<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; GeÃ§miÅŸ Zaman</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/yazilar/gecmis-zaman/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...AnÄ±lar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 May 2012 14:58:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>NasÄ±l Mimar OlmadÄ±m?</title>
		<link>http://sarapci.com/2000/06/11/nasil-mimar-olmadim</link>
		<comments>http://sarapci.com/2000/06/11/nasil-mimar-olmadim#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2000 12:41:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GeÃ§miÅŸ Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Cornell]]></category>
		<category><![CDATA[Ithaca]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar]]></category>
		<category><![CDATA[MimarlÄ±k]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Final kritigi basladi.  Yasli hipi misafir profesorler, sigara deligi pardesulu asistan Tim ve artik beni sevmedigine kesinlikle emin oldugum Profesor Goehner yerlerini aldilar.  Makedimi acikladim ve meydani onlara birakirken o â€œL" seklindeki parcayi makedin icinde unuttugumu dehset icinde farkettim!  Artik o saatten sonra alamazdim, aklima aninda bir yorum da gelmedi ve sustum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ilkokula yeni basladigim yillardi.  Leventâ€™in on disleri yeni cikmisti, relere ye diyerek konusuyordu.  Kavga etmeye bile baslamistik.  Onunla bir yatak odasini, annemle ise bir calisma odasini paylasiyorduk.   Annem artik bizim yeterince buyudugumuze karar vermis ve peyzaj mimarligi (landscape architecture) masterina baslamisti. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Kucuk calisma odamiz annemin aydinger kagitlarindan gecilmezdi o zamanlar.   Benim hayat bilgisi kitabim onun dendroloji kitabiyla yan yana dururdu.  Ben Ataturkâ€™un kargalari kovalamasini ezberlerken, o da kayin agacinin latince ismini (</span><span lang="TR"><em>Fagus Silvatica</em>) </span><span lang="TR">ezberlerdi.  Kardesim ise nedense aydinger kagitlariyla oynamayi cok severdi.  Annemin ortaya biraktigi cizimleri top yapar, keser, anlamsiz sekillerle boyardi. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Master tezi, kagitlari cok seven kardesim sayesinde iki kere kaybedilince (veya yirtilip, kesilip atilinca) annem maalesef o sevdadan vazgecti ve calismaya basladi.  Bu  sefer guzel cizim masasini isine tasimisti.  Ofisine gittigimde degisik kalinliklardaki rapido kalemlerini kullanarak turuncu sablonu ile defalarca adimi yazardim.  Sablonun t cetveli uzerinde puruzsuzce kaymasi cok hosuma giderdi.  Ara sira okula goturdugum guzel silgilerini kullanmak icin yazip siler sonra da silgi tozlarini temizlemek icin kullandigi fircasi ile masasini temizlerdim. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">En zevklisi annemi cizim yaparken izlemekti.  Yatak cizerdi ve ustune koseleri sivri bir yastik koyardi.  Kapilari, acilis yonunu gostermek amaciyla, hareket gosteren karikaturistler gibi bir yay seklinde cizgi ile tamamlayarak cizerdi.  Bir dikdortgenin icine elips cizerek kuveti gosterirdi.   Agaclar kusbaskisi fen kitaplarindaki amiplere benzerlerdi.  Bu sade fakat amaci icin yeterli cizis yontemine bayilirdim.  Annem tasarim bitince oyuncak ev gibi maketini yapardi, ben de maketi boyardim bazen.   Annemin mimarlik kitaplari arasinda bakmaktan hic bikmadigim bir havuz kitabi vardi.  Icinde ruyalarimda sahip olacagim guzellikte ornek havuzlar olan bir kitap.  Her gittimde bu havuzlara bir kez bakardim.  Yillar sonra bunlardan en sevdigime benzeyen bir tanesini Pamukkaleâ€™de gordum ve hayran kaldim.</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ortaokuldayken sansliydim, cok iyi resim ogretmenlerimiz oldu.  Papier-mÃ¢chÃ© ile maskeler, kendi kesip zimparaladigimiz tahtalardan kuklalar ve ucurtmalar yaptik.  Kirmizi-mor tonlarindan sectigim renkler ile yaptigim minik evlerin kolaji sehir annemin ofisinin cok sevdigim gri kece duvarina cok guzel gitti. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Lisede resim secmeli idi, ben de sectim.  Muzik dinleyerek cizerdik.  Nedense o zamandan hic eserim yok, ama tabii ki hayatimi degistiren onemli adimlari o zamanlarda attim.   Lise uc oncesinde Cornell Yaz Okuluâ€™na basvururken ilk tercihim olarak muhendislik (insaat) ardindan mimarlik yazdim.  Basvurumu &#8211; tipik olarak &#8211; gonderilebilecek en son gun gonderdim.   Yazin ortasinda mimar olmami istemeyen ve kabul mektubunu alan/acan babamdan haber geldi:  Maalesef muhendislik dolmus oldugu icin mimarlik&#8230;</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Babam pek hosnut degildi, annem oglunun kendi gectigi agir egitimden gecmesini istemedigi icin kararsiz.  Ben ise 6 hafta mimarligi deneme sansim oldugu icin memnundum.  Annem ve diger mimar arkadaslarindan cok sabahlama hikayesi dinlemistim.  Mimarlik egitimi denince aklima son dakikaya kadar bitirilmeyen projeler, etrafi kagit, karton ve zamk dolu odalar, bol kahve icilen geceler, uzak illerde dag basinda yaz stajlari, artik kardes gibi olan arkadaslarla yorgunluktan sarhos gecirilen uzun geceler geliyordu.  Bir binanin icine giren insanin ruh halini etkileyebilmek uzere tasarlamak veya icinde yasanan heykeller yaratmak, sehirlere unutulmayacak anitlar vermek, dusundugum butun diger mesleklerden cok daha cazipti.  Cocuk doguramayacagim icin etrafta baska izler birakmaya cok merakliydim, en cok da bunun icin mimar olmak istiyordum.</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Kafam sorularla dolu, New Yorkâ€™tan 6 saatte giden toz kokulu bir Greyhound otobusu ile Cornellâ€™in kasabasi Ithacaâ€™ya vardim.  Yatakhaneme yerlestim.  Farkettigim ilk enteresan sey butun mimarlarin ayni yatakhanenin ayni koridoruna toplanmis olmalariydi.   Kisa zaman sonra bunun aslinda pek de hos bir sey olmadigini anladim.  Nedense yatakhanede gece 11â€™de icerde olma zorunlulugu vardi, ama bu saatler proje zamanlarinda mimarlar icin 1â€™e kadar uzatilmisti.  Yani bizi gec geldigimiz gecelerde kolayca kontrol edebilmek icin hepimizi bir araya toplamislardi.  Mimarlar olarak aldigimiz butun dersler de ayniydi.  Her gun 9-12 teorik mimarlik dersi ve mimarlik tarihi, 1-4 studyo.  Tabii neredeyse artan butun bos zamanimizi da studyoda gecirecektik.</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: center;"><a href="http://sarapci.com/wp-content/uploads/mimar_sibley.jpg"><img class="size-full wp-image-658  aligncenter" title="Cornell Sibley Hall" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/mimar_sibley.jpg" alt="" width="350" height="164" /></a></p>
<p class="Anilar" style="text-align: center;"><em>Cornell MimarlÄ±k BinasÄ± (Sibley Hall)</em></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Mimarlik derslerinde, yaz dersi alan universite ogrencilerini (birkac Porto Rikoâ€™lu) saymazsak benden baska yabanci yoktu, Amerikalilarin da cogu ya bir cesit mimarlik dersi almislardi, ya da olayla cok ilgililerdi.  Ben ise gayet cahildim.  Sanatci yetistirmemek icin tasarlanmis egitim sistemimizin de yardimiyla kendimi sudan cikmis balik gibi hissedecektim. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ilk odevimiz &#8220;bir adet kup yapiniz&#8221; idi.  Cok kolay &#8211; kardesim ile birlikte Milliyetâ€™ten cikan maket evleri yapmaktan ellerim zaten yatkin oldugu icin hemen yaptim.  Ikinci odev, &#8220;simdi bu yaptiginiz kubu alin, ve sectiginiz asagidaki soyut kelimelerden birini bu kup uzerinde gosterin&#8221;.  Kelimeler seffaflik, tork, kayma, katmanlama gibi kelimelerdi.  Bana gore en kolayini sectim: seffaflik.  Once bir kup yapip, alti yuzunu sadece destek olacak kadar kose kalacak sekilde kestim.  Begenmedim, baska bir kup yaptim, iki kosesini zikzak seklinde kestim.  Digerleri kube hic benzemeyen fantastik seyler yapiyorlar ben ise sacmaladiklarini dusunuyordum. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Profesorumuz gri kivircik sacli, gozluklu ve huysuz bir Almandi: Werner Goehner.   Benim kupumu eline aldi ve muhteÅŸem alman aksanlÄ± ilgilizcesi ile, <em>&#8220;who done</em>?&#8221; (kim yapti?) dedi.  One ciktim. <em>&#8220;Yes, OK but zere is nazing ambigious about zis</em>&#8220;, (Fakat bunda belirsiz/muglak bir sey yok).  Ne diyecegimi sasirdim.  Neden muglak bir sey olmasi gerekiyordu anlamadim. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">O an bu sevmedigim adamin zevkinin ve benim yetenek ve fikirlerimin onda yarattigi izlenimin bana bir adet not harfi olarak donecegi fikri beni cok rahatsiz etti.  En azindan matematige fizige calisirim, imtahanda yaparsam gecerim diye dusundum.  Sanatin olmamasi gerektigi halde subjektif olabilen degerlendirme biciminden hic hoslanmadim.  Zaten vaktimin tamamini hic sevmedigim studyoda gecirmekten de nefret ediyordum.  Bu ise bunlara dayanacak kadar tutkulu olmadigima karar verdim.</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ucuncu odevimiz ayni kelimeyi alip bu sefer bir duzlem uzerinde anlatmak idi.   Duzlem uzerinde seffafligi anlatmak bana tabii ki imkansiz geliyordu.   Bu sefer duzlem uzerinden yol gibi girinti ve cikintilar yaptim, yollari gozunuzle takip edince oteki tarafa gecmek, duzlemi ters cevirmek gerekiyordu.  Yani oteki tarafa izleyici zorla goturuyordum.  Bunu surekli olarak yirtik pirtik kiyafetler, sigara delikli pardesuler giyen Werner&#8217;in asistanÄ± Tim Ventimiglia (cok sukur) begendi. Â (Ä°lgisiz not: ne zaman italyan soyadÄ± uydurmam gerekse Ventimiglia&#8217;yÄ± kullanÄ±rÄ±m.)</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: center;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"><a href="http://sarapci.com/wp-content/uploads/mimar_oda.jpg"><img class="size-full wp-image-660  aligncenter" title="Cornell, Sibley" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/mimar_oda.jpg" alt="" width="347" height="290" /></a></span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: center;"><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;"><em>Kritik OdasÄ± (ve Werner&#8217;Ä±n meÅŸhur sÃ¼tunu)</em></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Tembelligimden sekillerimi mumkun oldugunca geometrik tutuyordum ki kesitlerini, degisik acilarda goruntulerini cizmek kolay olsun.  Muhendis gibi hesaplayip, ancak ondan sonra yaratiyordum.  Ilk odevlerden aldigim kotu notlarin hirsi ile artik daha fazla calismaktaydim, bos vakitlerimde ise skec defterimle geziyor surekli ciziyordum.  Zaten mimarlik derslerinin calisma kismi ilk tasaridan sonra cok da zor gelmiyordu.  Muzik dinlerken calismak da mumkundu.  Ama gene de arada bir cikan guneste iceri o sera gibi camli binaya tikilmak cok dayanilmazdi.  Baslarda en azindan maketlerimi alip odada calismaya gittim, boylece biraz daha serin oluyordu ve disarda frizbi oynayanlari gormek zorunda kalmiyordum.  Bir sure sonra maketlerin boylari buyuyunce, bir kez de tam yari yolda saganak yagmura tutulunca bunun imkansiz olduguna karar verdim.  Nefret etsem de studyoya alismak zorundaydim. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bu yuzey odevi ile birlikte donemin yarisi bitmis oldu.  Donemin geri kalan 3 haftasi final projesi uzerinde calisacaktik.   O zamana kadar ben artik mimarlik okumak istemedigime kesin karar vermistim.  Artik yapacagim hersey zevk icin olacakti.  Ve boylesi daha iyi oldu.</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Final projesi &#8220;yakindaki golun etrafinda birseyi gozlemek icin bir yer yapin&#8221; idi.  Proje bir onceki yuzey projemize az bucuk benzemek zorundaydi.  Studyo binasinin hemen yaninda ustunde minik adasiyla minik bir gol vardi (Beebe Lake).   Golun sulari insan yapimi bir setin ustunden muhtesem bir sekilde kenarlari sivri kayalarla kapli bir vadi acmis olan dereye dokuluyordu. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Digerleri kus gozlem yeri, ruya gozlem evi, kirlilik gozlem binasi gibi projeler yapmaya basladilar.  Ben ise seffaflik kelimesini anlatan yuzeyimi alip selalenin icine oturtmak istedim.  Selale set yerine benim binam uzerinden tasarak dokulecekti.  Binaya Isavari bir sekilde suyun ustunden ince bir yolla geliniyordu.  Yolun kenarlari sudan birkac santim yuksek, yurunen yuzey ise birkac santim alcakti.  Bu yol bir merdiven ile bitiyor, suyun ustunden gectigi yuzeyin altina iniliyordu.  Boylece su (Kizilmaskeâ€™nin kafatasi magarasi gibi) binanin onunden uc yonde dokuluyordu.  Binamda dikey yuzeyi sadece su olusturacagi icin dikey herhangi bir parca yoktu.  Bir diagonal merdiven disinda hersey yataydi ve bu yatay parcalar gol yuzeyinin devamini olusturuyordu.   Bu binanin asla yapilmayacak olmasi tabii ki seklinin onemli ozelliklerinden biriydi&#8230;</span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: center;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"><a href="http://sarapci.com/wp-content/uploads/mimar_waterfall.jpg"><img class="size-full wp-image-655  aligncenter" title="Falling Water" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/mimar_waterfall.jpg" alt="" width="350" height="256" /></a></span></span></p>
<p class="Anilar" style="text-align: center;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><em>Ä°lham KaynagÄ±m: Fallingwater House (Frank Lloyd Wright)</em></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Projemin makedini yapmak bile dertli oldu, cunku bu yatay yuzeyleri birbirlerine paralel tutmak icin merdiven yetmiyordu, kartonun (kayanin) icine iyice oymak ise sacma olacakti.  Uzun calismalarim sonunda bir yerden artmis &#8220;L&#8221; seklinde bir parcayi tutkal kuruyana kadar destek olarak kullanmaya karar verdim.  Son gece ek yerlerini futursuzca tutkala bulayip kurumasini bekledim.  Son gun geldi catti.  Cizimlerim bitti, zaten bina koseli oldugu icin cok da kolay cizilmisti. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Final kritigi basladi.  Yasli hipi misafir profesorler, sigara deligi pardesulu asistan Tim ve artik beni sevmedigine kesinlikle emin oldugum Profesor Goehner yerlerini aldilar.  Makedimi acikladim ve meydani onlara birakirken o &#8220;L&#8221; seklindeki parcayi makedin icinde unuttugumu dehset icinde farkettim!  Artik o saatten sonra alamazdim, aklima aninda bir yorum da gelmedi ve sustum.  Ama sagolsunlar misafir kritikler o parcaya bayildilar.  Hatta muhabbetin cogu o yanlis parca sayeside oldu.  Butun yatay yuzeyler arasinda bir adet dusey parca harika bir kontrast yaratmaktaydi.  L seklinde olmasi binanin diger 90 derecelik acilarina uyuyordu, ayrica yatay yuzeyler fikrine destek verdigi yetmiyormus gibi, binaya statik olarak da destek vermekteydi!!!</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Boylece kritigim harika gecti.  Hem makedim hem de destekleyen (L parcasi sonradan eklenmis) cizimlerim diger mimarlik profesorlerin ve okulun gerisinin davetli oldugu sergiye secildiler.  Profesorumuzun bize kendi dizayni oldugu icin gururla gezdirdigi tepede tavana degmegen sutunlari olan odada projemi gelene gecene anlattim&#8230;</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bir sene sonra Cornellâ€™e mutlu bir muhendis olarak dondugumde yazdan arkadaslarimin bir kismi da mimarlik egitimine baslamislardi.  Ne kadar yanliz bir yer oldugunu bildigim studyoya onlari ziyarete gitmeyi ve o tutkal kokusunu icime cekmeyi ihmal etmedim.  Hatta donem sonlarinda beni sergilerine cagirdilar.  O sutunlari tavana degmegen odaya hep o komik kritigimi animsayarak geldim. </span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Mimarlik egitimi ve meslegi simdi icimde kalmadi dersem yalan olacak.  Simdi sevdigim sanat dallarindan birisiyle birazcik daha alakali bir isim olsun isterdim.  Ama bazi seyler zorunluluk/not icin olmayinca daha zevkli oluyor.  Bu yazi mesela&#8230;</span></span></p>
<p class="Anilar"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">New York</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2000/06/11/nasil-mimar-olmadim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mavi GÃ¶zlÃ¼ Dede</title>
		<link>http://sarapci.com/2000/01/14/mavi-gozlu-dede</link>
		<comments>http://sarapci.com/2000/01/14/mavi-gozlu-dede#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2000 12:34:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GeÃ§miÅŸ Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[Adindan da anlasilacagi Ã¼zere erkek olani Mehmet, bahcemizdeki kah cicek sulamaya, kah araba veya balkon yikamaya yarayan siyah pis hortumu almis, balkonda oturup Ã¶gleden sonra uykusunun mahmurlugu yasayan dedemi sirilsiklam ederken, ikizi ZÃ¼mrÃ¼t ise kahkahalarla gÃ¼lÃ¼yordu.  Dedem hirsindan kudurmus, ayakta avaz avaz bagiriyor ama felcli isaret parmakli sag kolunu sallamaktan baska birsey yapamadan titriyordu.  â€œHayvanoglu hayvanlar, itoglu itler!!â€?â€¦  Pijamasinin pacasindan sipir sipir sular damliyor, gozlerinin atesi umursamaz cocuklari daha da eglendiriyordu. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Anne tarafimdan dedemi kaybettigimde ilkokul dÃ¶rdÃ¼ncÃ¼ siniftaydim.Â  Hayatimin ilk bÃ¼yÃ¼k acisini dedem tattirdi.Â  Ilk torun, &#8220;ilk gÃ¶zagrisi&#8221; olmam sebebiyle dogmus dogmamis bÃ¼tÃ¼n torunlarindan daha yakindim dedeme; haliyle her zaman bana hepsinden daha cok ilgi gÃ¶sterdi.Â  Â Â Bayramogluâ€™ndaki veya Istanbulâ€™un en gÃ¼zel isimli semti Saskinbakkalâ€™daki evlerinden dÃ¶nmek icin her ciktigimda ben gÃ¶zden kayboluncaya kadar koltugundan el sallardi, her seferinde bu acaba onu son gÃ¶rÃ¼sÃ¼m mÃ¼ diye iÃ§im iÃ§imi yerdi.Â  Salladigi sag eli ben dogmadan Ã¶nce gecirdigi felcten beri iyi tutmazdi, isaret parmagi hep ileriyi isaret ederdi, bÃ¼kÃ¼lmezdi.</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Dedem benim minik gÃ¶zlerime yaslanmis viking savascilari gibi gÃ¶rÃ¼nÃ¼rdÃ¼.Â  Bana gecmesinden korkacagim tek Ã¶zelligi olan tepesi kellesmis basinda kalanÂ  geriye tarali saclari bembeyaz, koca gÃ¶zleri ise masmaviydi.Â  Yaslilik kamburuna ragmen boyu bir seksenkÃ¼sÃ¼r idi ve o zamanlarda â€œHemzemin Eminâ€? olarak bilenen bendenize iyi kalpli bir dev gibi yukardan bakar, ileriyi isaret eden parmagi ile bas parmagi arasina sikismis dondurma param olan bankadan yeni cekilmis 100 lirayi verirken gÃ¶zleri isildardi.</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Insaat mÃ¼hendisiydi, bÃ¼tÃ¼n cocuklarinin da mÃ¼hendis olmalarini istemis, Bayramogluâ€™nda oturduklari evi de kendisi cizip yapmisti.Â  Hep evi cok saglam yaptigini sÃ¶yledigi icin anneannem 1999 yilinda zirt pirt sallayan depremlerde &#8220;Sahap cok saglam yaptim derdi, bu eve birsey olmaz,&#8221; diye korkmadan iceride yatardi.Â  Fakat sonradan 17 Agustos depreminde â€œBismillah, bismillah!â€? diye diye odasinin kapisinin altina kosusturdugunu itiraf etti.Â  Dedem evin bahcesine de elinden geldigi kadariyla kendisi bakmayi severdi.Â  Her sene boyumla yaristirdigi mavi Ã§amin simdi evin boyunu gectigini gÃ¶rsebilseydi keskeâ€¦</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">HenÃ¼z ilkokula gitmeyen kardesim (o zamanki ismiyle) Levoli Istiklal Marsiâ€™ni ben okul icin calisirken duya duya ezberleyip hazirol pozisyonunda, â€œ<em>Koykma sÃ¶nmez bu safaklayda yÃ¼jen al sancak, sÃ¶nmeden yuydumun Ã¼stÃ¼nde tÃ¼ten en son ocakâ€¦</em>â€? diye â€œreâ€?leri sÃ¶yleyemeden okuyunca dedem hÃ¼ngÃ¼r hÃ¼ngÃ¼r aglamisti da ne yapacagimi sasirmistim. Â  Dedem askerligini demiryolu mÃ¼hendisi olarak yapmisti, bazen â€œbir savas cikmadi da devletime demiryolu yapamadimâ€? diye sÃ¶ylenirdi.Â  Sinif baskanligi, talebe birligi baskanligi, MÃ¼hendisler Odasi baskanligi, Ticaret Odasi baskanligi, Demoktrat Parti il baskanligi, Kayseri Belediyesi baskanligi seklinde gecen yillarindan kalma otoriter yapisi yÃ¼zÃ¼nden, sinirlendiginde etrafini gÃ¼rlemesiyle titretirdi derler.Â  Fakat Demokrat Parti Ismet InÃ¶nÃ¼â€™yÃ¼ Kayseriâ€™ye almadigi gÃ¼n istifasini vermis, Ã¶lene kadar da secimlerde oyunu kime verdigini kimseye sÃ¶ylememistir. Â  60 ihtilali Ã¶ncesi mebusluga aday olacakken o zaman bebek olan kÃ¼cÃ¼k dayim, â€œBuba mapus olmaaa!â€? diye aglayinca, anneannem â€œCocuga Allah sÃ¶yletiyor, mebusluktan adayligini cekâ€? diye tutturmus, ve dedemi adayligini cekmeye razi etmis. Â  Ihtilal sonrasi mebuslar gercekten de mapus olmuslar.</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">BÃ¼tÃ¼n bu anlatilanlara ragmen, ben hic o herkesin cok cekindigi asabi dedeyi gÃ¶rmedim. Â  Benim hatirladigim dede, tavlada yenildigi zaman anneanneme &#8220;Gavur avrat zar tutmaaa!!&#8221; diye sakayla karisik kizardi sadece.Â  Ama gencliginden kalma sinirinin onu icin icin caresizce erittigini su yÃ¼zÃ¼mÃ¼n parcasi haline gelen gÃ¶zlÃ¼klerimin icinden bir kez gÃ¶rdÃ¼m.Â  GÃ¶rmez olaydim.</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Anonim bir Bayramoglu yaz gÃ¼nÃ¼ ismini Muzaffer Dayimin lakabindan alan Muz Sokak&#8217;tan yukari, eve dogru bisikletle cikiyordum.Â  Muz Sokak cok diktir, yemyesil bahcelerin, yolun sagina parketmis tozlu arabalarin, arabalardan kalan boslukta cÃ¶melmis oynayan cocuklarin arasindan eve yaklastigim zaman baldirlarim yanmaya baslar o dÃ¼zlÃ¼ge cikaran son pedali zor cevirirdim.Â  O gÃ¼n de, garrrc, gurrrc, garrrc gurrc pedallari agir agir, ayaga kalkip bÃ¼tÃ¼n agirligimdan gÃ¼c alarak ceviriyordum.Â  Komsumuzun beyaz Renault 12â€™sinin Ã¼stÃ¼ndeki toza â€œBeni yikaâ€? yazmislardi gene.Â  Bir taraftan anneannem mutfakta teoride her kasiga kirk tanesi sigmasi gereken lezzetli mantilarindan yapmaktaydi.Â  Kare kare kesilmis cig yersen karninda kurt yapan, neredeyse seffaf incelikte acilmis hamurlarin icine kiyma, sogan, karabiber, biraz reyhan, bir dirhem de yurtdisindaki dÃ¶nmek bilmeyen ogullarinin hasretini koydugu mantilari insan yemege kiyamazâ€¦Â  Bisikletimin gacirtili pedallarinin sesi dedemin gÃ¼rlemesiyle karisinca gÃ¶rdÃ¼gÃ¼m manzara kanimi Ã¶nce dondurdu, sonra da beynime sicratti.Â  </span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Muz sokak Ã¼stÃ¼nde bizden bes alti ev asagida, cam agaclari arasindaki tek katli gÃ¼zel bir ahsap ev icinde, benim yaslarimda Mehmet ve ZÃ¼mrÃ¼t isimli ikiz kardesler yasarlardi. Â  Yaramazliklari ile Bayramoglu capinda hakli bir Ã¼n yapmislardi.Â  Adindan da anlasilacagi Ã¼zere erkek olani Mehmet, bahcemizdeki kah cicek sulamaya, kah araba veya balkon yikamaya yarayan siyah pis hortumu almis, balkonda oturup Ã¶gleden sonra uykusunun mahmurlugu yasayan dedemi sirilsiklam ederken, ikizi ZÃ¼mrÃ¼t ise kahkahalarla gÃ¼lÃ¼yordu.Â  Dedem hirsindan kudurmus, ayakta avaz avaz bagiriyor ama felcli isaret parmakli sag kolunu sallamaktan baska birsey yapamadan titriyordu.Â  â€œHayvanoglu hayvanlar, itoglu itler!!â€?â€¦Â  Pijamasinin pacasindan sipir sipir sular damliyor, gozlerinin atesi umursamaz cocuklari daha da eglendiriyordu.Â  </span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Yasliligin bÃ¼tÃ¼n gÃ¼zelliklerine ragmen ne kadar acimasiz olabileceginin farkina iste o zaman vardim.Â  Varmaz olaydim.</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Dedemin bana otuzsekiz bin liraya aldigi, Ã¼stÃ¼ Boniek, Zico gibi futbolcu cikartmalariyla dolu bordo bisikletimi boyasinin cizilmesine aldirmadan yola attigim gibi bahceye kostum, Mehmet&#8217;e dogru.Â  Mehmetâ€™i bÃ¼tÃ¼n gÃ¼cÃ¼mle arkadan itmeden Ã¶nce ZÃ¼mrÃ¼t ziplayip kollarini ve kollarinin ucundaki ellerini sallayarak, &#8220;Ciyaak, Mehmet ciyaaak arkana bak, ciyaaaak!&#8221; diye o yastaki kizlarin nedense pek sevdigi o tiz cigliklardan atarak kulaklarimi tirmaladi.Â  Ben Mehmet&#8217;i o hirsla ittim, dedemin islanmasi bitti. Â  Hayatimin ilk yumrugunu bÃ¼tÃ¼n gÃ¼cÃ¼mle siktigim kÃ¼cÃ¼k elimle Mehmet&#8217;in karin bosluguna attim.Â  Mehmet&#8217;in ucundan gÃ¶mlegine uygun renkli sÃ¼mÃ¼k gÃ¶runen uzun burnunu agzina daha da yaklastiran pis gÃ¼lÃ¼sÃ¼ agzinda dondu, gÃ¶zlerinin ifadesi degisti, ZÃ¼mrÃ¼t ciyaklamaya devam etti, ve geldikleri gibi kardes kardes kosarak evlerine kactilar. Â  Dedem arka planda avaz avaz bagirmaya devam ederken, elleri hala hamurlu mutfaktan kosup gelen anneannem ise karakterini Ã¶zetleyen o alttan alici tavri ile, â€œSahap, dellenme, bebedir, olur Ã¶yleâ€? diye onu sakinlestirmeye calisiyordu. Â Â Â  </span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Mehmet &#8211; ZÃ¼mrÃ¼t, o gunden sonra dedemin de benim de yanima yaklasmamaya gayret ettiler. Â  Annelerine tabii ki sikayette bulunuldu ama kadincagizin artik sikayetlerden sinirlerinin yalama oldugunu saniyorum, bilmiyorum etki etti miâ€¦Â  Ama en azindan yaramazliklarini asagi mahallede devam ettirdiler.Â  Beni de, farkinda olmadan, Â  7 yasimda 70 yasindaki dedemi korumanin verdigi kederli gurur ile biraz daha sessiz ve icine kapanik bir cocuk ettiler.Â  </span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Artik dedem yok.Â  Benim ilkokulu bitirisimi, kardesimin baslayisini, diger kuzenlerimin dogusunu bile gÃ¶remeden anneannemi tek basina birakip gitti.Â  Artik anneannem tavla oynamak icin komsulara gider, kalp doktoruna, â€œBen hayatimi dÃ¼nyanin en gÃ¼zel adamina bakarak gecirdim, artik bundan sonrasi farketmezâ€? gibi iyimserligine ve kahkahalarina yakismayan seyler sÃ¶yler.Â  Ben ise hala, Muz Sokakâ€™taki Mehmet ile ZÃ¼mrÃ¼tâ€™Ã¼n coktan tasindiklari evlerinin Ã¶nÃ¼nden gecerken, adimlarimi hizlandirip sanki suclu oymus gibi agaclar arasindaki tek katli gÃ¼zel ahsap eve sinirli bakislar firlatirim.</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">New York</span></font></p>
<p><!-- BEGIN WEBSIDESTORY CODE V5. COPYRIGHT 1998-2000 WEBSIDESTORY, INC. ALL RIGHTS RESERVED. U.S. PATENT PENDING. --><!-- END WEBSIDESTORY CODE  --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2000/01/14/mavi-gozlu-dede/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TAC ve Emir KulluÄŸu Ãœzerine</title>
		<link>http://sarapci.com/1999/10/10/tac-ve-emir-kullugu-uzerine</link>
		<comments>http://sarapci.com/1999/10/10/tac-ve-emir-kullugu-uzerine#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 1999 12:31:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GeÃ§miÅŸ Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[O zamanlar ben cok ufak tefektim. Nasil olduysa bu abinin - ki kendisinin hentbol topuyla el sutu cekerek kale devirdigi iddia edilirdi - sahsi halteri olmustum. Beni yakaladigi zaman lounge'un disindaki yesil banklara sirtustu yattirirdi, ben Sermet Erkin'in kesecegi yardimcisi gibi dumduz dururken o beni boynumdan ve ayak bileklerimden tutup halter calisir gibi indirip kaldirirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Ortaokulu Tarsus Amerikan Koleji&#8217;nin (TAC) son yatili doneminin gururlu bireylerinden birisi olarak okudum. Bilmeyenler icin, okulda gayet etkili bir emir sistemi vardir. Kucuk siniflardan herhangi birisi abi/ablalarinin daimi emir eri durumundadir. Edilgen oldugu zaman &#8220;emir yemek&#8221;, etken olunca ise &#8220;ricada bulunmak&#8221; denilen bu fenomeni daha iyi anlamaniz icin okuldaki hayatimdan kisa ornekler vermek istedim.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Once biraz bilgi: emirler ikiye ayrilir. Yararli emirler ve yararsiz emirler. Bazi yararsiz emirlere &#8220;sadistlik&#8221; de denir. Bunlar etken zumreyi eglendirirler ve genellikle edilgen zumrenin yaralanmasiyla veya aci cekmesiyle son bulurlar. </font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Bence emir sisteminin en ilginc tarafi, emir yiyen kisilerin (daha okula baslamadan bu olayi kabullendikleri icin) emirler enteresan seylerse sacma bir zevk almalaridir. Bu tur emir kullarina ise mazohist denir. Hepimizin icinde biraz mazohistlik vardir. Bu mazohist kisiler (hepimiz) yillar sonra emir veren kisilerle sokakta karsilastiklari zaman surreal bir gecmisi paylasmis olmanin verdigi mutluluk ile sakalasirlar.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Emir muessesesi Amerika&#8217;daki fraternity sistemindeki pledging denen seye benzer &#8211; zaten ya buradan gelmistir ya da Turk kulturundeki buyuklerin sozunden cikmama aliskanligindan &#8211; fakat Tarsus&#8217;ta Amerikan fraternity sisteminin bir haftasi yerine omur boyu surer. Ister istemez acilari ve guclukleri paylasan kisiler birbirlerine daha siki baglandiklari icin, emir okul kulturunun vazgecilmez bir parcasidir.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Yedigim emirlerin secme bir listesi asagidadir:</font></p>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Bir gun Lise 3&#8242;ler Kumes diye bilinen prep yatakhanemize cay bileti satmaya geldiler.     Biz pek ilgilenmedik ve bahane olarak Kedi adli arkadasimiz, &#8220;Ben dansetmeyi     bilmem&#8221; demek hatasina dustu. &#8220;Aksam hepiniz bizim yatakhanede olun&#8221;     dediler. Gittik. Ciftlestik. Sirayla birimiz kiz, oburumuz erkek oluyordu, bir sonraki     sarkida cinsiyet degisiyorduk. Zamanin dans sarkilari esliginde (Hotel California, Still     Loving You gibi) zorunlu dans dersimizi aldik. Bende hala &#8220;S. Emin Ozgur can dance     well&#8221; yazan ogretmen abiler tarafindan imzalanmis dans sertifikasi durur. Sonuc     olarak hepimiz hunerlerimizi gostermek uzere cay bileti almistik tabii.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Okula ilk geldigimiz gunlerden biriydi, yemekhanede aksam yemegimizi yerken birden bire     bir lise 3 abi yemeklerimizi oldugu gibi masamizda birakip cikmamizi soyledi. Megersem     gunduzlu bir abi yemekhaneye yemek yemege gelmis ve ascilar onu kovmuslar. Biz de mecburen     protestoya uyarak ac ac yemekhaneden ciktik. Bazilarimiz kantinden birseyler yedik, ama     cogumuz ac kalmistik. O zaman ogrenci derneginin baskani abi zannedersem kendi parasiyla     aldigi (cunku ogrenci dernegi meteliksizdi) yemekleri yatakhanemize getirip bizi     doyurmustu.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Prep ve orta bir yillarimizdaki manatirlarimiz (yatakhane abilerimiz, surveyanlarimiz)     Tulgar ve Volkan Abilerin stres atma oyunu soyleydi: ders calisirken bizim uyku saatimiz     gecmis olmasina ragmen konustugumuzu duyarlarsa &#8220;Dangeeeeeer&#8221; (Deyncir degil,     yazildigi gibi danger olarak okunacak) diye bagirip tenis topunu odalarini olusturan     dolaplarin ustunden bize dogru firlatirlardi. Top muhtemelen duvarlardan sekip bir yatakta     veya bir kafada dururdu. Vurulan kisi, topu atan kisiye geri goturmek zorundaydi. Kimse     vurulmazsa da herhangi bir gonullu gotururdu ceza topunu manatira. Bir de bazen cok     dersleri oldugunda &#8220;zifiri sessizlik&#8221; isterlerdi. Zifiri sessizligi bozan kisi     odalarina gidip cabucak bir tokat yeyip donerdi. (Tulgar ve Volkan abinin izini bilen     varsa haber versin lutfen ikisini de yillardir gormedim.)</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Orta 1 ve 2 senelerinde, penceresi bir kis boyunca kirik kalan Stickler Binasinin en ust     (cati) katindaki odamizdaydik. Oda dedigim icinde 30 kadar yatagin sigmasi sonrasinda     voleybol maci yapacak kadar yer kalacak bir kogus. Bir sabah 2-3 gibi uykumuzdan     uyandirildik. Bir grup lise 3 abi, hemen terliklerimizi ve pijamalarimizin ustune     hirkalarimizi giymemizi soylediler. O aksam okulun onemli geleneklerinden pacaya kacma     rituelini yasayacaktik. Bilmeyenler icin paca corbasi tadini hic sevmedigim iskembemsi bir     corbadir (koyun ayagindan? yapilir) ve aksamci lokantalarinda bulunur. Sipidik sipidik     terliklerimizle soguk sokaklara ciktik. Aslinda olayin zevkli bir parcasi olan kacma kismi     o senelerde dejenere olmustu, ondan Bekci Abbas Abi&#8217;nin odasinda biraz durduk. Abiler cay     icip isindilar. Biz de futbol macindaymis gibi ziplayarak isindik. Sonra Tarsus&#8217;un     karanlik sokaklarindaki iskembeciye dogru ilerledik. Ayyaslarin arasinda pacamizi ictik ve     geri yatakhaneye donduk. Tarsus sokaklarina capi yarim metrelik yusyuvarlak bir kusmuk     golu biraktim o gece.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>David abi &#8211; ki kendisini bugun New York&#8217;ta gordum ve aklima bu yaziyi yazmak geldi &#8211;     tenis oynadigi zaman top toplamayi hic sevmezdi. Ne zaman tenis oynamak istese hemen beni     ve Berkman&#8217;i cagirttirirdi. Biz onun Official Ballboy&#8217;lari idik. Filenin iki tarafinda bir     dizimiz yerde, iki elimiz basparmak ve isaret parmagi yerle ucgen olusturacak sekilde     dururduk. Top filede kaldigi anda fazla yukselmeden kosup, toplari alip beklerdik ki oyun     yavaslasin ve topladigimiz toplari David abi ve rakibine geri verelim.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Bir Tolga Abi vardi. Bizden 6 sinif buyuktu. O zamanlar pek ravacta olan dogu bloku     sporcularina benzerdi, Rocky&#8217;deki Ivan Drago gibiâ€¦ Bana oglen tatilinde para     vermisti. Isim suydu: saat 3:30 oldugunda okuldan cikacaktim, kosedeki kebapcidan durum     sekinde kebap alacaktim, menuye kebabin yaglarini bogazindan temizlesin diye de kantinden     kola ekleyecektim. Saat tam 4&#8242;te yatakhanesine gidip onu uykusundan uyandirip kebabini ve     kolasini saygiyla takdim ettim.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Donem sonlarina dogru yedigimiz rutin bir emir vardi. Abiler defterlerimizi toplarlardi.     Icimizden guzel yazili olanlari secilirdi ve mutalaa (etud) sirasinda onlarin bolumune     terfi ederdik. Cirkin yazilmis bir odevi veya bir ansiklopedinin birkac sayfasini temiz     bir kagida dikkatle gecirip emir sahibinin donem odevini hazirlardik. Hatta sacma sapan     bir Milli Guvenlik odevi icin rutbelerin sembollerinin resimlerini cizdigimi bilirim.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Yukarida bahsettigim Tolga Abi&#8217;den dolabina getir-gotur emiri yemek, yemek icin can     attigimiz bir emirdi. Normalde, emir veren kisi grup halinde yakaladigi kucukleri aklinda     tuttugu 1 ila 100 arasindaki sayiyi bileni tercih etmek yontemi ile secerdi. Ancak emir     Tolga Abi&#8217;nin dolabi ile ilgiliyse biz anahtari eliden kapmak icin ziplardik. Zira,     dolabinin icini kapladigi resimlerden kadin anatomisini etraflica ogrenme sansina     sahiptik.</li>
<p></font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Orta 2&#8242;de manatirlarimiz Gurkan ve Kadir Abi ikilisiydi. Gurkan Abi cok dersi oldugu     zamanlarda stres atmak amaciyle bizi ve yatakhaneyi paylastigimiz Orta 3&#8242;leri boy sirasina     dizerdi. Aramizdaki en uzunumuz olan Alper en arkaya gecme hatasina duserse hemen     azarlanirdi. &#8220;Sen kisa boylu en one gec!!&#8221; diye. Alper mecburen comelerek en     kisa kisi haline gecip en ondeki yerini alirdi. Stickler binasinin en ust katindaki     kocaman yatakhane odamizin etrafinda kosmaya baslardik. Alper eger kazara biraz diklesip     uzunlasirsa hemen azarlanip tekrar kisa dizleri bukuk kisa kosusuna gecerdi. Nedendir hala     bilmem, kosarken &#8220;Yallah yuhidine meaciniii, Israil Israil !!&#8221; diye de sarki     soylerdik. Ellerimiz taramali tufek tutar gibi dururdu. Birkac tur kostuktan sonra,     yatakhanenin ortasindaki barfiks seklindeki tahtaya asilarak sempanze seklinde ilerlerdik.     Dusen tekrar en arkaya gecerdi. O da bitince sirayla barfiks cekerdik. Birkac tur daha     kostuktan sonra idman toplu sinav ve mekikle biterdi ve yatardik.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Manatirlarimizin baska bir eglencesi yatma saati geldigi zamanki geri sayma oyunuydu.     10&#8242;dan baslayarak geriye sayarlardi. Sifira ulasildiginda pijamasini giymis yataginin     icinde olmayan sertce bir tokattan ibaret dayagini yerdi. Tokat esnasinda yuzunu kacirmak     ise daha guclu bir tokada sebebiyet verdiginden tavsiye edilmezdi (aslinda bu genel bir     kuraldi). Bu oyunun enteresan kismi, 10&#8242;dan 0&#8242;a geri sayis her aksam baska bir sekilde     olurdu. Bazen &#8220;On, dokuz, â€¦, iki, bir bucuk, bir, yarim, sifir&#8221; gibi baska     bir aksam ise &#8211; manatir sinirli gunundeyse &#8211; &#8220;On, sifir, ayaktakiler odama     gelsinler&#8221; seklindeâ€¦ Baska bir aksam da &#8220;On, sekiz, uc, dokuz, dort, bir,     alti, yedi, bes, iki, sifir&#8221; diye sayilirdi mesela.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Adini tam hatirlayamadigim bir abi vardi (sanirim Hakan). Ben prepken, o Lise 3 idi. O     zamanlar ben cok ufak tefektim. Nasil olduysa bu abinin &#8211; ki kendisinin hentbol topuyla el     sutu cekerek kale devirdigi iddia edilirdi &#8211; sahsi halteri olmustum. Beni yakaladigi zaman     lounge&#8217;un disindaki yesil banklara sirtustu yattirirdi, ben Sermet Erkin&#8217;in kesecegi     yardimcisi gibi dumduz dururken o beni boynumdan ve ayak bileklerimden tutup halter     calisir gibi indirip kaldirirdi.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Okula daha yeni basladigimiz aksamlarda bize korku hikayeleri anlatilirdi. Anlatan     genelde tiyatrocu manatirlarimizdan Volkan Abi olurdu. Hikayeleri cok ciddi bir sekilde     yuzunu fenerle aydinlatarak anlatirdi. Yer yer korkunc ve ani kahkahalarla ortaligi     cinlatirdi. Hikayeler cins cinsti. Unutamadiklarimdan birisi 1800 kusurlu yillarda     Amerika&#8217;dan Tarsus&#8217;a gelip olumcul sari humma hastaligina tutulup olen mudurun kizinin,     gece okulu dolasan rahatsiz hayaleti hikayesi idi. Baska birisi ise gece okulu cevreleyen     tas duvarlardan atlayip iceri girip, uyuyan cocuklarin ustlerini acip giden kambur Deli     Rifat&#8217;inkiydi. Bu hikaye anlatildiktan sonra gec bir saatte Evren Abi sirtina pikesini     sokarak Notre Dame&#8217;in kamburu gibi yatakhanemize gelip hirlamisti da ben onu taniyip     maalesef olayin eglencesini bozmustum.</li>
<p></font><font size="2" face="Verdana"> </font></ul>
<ul><font size="2" face="Verdana"></p>
<li>Lise 2&#8242;lerin yatakhanesinde bir aksam beni ve benim gibi minyon iki arkadasimi (Cash     Mete ve Kedi) bir adet gri metal dolabin icine kilitlediler. Dolabi yavasca 30 derece     egime gelene kadar egdiler. Insan dustugunu hissedip ufacik dolapta kipirdayacak yer     olmadigindan hicbirsey yapamiyordu. Kabus gibiydi.</li>
<p></font></ul>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Son olarak da, bizim seneden Bukle Mete&#8217;nin vahsi beyninden cikan bir emri anlatmam lazim. Lise&#8217;de sevgili Tarsus&#8217;tan ayrildiktan sonra bir tatilde okulu ziyarete geri geldim. O zamanlar Lambada sarkisi pek modaydi. Ogleyin lise basket sahasina gittigimde soyle bir manzara gordum: Mete&#8217;nin eglencesine 5 adet kucuk cocuk alet olmuslardi. Birisi Lambada sarkisini &#8220;Naaaay na nay nay nayâ€¦&#8221; seklinde soyluyordu, geri kalanlardan ucu belediye otobusu kulturunde fortculuk olarak tanimlanan hareketi yapar sekilde arka arkaya dansederlerken, sonuncusu da uclunun en ondekinin elini tutmus, belini kavramis digerlerine yuzu donuk sekilde kalca sallamaktaydi. Mete ise vaziyetten pek hosnut arkasina yastlanmis &#8220;Hadi, daha canli, daha canli cocuklar&#8221;, diye danscilarina sevk veriyordu. </font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Bu yazida anlattigim olaylarda adi gecen emir verici kisilerin hepsi simdi 30&#8242;larina geliyorlar. Buyuk kismi benim gayet iyi hatirladigim bu hikayeleri coktan unutmuslardir bile. Muhtemelen bazilarinin bana yaptiklarini bugun birileri kendi cocuklarina yapsa cok memnun olmazlar. Ancak herhangi birisiyle yarin yolda karsilassam tereddut etmeden sevgiyle sarilirim. Kimseye hicbir kirginligim yok hatta sadistlik sayilanlari bile gulumseyerek hatirliyorum. </font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Abilerim/ablalarim arasinda asla affetmeyeceklerim de var, ama o hikayeleri simdilik anlatmamayi tercih ettim. Onlari da gorecek olursam cekinmeden yuzlerine kendileriyle ilgili fikirlerimi soylerim zaten. Bazilarina soyledim bile. </font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Sonucta 15 yasinda cocuklarin eline kendilerinden kucuklere her turlu sozlerini gecirme hurriyetinin verildigi bir ortamda zaman zaman curuk elmalarin cikmasi dogal. Kucuk capta bir vaka-i <em>Lord of the Flies </em>yaniâ€¦ Bence Tarsus&#8217;ta mutlaka okutulmasi gereken bir kitap. </font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">Okulumdakilerin cogu, bu guclerini yaraticiliklariyla kullandiklari icin onlari o zaman sevmistim, simdi 10-15 sene sonra hala, hatta eskisinden daha da cok seviyorum.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana">New York</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/1999/10/10/tac-ve-emir-kullugu-uzerine/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KomÅŸunun ReÃ§elleri</title>
		<link>http://sarapci.com/1999/10/01/komsunun-recelleri</link>
		<comments>http://sarapci.com/1999/10/01/komsunun-recelleri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 1999 10:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GeÃ§miÅŸ Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[Bize "Naaapiyosunuz lan picleeeeeer!" diye bagirinca savunma mekanizmasi olarak bu sefer onu sislemeye basladik. Her atis sonrasinda hemen saklaniyor, yuzumuzu gostermemeye calisiyorduk. Kapici bir sure sonra akillandi ve etrafinina komutan gibi emirler yagdirmaya basladi. "Mistaaaaa, sen B Bloktan cik, ben A Bloktan cikacam, Erol Bey siz de C Bloktan cikin!!!"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="-1" face="Verdana">Ortaokul yillari. Yazlari her haftasonu ailecek Mersin civarindaki yazlik evimize gidiyoruz. Bizim sitenin havuzu yok, fakat basketbol ve futbol oynanan bir sahasi var. Yandaki komsu sitenin ise havuzu var, ama denize iskelesi veya basket sahasi yok. Ben ve arkadaslarim havuzu denizden daha cok seviyoruz, ve anne-babalarin mis gibi deniz varken pis havuza girilir mi nasihatlarini dinlemiyoruz.</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">Iki sitenin gencleri (ki yedigimiz naneyi anlatirken genc demekten utanip cocuk demek lazim) imzasiz bir pakt yapmisiz: biz havuza yanimizda onlardan birisi olmak sartiyla yan siteye gidiyoruz, onlar ise top oynamaya ve denize bize geliyorlar. Hatta o yillarda cok onemli bir sey olan site futbol takimimiz bile birlesik. Toplam 54 dairelik iki sitemizin takimi Camlik, 200 kusur dairelik Meskoâ€™ya karsi Davidâ€™e karsi Golyat cinsinden zeferler kazanip duruyor. Sitemizin kucuk cocuklari 17-0â€™lik muhtesem galibiyetimizin hikayeleriyle buyuyorlar. Kisaca Meskoâ€™nun hiyar Haluk tarafindan toplanan futbol takimina karsi iki site tek yumruk vaziyetindeyiz. Zaten yan sitenin sakinlerinin onemli bir kismi sitenin insati bitince asansor ve havuz farki icin bizim siteden oraya tasinmis kisiler, ustelik benim Tarsus Amerikanâ€™dan sinif arkadasim Tece Duku Cem (ki Kucuk Bey olarak da bilinir) sitenin ileri gelenlerinden.</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">Maalesef bu sitede C Blok, 9 numarada bir Erol Bey oturmakta. Bu Erol Bey cocugu olmayan huysuz bir adam. 50-55 yaslarinda, kel kafasinin uzerine yandan uzattigi saclarini Necmettin Cevheri stilinde tariyor. Mezitli Kontu Kucuk Bey Cemâ€™in ise komsusu ve aile dostuâ€¦ Bu Erol Beyâ€™in ozelligi bizi havuzda her yakaladiginda kovmasi, beraber geldigimiz arkadasimizi azarlamasi, arkamizdan da civarindakilere 10-15 dakika kadar soylenmesi, bizim havuza alinmamamiz icin beyaz biyikli, gobekli, kasketli kapicilarina surekli olarak baski yapmasi, hatta site toplantilarinda aleyhimizde lobi olusturmasi. Haliyle bu Erol Beyâ€™i hic sevmiyoruz.</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">Sari sicak bir yaz gunu genellikle oldugu gibi sikildik ve degisiklik olsun diye yan sitenin damina ciktik. Dam bir teras gibi, dort tarafinda da balkon gibi trabzan var. Biraz gezindikten sonra ne gorelim, Erol Beyâ€™in karisi iki legen cilek receli yapmis ve bunlari arka balkona (heralde sogusun diye) birakmis. Arka balkonu yandan zor bir acindan goruyoruz, ama tukuruk mesafesi. Maalesef ruzgar yuzunden tukurmek cok zor. Icimizdeki en iyi tukurucu Zeki bile yesil tukurugunun dagilip ucmasini engelleyemedi. Bunu uzerine usenmedik, gidip bakkaldan iki paket Billur Tuz aldik ve dama geri geldik. Iki paket tuzu Erol Beyâ€™in karisi hanfendinin yaptigi nefis cilek recellerininin icine yavas yavas bosalttik. Tabii tuzun yarisi asagi veya legenlerin disina dustup ipucu yaratti.</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">Dokme islemini itinayla gerceklestirirken, icimizden birinin gozune kapicinin catisindaki TV anteni carpti. Kapicinin evi sitenin arkasinda, arabalarin park ettigi aciklikta. O zamanlar TRT ikinci kanali, Star 1â€™i falan iyi alsin diye klasik antenlerin ustune yok UHF anteni, yok guclendirici cubugu, yok VHF eklengeci gibi kirk tane zamazingonun takilmaya baslandigi yillar. Metal bir agaci andiran anten, kapicinin tek katli evinden bile daha yuksek, bir tripod gibi uc taraftan desteklenmis, ama biraz da dengesiz duruyor. Biz de genciz, delikanliyiz, tahrik olduk haliyleâ€¦ Ulan dedik, bunu dusurmek ne kolaydir kimbilir. Korkutâ€™un yaninda annesinin bakkaldan aldirdigi bir naylon torba dolusu portakal vardi, kirik on dislerini gosterip zevkle siritarak portakallari tahrik unsuru antene dogru firlatmaya basladi. Bir anda cumleten torbadan portakal kapip kapicinin antenini dusurme oyununa basladik. &#8220;Lan az kaldi vuruyodum&#8221;, &#8220;Bak oglum sen abin kuttisi seyret simdi&#8221;, &#8220;Oglum siz nisan almayi bilmiyonuz&#8221;, &#8220;Ulan sallandi ama dusmedi&#8221; turunden laflamalar &#8211; hayiflanmalar arasinda kapicinin damindaki patirtiyi merak edip disari ciktigini zor farkettik. Bize &#8220;Naaapiyosunuz lan picleeeeeer!&#8221; diye bagirinca savunma mekanizmasi olarak bu sefer onu sislemeye basladik. Her atis sonrasinda hemen saklaniyor, yuzumuzu gostermemeye calisiyorduk. Kapici bir sure sonra akillandi ve etrafinina komutan gibi emirler yagdirmaya basladi. &#8220;Mistaaaaa, sen B Bloktan cik, ben A Bloktan cikacam, Erol Bey siz de C Bloktan cikin!!!&#8221;</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">Biz donduk kaldik tabii. Catinin uc cikisi var, her birinden bir dusman, gudumlu fuzeler gibi bize dogru yola cikmislar. Biz de 5-6 kisi variz, oyle dama saklanmak falan mumkun degil. Yakalarlarsa bizi cilek receli gibi ezecekler. Tek sansimiz asansorden inip, onlarin merdivenden cikmalarina dua etmek. O anda hayatimizi kurtaran bir fikir geldi aklimiza. Yanimizdakilerden birisinin evi A Blok ucuncu katta, ev anahtari da site gelenegi olarak muhtemelen kapinin ustundedirâ€¦ Hemen kosmaya basladik. Adrenalinin yardimlariyla ayak bileklerimizin kirilmasi ugruna merdivenleri beser beser atladik ve kapinin ustunde duran anahtarla kapiyi acip aynen iceri girdik. Hemen sessizce oturduk ve gobekli kapicinin kosan ayak seslerini ve hizina yetisemeyen nefesini kapinin ardindan zevkle dinledik.</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">Tabii oyle hemen disari cikip kacmak olmazdi. Etraf hala tehlikeli asabi adamlarla kayniyordu. Ortalik sakinlesinceye kadar arkadasimiz Mehmetâ€™in evinde Teksas-Tommiks, gazete okuduk, televizyon seyrettik. Bu arada kendi sitesinde dolasmasi dikkat cekmeyecak olan ev sahibimizi asagiya nobete yolladik. O da durumu oglen uykusundan uyanan mahmur gozlu Lord Cemâ€™e acikladi. Ikisi etrafi gozlemleyip, caktirmadan bize asagidaki durumu ve ruh halini ilettiler. Aksama dogru arka balkondan caktirmadan izledigimiz ev sahibi Mehmet ve Mersin Padisahi Cemâ€™in kasina gozune bakarak yavas yavas evi bosalttik.</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">Bir sure hem komsu siteden, hem de havuzlarindan uzak durduk. Olaylardan birkac hafta sonra Erol Bey ve karisinin recellerini tuzlayanin kim oldugunu fellik fellik aradiklarini, once bulamadiklarini, ama en sonunda baska bir sitedeki ziyafet sonunda kaybolan bir paket tuzun ustaca izlenmesi sonrasinda ipuclari birlestirildikten sonra, o sitenin kapicisinin oglu Salimâ€™in sucunu(!) agir sorgulamalara dayanamayip itiraf ettigini uzulerek ogrendik.</font></p>
<p><font size="-1" face="Verdana">New York</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/1999/10/01/komsunun-recelleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

