerime başlamadan önce bu yarışı 1 saat 30 dakikada (10 km/saat veya 6 dk/km hız ile) 1013. olarak bitirdiğimi ve toplam bitiren katılımcı sayısının 1776 olduğu bilgisini vereyim.  Geçen seneki hesabımı tekrarlayacak olursam bu sene yarışçıların % 37&#8242;sini geçmiş durumdayım.  Geçen seneden süre olarak 5 dakika ve geçilen koşucu sayısı (<em>percentile</em>) olarak % 16 daha iyi.</p>
<p>Bu senenin geçen seneden başka bir farkı da bağış yaptığım Sivil Toplum Kuruluşu&#8217;nun değişmiş olması.  Geçen sene <a href="http://adimadim.org/destekledigimiz-stklar/143?phpMyAdmin=z895x5AcsOitU9%2CQnA2V-3boFNa">Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği</a> için 2500 TL&#8217;den fazla bağış toplamıştım.  Bu sene ise <a href="http://adimadim.org/joomla-overview/144-turkiye-egitim-gonulluleri-vakfi">Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı</a> için bağış topluyorum.</p>
<p>Henüz bağış yapmadıysanız geç değil, bağış toplama 3 hafta daha devam edecek.  Bağış detayları için <a href="http://adimadim.org/destekledigimiz-stklar/142?phpMyAdmin=z895x5AcsOitU9%2CQnA2V-3boFNa">şuraya</a> bakabilirsiniz.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/avrasya31_adimadim.jpg" alt="31. Avrasya Maratonu, Adımadım" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Koşu Öncesi Adım Adım Koşucuları<br />
Fotoğraf: John Crofoot</em></p>
<p>Gerekli bilgileri ve istatistikleri verdikten sonra şikayet etmeye başlayabilirim:</p>
<ul type="circle"> 1) Daha yarışa ilk kayıt sırasında web sitesi bir türlü telefonumu kabul etmeyince kıllandım.  Önce uyduruk bir telefon girdiğimi anladığını zannedip teknolojiye şapka çıkardım ve doğru numara girdim.  Hala çalışmayınca anladım ki sorun başka bir yerde.  Kolay olsun diye belediyeye bizzat gidip kaydımı halletmek istedim ama olmazdı, sadece web sitesinden kayıt alıyorlardı.  Sonunda telefonda devlet dairesinde masadan masaya yollanan vatandaş gibi oradan oraya aktarılarak öğrendim ki telefonu sadece 05xxxxxxxxx şeklinde yazarsak kabul ediyormuş.  Bu gibi işler için programcıların <em>input masking</em> dediği bir şey vardır.  Telefon kodu için parantez koyarsınız, 3 rakamlık boşluk sonrasında tire koyarsınız sonra tam 4 boşluk daha koyarsınız ki insanlar bilmeden eksik veya fazla numara girmesinler.  Daha da ukalalık yapmak gerekirse Japoncası da <em>Poke Yoke</em>, otomotivciler bilirler.  Ama Avrasya&#8217;nın programcıları nedense bilmiyorlar.</p>
<p>2) Cumartesi günü yarışı beraber koşacağım üniversite ev arkadaşım NY Maratonu bitiricilerinden Sinan ile birlikte göğüs numaralarımızı ve ayakkabımıza takacağımız çiplerimizi almaya Feshane&#8217;ye gittik.  Zannedersem ecnebi koşucuların bulması kolay olsun diye burayı seçmişler.  Haliç&#8217;in kokusunu izleyerek bulması çok kolay zira kokunun en yoğun olduğu nokta tam burası.</p>
<p>3) Restore edileli birkaç sene olan Feshane Uluslararası Fuar Kongre ve Kültür Merkezi&#8217;nin (herhalde bu uzun ismi Sayın Şehremini Çok Yüksek Mimar Kadir Topbaş Beyefendi koymuş) ülkede kaya kalmamış gibi yapay kayalar kullanılarak süslenmiş süper çirkin bahçemsinin yanından geçip içeri girince bu sefer tuvaletten gelen kokularla karşılaştık.  Bu da ecnebi koşucular tuvaleti bulurken zorlanmasın diye düşünülmüştü.  Yeri gelmişken buradan belediyemize rica ediyorum, bence o yapay kayaların yanına Boğaz Köprüsü gibi oynak ışıklarla aydınltılmış yapay palmiye ve süs havuzu çok yakışır.</p>
<p>4) İçeri girince duvarda numaralarımızı aradık.  Numaraların yazılı olduğu kağıtlar nedense sağdan sola doğru asılmıştı.  En sağda A harfi, onun solunda B harfi gibi&#8230;  Muhtemelen Osmanlıca&#8217;dan kalma bir alışkanlık olmalıydı.  Sonra farkettik ki S harfinin bir kısmı sonrasında U harfine atlanmış.  Sinan ismini bulmak için öteki duvardan devam etmek gerekti.  Zannedersem yarışa girenlerin belli bir zeka seviyesinin üstünde olmasını sağlamak için alınmış yerinde bir tedbir daha galiba.</p>
<p>5) Başarıyla çiplerimizi ve numaralarımızı aldıktan sonra nedense maraton fuarında bir stand edinmiş olan Gümüşhane Güzelleştirme Derneği standının yanından geçip (standdaki postere bakılırsa Gümüşhane&#8217;de bir dolu çirkin beton yapı var, güzelleştirme derneğinin çok işi olmalı) koşuculara karbonhidrat takviyesi için dağıtılan makarna bölgesine ilerledik.  Burada geçen senelerden farklı olarak fırında makarna vardı.  Nedense canım istemediği için atlayıp direkman bir muz almaya yeltenmiştim ki muzları dağıtan amca azarladı, &#8220;Makarna almadan muz almak yok!  Sonra iki tane alıyosunuz.&#8221;  Mecburen makarna sırasına girdim.  Biraz bekledikten sonra makarna bitti, paparayı yiyen ecnebi koşucular şaşkın şaşkın bakarlarken karambolden istifade edip makarnasız muzumu alıp hemen kaçtım.</p>
<p>6) Yarış boyunca (ki 15 km bayağı bir mesafe) çok az seyirci vardı.  Olanların da büyük kısmı tanıdıklarını izlemeye gelmiş yabancılardı.  Mesela iki ayrı Kanadalı grup vardı.  Hatta muhtemelen Türk&#8217;ten çok Kanadalı seyirci yarışı izlemekteydi.  New York Maratonu tecrübeli Sinan NY Maratonu boyunca heryerde insanlar olduğunu ve koşuculara moral verdiklerini anlattı.  Ayrıca sık sık bandolar da varmış.  Bizim belediyenin hakkını da yemeyelim, İnönü Stadı önünde Fatih Kız Lisesi bandosu, Gülhane Parkı&#8217;nın sonunda da başka bir okul bandosu vardı.  Gülhane&#8217;deki bandonun ismini hatırlamıyorum zira oradayken o kadar yorgundum ki beynim ilkokul öncesine döndüğünden okumayı unutmuştum.  Tek hatırladığım bizimle yan yana koşan Galatasaray formalı çocuğa bandodan bir kızın &#8220;Pis Galatasaraylı, en büyük Fener!&#8221; dediği.</p>
<p>7) Yarışın sonunda yine koşucular olarak Sultanahmet Meydanı ortasında cascavalak kaldık.  Herhangi bir toplu taşıma ayarlanmamıştı, taksi zaten yoktu, olsa da yollar kapandığından şoförleri oturmuş sigara içiyorlardı.  Zaten belediyeyi dinleyen efendi koşucular olarak yanımıza para almamamız gerekiyordu.  Ama biz tabii ki belediyemizi dinlememiştik, geçen seneden de tecrübeli olduğumuzdan meydandan Kapalıçarşı istikametinde ilerledik ve vesait bulabildik.</ul>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/avrasya31_kopru.jpg" alt="" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Fotoğraf: <a href="http://www.flickr.com/photos/merve_yilmaz84/">Merve Yılmaz</a></em></p>
<p><strong>Yarış</strong><br />
Pazar sabahı yağmurluk niyetine çöp torbalarımızı giymiş, start çizgisine doğru ilerlerken ellerinde bir kağıt nereye gideceklerini şaşırmış iki ecnebi kıza yardımcı olduk.  Taaaa Oregon, ABD&#8217;den buraya Halk Koşusu&#8217;na katılmaya gelmişlerdi.  Hiçbir işaret olmadığından kafası kesilmiş tavuk gibi dolanırken birbirlerine &#8220;Neresi Asya, şurası Avrupa mı?  Biz nerdeyiz, kimiz, hayatta amacımız ne?&#8221; gibi sorular soruyorlardı.   Biz de koşuşturan çocuklara sorup Halk Koşusu&#8217;nun geriden başladığını öğrendik ve kendilerini yerlerine yolladık.</p>
<p>Yarış geçen seneki gibi sağanak yağmurda başladı ama daha köprüyü geçerken yağış dindi.  Ondan sonra hava mükemmeldi diyebilirim.  10. km sonrasında biraz güneş yakmaya başladı ama Gülhane Parkı&#8217;nın ağaçlarının altına girip de o acımasız yokuşu tırmanırken o da geçti.</p>
<p><strong>Katılımcılar</strong><br />
Her zamanki gibi yarış esnasında süper tiplerle karşılaştık.  Bazıları şunlardı:</p>
<ul type="circle"> <span style="text-decoration: underline;">Telefonlu Abi</span>:  Barbaros Bulvarı&#8217;nın başlarında arkamızdan telefon çaldı.  Ne olduğunu anlamadan abinin biri cebinden çıkardığı telefonla konuşmaya başladı.  &#8220;Aloooo, evet Muzafferciğim benim&#8230;..  Yok koşuyorum.   Evet Avrasya.  Şu anda Barboros Bulvarı&#8217;nın başındayım.  Var var, biraz çiseliyor&#8230;&#8221;  Hayretler içerisinde olmama rağmen abiye Seinfeld esprisi yaptım ve &#8220;Abicim, beni sorarlarsa ben yokum ha&#8221; dedim ama o kadar hararetle konuşuyordu ki beni duymadı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Teyze</span>:  Kabataş&#8217;ta birden önümüzde bir teyzenin koşmakta olduğunu farkettik.  Teyze dediysem basbayağı teyze idi kendisi.  Üstünde kahverengi başortüsü, deri bir ceket, elbise, elbisenin altında bir eşofman, kösele tabanlı ayakkabılar ve omzuna asılmış devasa bir siyah çanta vardı.  Bayağı da hızlı gittiği için bir süre önümüzde kaldı.  Sinan&#8217;a keşke makinamız olsaydı da çekseydik derken&#8230;.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Fotoğraf Makinalı Genç</span>: Evet, elinde makinasıyla bir genç belirdi ve &#8220;hemen çekeyim&#8221; deyip bizim resimlerimizi çekti.  &#8220;Yok bizi değil, şu teyzeyi çeker misiniz, hatıra olsun&#8221; dedim.  &#8220;Aaaa tabii ki lafı mı olur?&#8221; dedi ve hızlanarak teyzenin önüne geçti.  O esnada teyze yoruldu ve yavaşladı.  Bunun üzerine genç &#8220;Teyze biraz daha dayan, bir resim&#8221; dedi.  Teyze de onu kırmadı ve biraz daha koşarak poz verdi.   Bu arada genç &#8220;Resimlerinizi sporturk.com adresindeki sitemde görebilirsiniz&#8221; dedi.   Teşekkür ettik ve hemen ekledi, &#8220;Aman dikkat sakın sporturk.de adresine girmeyin, o Almanya&#8217;da bir sayfa&#8221; dedi, neden sporturk.de adresine gireceğimizi düşündüğünü anlamadık ama yine de teşekkür ettik.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Koşunun Güzel Kızı</span>: Bu sefer geçen seferki gibi 1.85 boyunda turist ablalar yoktu ama Eminönü&#8217;nde önümüzde koşan kel abiyi köpeğinin tasmasını sıkıca tutmuş lacivert eşofman takımlı kafası kadar güneş gözlüklü, Rapunzel saçlı bir kız karşıladı.  Önümüzde üçü (kel abi, laci eşofmanlı abla ve köpek) koşmaya başladılar.  Yanlarından geçerken abla abiye &#8220;Kaç kilometre koşuyorsun?&#8221; gibi abuk bir soru soruyordu, ne veya neci olduklarını anlayamadık.</ul>
<p>Yazıyı bir temenni ile bitireyim de TRT programı gibi olsun:  Avrasya Maratonun&#8217;un organizasyonu artık Runtalya&#8217;da kendini ispatlayan Öger Tours&#8217;a verilsin.  Bu kadar muhteşem bir parkura ve bu şehre her zamanki gibi yazık oluyor.  Bizi anca Turko-Alman disiplini/organizasyonu kurtarır.  (Ama yarış öncesi makarnayı Almanlar pişirmesinler.)</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak" title="Şikayetperver Koşucu: 30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak (October 29, 2008)">Şikayetperver Koşucu: 30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak</a> (7)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/10/14/250-kelimelik-yalakalik-%e2%80%93-uzun-mesafe-kosu" title="250 Kelimelik Yalakalık: Uzun Mesafe Koşu (October 14, 2007)">250 Kelimelik Yalakalık: Uzun Mesafe Koşu</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz" title="Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz (February 2, 2009)">Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/14/turkiye-izmir-olsun" title="Türkiye İzmir Olsun (June 14, 2008)">Türkiye İzmir Olsun</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/09/09/gumusluk-2008-raporu" title="Gümüşlük 2008 Raporu (September 9, 2008)">Gümüşlük 2008 Raporu</a> (2)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uçak Yolculuğu ve Teknoloji</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/08/15/ucak-yolculugu-ve-teknoloji</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/08/15/ucak-yolculugu-ve-teknoloji#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 12:15:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Asker]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Geek]]></category>
		<category><![CDATA[Internet]]></category>
		<category><![CDATA[THY]]></category>
		<category><![CDATA[İnek Şaban]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=455</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/seyahat_seyahat.jpg" alt=""/></div>Sonuçta Lufthansa ile uçuyordum ama yine de bavul bırakma kontuarını bulamadığımdan bir insanla konuşmak zorunda kaldım.  Sağolsun hanımefendi bana bir sürü insanın sırada beklediği bir elektronik kontuar gösterdi.  Ama "Sayın <em>fraulein</em> ben insanlarla konuşmadan sıra beklemeyi de minimize ederek kapıya gitmek için onlaynçekin yapmıştım" desem de (bilmeyenler için onlaynçekin'in almancası <em>Onleincheckin</em>) akıbetim değişmedi.  Bir an elimdeki bavulu İstanbul - Bodrum uçağındaki herkes gibi yanıma alıp ağıla öküz tıkar gibi terleye terleye yukarıdaki dolaplara tıkmayı düşündümse de 2 metre boyunda Lufthansa hosteslerinden ve yeşil kıyafetli Alman otoritelerinden korktuğum için hemen vazgeçtim. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F08%2F15%2Fucak-yolculugu-ve-teknoloji"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F08%2F15%2Fucak-yolculugu-ve-teknoloji&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Bildiğim kadarıyla Türkçemizde &#8220;<em>geek</em>&#8221; kelimesinin tam karşılığı yok, eski jenerasyonun &#8220;inek&#8221; kelimesinin günümüze uyarlanmışı diyebiliriz lakin &#8220;inek&#8221;&#8216;in anlamı da bizim okul yıllarımızda da tartışma konusuydu:</p>
<ul type="circle">Bazısı &#8220;inek&#8221;&#8216;in iyi not alan öğrenci,</ul>
<ul type="circle">Bazısı bazısı çok çalışan öğrenci,</ul>
<ul type="circle">Bazısı ise Rıfat Ilgaz&#8217;ın Hababam Sınıfı&#8217;ndaki İnek Şaban karakteri gibi çok çalışmasına rağmen bir türlü iyi not alamayan öğrenci olduğunu söylerdi.</ul>
<p>Sonuçta zannedersem çok çalışan öğrenci anlamı yerleşti.  Şimdi ise dilimize <em>geek</em> yani &#8220;gerçek dünyanın dışında, kendi hayal dünyasının içinde yaşamayı seven, elektronik meraklısı antisosyal kişi&#8221; için bir kelime lazım.</p>
<p>Bazı bakımlardan bu tanıma uyduğumu düşünüyorum.  Ama elektronik ve internete olan merakım cimriliğime baskın olamadığından çok da fazla elektronik aletim olduğu söylenemez.  Kendi hayal dünyama ise her zaman değil, genellikle iki ayda bir gelen antisosyal zamanlarımda girmekten hoşlanıyorum.</p>
<p>Teknolojiyi sevmemin sebeplerinden birisi de hafiften mizantrop (merdümgiriz) olmamdır.  Bir işi internetten az zahmetle yapabilirsem insanlarla yapmaya tercih ederim.  Buna tek istisna kitap satın almak olabilir ki o da Amazon kitapların kapaklarına dokunmamızı ve kitapçı kokusunu web sitesinden alabilmemizi sağladığında bitecek.</p>
<p><strong>Seyahat ve Internet</strong><br />
Bu sitedeki yazılara bakacak olursanız hem iş hem de özel hayatımda bol seyahat ettiğimi farkedersiniz.  Yani son zamanlarda uçak (<a href="http://www.expedia.com/">www.expedia.com</a>) ve otel (<a href="http://www.booking.com">www.booking.com</a>) ayırtmak ve öncesinden oteller hakkında araştırma yapmak (<a href="http://www.flightstats.com/go/Home/home.do">www.tripadvisor.com</a>), Türk Hava Yolları&#8217;nın bitmez tükenmez rötarlarını takip etmek (<a href="http://www.flightstats.com/go/Home/home.do">www.flightstats.com</a>), acil çıkış kapısı önündeki rahat sıradaki cam kenarı koltuğum doluysa alternatif en güzel yeri keşfetmek (<a href="http://www.seatguru.com/">www.seatguru.com</a>) ve ayırmak (artık neyle uçuyorsam onun sitesi) gibi işleri internetten insanlarla konuşmadan yapabilmekten çok memnunum.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/seyahat_seatguru.jpg" alt="Seat Guru" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Seat Guru&#8217;dan İstanbul &#8211; Addis Ababa Uçağı Koltukları</em></p>
<p>Öte yandan geçen haftaki uçuşumda başıma gelenler teknolojinin bazen işleri zorlaştıracağını da bana hatırlattı.</p>
<p><strong>İstanbul &#8211; Münih Hattı</strong><br />
Münih &#8211; İstanbul için elektronik giriş kartım (<em>boarding pass</em>) cep telefonumda hazırdı.  Yanımda karım olmadığı zamalarda olduğu gibi havaalanına  erkenden vardım.  Yanımda babam olsaydı daha da erken varırdım da o yoktu neyse ki.  Bavulum olmasa kapıya kadar herhangi bir insanla konuşmadan gidecek herşeyim hazırdı lakin bu seyahat uzunca olduğundan yanıma alamadığım ebattaki bavulumu bırakmak için bavul bırakma kontuarını aramaya başladım.</p>
<p>Bu kontuar THY&#8217;de henüz yok.  Bavulunuz varsa da yoksa da gittikçe daha uzunlaşan bir &#8220;onlaynçekin&#8221; (internet check-in dersem Türkçe olur mu?) sırası beklemek zorundasınız.  Bildiğiniz gibi THY hala bir kamu kuruluşumsu, dolayısıyla sadece insanları uçurmaktan daha önemli görevleri de var.  Bunlardan birisi de Türk insanına sırada bekleme adabını öğretmek.  Dolayısıyla sıraları kısaltmak, hızlandırmak, yok etmek amaçları arasında yok ve olmayacak.</p>
<p>Sonuçta Lufthansa ile uçuyordum ama yine de bavul bırakma kontuarını bulamadığımdan bir insanla konuşmak zorunda kaldım.  Sağolsun hanımefendi bana bir sürü insanın sırada beklediği bir elektronik kontuar gösterdi.  Ama &#8220;Sayın <em>fraulein</em> ben insanlarla konuşmadan sıra beklemeyi de minimize ederek kapıya gitmek için onlaynçekin yapmıştım&#8221; desem de (bilmeyenler için onlaynçekin&#8217;in almancası <em>Onleincheckin</em>) akıbetim değişmedi.</p>
<p>Bir an elimdeki bavulu İstanbul &#8211; Bodrum uçağındaki herkes gibi yanıma alıp ahıra öküz tıkar gibi terleye terleye yukarıdaki dolaplara tıkmayı düşündümse de 2 metre boyunda Lufthansa hosteslerinden ve yeşil kıyafetli Alman otoritelerinden korktuğum için hemen vazgeçtim.</p>
<p>Ben bunları düşünmeye çalışırken zorlanıyordum zira önümdeki Hollandalı çift birbirlerine anaavrat küfrediyorlardı.  Hollandaca bana hep küfür gibi geldiği için öyle zannetmiş de olabilirim ama seslerini de yükselttikleri için görevli kadın gelip olaya el koydu.  Bu seferki <em>fraulein</em> Milka reklamında fışkırmış gibi sarı saçlı, sağlıklı kırmızı yanaklı ve yuvarlak yüzlüydü.  Omuzunun üzerinden kafamı uzatarak hollandaca olan ekranda nerelere bastığını takip etmeye çalıştım ama ekranı tam göremedim.  Görsem de <em>Onlijncheckin</em>&#8216;in ne demek olduğunu anlamadığımdan birşeye yaramayacaktı tabii.</p>
<p><strong>Nihayet Çekin</strong><br />
Sonuçta sabrettim ve sıram gelince kendi kendime işlerimi halletmeye başladım.  Başlangıçta çok iyiydi.  Sistem ismimi alsın diye kredi kartımı koydum ve kredi kartımdaki ismimle rezervasyondaki ismim tamamen aynı olmasa da (İtalya&#8217;da makarnalar sayesinde büyümüş göbeğimin adı sağolsun) sistem beni tanıdı.  Bunun üzerine şansımı veya sistemin sabrını zorladım ve Lufthansa uçak numarası yerine uçuş THY ile <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Codeshare_agreement">codeshare</a></em> olduğu için THY uçuş numarasını yazdım.  Sistem çok uyanık olduğundan onu da anladı!  E Alman da Japon kadar olmasa da yapmış sonuçta.  &#8220;Peeeeh Alman sistemi Türkiye&#8217;de olacaktı ki, benim kayınçomun Imbissinde bir gün oturuyoruz&#8230;&#8221; diye başlayan <a href="http://sarapci.com/bedelli-askerin-rehberi-2/">asker arkadaşlarımın</a> anıları aklıma geldi.</p>
<p>Artık tuvalete ve aprona yakın olan acil çıkış sırasındaki cam kenarı muhteşem koltuğum da tamam olduğundan tek yapmam gereken bavulumu teslim etmekti.  Makina da öyle düşünmüş olacak ki bir anda suratıma tükürür gibi bavula yapıştıracağım şeyi attı.  Paranoyak olduğum için bavulumu Amsterdam yerine Addis Ababa&#8217;ya yollayacak kudretteki yer hosteslerinin yapıştırdığı etiketi hep kontrol ederim, dolayısıyla onları taklit ederek beyin cerrahı titizliğiyle etiketi bavuluma yapıştırdım.  Elimle üstünden defalarca geçerek sıkı yapıştığına emin oldum.  Elimde bavulun yanlarına yapıştırılan 3 etiket kaldı.  Ama bavulumda 4 yüzey vardı.  Bir tanesini tam karşıya yapıştırdım.  Öteki ikisini yanlış yere koyarsam bavulumun kaybolacağına emin olduğumdan Milka kadınını aramaya başladım.  Tabii ki lazım olduğunda bulunmamak üzere eğitimliydi, Alman eğitim sistemi de iyidir bilirsiniz.  Aynı anda arkamdaki kız sabırsız sabırsız ayaklarını yere vurarak havalara bakıyordu.  Bir taraftan da &#8220;bir bavul yollamaktan aciz bu <em>dummkopf</em>&#8221; dediğine emindim ama Almanca bilgim kafi olmadığından tam anlamıyordum.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/seyahat_addisababa.jpg" alt="" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Addis Ababa Havaalanı Da Fena Yer Değilmiş.<br />
Bavulunuz Sizden Daha Güzel Bir Yere Gitmiş Olabilir<br />
Fotoğraf: <a href="http://dvisaak.blogspot.com/2007/08/oh-and-i-almost-forgotwhat-almost.html">dvisaak.blogspot.com</a></em></p>
<p>Sırada arkamdaki sabırsız kız oldukça ağır duran çantasını kafama geçirmek üzereyken Milka kadını belirdi.  Herhalde süt sağmadan yeni dönmüştü zira yorgun ve bezgin bir ifadeyle yanıma geldi ve parmaklarıma yapışık duran etiketlere kımıl zararlısına bakar gibi baktı.  Bavulumun kaybolacağını ve Addis Ababa&#8217;dan çıkacağını kendisine söyledim ama pek etkilenmemiş gibiydi.  Söylenirken galiba &#8220;Onları nereye yapıştıracağımı biliyorum herr <em>Weintrinker</em>&#8221; dedi ama Almanca bilgim kafi gelmediğinden emin değilim.  Sinirli sinirli ekrana bastı ve ben plonjon yapıp yakalayamadan bavulum konveyör bantta gidip köşeyi döndü.  Elimdeki etiketlerle kalakaldım.  Milka kadını &#8220;O elinizdekilere gerek yok.  Hahahahaha!!&#8221; dedi ve benim &#8220;Madem yoktu neden bastırdınız <em>fraulein</em>?  Ben size ne yaptım ki?&#8221; dememe fırsat vermeden arkasını dönüp inek sağmaya gitti.</p>
<p>Arkamdaki sabırsız olduğu kadar da asabi kız başka sıraya gittiğinden arkama gelen ve tatile gittikleri için çok neşeli olduğunu tahmin ettiğim her taraflarından birşeyler sarkan neohippi çift ekranıma bakarak &#8220;Haha, İstanbul&#8217;a çekin işleminiz tamamlandı&#8221; dediler.  Ben de karşıdan bavulum çıkmazsa bir daha Milka çikolata almayacağımı söyledim.  Aslında anlamamaları gereken esprime nedense çok güldüler ve ben de artık ölmüş atın davası olmaz diye kapıma doğru ilerlemeye başladım.</p>
<p><strong>Uçağa Giriş Zorlukları</strong><br />
Pasaport kontrolunda Schengen vizemin giriş damgasını bulamadığı için nedense çok eğlenerek sayfaları çevirip duran polise girişi İtalya&#8217;dan yaptığımı belki İtalyanların mürekkeplerinin bitmiş olduğunu söyleyince adam iyice coştu ve göbeğini tutarak gülmeye başladı.  Galiba bu Münih&#8217;liler her ülkenin güneyindekiler gibi yavşaklar.  Adam utanmasa camekandan elini çıkarıp sırtıma &#8220;Seni gidi haylaz seni&#8221; diye vuracaktı.</p>
<p>Oradan çıkınca tatil için vatanımıza dönmekte olan Alamancı kardeşlerimizi izleyerek ve seslerini dinleyerek kapımı buldum.  Alamancı erkekler favori modasını çok geliştirmişler.  Bumerang, orak, çapa, nota, çadırkazığı şekillerinde favoriler arasında sıraya girdim.  Sıra zaten düzensizdi ama sağdan soldan bağırarak koşuşturan çocuklar iyice altüst ettiler.  Türkiye&#8217;ye gittiğimin başka bir işareti de toplum içinde rahatsızık veren yaramaz çocuklar oldu.  Bir tanesini durdurup kucağına Almancı şoför düşürmüş trafik polisleri gibi &#8220;Evladım sen Almanya&#8217;da da böyle mi yaramazsın?&#8221; demeyi düşündüm ama zaten Almanya&#8217;da olduğumuzdan <em>dummkopf</em> bir hareket olacağından vazgeçtim.</p>
<p>Sırama doğru ilerlerken benden birazcık daha hızlı yürüyerek önüme geçmeye çalışan amcaya dirseği dokundurdum ve uçağa benden önce de binse aynı anda İstanbul&#8217;a varacağımızı hatırlattım.  &#8220;<em>Doch</em> evladım ben zaten buradan <em>linksmachen</em> yapacaktım, yengenin (<em>mein frau</em>) yanına&#8221; dediyse de dinlemedim.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/seyahat_lufthansa.jpg" alt="Elektronik Biniş Kartı" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Elektronik Biniş Kartı Örneği<br />
Sayın Max Mustermann İle Bir Yakinlığım Yoktur</em></p>
<p>Ardından herkesin kağıttan biniş kartlarını alan görevliye cep telefonumu gururla uzattım.  Görevli abi telefonumu evirdi çevirdi barkod okuma cihazına tuttu ama bütün kombinasyonlara rağmen birşey olmadı.  Ekranı şöyle bir eliyle sildi (bu hareket çalışmayan televizyona vurmanın cep telefonu versiyonu) ve tekrar başladı.  Boncuk boncuk terlemeye başlamıştım ki bir bip sesi beni rahatlattı.  Uçağa doğru ilerlerken koltuk numaramı unuttuğumu farkedip telefonu tekrar açtım ve internete bağlanıp elektronik biniş kartıma bir daha baktım.</p>
<p>Bu işi yaparken THY&#8217;nin bu teknolojiyi hiçbir zaman kullanamayacağını anladım.  Daha önce THY uçağına bindiyseniz farkemişsinizdir, THY Boeing ve Airbus&#8217;a uçak sipariş ederken sipariş formundaki opsiyonlar arasındaki, &#8220;Açık cep telefonu varsa uçağın elektronik sistemleri bozulsun&#8221; kutucuğunu işaretliyor.  Zira THY hariç bütün havayollarında uçak kalkarken telefonu kapatıp tekerlekler yere değince açabiliyorsunuz, yakında uçakta telefonla konuşturup dakikasına 20 dolar fatura kesecekler.  THY&#8217;de ise uçağa girerken telefonunuza baktığınızı görürlerse içeri almıyorlar ve polisleri çağırıyorlar.  Uçuş esnasında telefonunuz cep telefonu hattınıza bağlı olmasa da telefonunuzu açtığınızı gördüklerinde en izbandut hostesi veya hostu (erkek hosteslere host mu diyoruz?) yolluyorlar, &#8220;Telefonu hemen kapamazsanız inişte sizi Ergenekon&#8217;dan tutuklattırırız&#8221; diye tehdit ediyorlar.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/seyahat_ucaksiparis.jpg" alt="Uçak Sipariş Formu" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Doldurulmamış Bir Uçak Sipariş Formu<br />
Airbus&#8217;ınki de Benzer</em></p>
<p>Yani uçağa girdiniz diyelim ve yerinizde başkası oturuyor ve oranın kendi yeri olduğunu iddia ediyor.  Siz de uçuş kartınız olmadığından cep telefonunuzu açıp ekranınızı göstermek isterken birden izbandut host kemerine taktığı silahın dipçiğiyle kafanıza bir kere geçirdikten sonra sizi uçaktan dışarı sürüklemeye başlıyor.  Aynı anda yanınızda oturan teyze önceden içine gülle koymuş olduğu çantasıyla (güvenlikten nasıl geçirdiyse artık) acımadan vururken bir taraftan da &#8220;Evladım hepimizin hayatını &#8211; al sana &#8211; tehlikeye atmaya &#8211; al sana &#8211; ne hakkın var senin?&#8221; diye bağırıyor.  Arka sıradaki amca 4 yaşındaki oğlunu ayak bileklerinizden ısırsın diye üstünüze salıyor.  Diğer efendi yolcular da kafalarını sağa sola ritmik bir şekilde sallayarak &#8220;Cık cık cık, eğitimli bir adama da benziyor üstelik, neden hepimizi öldürmek istedi ki&#8230;&#8221; diye üzülüyorlar.</p>
<p>Madem cep telefonları bu kadar tehlikeli, uçuş öncesinde herkesinkini tek tek toplayın kardeşim.  Cep telefonunu açıp kapamayı bilmeyen bir dolu kullanıcı var bu uçaklarda.  Hepmizin hayatını tehlikeye atmaya hakkınız yok!</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/03/10/sarapcicom-31" title="sarapci.com 3.1 (March 10, 2008)">sarapci.com 3.1</a> (6)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/11/10/sarapcicom-30" title="sarapci.com 3.0 (November 10, 2007)">sarapci.com 3.0</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois" title="Climats (İklimler), Andre Maurois (November 10, 2009)">Climats (İklimler), Andre Maurois</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2001/12/29/bedelli-askerin-rehberi-2" title="Bedelli Askerin Rehberi 2 (December 29, 2001)">Bedelli Askerin Rehberi 2</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2001/09/14/bedelli-askerin-rehberi-1-yalin" title="Bedelli Askerin Rehberi 1 (Yalın) (September 14, 2001)">Bedelli Askerin Rehberi 1 (Yalın)</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/08/15/ucak-yolculugu-ve-teknoloji/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taze Babalara Öğütler &#8211; Lohusa Blues</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/06/20/taze-babalara-ogutler-lohusa-blues</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/06/20/taze-babalara-ogutler-lohusa-blues#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 19:15:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Baba Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=430</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/baba_lohusa_lohusa.jpg" alt=""/></div>Uyduruyosam en adiyim, bir seferinde de suyu zaten bir önceki kalkışımda getirdiğimden ve bardaktaki su henüz buharlaşmamış olduğundan karım su isteyemedi.  Rüyamda şutu çekmişken top havadayken sarsarak uyandırdı  (rüyamda rakip defans oyuncusu omuzu koydu) ve “Salona bir gidip bakar mısın, orda mıyım?” diye sordu.  “Hay hay” dedim, uykum kaçmasın diye gözlerimi açmadan salona gittim baktım.  Salonda yoktu.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F06%2F20%2Ftaze-babalara-ogutler-lohusa-blues"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F06%2F20%2Ftaze-babalara-ogutler-lohusa-blues&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Lo-hu-sa<em> is.</em> (<em>lohu’sa, l ince okunur</em>) Rumca<br />
Yeni doğum yapmış, huysuz kadın.</p>
<p>“<em>Annemin lohusa yatağı evin cepheye doğru, sonundaki ön odada idi</em>” – Y.K. Karaosmanoğlu</p>
<p>Eskiden okul arkadaşlarımla bir araya geldiğimiz zaman sık konuşulan konulardan birisi yatakhane anılarıydı.  İki okulda toplam 6.5 sene yatılı okuduğum için bir rakı sofrasını donatacak kadar yatakhane anım var çok şükür.    Söylemesi ayıp, yatakhane anıları biteyazınca oldukça kısa süren askerliğimin anılarına geçsem Burdur&#8217;da tezkere bıraktım zannedersiniz.  Anılarımın sadece <a>yazabildiğim kısmı</a> 8 sayfa tuttu.</p>
<p>(Askere gitmeyenlere ve gidemeyenlere not: &#8220;tezkere bırakmak&#8221; asker esnasında ortamdan çok hoşnut olup meslek olarak asker olmaya karar vermek demektir.)</p>
<p>Fakat son günlerde artık herkes (veya karıları) sanki insanlığın soyu tükenecekmişçesine pıtır pıtır doğurduğu için biz taze baba erkekler arasında askerlik muhabbetinin yerini karılarının lohusalığı esnasında çektiklerin muhabbeti almış durumda.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/baba_lohusa_yohusa.jpg" alt="" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Doğru Yaklaşım Bu Olmalı<br />
Karikatür: Yiğit Özgür, Penguen</em></p>
<p>Ben de travmadan daha yeni yeni kurtulabildiğim için artık yaşadıklarımı yazabilir duruma geldim.  Ha bir de yazmakla bitmiyor, bu yazıların yayınlanması esnasında Seha’nın altın makası da sözkonusu.  (Ormanda &#8220;Seha&#8217;nın sansür makası yavru leoparın dişlerinden on kat daha keskindir&#8221; derler.)  Lohusayken bu yazının altın makas tarafından kuşa çevrileceği ve hatta benim bu yazıyı yazma suçundan yanında uyanık nöbet bekleme cezası alacağım kesindi, belki de ondan yazmamışımdır.</p>
<p><strong>Suç ve Ceza</strong><br />
Karısı lohusa olan hemcinslerime yapacağım en kritik uyarı her zamanki gibi mümkünse kaçmaktır.  Bildiğiniz gibi erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır lafı karısı yeni doğuran erkekler için söylemiştir.  Ama diyelim kaçamadınız, o zaman da hiç direnmemenizi tavsiye ederim.</p>
<p>Neden direnmeyeyim diye soracak cahillere hemen cevap vereyim, suçlusunuz da ondan direnmeyiniz!  Suçunuz çocuğu doğurmamak ve emzirmemektir.  Şimdi bu yazıyı okuyan en kılıbık erkekler bile bebeklerini bir kere bile emzirmiş olamazlar.  Doğurmaları ise söz konusu değildir zira ellerinde olsaydı zaten karıları onların doğurmasını sağlardı.</p>
<p>Sonuç olarak ben kaçamadım, suçumu kabullendim ve fazla lagaluga yapmadan her lohusa kocasının çekeceği cezamı çekmeye koyuldum.  Ne de olsa her canlı baba lohusa kocası olmayı tadacaktır.</p>
<p>O akşamlardan unutamadığım bir tanesinde bebek ağlayarak uyandı.  Acıkmıştı.  Karım önce bana &#8220;Kalk da bir bak bakalım belki emzirmeden susar&#8221; dedi.  Neden sussundu?  Bebek her 3 saatte bir acıkıyordu, son emzirmeden beridir 3 saatten fazla geçmişti.  Ama dediğim gibi direnmek işleri daha da zorlaştıracağı için ivedilikle kalktım, bebeği pışpışladım, elimi kafasına koydum, elini tuttum ama nafile.  Bunlar her lohusa kadının kocasının bileceği gibi karın doyuran aktiviteler değildir.  Korkaraktan ve doğanın bana bahşedemediği emzirme kabiliyetine lanet okuyaraktan karıma “Acıkmış bu” dedim.  Dedim mi emin değilim aslında, kendi sesimi bile tam duyamadım.</p>
<p>Karım hışımla kalktı ve bebeği elimden sokakta bebeğinizi aniden alıp öpmeye başlayan bir manyaktan alırcasına kaptı.  Ben de ne yapacağımı bilemez durumda şıpır şıpır terlemeye başladım.  Neyse ki bana da emir gecikmedi.  “Bana bir bardak su!”  Tabii hemen ayaklarım kıçıma değerek mutfağa koştum gittim getirdim.</p>
<p><strong>İşkence Çeşitleri</strong></p>
<p>Bir yerlerde nazilerin toplama kampındaki esilerlerine eziyet olsun diye bir çukur kazdırdıklarını daha sonra da bir sonraki gruba o çukuru kapattırdıklarını okumuşum.  İnsana yapılacak en pis işkencelerden birisi bu bence.  Verdiği emeğin hiçbir işe yaramayacağını bile bile emek vermesinin istenmesi.  Mitolojideki <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Sisyphos">Sisifos</a>’un hikayesi gibi.  Sisifos hayatı boyunca dağın tepesine çıkardığı kayanın geri yuvarlanmasını izleyip sonra tekrar çıkarmakla yükümlü kral.</p>
<p>Neyse gece uykumda, gündüz iki elim doluyken, gündüz otururken, ayaktayken, tuvaletteyken, duştayken, maçta Ümit Karan şutu çekmişken top havadayken karımın mütemadiyen istediği bir bardak suyu getiriyorum ve kendimi Sisifos gibi hissediyorum zira benim getirdiğim sudan bir damla içiliyor ve su kenara bir önceki yarım kalmış bardağın yanına konuyor.</p>
<p>Uzun bir süre bu işkence devam etti.  Neyse ki bir süre sonra lohusa zamanlarındaki kederimi paylaşan kedimiz Malta&#8217;daki sürgününden döndü de o getirdiğim suları üzülmeyeyim diye birazcık içmeye başlamak suretiyle beni teselli etmeye başladı.  Ama ilk günlerde kedi de evde olmadığından getirmiş olduğum su buharlaşana dek konulan yerde kalıyordu.  Boş bardakları toplamasam ev birkaç gün içerisinde karikatürlerde damı akan daireler gibi çeşitli ebatlarda su kapları ile dolu olacaktı.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/baba_lohusa_sisifos.jpg" alt="Sisifos İşareti" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Dikkat Lohusa Kadın Kocası Çıkabilir</em></p>
<p>Uyduruyosam en adiyim, bir seferinde de suyu zaten bir önceki kalkışımda getirdiğimden ve bardaktaki su henüz buharlaşmamış olduğundan Seha su isteyemedi.  Rüyamda şutu çekmişken top havadayken sarsarak uyandırdı  (rüyamda rakip defans oyuncusu omuzu koydu) ve “Salona bir gidip bakar mısın, orda mıyım?” diye sordu.  “Hay hay” dedim, uykum kaçmasın diye gözlerimi açmadan salona gittim baktım.  Salonda yoktum.</p>
<p><strong>Kısıtlamalar</strong><br />
Bir de şöyle bir durum söz konusu.  Aslında bebek iki kişinin bebeği de olsa emziren ebeveyn anne olduğundan kendisi her zaman bebek üstünde daha fazla söz hakkına sahip.  Bunu sorgulamamız söz konusu değil.  Normal zamanlarda bu dayanılabilir bir sorun olabilir ama bu eşitsizliğin üstüne bir de lohusalığın getirdiği asabiyet avantajı eklenince hayat zindan oluyor.</p>
<p>Misal ben bebeğe bazı deneyler yapmak istiyorum.  Ama deney yapmam kısıtlı izne tabi.  Bebeğin koku duyusunu geliştirmek maksadıyla bilimum kokulu şeyleri koklatıyorum mesela.  Çilek, mandalina kabuğu, nutella falan tamam.  Ama daha enteresan şeylere gelince engelleniyorum.  Mesela bebeğin kedi kakası, kullanılmış çorap, bozuk süt (anne sütü değil), kahve telvesi, çürük yaprak koklaması yasak.  Halbuki bebeklerin üzerinde babaların da bazı hakları olmalı.  Sonuçta biz de kaç ay boyunca annelere su getirmekle yükümlüyüz, bizim de emeğimiz söz konusu.</p>
<p>Yaptığım başka bir deney de bebeğin önüne 10 x 10 ebatlarında kareleri olan dama tahtası koyup bakmasını incelemek.  O yaşlarda siyah/beyaz renkleri tercih ediyorlar.  Mesela bu deneyi yapmam da yasak zira bebekle geçirdiğim zamanın iş yaparken geçiriyor olması gerekiyor.  Alt değiştirmem serbest, her akşam bebeği bizzat yıkamam vacip, her gece uyutmam farz ama deneylerime gelince kendimi her seferinde izah etmem ve tasarladığım deneyi tek kişilik seçici kurula onaylatmam gerekiyor.  Genellikle bu saçmalıklarla uğraşmaktansa bebeğin altını değiştirmem salık veriliyor.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/baba_lohusa_kaynar.jpg" alt="" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Lohusa Zamanının İyi Yanları Yok Mu?<br />
Kaynar, Adana Usulü Sıcak Fındıklı Lohusa Şerbeti<br />
Fotoğraf: <a href="http://esmasultansofrasi.blogspot.com/">Esma İzgialp Tanglay Blogu</a></em></p>
<p>Dediğim gibi en güzel çözüm, doğumdan 3 ay önce ve doğumdan 3 ay sonra ortalıktan kaybolmak.  Olmuyorsa işlerinizi öyle bir ayarlayın ki lohusa günlerde sürekli şehir dışında olun.  İşiniz seyahata müsait değilse iş değiştirin.  O da olmazsa geç saatlerde toplantılarınız olması faydalı olabilir.  Geceleri telefon ederseniz zaten lohusa karınız o kadar yorgun olacaktır ki uzun uzun konuşmayacaktır.  İlgi gösteriniz, bebeği sorunuz, şehir dışına kaçabildiyseniz arkadaşlarını yollayıp ziyaretlerde bulunmalarını teşvik ediniz.</p>
<p>Bir de benden duymuş olmayınız ama karınızın sevmediğiniz arkadaşları varsa lohusa zamanlarında bir araya gelmelerini sağlamak çok faydalı olabilir.  Lohusa sabrı diye birşey yoktur, her an her şey olabilir.  Bir bakmışsınız bir sorun daha hallolmuş ve mutlu bir taze baba olma yolunda ilerliyorsunuz.  Bu kıyağımı da unutmayınız.</p>
<p>(Diğer bebek/baba yazıları için <a title="Bebek Yazıları" href="http://sarapci.com/tag/bebek/" target="_blank">buraya</a> veya <a title="Bebek Yazıları" href="http://sarapci.com/category/yazilar/baba-yazilari/" target="_blank">buraya</a> bakabilirsiniz.)</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/07/18/taze-babalara-ogutler-%e2%80%93-bebek-bakma-ekolleri" title="Taze Babalara Öğütler – Bebek Bakma Ekolleri (July 18, 2007)">Taze Babalara Öğütler – Bebek Bakma Ekolleri</a> (7)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/11/03/taze-babalara-ogutler-%e2%80%93-baba-ogul-basbasa" title="Taze Babalara Öğütler – Baba Oğul Başbaşa (November 3, 2007)">Taze Babalara Öğütler – Baba Oğul Başbaşa</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/01/03/taze-annelere-ogutler-kizsever-ve-kizsavar" title="Taze Annelere Öğütler &#8211; Kızçeker ve Kızsavar (January 3, 2008)">Taze Annelere Öğütler &#8211; Kızçeker ve Kızsavar</a> (10)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/06/09/mustakbel-babalara-ogutler-%e2%80%93-dogum" title="Müstakbel Babalara Öğütler – Doğum (June 9, 2007)">Müstakbel Babalara Öğütler – Doğum</a> (11)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/04/09/mustakbel-babalara-ogutler-son-dakikalar" title="Müstakbel Babalara Öğütler &#8211; Son Dakikalar (April 9, 2007)">Müstakbel Babalara Öğütler &#8211; Son Dakikalar</a> (5)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/06/20/taze-babalara-ogutler-lohusa-blues/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>I Nostri Antenati (Atalarımız), Italo Calvino</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/03/17/i-nostri-antenati-atalarimiz-italo-calvino</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/03/17/i-nostri-antenati-atalarimiz-italo-calvino#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 21:46:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Calvino]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Tercümanlar kendileri aralarında konuşurken "Savaş sakatı adam arkasındaki üçlem tablosunun anıştırdığı duyguları kafasından silmeye çalışarak karşısındaki kadının pürüzsüz teninin üstündeki parmaklarını tırmanır gibi devindiriyor, temasın yarattığı kösnül hislerin sonucunda kanında belli belirsiz bir devinim hissediyordu" gibi cümleler kuruyorlarsa diyecek birşeyim yok.  Ama bu kelimeleri sadece tercümelerinde kullanıyorlarsa bize de yazık değil mi?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F03%2F17%2Fi-nostri-antenati-atalarimiz-italo-calvino"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F03%2F17%2Fi-nostri-antenati-atalarimiz-italo-calvino&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Bu sefer üst üste gelen şanssızlıklar neticesinde okuma cemiyeti toplantımız ertelendi de ertelendi, Kasım&#8217;da yapacağımız toplantı Ocak&#8217;a kaldı.  Nihayet uzayan toplantılar, son anda araya giren iş yemekleri, hastalıklar ve plansız seyahatler izin verdi de yılbaşının ertesindeki sakin bir günde buluştuk.</p>
<p>Buluştuğumuz lokanta mutena bir semtimizdeki pahalıca bir tay (<em>thai</em>) restoranı idi.  Hem tatlı hem acı, bol soslu, karbonhidrat pınarı tay yemeklerini ne kadar sevdiğimi daha önce <a title="Bangkok" href="http://sarapci.com/bangkok-yapis-yapis-bir-cumartesi/" target="_blank">Bangkok yazımda</a> anlatmıştım.  Dolayısıyla keyfim yerindeydi.</p>
<p>İçeri girince lokantanın bir cuma akşamı saat 20:00 için çok boş olduğunu düşündüm ama henüz erken bu civarın halkı ispanyollar gibi yemeğe geç çıkarlar diye kendimi avuttum.  İlerleyen saatlerde farkettim ki boş masalar dolacağına ilk geldiğimizde kapının önündeki içki içen birkaç kadının oturduğu masa da ufak ufak kalkıyor.   Saat 21:30 gibi arkamıza bir masa daha geldi de cuma akşamını toplam 11 kişi ile kapattık.</p>
<p>Bu yemekte de mikro ölçekte şahit olduğumuz gibi yıllardır görülmemiş boyutlarda bir ekonomik krizin içinde tarihe tanıklık etmekteyiz.  Kriz hakkında kitaplar ve doktora tezleri yazılmaya başlandı bile.   Kriz haricinde veya bir bakış açısına göre kriz sayesinde başka bir tarihi olayı daha yaşadık: antipatik ve saldırgan Bush gitti, sempatik ve itidal sahibi Obama geldi.  Bu değişim birtakım köşekadıları tarafından 21. yüzyılın gerçek başlangıcı olarak yorumlandı.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/atalarimiz_kapak.jpg" alt="Atalarımız, Italo Calvino, YKY" /></div>
<p>Bu seferki Okuma Cemiyeti kitabımız olan <span style="text-decoration: underline;">Atalarımız</span>, Italo Calvino tarafından dünyanın şaşırdığı başka bir zamanda, 1950&#8242;lerde yazılmış.  Calvino bu kitapta derlediği üç uzun hikayesinin (<span style="text-decoration: underline;">İkiye Bölünen Vikont</span>, <span style="text-decoration: underline;">Ağaca Tüneyen Baron</span> ve <span style="text-decoration: underline;">Varolmayan Şövalye</span>) sonuna yazdığı sonsözde kitaptaki üç hikayeyi nasıl yazdığını ve neden tek kitapta biraraya getirdiğini anlatırken hikayelerin geçmişteki Kuzey İtalya soylularının hakkında olmaları ve büyülü gerçekçilik diyebileceğimiz normal dışı olaylar barındırmaları dışında 1950&#8242;lerin <em><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=zeitgeist">zeitgeist</a></em>&#8216;ını (zamanın ruhunu?) da yansıttıklarını anlatıyor.</p>
<p>Calvino için o &#8220;modern&#8221; zamanlar &#8211; yani 1950&#8242;ler &#8211; hoşuna gitmeyen birçok şeyin bir arada olduğu, insanların ruhlarına egemen olan bir parçalanmışlık hissiyatının gölgesinde geçen günlerdi.  Soğuk savaş, paldır küldür gelen modernleşme, tak tiki tak makinalaşmak; eksik, bölünmüş ve doğa ile uyumunu kaybetmiş insanlar üretmişti.  Calvino&#8217;nun kötümserliğine bugün 21. yüzyıl dediğimiz zamandan baktığımızda, anne babalarımızın çocuklara bırakılmış sokaklarda, tel arabalarla ve tahta oyuncaklarla oynadığı yıllara mekanik ve yapay demek abzürd kaçıyor.  Dolayısıyla bu kitabı temel doğru olarak bildiklerimizin sarsıldığı, paradigma kaydıran enteresan zamanları yaşadığımızı unutturmayacak gözlüklerle okumak faydalı olur.</p>
<p>İlk hikaye olan <span style="text-decoration: underline;">İkiye Bölünen Vikont</span>&#8216;ta (Türkler tarafından ateşlenen) bir top güllesi ile ortadan dik olarak ikiye bölünen ve (tahmin edilebilir sebeplerden dolayı) iyi özellikleri sol, kötü özellikleri ise sağ tarafında kalan bir vikont var.  Calvino ne kadar insanın bölünmüşlüğünü anlatmak istediğini, iyi ve kötü hakkında yazmayı aklının ucundan bile geçirmediğini ve alegorik olmak niyetinin olmadığını söylese de hikayede iyi ile kötünün bir süre sonra birbirlerine dolanmaları Calvino gibi bir din karşıtından beklenecek şekilde mutlak iyi ve kötünün olmadığını gösteriyor.</p>
<p>İkinci hikaye <span style="text-decoration: underline;">Ağaca Tüneyen Baron,</span> çocukken bir anlık kızgınlık sonucu ağaca çıkan ve inatla hayatı boyunca yere basmayan bir baron hakkında.  Calvino burada insanlardan koparak da toplumun içinde kalıp insanlığa fayda sağlayabilen, kendisini disipline etmek ve sıradışılığını korumak suretiyle bütünlüğünü sağlayan bir karakter yaratarak zamanın devrimci/aydınlanmacı ruhunu anlatmış.  Bu hikayede kadın kahraman Viola, <span style="text-decoration: underline;">İkiye Bölünen Vikont</span>&#8216;taki Pamela karakteri gibi erkek kahraman ile tezat oluşturarak onun daha net çizilmesini sağlayan bir çerçeve görevini görüyor.</p>
<p>Üç hikayenin en ünlüsü ve bence en güzeli olan <span style="text-decoration: underline;">Varolmayan Şövalye</span> ise içi boş bir zırhın başından geçiyor olmasa klasik bir şövalye masalı: onurunu kurtama peşinde bir maceraperest bir soylu olan Agilulfo&#8217;nun maceralarının hikayesi.  Zırhın içinde yaşadığı için varolmadığı dışarıdan belli olmayan Agilulfo irade ve bilinç dolu bir varolmayışı, zıttı olan seyisi Gurdulu ise bilinçsizliği temsil ediyor.  Varolmayan Agilulfo bir mizantrop (merdümgiriz) olmak dışında varolan insanların yaşadıkları sarsıntı ve bunalımlara karşı bağışıklığı sayesinde Nietzsche&#8217;nin <em><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ubermensch">übermensch</a></em>&#8216;inin de numunelik bir örneği.  Gurdulu ise Leman karakteri <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cevat">Deli Cevat</a>&#8216;ın ilham kaynağı olabilir.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/atalarimiz_delicevat.jpg" alt="Deli Cevat" /></div>
<p>Calvino&#8217;nun benim için bu üçlemedeki en büyük becerisi aynı anda derin bir ciddiyet ile zeki bir espri anlayışını birleştirmesi olmuş. Hem kitaplardaki karakterler ve sembolizmlerine kafa yorabilirsiniz hem de Calvino&#8217;nun yaratıcı zekasına ince esprilerine ve yerinde gözlemlerine hayran kalarak okuyup geçip gidebilirsiniz.  Calvino tıpkı Maradona&#8217;nın ayağındaki topla eforsuzcasına tıkır tıkır oynaması gibi çok zor bir işi kolaymış gibi gösterecek maharette yapıyor.</p>
<p>Hikayelerdeki ana karakterler kadar yan karakterler de ilginç.  <span style="text-decoration: underline;">İkiye Bölünen Vikont</span>&#8216;un emrinde çalışan Dr Trelawney&#8217;nin yaptığı acayip deneylerinin ve Pembe Panter serisinin Müfettiş Clouseau&#8217;sunu hatırlatan sakarlığının bir benzeri <span style="text-decoration: underline;">Ağaca Tüneyen Baron</span>&#8216;un Türk hayranı amcası Şövalye Avukat&#8217;ta ve <span style="text-decoration: underline;">Varolmayan Şövalye</span>&#8216;nin içtiği çorbayı bir süre sonra kendisi zannedip kasenin içine girmeye çalışan seyisi Gurdulu&#8217;da da var.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/atalarimiz_petersellers.jpg" alt="Müfettiş Clouseau" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Dr. Trelawney veya Şövalye Avukat veya Gurdulu</em></p>
<p>Yukarıda bahsettiğim temalar dışında her hikayede savaş ve din karşıtı öğeler baskın durumda.  Üç hikayede de dini bütün kötü adamlar kol geziyorlar.  İlk hikayede protestan ahlakının temeltaşlarından kalvinistler Fransa&#8217;dan kaçarken bütün kitaplarını kaybettiklerinden dinlerini olması gerektiğinden daha katı bir şekilde yorumlarken bir taraftan da kıtlık zamanında karaborsacılık yapmaktan imtina etmiyorlar.  İkincisinde hem neye inanacağını bilmese de sonuna dek inanmaya çalışan saf rahiple dalga geçiliyor, hem de Don Sulpicio isimli ihtirasları için ihtiyar adamlara işkence etmekten çekinmeyen örgütçü peder kendisinden olmayanları gammazlayarak kilise adına elimine etmeye çalışıyor.  Son hikayede ise nedense Kutsal Gral Şövalyeleri olarak adlandırılmış bildiğimiz (Dan Brown&#8217;un) Tapınak Şövalyeleri inançları veya başka bir bakış açısıyla cennet yolundaki emelleri uğruna masum köylülere zulmediyorlar, yaptıkları kötülükleri de Gral&#8217;ın yaptırdığı bahanesine sığınıyorlar.</p>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nde şimdiye kadar okuduğumuz kitaplar arasında belki de en iyisi olan <span style="text-decoration: underline;">Atalarımız</span>&#8216;ı şayet Türkçe Yapı Kredi Yayınları tercümesinden okuyacaksanız sizi uyarmak isterim: yanınızda bir öztürkçe bir de osmanlıca sözlük bulunsun!  Üç hikayeyi üç ayrı çevirmen çevirmiş ama üçü de nasılsa acayip kelimeler kullanma konusunda çok mahirler.  İlk hikayeden son hikayeye doğru giderken vaziyet nispeten düzelse de (yoksa ben mi alıştım?) çevirmenlerin kullandıkları yapay dil okumamı zorlaştırdı.</p>
<p>Veya burada bir amacımız da kamu hizmeti değil mi, en iyisi siz zahmet etmeyin, kitapta kullanılan ama normalde kullanılmayan kelimelerden bazılarını ben burada sokaktaki adamın anlayacağı anlamlarıyla yazayım:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="text-decoration: underline;">Anıştırmak</span>: <em>(-i)</em> Bir şeyi açıkça söylemeyip üstü kapalı anlatmak, dolaylı anlatmak, ima etmek, ihsas etmek.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Devindirmek</span>: <em>(-i)</em> Devinmesine yol açmak. (Favori sözlük numaralarından birisi!)</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Devinmek</span>: <em>(nsz)</em> 1. Vücudu oynatmak veya kıpırdatmak, kımıldanmak, hareket etmek. 2.<em> fiz.</em> Bir cismin, bir noktaya göre, yeri veya durumu değişmek, hareket etmek.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Üçlem</span>: <em>(-i) </em>Teslis, hristiyanlıktaki tanrı, oğul ve kutsal ruh üçlemesi.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Sağaltmak</span>: <em>(-i)</em> Sağlığa kavuşturmak, iyileştirmek, iyi etmek, tedavi etmek.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Savaş sakatı</span>: <em>(-i) </em>Gazi.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Bendem</span>: <em>(-i) </em><em>TDK sözlükte, Ekşisözlükte ve internette bulamadım.</em></li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Kösnül</span>: <em>sf.</em> 1. Kösnüyle ilgili, şehvani, şehevi, erotik. 2. Cinsel duyumlar veya onlara bağlı olan duyumların uyandırdığı duygu ve coşkularla ilgili olan, erotik. 3. Özellikle cinsel isteği işleyen, şehvet uyandıran (resim, heykel), erotik.</li>
</ul>
<p>Tercümanlar kendileri aralarında konuşurken &#8220;Savaş sakatı adam arkasındaki üçlem tablosunun anıştırdığı duyguları kafasından silmeye çalışarak karşısındaki kadının pürüzsüz teninin üstündeki parmaklarını tırmanır gibi devindiriyor, temasın yarattığı kösnül hislerin sonucunda kanında belli belirsiz bir devinim hissediyordu&#8221; gibi cümleler kuruyorlarsa diyecek birşeyim yok.  Ama bu kelimeleri sadece tercümelerinde kullanıyorlarsa bize de yazık değil mi?  (Not: Devinim kelimesini  tercümanların favori kelimelerinden olduğu için iki kez kullandım.)</p>
<p>Tercüme hakkında beni rahatsız eden başka bir şey ise aynı kitabı İngilizce baskısından okuyan şanslı okur Hikmet ile bazı karakterlerin isimleri konusunda anlaşamayınca ortaya çıktı.  Bizim kitaplarımızda nedense bazı karakter isimleri değiştirilmişti!  Çevirmenler İtalyanca orijinal isimler yerine bunlarin Latince versiyonlarını bilmemizi uygun bulmuş olacaklar ki Hikmet&#8217;in İtalyanca orijinalindeki gibi Ottimo Massimo olarak bildiği köpeğin ismi bizim kitaplarımızda Optimus Maximus olmuştu!  Öte yandan bizde Şarlman olarak bilinen Charlemagne&#8217;a İtalyanca Carlomagno denilmesi tercih edilmişti.</p>
<p>Sonuçta yediğimiz güzel yemeklerin ve her zamanki gibi eğlenceli sohbetin üstüne bu gibi ufak da olsa rahatsız edici şeylerle fazla uğraşmadık (YKY baskısındaki dizgi hatalarını saymıyorum) ve yemeklerimizi bitirirken bir sonraki kitabımızın Hikmet&#8217;in bir hikayesinin de olduğu <span style="text-decoration: underline;">Kara İstanbul</span> isimli toplama hikayeler kitabı olmasına karar verdik.</p>
<p>Daha sonra her zamanki karmaşık sistemimizle adeta papa seçer gibi <span style="text-decoration: underline;">Kara İstanbul</span>&#8216;dan sonraki kitabımızı seçtik: <span style="text-decoration: underline;">Then We Came to the End</span> (Ve İşimiz Bitti), yazarı Joshua Ferris.</p>
<p>Neden iki kitap seçtiniz diyecek olursanız, bir daha <span style="text-decoration: underline;">Atalarımız</span> gibi tercüme problemli kitaplarla uğraşmamak için her toplantıda iki sonraki kitabı seçme kararı aldık ki en azından isteyen okurlar kitapların orijinallerini veya İngilizce tercümelerini alabilsinler.</p>
<p>Krizin ortasında Amazon&#8217;u ve DHL&#8217;yi zengin ediyoruz lakin entellektüel zevklerin en hesaplısı olan okumamızdan de ödün vermeyelim değil mi?</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois" title="Climats (İklimler), Andre Maurois (November 10, 2009)">Climats (İklimler), Andre Maurois</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/04/21/then-we-came-to-the-end-ve-isimiz-bitti-joshua-ferris" title="Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti), Joshua Ferris (April 21, 2009)">Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti), Joshua Ferris</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie" title="Shalimar The Clown, Salman Rushdie (July 22, 2009)">Shalimar The Clown, Salman Rushdie</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (8)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/03/17/i-nostri-antenati-atalarimiz-italo-calvino/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>7 Blog Memi</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/03/02/7-blog-mimi</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/03/02/7-blog-mimi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 20:49:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Şarapçı]]></category>
		<category><![CDATA[Mem]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=359</guid>
		<description><![CDATA[Konumuza dönecek olursak, favori blogcularımın bazıları (divadeiwob, imge, ludmilla) sarapci.com'u en sevdikleri 7 blog arasında saymışlar.  Bu durumda benim de teamüllere uyup kendi seçimlerimi yazmam gerekir.  Blogları keşfediş sırama göre ve aktif yazarlardan (seri katil olamayacakları eleyerekten) seçerek aşağıya diziyorum, buyrunuz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F03%2F02%2F7-blog-mimi"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F03%2F02%2F7-blog-mimi&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Son zamanlarda bir tane de blog kardeşliği memi gezinmekte.  Benim bizim jenerasyondan blog cahili okurum bol olduğundan memin ne menem birşey olduğunu kısaca anlatmam lazım.</p>
<p>Aslında daha önce ingilizce yazdığım bir yazıda (<a href="http://sarapci.com/literature-meme-midnights-children/">Literature Meme, Midnight&#8217;s Children</a>) anlatmıştım ama bir de Türkçe deneyeyim.  Mem (aslında mim) Wikipedia&#8217;da &#8220;kişiden kişiye kelime veya hareketlerle yayılan bilgi, fikir veya yöntem&#8221; olarak tarif edilmiş ama pratikte memlerin amacı blog yazarlarının yazı yazmalarını teşvik etmektir diyebiliriz.  Yani mem yazmak facebookta poke etmek gibi bir nevi internetten dürtme hareketidir.</p>
<p>Mem kelimesini ilk kullanan kişinin <a href="http://www.richarddawkins.net/">Richard Dawkins</a> olduğu dedikodusunu da eklemek isterim.  O biyolojik bir kontekstte kullanmış ama olsun.  Dawkins&#8217;in linkini verdiğim web sitesi ülkemizde hala kapalı, açılacağı da yok &#8211; ama nasıl ulaşacağınızı artık öğrenmişsinizdir.  Sansürcü devlet büyüklerimiz sayesinde vatandaşlarımız artık futbol eleştirmenliği, ekonomistlik, deprem uzmanlığı gibi mesleklerinin yanına hacker&#8217;lığı da eklediler.  Mesleksiz yığınlardan bahseden <a href="http://sarapci.com/250-kelimelik-yalakalik-cetin-altan/">Çetin Altan</a>&#8216;ın kulakları çınlasın.</p>
<p>Konumuza dönecek olursak, favori blogcularımın bazıları (<a href="http://solelim.blogspot.com/2009/02/7-eleven.html">divadeiwob</a>, <a href="http://imgetan.blogspot.com/2009/02/blog-odullerimi-acklyorum.html">imge</a> ve <a href="http://gulunesiasklar.blogspot.com/2009/02/sevdim-seni-bir-kere.html">ludmilla</a>) sarapci.com&#8217;u en sevdikleri 7 blog arasında saymışlar.  Bu durumda benim de teamüllere uyup kendi seçimlerimi yazmam gerekir.</p>
<p>Blogları keşfediş sırama göre ve aktif yazarlardan (<a href="http://thischarcoalfire.blogspot.com/search?updated-min=2007-01-01T00%3A00%3A00-08%3A00&amp;updated-max=2008-01-01T00%3A00%3A00-08%3A00&amp;max-results=4">seri katil olamayacakları</a> eleyerekten) seçerek aşağıya diziyorum, buyrunuz:</p>
<ul type="circle"><a href="http://solelim.blogspot.com/">Suya Bandım, Bandım Doydum</a>: Divad&#8217;ı nereden nasıl keşfettiğimi hatırlayamıyorum.  Edebiyat ve müzik de yazar felsefe ve geyik de.  Yollarımız kesişince cismen de tanışıp çeşitli rock barlarda bira içmişliğimiz de vardır.</ul>
<ul type="circle"><a href="http://deryik.blogspot.com">Aslında Zor Değil</a>: Divad&#8217;dan Deryik&#8217;e ulaşmıştım.  Blog alemindeki en keskin kalemlerden, sık sık ahh ne güzel giydirmiş ah daha çok okuyan olsa diye hayıflanırım.  Bir gazetede yazıyor olsaydı gelen kutusu aşk ve nefret mektuplarından kilitlenirdi.</ul>
<ul type="circle"><a href="http://gulunesiasklar.blogspot.com">As I Lay Dying</a> ve <a href="http://frailsoul.blogspot.com/">Serablog</a>: Ludmilla ve Sera&#8217;yı beraber yazdım zira özür dileyerekten ikisini hala karıştırdığımı itiraf etmeliyim!  Genellikle hemfikir olduklarından, aynı anda ikisini de keşfettiğimden ve sık sık dizayn değiştirdiklerinden olsa gerek.  İkisinin tavsiyeleriyle çok kitap aldım ve film izledim.</ul>
<ul type="circle"><a href="http://imgetan.blogspot.com">İmgeleme</a>: İmge de sonradan tanıdık olduğunu anladıklarımdan, ama karşılaşmamış da olabiliriz.  Fakat aynı yalaktan su içtiğimiz kesin.  O da kitap ve film dışında sergi ve tiyatro da yazar.</ul>
<ul type="circle"><a href="http://hafiye.blogspot.com/">Hafiye</a>: Hafiye&#8217;yi de oradan buradan sekerken buldum.  Bir gün bir yorum yazdım da anlaşıldı ki biz aslında tanışıyoruz!  Nereden baktığınıza göre değişecek şekilde hem erkek tarafıyım hem de kız tarafı.  Hafiye&#8217;nin blogunu kategorize etmek zor, kolaya kaçarak kişisel blog diyebiliriz.  Biz de röntgenci oluyoruz bu durumda.</ul>
<ul type="circle"><a href="http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/">Adın Ne Senin</a>: Gubilik son zamanlarda savsaklamaya başladı, doğrudürüst bir bahanesi de olduğunu zannetmiyorum.  Neyse bu uyarı olsun ona.  Efendi olsun.  Kedileri battaniyenin üstüne serpiştirdikten sonra kendisi de kedi gibi yatıp duracağına iki tane yazı yazsın.</ul>
<p>Tarafsızlık ilkeleri ışığında bazı yazarları (<a href="http://dusunerek.blogspot.com">Mustafa Mağripli</a>, <a href="http://mommiez.wordpress.com">Gökçe</a>, <a href="http://hikmethukumenoglu.com/">Hikmet</a>) kategori dışı bırakmak zorundayım.  Ama onlara da bakmanızı salık veririm.</p>
<p>Bu kadar tanıdık olmasalardı mem listesini yapmak daha zor olacaktı.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois" title="Climats (İklimler), Andre Maurois (November 10, 2009)">Climats (İklimler), Andre Maurois</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/07/22/shalimar-the-clown-salman-rushdie" title="Shalimar The Clown, Salman Rushdie (July 22, 2009)">Shalimar The Clown, Salman Rushdie</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/05/22/literature-meme-midnights-children" title="Literature Meme, Midnight&#8217;s Children (May 22, 2008)">Literature Meme, Midnight&#8217;s Children</a> (3)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/03/02/7-blog-mimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 21:09:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şikayetperver Koşucu]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Koşu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[Hadi ulan diye O2'yi doldurdum ve o salak kural yüzünden birazdan sarı kartı yiyecek olan gol atmış futbolcuların hızıyla üstümüzü çıkarmaya başladık.  Şortlarımızla kaldığımızda terli halimizle akşam esintisi hafif ürpertse de fazla düşünürsek vazgeçeceğimizi bildiğimizden hemen iki üç basamak aşağı indik. Dalgaların vurduğu son basamak buz gibi ve hafif yosunluydu.  Rakıcı abilerin en aktif olanı ayağımızı ve kafamızı kırmadan nasıl atlayacağımızı bizzat atlayarak gösterdi (bombalama denilen stilde). Aklıma rahmetli İsmet İnönü her denize girdiğinde yapılan anlam ve önemini ve neden komik olduğunu bir türlü anlayamadığım İsmet Paşa gibi çivileme atlama esprisi geldi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F02%2F02%2Fsikayetperver-kosucu-emirganda-deniz"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2009%2F02%2F02%2Fsikayetperver-kosucu-emirganda-deniz&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Yazın bir akşam bunaltıcı yaz sıcağında O2 ile koşmaya çıktık.  Her zamanki gibi motorlarımızı Bebek Parkı&#8217;nın oraya bıraktıktan sonra deniz kenarında daha az katil balıkçı (bkz. <a title="Türkiye İzmir Olsun" href="http://sarapci.com/turkiye-izmir-olsun/" target="_blank">Türkiye İzmir Olsun</a>) olduğu için Rumelihisarı tarafına doğru seyirttik.</p>
<p>Oldukça tembel bir yaz geçirdiğimiz için ikimiz de formsuzduk.  Böylece bir taraftan konuşurken bir taraftan da kardeş kardeş nefes nefese koşabildik.  İnsanın koşu partnerinin de en az kendisi kadar formsuz olması gibisi yok!</p>
<p>Parkurumuzdaki Rumelihisarı &#8211; Baltalimanı arası yolun en heyecanlı kısmıydı zira iki taraftaki kaldırım da park eden arabalar tarafından işgal edilmişti.  Burada karşı trafik olan tarafa (sola ama İngiltere&#8217;de olsak sağa) geçip üstünüze üstünüze süren arabalara elimizle &#8220;Bak kardeşim, emniyet şeridinin içinde koşmaktayım, efendi gibi kullansana&#8230;  Hem kaldırım vardı da biz mi çıkmadık?&#8221; hareketi yapmak zorundaydık.  Öte yandan öndeki bozuk egzozlu belediye otobüsünden çıkan ve hırsla oksijen almaya çalışan vücudumuzu dolduran karbonmonoksit yüzünden hafif kafayı çizdiğimiz için ulan şu arabaların bir tanesi durup bir laf etse de &#8220;Kardeşim sana kaldırım yok demedik mi?&#8221; diye üstüne yürüsek diye dolduruşa da gelebilirdik, dikkatli olmak gerekiyordu.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/emirgan_deniz.jpg" alt="Emirgan'da Deniz" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Lütfen Bana Kızmayınız, Kim Olsa Atlardı<br />
</em></p>
<p>Baltalimanı&#8217;na ezilmeden vardıktan sonra bok kokularının bittiği yerde solumuzda Polis Moral ve Eğitim Merkezi olması gereken çirkin <span style="text-decoration: line-through;">mavi</span> yavruağzı duvarlı, çivit mavisi doğramalı bina vardı.  Merkezin moral kısmı herhalde biraz eksik kalmıştı ki deniz tarafına da taşıp arada kalan kaldırımı da park yeri yapmışlardı.  Zaten bu çirkin bina bana hiç moral de vermezdi ama tabii polis olmadığımdan bilemezdim.  Park etmiş sivil ve resmi araba ve minibüslerin arasından geçerken &#8220;Ah keşke şurada bir tane polis olsa da şunları şikayet etsem&#8221; diye düşünüp orada nöbet tutan eli otomatik tüfeğinin tetiğindeki polisi görünce kibarca selam verip devam ettim.</p>
<p>Bundan sonrasi yer yer kırık olsa da hatta oradan buradan demir filizleri denizin dibindeki ahtapot gibi ayaklarımıza dolansa da nispeten rahat ve kolay koşulan bir kaldırımdı.  Fazla katil balıkçı da yoktu nedense.  Az  sonra Emirgan&#8217;a vardığımızda mevsim uygunsa müzenin önündeki koyda donlarıyla denize giren çocuklar olurdu.  Bir gün denize girmeye kızkardeşlerini veya kız arkadaşlarını da getirseler bizi AB&#8217;ye alırlar mı acaba diye düşünürdüm.   Oradaki ufak koyda deniz o kadar berraktı ki her geçtiğimde atlamamak için kendimi zor tutardım.  Bir pazar sabahı oradaki cevval çocuklar &#8220;Hadi abi, atlarsın sen abi, aslansın sen abi&#8221; falan diye heyecanlandırmıştılar da kendimi zorlukla tutmuştum.</p>
<p>Canım denize girmek istediğinden yol boyunca O2&#8242;nin kanına girmeye çalıştım.  O da akşam ayazında boğazın buz gibi sularına girmeyeceğimden emin olduğu için &#8220;Hadi ordan hadi ordan&#8221; diye beni başından savmaya çalışmaktaydı.  O esnada Hindistan konsolosunun rezidansının geniş kolonyal balkonunda, konsolos bey ve zarif eşi bir gece uykularının en tatlı anında evlerine giren bir şilep tarafından uyandırılabileceklerini hiç akıllarına getirmeden sütlü, baharatlı ve asker çayı gibi şekerli çaylarını maharacalar gibi içmekteydiler.  Kendilerine selam verdim ama aldılar mı bilmiyorum.  Rezidansın tam önündeki banklarda ise birkaç ortayaşlı abi bir taraftan çekirdek yerken bir taraftan da plastik bardaklara koydukları rakılarını yudumluyorlardı.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/emirgan_gandhi.jpg" alt="Gandhi ve Lord Mountbatten Çay İçerken" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Mahatma Gandhi ve Son Vali Lord Mountbatten Çay İçerlerken</em></p>
<p>O2 ile yorgun argın İstinye ışıkların oradaki yokuşu tırmandık ve yokuşun zirversinden geri döndük.  Bu şekilde 10 km koşmuş olacaktık.  Dönüşte gene ben kendisini dolduruşa getirmeye çalışırken durup rakıcı abilere suyun durumunu sorduk ve abiler &#8220;Çocuklar biraz serince ama çok güzel&#8221; dediler.   Zaten deniz tertemizdi, sıfır denizanası, sıfır çöp, sıfır yosun&#8230;  Kolibasili oranını bilemiyordum ve bilmek istemiydorum.  Hoş daha bir ay önce Emirgan kısmı deniz tahlilleri tertemiz çıkmıştı (gastelerin ve belediyenin yalancısıydım tabii) ve inanmak istemiştim.</p>
<p>İniş çıkış durumunu gözden geçirdik.  Merdiven yoktu, birkaç basamakla denize yaklaştıktan sonra atlamak zorundaydık.  Son basamak deniz seviyesinden 50 cm falan yukarıdaydı galiba.  Çıkması zor olabilir diye düşünürken akşamcı abiler &#8220;Merak etmeyin delikanlılar biz yardımcı oluruz&#8221; diye yüreklendirdiler.</p>
<p>Hadi ulan diye O2&#8242;yi doldurdum ve o salak kural yüzünden birazdan sarı kartı yiyecek olan gol atmış futbolcuların hızıyla üstümüzü çıkarmaya başladık.   Şortlarımızla kaldığımızda terli halimizle akşam esintisi hafif ürpertse de fazla düşünürsek vazgeçeceğimizi bildiğimizden hemen iki üç basamak aşağı indik.  Dalgaların vurduğu son basamak buz gibi ve hafif yosunluydu.  Rakıcı abilerin en aktif olanı ayağımızı ve kafamızı kırmadan nasıl atlayacağımızı bizzat atlayarak gösterdi (bombalama denilen stilde).  Aklıma rahmetli İsmet İnönü her denize girdiğinde yapılan anlam ve önemini ve neden komik olduğunu bir türlü anlayamadığım İsmet Paşa gibi çivileme atlama esprisi geldi.</p>
<p>Temkinli bir kişi olduğum için bombalama da olsa atlamak yemedi ve kendimi efendice boneleriyle denize giren 70 yaşında teyzeler gibi suya bıraktım.  Onlar gibi girer girmez üşüyüp &#8220;Uhuhuhuhu uhuhuhu&#8221; demem de gerekirdi ama rakıcı abilerden çekindiğim için sesimi çıkarmadım.  Su buz gibi ve tuzsuzdu.  Anında ayaklarım dondu lakin 5 km koşunun üstüne güzel bir histi olduğundan umursamadım.  O2 ve rakıcı abi ile beraber biraz ileri geri yüzdük. (Aslında çimdik desem daha doğru olacak.)   O2 hemen rakıcı abi ile en yakın arkadaş olmuş Bebek sahilinden saldalla açılıp sarhoş sarhoş balık tuttuğunu anlatmaya başlamıştı.  Abi de birazdan gençliğinde elden düşme kapattığı Şavrolesinin Kilyos dönüşünde bozulduğunu ve bu sayede yengemizle nasıl tanıştığını uzun uzun hikayelendirecekti.</p>
<p>Önceki sene 22 Temmuz günü Akıntıburnu&#8217;ndan girmiştik, burada o kadar akıntı olmasa da kendimizi bırakınca farketmeden ilerlemiş oluyorduk.   Nehirde yüzmek de böyle olmalı diye düşündüm&#8230;   Acaba Boğaz&#8217;a sürekli &#8220;nehir&#8221; diyen ecnebi şarkıcılar Emirgan&#8217;dan denize mi girdiler düşüncesi de kafamdan geçti.  Sonrasında Axl Rose buradan girse bıngıl bıngıl vücudu ve örülmüş uzun turuncu saçları yüzünden muhakkak taciz edilir diye düşünüp vazgeçtim.</p>
<p>Donma hissi ayak parmaklarından bileğe oradan dize ilerleyince &#8220;e hadi yeter artık, yolcu yolunda gerek&#8221; diye çıkmaya karar verdik.  O2&#8242;yi uyumaması konusunda uyardım.  (Uyusa kesin donacaktı.)  Lakin denizden çıkmak zannettiğim kadar kolay değildi.  Kendimi birkaç kez çekmeye çalıştım ama olmadı.  Neyse ki rakıcı abi bir kez daha yetişti ve bir taraftan yosun tutmuş kaldırım taşından kendimi yukarı ittirirken anason kokuları arasında bileğimden yukarı doğru çekildim.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/emirgan_salacak.jpg" alt="Salacak Plajı" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Salacak Plajı 1937</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Denizde Balina Sesi Çıkaran Adamlardan Var Mı?<br />
</em></p>
<p>Tabii ki kurulanacak birşeyimiz olmadığından ıslak ıslak terli tişörtlerimizi, çoraplarımızı tekrar giydik.  Abiler her Türk abisinin yapması gerektiği gibi &#8220;Delikanlılar üşüyeceksiniz, zatürre olacaksınız&#8221; diye uyardılar ama biz uyarı alan her Türk delikanlısı gibi dinlemeyip kendilerine bu ufak serinleme için teşekkür ettik ve yolumuza koyulduk.</p>
<p>Yolun gerisi vukuatsız geçti.  Zaten hava o kadar sıcaktı ki daha Emirgan&#8217;a vardığımızda kurumuştuk.  Eve girince Seha ya suratımdaki pis gülümsemeden ya saçlarımın keçemsi halinden ya da üstüme sinmiş kolibasili kokusundan denize girdiğimi anlayıp benimle herhangi bir diplomatik ilişki kurmayı reddetti.</p>
<p>Duşun soğuk ama boğazdan da sıcak suyunun altına girerken evime kuş uçusu 50 metre mesafede deniz olmasına rağmen giremediğime, hatta mayoyla dolaşsam deli muamelesi görecek olmama hayıflandım.  Aklıma çocukken Suadiye&#8217;den denize girdiğim geldi.  Su o kadar pisti ki dizimden aşağısı gözükmüyordu, bir daha da girmemiştim.</p>
<p>Annem Bağdat Caddesi&#8217;nde o zaman moda olan havlu elbiseleriyle gezdiklerini anlatır, anneannem ise gençkız iken Fenerbahçe Kadınlar Hamamı&#8217;ndan denize girdiğini&#8230;  Tahminim 10 sene sonra bizim de aynı şekilde İstanbul&#8217;dan tekrar denize girebileceğimiz ve karılarımız tarafından deli muamelesi görmeyeceğimiz.   10 sene sonra sarapci.com hala varsa (ve sansürlenmemişse) bakarız artık.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu" title="Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu? (October 21, 2009)">Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu?</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak" title="Şikayetperver Koşucu: 30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak (October 29, 2008)">Şikayetperver Koşucu: 30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak</a> (7)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2004/09/10/yenikoy-ayhan" title="Yeniköy (Ayhan) (September 10, 2004)">Yeniköy (Ayhan)</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/14/turkiye-izmir-olsun" title="Türkiye İzmir Olsun (June 14, 2008)">Türkiye İzmir Olsun</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/02/rufus-wainwright-konseri" title="Rufus Wainwright ve Gey Köprü (August 2, 2008)">Rufus Wainwright ve Gey Köprü</a> (8)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şikayetperver Koşucu: 30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak</title>
		<link>http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak</link>
		<comments>http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 19:37:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şikayetperver Koşucu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya]]></category>
		<category><![CDATA[Koşu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=255</guid>
		<description><![CDATA[Yarışın sonu Gülhane Parkı'nın içinden geçtikten sonra Bab-ı Ali'nin yanındaki yokuştan devam etti.  Orada sabah dükkanlarını açmış hediyelik eşyacılar da bayağı eğlenmektelerdi.  Tam oralarda önümde 1.85 boylarında, sarı saçları özenle örülmüş bir abla vardı.  Şortu da biraz Türk standartlarına göre kısa olduğundan esnafta adeta maçlarda gördüğümüz meksika dalgası gibi hareketlenmeler oluyordu.  Erketeye yatmış arkadaşlarından "Bak lan bak, şuna bak!" uyarısını alan çömelmiş adamlar heyecanla ayağa kalkıp dikkatle izliyorlardı.  Neyse ki ablanın yanındaki abi Türkçe bilmiyordu da sabah sabah hırgür çıkmadı.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F10%2F29%2F30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F10%2F29%2F30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Son dört senede yaptığım gibi bu sene de Avrasya koşusunun 15 kilometrelik etabına katıldım.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sican_yagmur.jpg" alt="Avrasya Yağmurda Koşanlar" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Koşun koşun bok var koşun!&#8221;<br />
Unutulmaz Fırt Karakteri Zalak Mahmut</em></p>
<p>İlk katıldığım birkaç sefer hakkında <a href="http://sarapci.com/250-kelimelik-yalakalik-%e2%80%93-uzun-mesafe-kosu/">daha önce yazmıştım</a> ama bu yıl güzel bir sebebim de olduğundan münferit bir yazıyı 30. Avrasya Koşusu&#8217;na ayırabilirim.  Bu seneki koşum bahanesiyle <a href="http://www.adimadim.org/">Adım Adım</a> organizasyonu ile <a href="http://www.tofd.org.tr/">Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği</a> için bağış topladım.  Bireysel sporlar aracılığıyla bağış toplamak yurdumuzda hiç yaygın olmamasına rağmen beklediğimden daha fazla kişiden beklediğimden çok daha fazla para toplayabildim.  Bağış yapmak için <a href="http://www.adimadim.org/05_bagis_01.htm">10 gün daha var</a> ve şimdiden bir adet akülü tekerlekli sandalye almış durumdayız!</p>
<p>Mantık şu: koşan kişi bağış toplayabileceği tanıdıklarına koşacağını ve koşusunun amacını deklare ederekten hem kendisine bir hedef koyuyor hem de kendisini disipline ediyor.  Bağışçılar ise hem tanıdıklarını birine destek verip hem de ihtiyacı bulunan birilerine yardımda bulunmuş oluyorlar.</p>
<p>Ama ben daha fazla uzatmadan meraklı okurlar tarafından hep sorulan soruyu cevaplayayım: 975&#8242;inci oldum!  <span style="text-decoration: line-through;">Yarışa katılan</span> Yarışı bitiren toplam erkek sporcu sayısı 1268 idi.  Böylece katılımcıların %20&#8242;sinden daha önce bitirmiş oldum ki ilk sene hariç diğer katıldığım senelerden daha kötü bir sonuç.  Ve evet sağolsunlar her bitirene madalya veriyorlar!</p>
<p><strong>Bahanelerim</strong><br />
Her bilinçli Türk vatandaşı gibi başarısızlığımın (tabii ki hepsi benim kontrolüm dışındaki) bahanelerini tıkır tıkır sıralayabilirim:</p>
<ul type="circle">1) En güzel antrenman zamanı olan yaz aylarının 2 adedi sırasında bebek bakıcısı sorunu yaşadığımızdan yapmam gerekenden az antreman yapabildim.</ul>
<ul type="circle">2) Bu sene parkur değişti.  Geçen seneki çirkin parkur (Boğaziçi Köprüsü &#8211; Mecidiyeköy Çıkışı &#8211; Ali Sami Yen Stadyumu &#8211; Osmanbey &#8211; Harbiye &#8211; Taksim &#8211; Tarlabaşı &#8211; Şişhane &#8211; Perşembe Pazarı &#8211; Karaköy &#8211; Fındıklı &#8211; İnönü Stadı) yerine bu sene harika bir parkurda (Boğaziçi Köprüsü &#8211; Barbaros Bulvarı &#8211; Dolmabahçe &#8211; Fındıklı &#8211; Karaköy &#8211; Galata Köprüsü &#8211; Haliç&#8217;in Kuzey Kıyısı &#8211; Unkapanı Köprüsü&#8217;nden U dönüş &#8211; Eminönü &#8211; Sepetçiler Kasrı &#8211; Gülhane Parkı &#8211; Sultanahmet Meydanı) koştuk.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sican_guzergah.jpg" alt="Avrasya Güzergah" /></div>
<p>Ama yeni parkurda geçen senelerin aksine yarışın en sonunda takribi 1.3 kilometrelik oldukça zorlu bir yokuş vardı!  Bu senenin birincisi geçen senenin birincisinden 40 saniye daha geç bitirmiş.  Yokuş etkisinin sıralamalarda sona gittikçe arttığını eklememe gerek yok herhalde!</ul>
<ul type="circle">3) Saat 8:15&#8242;ten yarışın bitişine kadar meteorolojinin &#8220;ağır sağanak&#8221; dediği ve web sitesinde bir değil iki değil tam üç adet damla ile gösterdiği pis yağmurda kaldım.  Aslında bu çok da kötü olmadı, sıcaktansa yağmuru tercih ederim ama bu yağmur biraz fazla olduğundan ve bizde kaldırım ve yol mühendisleri pek başarılı olmadığından yollarda bol miktarda göllenme oluşmuştu.  Islanan ayakkabılarımdan koşu boyunca çıkan vucuk vucuk sesleri konsantrasyonumu bozdu.</ul>
<ul type="circle">4) Yarışın başında yaşanan teknik aksaklıklar sonucunda koşu partnerim O2 ile buluşamadık, hızımı ayarlamakta ve sonlarda kendimi dolduruşa getirmekte zorlandım.  Aslında bu bir nolu bahaneme de bağlanabilir: pis herif bu sene Galata&#8217;ya taşındı.  Şayet uzağa taşınmasaydı bana daha fazla antrenman yaptırıp daha hazırlıklı olmamı sağlayacaktı.</p>
<p>Bu vesileyle O2&#8242;nin yokluğunda beni bağırlarına basan Sayın Cenk ve Sayın Ferhat&#8217;a da teşekkürlerimi sunarım.  Ama ikisi de filinta gibi delikanlılar olduklarından peşlerinden giderken Fındıklı civarında nabzım kontrol dışına çıktı ve hızımı azaltmak suretiyle onları kaybettim.</ul>
<ul type="circle">5) Bu sene geçen senelerdeki gibi beni dolduruşa getirecek rakip eksikliği yaşadım.  Etrafımda ne anneannem yaşında İngiliz teyzeler, ne rakip takım forması giymiş hırslı delikanlılar, ne de tavşan olarak kullanabileceğim fizyolojik olarak üstün siyahi yarışçılar vardı.</ul>
<p><strong>Yarışın Sonu</strong><br />
Neyse bahaneler çoğaltılabilir tabii ama herşeye rağmen gene harika bir koşu oldu.  Bu sene geçen seneye artı olarak temiz (kuru) tişörtü yarışın başında değil sonunda vermeyi akıl ettiler ama mendeburun biri benim bitirme hediyelerinin olduğu torbamdaki yağmurluğu yürütmüş olduğundan kuru tişörtü giyip iki dakika sonda tekrardan sıçan gibi ıslandım.</p>
<p>Ardından bir Avrasya klasiği olan yarış bitişindeki kaos başladı.  Kimse etrafta neden vasıta olmadığını, hangi yolların kapalı olduğunu ve ne zaman açılacaklarını, orada bostan korkuluğu gibi duran otobüslerin neden bizi yolların açık olduğu biryerlere bırakmadıklarını bilmiyordu.  Bonkör belediyemiz saat 9:00&#8242;a kadar beleş toplu taşıma kullanmamıza izin vermişti lakin yarıştan sonra parasıyla bile taşınmak mümkün değildi.</p>
<p>Sonuçta 15 km koşmuşuz zaten, bir 4 km daha yürümek nedir ki?  Enerji dolu sporcular olarak sağanak altında Sultanahmet Meydanı&#8217;ndan Galata&#8217;ya kadar yürüdük.  Orada bir taksi bulduk, kendimizi içine attık lakin taksi 10 metre gidip durdu.  Çünkü koşu güzergahını trafiğe kaparken yollara girişleri değil de çıkışları kapamışlardı!  İp gibi dizili 10 tane araba yolun sonuna gelince kapalı olduğunu anlıyorlardı ve hepsinin arkadan gelenleri de durdurarak geri geri gitmesi gerekiyordu.  Bu şekilde mehter takımı gibi iki ileri bir geri şeklinde Galata&#8217;dan Sıraselviler Caddesi&#8217;ne 40 dakikada çıktık.  Sonuçta ıslak ıslak taksinin içinde de 60 dakika oturmuş oldum.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sican_otobusten.jpg" alt="Adım Adım" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Fotoğraf: Adım Adım (İlyas Göçmen)<br />
</em></p>
<p>Koşu öncesinde nezle belirtileri vardı lakin pazar akşamı vücudumdaki ağrılar dışında turp gibiydim.  Ertesi gün bile mucizevi bir şekilde hasta olmadığımı belirtmek isterim.  Bir kez daha çivi çiviyi söktü yani.</p>
<p><strong>Katılan Tipler</strong><br />
Bu yarışın benim için geçen senelerden daha sönük geçmesinin bir sebebi de &#8211; yağmurdan olsa gerek &#8211; yarışa katılan gayriciddi katılımcı sayısındaki azlıktı.  Geçen sene arkamızdaki bir adam daha Boğaz Köprüsünün üzerindeyken tanıştığı kıza yazmaya başlamıştı (&#8220;Merhaba, beraber koşalım mı?&#8221;, &#8220;Ama ben yavaş koşacağım&#8221;, &#8220;Sorun değil, acelem yok&#8221;) biz de ilgiyle kulak misafiri olmuştuk.</p>
<p>Evvelki sene Tarlabaşı yokuşunda kenara dizilmiş hanzo abiler kadın erkek dinlemeden laf atıyorlardı.  &#8220;Koş koş nereye kadar abicim?&#8221;, &#8220;Abla bacak kaslarını yiyim&#8221;, &#8220;Hello, hello?  Havar yu leydi?&#8221; gibi&#8230;</p>
<p>Bu seneki tek eğlencem tam Unkapanı Köprüsü üstünde arkamda beliren iki amca oldu.  Yaşları 45-50 gibiydi ve ikisi de bıyıklı ve piknik tip göbekliydi.  Gözlüklü olanı ötekine bağırmaya başladı: &#8220;Ben senin kadar adi, pis bir herif görmedim.  Neden bana hayvan muamelesi yapıyorsun?&#8221;, &#8220;&#8230;&#8230;&#8221;, &#8220;Sürekli aynı şey.  Ama artık dayanamıyorum.&#8221;,&#8221;&#8230;.&#8221;, &#8220;Zaten koşarken canım burnumdan gelmiş bir de seninle mi uğraşıcam?&#8221;, &#8220;Aykut sus.&#8221;, &#8220;Susmuyorum!&#8221;   O sırada Aykut&#8217;un önündeki numarasının renginden maraton parkurunda olması gerektiğini anlayan görevli uyarmaya yeltendi, &#8220;Beyefendi, maraton şu taraf yanlış yerde koşuyorsunuz.&#8221;, &#8220;Sanane lan?  Sana mı sorduk??&#8221;</p>
<p>Bir başka güzel an da en başlarda gördüğüm yan yana koşan Japon çift idi.  Arkalarında Türkçe &#8220;Yaş 68.5, son maraton&#8221; yazıyordu.  Öküzce amcanın omuzuna bir şaplak attım ve tebrik ettim.  İkisi de gülümseyerek selamımı aldılar.</p>
<p>Yarışın sonu Gülhane Parkı&#8217;nın içinden geçtikten sonra Bab-ı Ali&#8217;nin yanındaki yokuştan devam etti.  Orada sabah dükkanlarını açmış hediyelik eşyacılar da bayağı eğlenmektelerdi.  Tam oralarda önümde 1.85 boylarında, sarı saçları özenle örülmüş bir abla vardı.  Şortu da biraz Türk standartlarına göre kısa olduğundan esnafta adeta maçlarda gördüğümüz meksika dalgası gibi hareketlenmeler oluyordu.  Erketeye yatmış arkadaşlarından &#8220;Bak lan bak, şuna bak!&#8221; uyarısını alan çömelmiş adamlar heyecanla ayağa kalkıp dikkatle izliyorlardı.  Neyse ki ablanın yanındaki abi Türkçe bilmiyordu da sabah sabah hırgür çıkmadı.</p>
<p>Ve kronometre 1 saat 35 dakikayı gösterirken finiş çizgisini geçebildim.  Nedense bir bando askeri marşlar çalarak bizleri karşıladı.  Nefeslendim, gerdirme hareketlerimi yaptım ve yağmur altında beklerken neden hiç otobüs veya taksi olduğunu anlamaya çalışan zavallı turistlerin arasından yokuş aşağı dönüşe geçtim.</p>
<p><img id="smallDivTip" style="border: 1px solid blue; z-index: 90; opacity: 1; position: absolute; left: 317px; top: 290px;" src="chrome://dictionarytip/skin/book.png" alt="" /></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu" title="Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu? (October 21, 2009)">Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu?</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2007/10/14/250-kelimelik-yalakalik-%e2%80%93-uzun-mesafe-kosu" title="250 Kelimelik Yalakalık: Uzun Mesafe Koşu (October 14, 2007)">250 Kelimelik Yalakalık: Uzun Mesafe Koşu</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz" title="Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz (February 2, 2009)">Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/14/turkiye-izmir-olsun" title="Türkiye İzmir Olsun (June 14, 2008)">Türkiye İzmir Olsun</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/09/09/gumusluk-2008-raporu" title="Gümüşlük 2008 Raporu (September 9, 2008)">Gümüşlük 2008 Raporu</a> (2)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>250 Kelimelik Yalakalık: Roma (Rome, TV Dizisi)</title>
		<link>http://sarapci.com/2008/09/20/250-kelimelik-yalakalik-rome</link>
		<comments>http://sarapci.com/2008/09/20/250-kelimelik-yalakalik-rome#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2008 21:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[250 Kelimelik Yalakalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[Sevdim çünkü Roma medeniyetinin izlerini hala etrafımızda.  Yakından tanıdığımız Sisero Mersin Valisi.  Markus Antoniyus ile Kleopatra Tarsus'ta "Kancık Kapı" olarak bilinen Kleopatra Kapısı'ndan geçerek buluşmuşlar.  Augustus Ağustos ayının isim babası.  Brütüs Sezar'ın ölümünden sonra Bitlis'e kaçıyor.  Ayrıca müzikler o kadar güzel ki bulsam CD'sini alırım.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F09%2F20%2F250-kelimelik-yalakalik-rome"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F09%2F20%2F250-kelimelik-yalakalik-rome&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>BBC ve HBO gibi iki kurumun eseri olduğunu ve tarihi gerçeklere tabudevirmek pahasına sadık kalındığını okuyunca hoşuma gitmişti, CNBC-E&#8217;de izlemeye başladım.  İlk bölümler iyiydi ama dizideki seks ve kan dolu sahneler makaslanınca konu anlaşılmaz olmaya başladı; bıraktım.</p>
<p>DVD&#8217;yi alır almaz  sansürcülerimize müteşekkir kaldım zira DVD&#8217;de &#8220;Bütün Yollar Roma&#8217;ya Çıkar&#8221; isimli seçenekle izlerseniz arada ekrana çıkan ara bilgiler sayesinde olaylara daha vakıf olabilirsiniz.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rome_sezar.jpg" alt="Rome, Sezar" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Favori Karakterim Sezar.  Asteriks&#8217;tekini de Severdim Zaten<br />
</em></p>
<p>Dizi hem çok sürükleyici hem de bir belgesel titizliğinde yapılmış.  Arada birkaç karakteri biraz sündürmüşler.  Nerelerde abarttıklarını <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Rome_(TV_series)">wikipedia sayfasından</a> takip edebilirsiniz.</p>
<p>Hikayeler Sezar, Markus Antonyus, Kleopatra, Sisero gibi tanıdık karakterin etrafında dönüyor ama bir taraftan gerçekçilik amacıyla halktan iki askerin hikayeleri de yandan devam ettirilmiş. Bu askerler Vorenus ve Pullo,  Sezar&#8217;ın Galya seferi anılarında ismi geçen iki askerden esinlenilmiş.</p>
<p>Herkesin favori karakteri başka.  Bazısı sempatik ayı Pullo&#8217;yu seviyor, bazısı ise Markus Antonyus&#8217;u; benimki ise Sezar. Dahi asker, kurt politikacı, hırslı manipulatör ekstraordiner.</p>
<p>İlk sezonda Sezar&#8217;ın cumhuriyeti yıkıp diktatör oluşunu ve sonunda en güvendikleri tarafından 22 yerinden vahşice bıçaklanışını izliyoruz.</p>
<p>İkinci sezon ise Augustus olarak bilenecek olan Sezar&#8217;ın yeğeninin oğlu Octavian ve Sezar&#8217;ın sağ kolu Markus Antonyus&#8217;un iktidar mücadelesi ve tabii ki muhteşem Kleopatra hakkında.</p>
<p>Sevdim çünkü 2000 yıl sonra Roma medeniyetinin izleri hala etrafımızda.  Meşhur konuşmacı Sisero Mersin Valisi.  Markus Antonyus ile Kleopatra Tarsus&#8217;ta &#8220;Kancık Kapı&#8221; olarak bilinen Kleopatra Kapısı&#8217;ndan geçerek buluşmuşlar.  Brütüs Sezar&#8217;ın ölümünden sonra Bitlis&#8217;e kaçmış.  Sezar en meşhur sözü &#8220;<em>Veni Vidi Vici</em>&#8220;&#8216;yi Tokat&#8217;ta söylemiş.</p>
<p>Ayrıca müzikler o kadar güzel ki CD&#8217;si çıkınca ivedilikle alırım.</p>
<p>BBC ve HBO&#8217;daki abiler bir el atsalar da Fatih Sultan Mehmet&#8217;i böyle izlesek.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/11/10/climats-iklimler-andre-maurois" title="Climats (İklimler), Andre Maurois (November 10, 2009)">Climats (İklimler), Andre Maurois</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/01/03/avatar" title="Avatar (January 3, 2010)">Avatar</a> (7)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2008/09/20/250-kelimelik-yalakalik-rome/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rufus Wainwright ve Gey Köprü</title>
		<link>http://sarapci.com/2008/08/02/rufus-wainwright-konseri</link>
		<comments>http://sarapci.com/2008/08/02/rufus-wainwright-konseri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 21:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Rufus şarkıların aralarında da komik olan ve olmayan birçok espri yaptı, seyirci ile güzel ilişki kurdu, aralarda da tarih bilgisini gösterdi.  Daha sonra İstanbul'a konsere gelen her ecnebi şarkıcı gibi nasıl Boğaz'da tekne gezisi yaptığını anlattı ama farklı olaraktan Boğaz'a nehir demedi.  Aynı şey hem <a href="http://sarapci.com/izzy-stradlin-fuat-guner-olmus/">Guns'n Roses konserinde</a> hem de en sıkıcı grup olan Travis'in konserinden sonra ilaç gibi gelen New Model Army konserinde olmuştu.  Seyirciyle konuşurken "Ne güzel nehir" dendiği anda alıngan halkımızdan hemen bir homurtu çıkmıştı ve coğrafi terimler hakkında çok hassas olan abiler hemen "Ne river'ı ulan?  Bosforus, Boğaz yani lan!" diye düzeltmişlerdi.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F08%2F02%2Frufus-wainwright-konseri"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2008%2F08%2F02%2Frufus-wainwright-konseri&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://www.last.fm/music/Rufus+Wainwright">Rufus Wainwright</a> ile bu kadar geç tanışmamın faydası tanışmamdan sadece 4 ay sonra konserini izleyebilmem oldu.  Hikmet&#8217;in eski stilde çektiği bir karışık CD&#8217;de <em>Cigarettes and Chocolate Milk</em> şarkısı vardı.  Aslında en sevdiğim şarkısı değil (en sevdiğim şarkısı <em>Going to a Town</em>) ama gene de ilgimi çekti ve başka bulduğum şarkılarını dinlemeye başladım.</p>
<p>Ardından farkettim ki çok yakında caz festivaline geliyor.  Üstelik konser İstanbul&#8217;daki en favori kapalı konser mekanım olan Aya İrini&#8217;de; kaçırmak istemedim.   Sağolsun Hikmet bir kıyak daha yaptı ve biletleri de aldı.</p>
<p>Bunu söylememe gerek var mı bilmiyorum ama karımla gittiğim her başlama saati olan aktivitede olduğu gibi geç kaldık.  Kırmızı ışıklarda beklerken soğuk soğuk terledim, önüme atlayan vasıtalara Adana usulü küfürleri bastım ama neyse ki sakin bir yaz akşamı olduğundan konser başlamadan beş dakika önce Sultanahmet Meydanı&#8217;na intikal edebildik.  Hatta ivedilikle sarhoş olmak için köpeköldüreni diken liseli gençler gibi pek tadını da almadan bir kadeh beyaz şarap bile içebildim.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rufus_piyano.jpg" alt="Rufus Wainwright, Aya İrini" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Ceket Oldukça Gey Ama Asıl Pantolonu Görseniz<br />
(Fotoğraf <a href="http://www.muhsinakgun.com/">Muhsin Akgün</a>, Radikal Gazetesi)</em></p>
<p>Rufus&#8217;u tanıyorsanız, gey olduğunu hatta bundan mağrur bir şekilde bahettiğini bilmemek mümkün değil, lakin bu kadar &#8220;<a href="http://www.urbandictionary.com/define.php?term=flaming"><em>flaming</em></a>&#8221; olduğunu konsere çıkıp da sağ eliyle kırıtkan bir şekilde &#8220;Helloooo&#8221; yapınca anladım.  Bunun önemine daha sonra geleceğiz.</p>
<p>Kendisi çok süper bir isme sahip olması dışında da şeker bir adam, ayrıca sesini canlı olarak daha çok beğendiğimi söylemek isterim.  Durmadan o gitarı getirip bu gitarı götüren adamı ve sahneye çıkıp dolaşan kediyi saymazsak tek başına böyle bir konser verebilmek zaten takdir edilesi bir kabiliyet.  Ayrıca benim için mühim bir kriter olan şarkı sözleri de başarılı.  Şiir okumayı sevmem ama güzel şarkı sözüne önem veren bir kişiyim.</p>
<p>Şarkı listesi tatmin ediciydi, tek eksik bence bir Leonard Cohen şarkısı olan <em>Everybody Knows</em> idi.  Rufus versiyonu oldukça iyi olmuş, tavsiye ederim.  Son şarkı olarak (meğersem) <em>Shrek</em> filminde de olan Leonard Cohen şarkısı <em>Hallelujah</em>&#8216;ya yaptığı <em>cover</em>&#8216;ı söyledi.  <em>Cover</em>&#8216;ın Türkçesi &#8220;yorum&#8221; zannedersem.  Bence bütün zamanların en güzel yorumu işte bu şarkıya yapılmıştır lakin yorumcu Rufus Wainwright değil erken kaybettiklerimizden Jeff Buckley&#8217;dir.  İşte bu kadar iddialı konuşuyorum bu konuda ki iddiali konuşmayı seven bir kişiysem en adiyim.</p>
<p>Rufus şarkıların aralarında da komik olan ve olmayan birçok espri yaptı, seyirci ile güzel ilişki kurdu, aralarda da tarih bilgisini gösterdi.  Daha sonra İstanbul&#8217;a konsere gelen her ecnebi şarkıcı gibi nasıl Boğaz&#8217;da tekne gezisi yaptığını anlattı ama farklı olaraktan Boğaz&#8217;a nehir demedi.  Benzer bir olay hem <a href="http://sarapci.com/izzy-stradlin-fuat-guner-olmus/">Guns&#8217;n Roses konserinde</a> hem de en sıkıcı grup olan Travis&#8217;in konserinden sonra ilaç gibi gelen New Model Army konserinde olmuştu.  Seyirciyle konuşurken &#8220;Ne güzel nehir&#8221; dendiği anda alıngan halkımızdan hemen bir homurtu çıkmıştı ve coğrafi terimler hakkında çok hassas olan abiler hemen &#8220;Ne river&#8217;ı ulan?  Bosforus, Boğaz yani lan!&#8221; diye düzeltmişlerdi.</p>
<p>Rufus da aynen böyle başladı, &#8220;Dün Boğaz&#8217;da gezdim.  Ne kadar da güzel bir yer, çok büyüleyici&#8221; ve ekledi, &#8220;üstelik sizin o köprü ne kadar da eşcinsel öyle!&#8221;  Hemen içimden yalvarmaya başladım, &#8220;Aman ne olur bu yarın bütün gazetelerde çıksın, ardından ilgili ilgisiz herkeslerin fikirleri sorulsun.  Hem eşcinsellikten ve eşcinselliğin getirdiği herşeyden hicap duyan hem de mevcut ışıklandırması ile zaten çok güzel olan köprüye bu şekilde pavyonvari bir görüntü kazandıranlar ve üstelik bu işi yapmak için bilmemkaç milyon dolar harcayanlar bunu duysunlar!&#8221;</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/rufus_kopru.jpg" alt="Gey Köprü" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Gey Köprümüz, Neye Niyet Neye Kısmet</em></p>
<p>Neyse ki isteğimin ilk kısmı yerine geldi.  Hemen herkeslere fikirleri soruldu, hatta &#8220;aslında gey değil travesti bu köprü&#8221; muhabbetleri bile oldu.  İkinci kısmı gerçekleşti mi bilmiyorum.  Aslında o kadar kişiye fikir soranlar köprüyü çirkinleştirenlere de muhakkak sormuşlardır da yorum yapmamıştır.  Veya, &#8220;haşaa, o nasıl söz öyle?&#8221; demiştir de gasteciler basamamışlardır.</p>
<p>Acaba Boğaziçi Köprüsünün bu namıssızlığından sonra Fatih Sultan Mehmet Köprüsü &#8220;sen evinde otur kız, bak ablan gey oldu sen ne süslenip püslenicen?&#8221; anlayışı sayesinde kurtulur mu?  Ümidim budur.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz" title="Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz (February 2, 2009)">Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2004/09/10/yenikoy-ayhan" title="Yeniköy (Ayhan) (September 10, 2004)">Yeniköy (Ayhan)</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/11/18/masumiyet-muzesi-orhan-pamuk" title="Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (November 18, 2008)">Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk</a> (6)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/04/16/kara-istanbul" title="Kara İstanbul (April 16, 2009)">Kara İstanbul</a> (1)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce" title="Dubliners (Dublinliler), James Joyce (January 9, 2010)">Dubliners (Dublinliler), James Joyce</a> (2)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2008/08/02/rufus-wainwright-konseri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
