<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; Hayat</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/yazilar/hayat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 May 2012 14:58:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Gümüşlük&#8217;te Beş Dakika</title>
		<link>http://sarapci.com/2007/09/14/gumuslukte-bes-dakika</link>
		<comments>http://sarapci.com/2007/09/14/gumuslukte-bes-dakika#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2007 17:27:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüşlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Koyun karşı tarafından, Özak Pansiyon/Bar’ın olduğu yerden sanki bir tenör bir arya söylemeye başlıyor.  Tenörü de aryayı da bilmiyorum ama tüylerim diken diken oluyor.  İnanılmaz bir ses.  Bütün koy çınlıyor.  Bitirince bir alkış.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önceki cuma günü, saat 2300 civarı.</p>
<p><strong>Dakika 0</strong><br />
Denize bakarken Tavşan Adası’nın solunda kalan koyda eskiden Haşmet’in Yeri, daha sonra Ahmet’in Yeri veya Club Gümüşlük diye bilinen bar/restoranda oturuyoruz.  Maalesef Ahmet yok ama gene de neşemiz yerinde.  Masa tostoparlak olan ay dışında küçük kandillerle aydınlatılmış.  Bardaki muzik belli belirsiz.</p>
<p>Masamız kalabalık.  Annem ve Seha dışında Londra’dan Kangal ve Utku, New York’tan Sinan, İstanbul’dan Aslı, Bıyık Sinan ve (bıyık?) Selin varlar.  Herkes herkesi tanımıyor ama herkes herkesle kaynaşmış durumda.  Rakı eşliğinde kopoglu yiyerek beyaz lagos beklemekteyiz.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://sarapci.com/images/gumusluk_koylar.jpg" title="Gumusluk" alt="Gumusluk" /></p>
<p align="center"><em>Bu sefer yuzerken Tavsan Adasi’nda bir kopegin bir tavsani<br />
Zigzaglar cizerek kovaladigini da izledik</em></p>
<p><strong>Dakika 1</strong><br />
Kangal bizim ısmarladığımız yemeği kafi bulmadığı için önce bir fener tava sonra da şakşuka ekletiyor.  O kadar yemeği afiyetle bitirme stresi ile rakımdan bir yudum alıyorum.  En kötü stresimiz böyle olsun.</p>
<p><strong>Dakika 2</strong><br />
Utku ve Sinan biri Ankara’da, ötekisi İstanbul’da 80’li yılların sonunda nasıl servis şoförleri sayesinde arabesk (arabeks) müptelası olduklarını ve o zamanlar da şimdi de kimsenin kendilerini anlamadığını anlatıyorlar.  İkisi de kendisi gibi birini daha bulmanın şaşkınlığı içinde.  Coşkun Sabah, Hakkı Bulut, Ümit Besen şarkı sözleri hatırlanıyor.</p>
<p><strong>Dakika 3</strong><br />
Sinan’ın purosu oldukça uzun bir süre kısalmıyor.  Karanlıkta göz ucuyla görüyorum ve merakımı celbediyor.  Megersem Çin işi Japon işi içine pil ve nikotin kaseti konan, her nefeste buhar çıkaran hatta hatta nefesin kuvvetine göre önündeki kırmızı ışığı değişik seviyelerde yanan bir zamazingoymuş.  Bize her zamanki gibi “adamlar yapmış” demekten başka söz söylemek düşmez.  Koku ve duman çıkarmadığı için uçakta bile içilebiliyormuş.  THY uçaklarında iyi kavga çıkar.
</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://sarapci.com/images/gumusluk_tavsan.jpg" title="Tavsan Adasi" alt="Tavsan Adasi" /></p>
<p align="center"><em>Soylemesi ayip ertesi gunku aksam kahvesi manzaram</em></p>
<p><strong>Dakika 4</strong><br />
Birden elektrikler kesiliyor.  Gümüşlük zaten sessizdi şimdi iyice sessizleşiyor. Masamızdaki konuşmalar dışındaki sesler fışır fışır dalga bir de ileri geri karayı bekler gibi volta atan şeker sokak köpeginin ayak sesleri artık.  Ilgın ağaçlarının ardındaki ay ağaçların silüetlerini ortaya çıkarıyor.</p>
<p>Sanki 2007 yazında Gümüşlük’te değil de geçmişte bir akşam deniz kenarındaki henüz keşfedilmemiş bir sahil köyündeyiz.</p>
<p><strong>Dakika 5</strong><br />
Koyun karşı tarafından, Özak Pansiyon/Bar’ın olduğu yerden sanki bir tenor bir arya söylemeye başlıyor.  Tenonu de aryayı da bilmiyorum ama tüylerim diken diken oluyor.  İnanılmaz bir ses.  Bütün koy çınlıyor.  Bitirince bir alkış kopuyor.</p>
<p>Masadan birisi bunun canlı olamayacağını, birisinde jeneratör olduğunu iddia ediyor ama garson hemen kendisini yalanlayarak tenor abimizin daha önce de öteki koydaki restoranlardan birinde İbrahim Tatlıses de varken söylediğini, Tatlıses’in ise önüne bakıp sustuğunu anlatıyor.</p>
<p>Gümüşlük’te her zaman mutlu bir şekilde şaşırtan birşeyler olurdu.  Bu sefeki güzellik de bu oldu.</p>
<p>O sırada Yunanistan merkezli bir deprem olmuş.  Farkına bile varmadık yahu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2007/09/14/gumuslukte-bes-dakika/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Izzy Stradlin Fuat Güner Olmuş</title>
		<link>http://sarapci.com/2006/07/20/izzy-stradlin-fuat-guner-olmus</link>
		<comments>http://sarapci.com/2006/07/20/izzy-stradlin-fuat-guner-olmus#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2006 19:38:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Konser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=55</guid>
		<description><![CDATA[Levent “13 yıldır bu günü bekliyorduk” dedi.  Aslında tabii 13 yıldır beklemek mübalağa sanatının güzel bir örneğiydi ama Guns’n Roses enkazının haberlerini uzaktan uzaktan takip ediyordum.  Chinese Democracy albümünün Axl Rose’un parası bittiği zaman çıkacağını düşünüyordum.  Hatta Axl’ın İsveç’te bir otelde rezalet çıkarıp antika vazoyu kırdıktan sonra korumanın bacağını ısırması haber hoşuma bile gitmişti.  En azından sahne dışında eski formundaydı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Levent “13 yıldır bu günü bekliyorduk” dedi.    Aslında tabii 13 yıldır beklemek mübalağa sanatının güzel bir örneğiydi ama Guns’n Roses enkazının haberlerini uzaktan uzaktan takip ediyordum.   Chinese Democracy albümünün Axl Rose’un parası bittiği zaman çıkacağını düşünüyordum.  Hatta Axl’ın İsveç’te bir otelde rezalet çıkarıp antika vazoyu kırdıktan sonra korumanın bacağını ısırması haber hoşuma bile gitmişti.   En azından sahne dışında eski formundaydı.</p>
<p>Bütün hafta çok hareketli geçtiği için şöyle güzel bir hazırlanacak vaktim olmamıştı ama Guns’n Roses en az hazırlanmam gereken grup olduğu için fazla endişeli değildim doğrusu.</p>
<p>Havaalanından eve geldim ve ivedilikle üstümü değiştirip Levent’le buluştum.   Trafik sıkıştığı için taksiden Ulus – Kuruçeşme arasındaki mezarlıkta indik ve klasik İstanbul merdivenli yokuşunun birinden heyecanlı bir şekilde inerek Kuruçeşme sahiline intikal ettik.</p>
<p>Yolda biramızı da aldık ve Kuruçeşme – Ortaköy yolunun hiç görmediği kadar siyah tişörtlünün arasından girişe doğru ilerlemeye başladık.   Bir ara bir delikanlıda “Guns’n Metallica” konserinin tişörtünü görünce birden 13 değil 14 yıl geriye gittim…</p>
<p>Buffalo Bills Amerikan Futbol Ligi NFL’in en zavallı (amerikanca söylemek gerekirse loser) takımlarından biridir.   Bilmem kaç kez final maçını (Super Bowl) kaybederek şampiyon olmamaya muvaffak olmuştur.   Ben de bu takıma Lise yıllarımdaki HBB TV’nin NFL yayınlarında da gösterilen unutulmaz Buffalo Bills – Houston Oilers maçında denk geldiğimden beridir sempati duyardım, ayrıca mahallemizin takımı da sayılabilirdi.   Lakin bütün sempatime rağmen stadlarına tek gidişim 1992 yazında Metallica ve Guns’n Roses’in ortak konseri sayesinde nasip oldu.</p>
<p>O konser hayatımda en unutmamadığım anlardan biridir.   O zamanlar oturup playlistine kadar yazmıştım ama maalesef arada kayboldu gitti.   1992 için unutulmaz birşeydi ve tahmin edilebileceği gibi egolar birbirini kaldıramadı ve turne sonuçlanamadı.   Hoş yarım kalmasının sebebi James Hetfield’ın kek gibi durduğu yeri unutup sahneden Wherever I Roam şarkısındaki “Buuum!” efekti esnasında çıkan alevlerle yanması dendi ama o olmasa da zaten iki grup elemanları birbirlerine girmişlerdi.</p>
<p>Ardından 1993’te İnönü stadındaki konserler serisinde GNR’ı bir kez daha izledim.   O da ilki kadar iyiydi.   Bu sefer tribün yerine saha içindeydim ve çok daha fazla coşmuştum.</p>
<p>Geçen çarşamba akşamı ise fazla bir beklentim olmadan Kuruçeşme Arena’daki yerimi aldım.   Resimlerinden Axl’ın minimum 10 kilo aldığı görülüyordu, üstelik yaşı da öyle bir hayat için geçkin sayılırdı.  Slash ve Duff yoktu.   Ama “nasılsa eski şarkıları çalacaklar, önde Axl olsun arkada Beyoğlu’dan X bir grup olsa ne yazar” diye kendimi avutuyordum.</p>
<p>Tam 2 saat geç çıktılar.   Saat 21’de içeri tıkışmış yaş ortalaması 30 olan ve birçoğunun evde bekleyen çocuğu olan seyirci haliyle çıldırdı ve “Axl Rose’un götü kocaman!” tezahüratları başladı.   Benim pek umrumda değildi,  zaten vaktinde çıkmalarını beklemiyordum.</p>
<div style="text-align: center"><img title="Axl" src="http://www.sarapci.com/images/gnr_axl.jpg" alt="Axl" /></div>
<p align="center"><em>Axl Abi Domuz Gibi Sağlıklı<br />
</em></p>
<p>Nighttrain ile başlayacaklarını iddia ettim ama Welcome to the Jungle ile sahne aldılar.   Ardından It’s So Easy geldi ki milleti asıl coşturan şarkı nedense o oldu.   Axl domuz gibi şişmanlamıştı, eski taytlarını falan giyemiyordu tabii ama sesi yerinde sayılırdı ve sağa sola zıplayabiliyordu.   Ki Axl’ın sesi kadar şahsına münhasır ses var mıdır?   Sesini çatallaştırması, kalınlaştırması, inceltmesi, bağırması, inlemesi bildiğimiz gibiydi.   Yeni şarkılar da özellikle Axl’ın sesine çok yakışıyor.</p>
<p>It’s So Easy’yi ilk dinlediğimde başkası söylüyor sanmıştım.   1987 veya 1988 idi.  Sıra arkadaşım Kurbağa daha yurdumuzda özel radyolar yokken Güney Kıbrıs radyolarından şarkılar çekerdi.   Bir gün sınıfa Sweet Child O’Mine’ı getirmişti de çıldırmıştık.   Daha sonra Adana’da bir kasetçiden tüm Apetite for Destruction’ı çektirmiştim de adam şarkı isimlerini yazmadığı için Sweet Child hariç bütün şarkıların isimlerini kendim uydurmuştum.   Orijinal kaset galiba 2 sene sonra falan çıktı…</p>
<p>Bir ara Patience başladı ve Axl tam önümüze o klasik omuzları yukarıda ayaklarını arkadan sürüme yürüyüşünü yaparken şarkının girişindeki ıslık kısmını çalarak geldi.   O anda tekrar geçmişe gittim.   Bu kadar boktan bir şarkıyı o zamanlar nasıl beğendiğimi düşündüm.   Ama enteresan bir şekilde o zaman beğendiğim için hala beğeniyordum, şarkı ile özel ilişkimden dolayı Patience benim şarkım olmuştu artık.</p>
<p>Aslında yeni albümlerinden çaldıkları ve bir tanesi hiç fena olmayan (Madagascar) üç şarkı hariç bütün şarkılarla anılarım vardı ve yeni gitaristler soloları kafalarına göre değiştirdikleri zaman Slash’i aramamak mümkün değildi.   Benim için o solo aslında Slash’in solosuydu ve nereden çıktığı belirsiz Süpermen çorabı çizmeli Robin Finck’in kafasına göre emprovize etmeye “sanatsal yetkisi” yoktu!   Değişecekse Slash değiştirirdi ancak.   Zaten bu Robin (Nine Inch Nails’den gelen abi) en başta Slash şapkasıyla çıkarak benim için oldukça antipatik olmuştu.</p>
<div style="text-align: center"><img src="http://www.sarapci.com/images/gnr_finck.jpg" alt="" /></div>
</p>
<p align="center"><em>Finck ve Süpermen Çizmeleri</em></p>
<p>Öte yandan Bumblefoot olarak da bilinen Ron Thal Don’t Cry’ın enteresan bir varyasyonunu yaptı ve çok beğendim.   Tek başına çaldı ve bütün Kuruçeşme Arena şarkıyı söyledi.   Axl Abi zannedersem arkada ses tellerini dinlendiriyordu.    Gönül isterdi ki alternative lyrics olarak bilinen sözleri söyleselerdi ama o akşam orada bizim kadar manyak kaç kişi çıkardı bilemiyorum.</p>
<p>Richard Fortus ise Izzy Stradlin’e benzeyen bir arkadaş olduğu için kendisini pek tutmadım.   Hani zaten karizması da eksikti.   Aralarında ne kadar fark olduğunu konserin yarısında Izzy gelince anladık.   Bir anda ses değişti!   Seyirciler silkindiler ve zıplamaya başladılar.   Öte yandan gelen Izzy gerçekten yaşlanmıştı.   Polisin bir uyuşturucu partisini bastığı zaman yakalanmamak için herkesteki herşeyi biyerlerine çektiği iddia edilen adam bu muydu?   Bana daha çok Fuat Güner’in arkalarda kalmayı seven konser persona’sını hatırlattı doğrusu.   Mülayimliği kadar şapkası da yerindeydi, gülümsemesi de.   Ama cool’un tanımı yapılacaksa sözlüklere resmi konulabilir cinstendi, ayrı.   Zaten o çalmaya başlayınca sahne düzeni de değişti, herşey onun etrafına dağıldı sanki.</p>
<div style="text-align: center"><img src="http://www.sarapci.com/images/gnr_izzy.jpg" alt="" width="411" height="306" /></div>
<p align="center"><em>Izzy Fuat Güner Olmuş</em></p>
<div>Basçı Tommy Stinson yeniler arasında en hoşuma gideni oldu.   Zaten müziksel olarak söyleyecek lafım olmasa da Duff’a hiç ısınamamıştım.   Bu genç ise hem sempatikti hem de iyiydi – en azından diğerleri gibi sırıtmadı.</div>
<p>Dizzy Reed bildiğimiz Dizzy Reed.    Ötekiler kadar mühim bir eleman olduğunu düşünmüyorum.   November Rain için getirilen piyano ile uzun ve güzel bir solo yaptı.  Davulcu (Brain) ise ne kokar ne bulaşır bir tip.</p>
<p>Genel sahne performansları zayıftı.   Üç solo gitariste ne gerek vardı anlayamadım üstelik bazen bir şarkıya birisi başlayıp ötekisi bitiriyordu ki hiç hoşuma gitmedi.   Ayrıca o kadar gitar ses çıkaracak diye bası da yeyip bitirdiler.   Dizzy’nin klavyesi zaten eskiden de bazı şarkılar hariç çok arka plandaydı.</p>
<p>Axl idare ederdi.   Aralarda birkaç espri yaptı.   Bir kız “Don’t Worry Mum, I am still with Axl.  93/06” (Merak etme ana, gene Axl’layım) pankartı çıkarttı – 93 konserindeki pankarta gönderme yaparaktan.   Axl pankartı aldı ve sahneden bizlere gösterdi sağolsun.   Sonra da “Annene söyle seni geç fazla beklemesin” diye ekledi.</p>
<p>Bir ara da konuşurken “This is a great night.  We’ve got the moon, the boats, the fucking river” (Dublaj türkçesi: Dostum ne güzel bir gece, ay yukarıda, tekneler, bir de şu kahrolası nehir!) deyince izleyiciler infiale kapıldılar.   Türk insanı için dokuz kusurlu hareketten birisi olan Boğaz’a nehir denmesi zaten beklerken kızmış seyircinin tepesini attırdı ve çevremden “Bosphorus lan, bosphorus” diye düzeltmeler geldi hemen.   Halbuki bu kadar kızmaya gerek yoktu, boğaz da zamanında nehirmiş değil mi?</p>
<p>Konserin bitişi saat 1’i buldu.   Geri gelip Paradise City’yi söylediler ve en son patlamalarla konfetilerle bitirdiler.   Ben bir kez daha herşeyi başlatan Sweet Child’ı söylemelerini bekledim ama nafile.   Zaten benim de pilim bitmişti.   Axl yaşlandı ve şişmanladı da biz yerimizde mi saydık sanki?</p>
<p>Istanbul</p>
<p>30 Aralık 2008 Ek: Axl Rose ile yapılan güzel bir soru cevap seansı <a href="http://www.heretodaygonetohell.com/news/shownews.php?newsid=1973" target="_blank">burada</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2006/07/20/izzy-stradlin-fuat-guner-olmus/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(auto)biography</title>
		<link>http://sarapci.com/2002/10/03/autobiography</link>
		<comments>http://sarapci.com/2002/10/03/autobiography#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2002 18:07:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[In English]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Studying architecture during the summer of '92 made him an engineer. His dislike for the Introduction to Operations Research course, his indifference for car engines, and his thoughts about the unsightliness of the Civil Engineering building made him a Materials Scientist.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sarapci.com/resim/eminSB1.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.sarapci.com/resim/eminSB1.jpg"> </a><a href="http://www.sarapci.com/resim/eminSB1.jpg"> </a><a href="http://www.sarapci.com/resim/eminSB1.jpg"> </a><a href="http://www.sarapci.com/resim/eminSB1.jpg"> </a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.sarapci.com/resim/eminSB1.jpg"><img title="eminSB1.jpg (33524 bytes)" src="http://www.sarapci.com/images/bio_eminSB1.jpg" alt="eminSB1.jpg (33524 bytes)" /></a></p>
<p style="border-left: 1px none; border-right: 1px none" align="right"><span>Photo By Housemate Güm Akil Alppppay, 1997</span></p>
<p style="border-left: 1px none; border-right: 1px none"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Sarapci</strong></span></p>
<p style="border-left: 1px none; border-right: 1px none"><span>Born in <a href="http://pulex.med.virginia.edu/delta/mediterranean/adana/index.html">Adana</a> (74) as the first son of a second son.  He attended primary school in Adana where he learned how to play soccer and doodle in class.   He went to <a href="http://www.tac.k12.tr/" target="_blank">Tarsus American College</a> for four years.    As a member of the historically significant final boarding class of the school, he survived the <a title="TAC ve Yatılılık" href="http://sarapci.com/?p=37">tough boarding life</a> of Tarsus where underclassmen are not supposed to take showers during the week and sleep on the top floor of famous Stickler Hall where broken windows are never replaced (and it can be pretty cold in Tarsus).</span></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-family: Verdana;"><img src="http://www.sarapci.com/images/bio_tac.jpg" alt="" width="203" height="157" /></span></p>
<p><span> </span></p>
<p style="border-left: 1px none; border-right: 1px none"><span style="font-family: Verdana;">He had to learn to flex his urine retention muscles to the max thanks to the absence of a bathroom on the top floor of Stickler, where he lived for two years.    He also had to wake up at 4 AM to play soccer on the nice lycee basketball court since it was occupied by upperclassmen during regular playing hours.   Here he discovered his political side (and his delight in manipulation) and was a member of the Student Council for three straight years (after the student council was founded following a shutdown of many years).   He also played in the volleyball team as the worst passer of the team.    However, going through the traditional military style education of TAC (in which seniors have more authority in school than the teachers) taught him fraternity.   TAC was the school with the legends and traditions, school bus races on the way home, displaying the Turkish gesture of thumb between index and middle fingers to the same grocer (Sinekli Bakkal) every Monday morning for no reason, tournaments of every sort, school balls in Mersin and Adana, Ayiball &#8211; a game with almost no rules, and the famous night sneak out for paca (pron. <em>pacha</em>) (a nasty tasting soup usually drunk after a night of excessive alcohol).</span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">After secondary school, for reasons not even known to himself (sense of adventure, excitement of moving to Istanbul), he transferred to a new school in Istanbul: <a href="http://www.lehigh.edu/%7Ebua2/kocozel.html">Koc Ozel Lisesi</a> (note to those who speak Turkish: The name of the school is Koc Ozel Lisesi but not Ozel Koc Lisesi because &#8220;ozel olan Koc degil, lise&#8221; as often uttered by the ex-military administrators). </span><span> </span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">This new school introduced him to a new lifestyle with grass soccer fields and an auditorium without huge columns in front of the stage.   This also was a new boarding student life with hot showers and toilet paper and boarding female students!   However, the school lacked quite a bit including the spirit that was omnipresent in Tarsus.   People who hated themselves and their surroundings, no supporters in school sports meets, constant gossip and show-off were introduced. </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">After a year of searching he got used to the new place where he made great new friends for life.  See <a href="http://sarapci.com/?p=49" target="_blank">Yalin</a> and Selim.   This time, he played soccer in the school team which usually got eliminated after the first official game every season.    He was also in the drama club where he took on the evil roles of Uncle Pumblechook in <em>Great Expectations</em>, and Father Valverde in <em>The Royal Hunt of the Sun</em>, and later the romantic lover Knox Overstreet in <em>Dead Poets Society</em>.   He was in the Student Council for two years, where little was accomplished because, in contrast to Tarsus, in Koc, the faculty did not care about students&#8217; opinions (in Tarsus, the students did not care what the faculty thought). </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">In Koc, he played soccer in various teams against the class of &#8217;92 13 times, class of &#8217;94 125 times, junior varsity 9 times, and the school cooks twice.    He also performed the &#8220;tavaf&#8221; around the &#8220;Forum&#8221; 13 times/day (counter-clockwise looking from above).   He was sent to the discipline committee 2 times for rebelling against the teachers (once for ripping up an old lab report, once for telling the librarians that &#8220;[they] would do anything to not see us in here&#8221;).  He was found innocent in the latter case and started a chain reaction of protest against the bio teacher in the former.   His other crimes in Koc include eating tuna sandwiches in the dorm with a toothbrush, putting hairgel on his hair, urinating on the seat cover in the girls&#8217; dorm bathroom when he broke in the final night of school.</span><span> </span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">Spending the summer before his senior year of high school in beautiful Ithaca changed his life. First, it made him apply to Cornell University where he got in with early decision (which meant that his last day at the university entrance exam courses was Dec 11 &#8217;92).   But second and most important, it was in Ithaca where he met his wife who ignored him for 5 long years after which she was persuaded to see him in Istanbul.<br />
</span><span> </span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">Studying architecture during the summer of &#8217;92 made him an engineer.  His dislike for the Introduction to Operations Research course, his indifference for car engines, and his thoughts about the unsightliness of the Civil Engineering building made him a Materials Scientist. </span><span> </span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">After four years, he had to make a choice between 6 more years of polymer labs and the rest.   He chose the rest with some hesitation.   Deferring his entry to the real world for one more year, he studied Engineering Management in Cornell, which led him to a job in IT consulting in New York City. </span><span> </span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">He lived in New York City and worked with computers for two years after which he moved to London (with the same company). </span><span> </span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">London was the best of times for a bit more than a year.   After leaving his heart in London, he made the big return  to the homeland in October</span> <span style="font-family: Verdana;">2001 following a <a href="http://sarapci.com/?p=46">lovely month of military service</a></span>.<span> </span></p>
<p><span> </span><span style="font-family: Verdana;">Istanbul it is ever since.  He is still enjoying himself with his wife and two cats: Abuk and Sabuk. </span><span> </span></p>
<p><span> </span></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-family: Verdana;"><img src="http://www.sarapci.com/images/bio_Abuk%20Sabuk%20Kucak%20Kucaga.JPG" alt="" width="232" height="174" /></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2002/10/03/autobiography/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnanç Lisesi</title>
		<link>http://sarapci.com/2002/05/01/inanc-lisesi</link>
		<comments>http://sarapci.com/2002/05/01/inanc-lisesi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 May 2002 14:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[Daha once cok kisiye fabrika turu yaptirmistim, bu kadar cok ve bu kadar guzel soruyu bir arada ilk kez gordum.  Bir kere fen temelleri muhtesemdi, muhendisle konusuyor gibi konusabildim.  Ikincisi medeni cesaretleri yerindeydi, cins cins soru sordular, bazen suclarcasina (endustriye karsi onyargilari vardi ) sordular, cevaplardan tatmin olmazlarsa yine sordular.  Hepsi gezdikleri yeri gercekten inceleyerek gezdi, oyle "aman ne guzel ders kaynamis, ben de keyfime bakayim" yapmadilar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bizim isyerimizin az ilerisinde Gebze E-5 ile deniz arasinda TEV Inanc Turkes Lisesi var(mis).  Once tabelelarini gormustum, bir cumartesi merak ettim yakinina gittim ve bir mini universite kampusu gordum.   Kapida in cin yoktu iceri girmeden dondum.   </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Onceleri ismi sadece Inanc Lisesi idi kampusu de gorunce yesil sermaye yatili okul acmis diye dusundum.  Ama merakim gecmedi biraz arastirinca cok yanildigimin farkina vardim.  Zaten artik yeni isminden de anlasildiigi gibi Inanc Turkes (Sezai Turkes&#8217;in esi imis) adina yaptirilan bir lise STFA&#8217;dan destegi azalinca TEV&#8217;e (Turk Egitim Vakfi) devredilmis.  Eski yonetimde Amerikali bir mudurleri varmis, siniflar red/black/white vesaire seklindeymis.  TEV sonrasinda Turk mudur gelmis ve A/B/C&#8217;ye donmusler.  Eskiden 7 senelik iken simdi 3+1 sistemine gecmisler.  Universiteye giris yuzdesi %100&#8242;mus, her sene yaklasik ucte biri ABD&#8217;ye gidiyormus (tabii ful burslu olarak).  Bu seneki kabul gelen universiteler Yale, Columbia, U Conn, Swarthmore, Lafayette, vs imis.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Neyse asil hos kismi su: okuldaki ogrenciler Turkiye&#8217;nin her kosesinden gelen ustun zekali ama okumak icin imkani olmayan cocuklar.   Il milli egitim mudurluklerinin sectigi cocuklar bildiriliyormus, okulda ayri testlerden geciyorlarmis, testlerden gecenlerin aileleri arastiriliyor ve gercekten ihtiyaclari oldugu tesbit ediliyormus.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Her sinifta 25 ogrenci var ve bildigimiz fen/tm/yabanci dil sistemi.  (Bizim zamanimizdaki fen/matematik/edebiyat sistemi gib.)  Fen dersleri ingilizce.</span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Neyse olay hosumuza gittigi icin mudurleri ile konustuk ve cocuklari hep gordukleri ve onunden gectikleri fabrikaya davet ettik.   Sagolsunlar Mudur Bey, Fizik ve Turkce ogretmenleri ve Lise 2 Fen sinifi ogrencileri gecen hafta geldiler.  Once oglen yemegi ikram ettik, ardindan ikiye bolup fabrika turu yaptirdik.  Ben turlarin bir kismina katildim ve hersey cok hosuma gitti.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Daha once cok kisiye fabrika turu yaptirmistim, bu kadar cok ve bu kadar guzel soruyu bir arada ilk kez gordum.  Bir kere fen temelleri muhtesemdi, muhendisle konusuyor gibi konusabildim.  Ikincisi medeni cesaretleri yerindeydi, cins cins soru sordular, bazen suclarcasina (endustriye karsi onyargilari vardi ) sordular, cevaplardan tatmin olmazlarsa yine sordular.  Hepsi gezdikleri yeri gercekten inceleyerek gezdi, oyle &#8220;aman ne guzel ders kaynamis, ben de keyfime bakayim&#8221; yapmadilar.  Cati kaplamalarini gezerken sekillerini sordular, mukavemet arttirmamiz icin oneri bile verdiler;  yalitim kisminda elleriyle urunu test ettiler, bardak uretiminde bardaklari kirdilar icine baktilar, atiklarimizi sordular, geridonusumu sordular.  Bir tanesi bol fotograf cekti, sanayi casusluguna girer ama goz yumduk!  </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ardindan biraz sohbet ettik.  Iclerinde Agrilisi, Siirtlisi, Adanalisi, Konyalisi, Pendiklisi, Edirnelisi vardi.  Kiz sayisi erkekten azdi ama klasik fen sinifi durumu tabii, hosgorduk.  Ogretmenleri ve mudurleri ile anne-baba iliskisi gibi bir iliskileri vardi.  Mudurun omuzuna kolunu koyanlar, fizik hocalari ile yapacaklari dinamik deneyini tartisanlar&#8230;  Birkac tanesinin elinde kitap vardi (ki okullarindan gelisleri 5 dakika surmez), bircok fen meraklisi cocuk gibi fantastik edebiyat okuyorlardi, ama gezerken kitabi sadece not alirken altina koymak icin kullandilar.  En son cikarken hep beraber resim cektirdik, email/web sitesi adresi degistik, gule oynaya ayrildilar.  </span><span lang="TR"> </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Lise 1&#8242;ler Mayis&#8217;ta gelecekler.  Fizik&#8217;te isi okuyorlarmis, isi yalitimi derslerinin bir tanesini bizim muhendislerimiz verecekler.   Biz de gidip kampuslerini gezip onlarin misafiri olacagiz yakinda.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Simdi eger onlara uyarsa yazin bir tanesini staja alip muhendislik staji yaptiracagiz.  Lise ogrencisi olmalarina ragmen zeka ve meraklari ile en az universiteli stajyerler kadar basarili olacaklarina inaniyorum.   Zaten Mudur Bey&#8217;in soyledigine gore yazin cogu evlerine veya koylerine donup sikiliyorlarmis, sonra okula geliyorlarmis gene, Mudur de onlara mesgale bulamamaktan yakiniyordu.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Her sinif yaklasik 25 kisilik oldugu icin cok sinirli bir imkan ama gene de cok guzel bir imkan memleketimiz cocuklari icin.   Ozellikle kuruculari Sezai Turkes ve yurutuculeri TEV olmak uzere emegi gecen herkese helal olsun.</span></font></p>
<p style="text-align: justify" class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Istanbul</span></font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2002/05/01/inanc-lisesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bayram Misafiri</title>
		<link>http://sarapci.com/2001/12/20/bayram-misafiri</link>
		<comments>http://sarapci.com/2001/12/20/bayram-misafiri#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2001 19:43:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://72.3.202.18/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[Taksimetreyi acmadigi gozumden kacmamisti ama secme sansimiz yoktu zaten.  Fahis bir hesap verdik ve Bogazici’nin ust kapsinin ordaki gobekte birakildik.  Daha fazla gitmek istemiyormus sofor bey.  Biz de yolun gerisini kayayazarak yuruduk.  Kedimiz evde bakanimizin resmini pisletmisti, mutluydu.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2001 Ramazan Bayraminin son gunu ogleden sonra Seha’yla bir arkadasimizin yavru kedilerine bakmaya gidecektik.  Eve bir cift kedi alma planimiz vardi.  Kar yuzunden yatti, ben de kaloriferin onundeki koltuga kedi gibi yattim, disarda tipi, elimde Tribun dergisi (3.sayi), radyo&#8217;da FG caliyor, keyif yapiyorum.  Ama fonda bir gicirti var.  Once aldirmadim gicirtiya, elektronik muziktir dedim gectim.  Sonra baktim ki muzikle alakasi yok, kedi sesi.</p>
<p>Hayirdir diye kapiyi bir actim ki bir yavru kedi.  Tekir.  Deli gibi miyavliyor.  Hay allah ne yapsam, evde bir kap buldum biraz sut verdim.  Hemen yumuldu.  Sutu bitirince biraz daha ekleyip icine biraz da ekmek attim, onu da ayni hizla yedi.</p>
<p>O sirada disardaki adamlardan birisi geldi, megersem kedi bunlara cok miyavlamis, karda da usumus onlar da apartmanin icine atmislar biraz isinsin diye.</p>
<p>Sonra karni doydu tabii hemen eve girdi ve sevilmek icin surtunmeye basladi.  Kucagima oturdu ve yerlesti.  Seha&#8217;yi cagirdim tanistilar.</p>
<p>Ne olur ne olmaz bir kazaya kurban gitmeyelim diye icerden bir kutu aldim, icine de eski gazeteleri serdim.  Basindan arkdaslarimiz duymasinlar, bizim kedileri zamaninda kum yerine yirtik gazete kagitlarina alistirmistik, ben de ayni niyetle kutuyu doldurdum.  Tam ortasina da Radikal Iki&#8217;nin kapagindaki bir bakanimizin resmini yerlestirdim.<br />
Bu arada kar misafirligine Baris, Basak ve Krose (kopekleri) geldiler.  Onlari iceri aldik, kedi hemen Krose&#8217;ye lolo yapti tabii.  Krose agir basli bir sekilde kafasini egerek karsiladi olayi.  Ne olur ne olmaz diye ayirdik.</p>
<p>E zaten kedi almaya niyetimiz vardi, bari yan sanayisini alalim dedim, en yakindaki bildigim dukkana gitmek uzere Akmerkez&#8217;e dogru yola ciktim.  Baris da sagolsun benimle geldi.  Onlarin arabasina yoneldik.  Kara ve buza arabayi sokmamak icin arabayi yukari, medeniyetin oldugu yere parketmis zaten.  Oraya kadar bata cika yuruduk.  Sonra baktik durum fena, bari taksi ile gidelim dedik.  Zaten yakin bir mesafe, riske gerek yok.</p>
<p>Taksinin biri (sagolsun) bizi aldiktan 100 metre sonra Nispetiye caddesinin tam ortasinda kaldi.  Birden kar kiyafetleri icinde yardim adamlari belirdiler.  Hemen taksinin (Dogan) onune emme basma tulumba gibi bastirmaya basladilar.  Baktilar olacak gibi degil, Baris ile indik, biz de bastirdik.</p>
<p>Taksi hareket etti ama durup kalmamak icin basti sofor bey. Ardindan bir 50 metre kostuk, cadde tamamen buzluydu.  Arkamizdaki yardim adamlarina tesekkur ettik kosarken, karsilik olarak, &#8220;Sivasliyiz biz, yardimi severiz!&#8221; dediler.  Neyse sofor bey bizi unutmamis, ileride durdu da geri bindik ve Akmerkez&#8217;e ulastik.</p>
<p>Yardim adami deyince bir kisa ara verip yardim adamlari ile baska bir animi nakletmek isterim: Araba kullanmayi ogrendigim seneydi.  Annemin mavi Suzuki Swift&#8217;i ile Emirgan&#8217;a dayima gitmistim.  Yolun kenarinda o &#8220;kave&#8221;&#8216;lerin oldugu yere park etmeye calisirken &#8211; ki stresli bir olaydi arkadan gelen arabalar falan &#8211; bir sekilde yan arabanin tamponu benim kapinin icine girdi.  Suzuki&#8217;nin saci ince, hafiften icine goctu ve araba takildi, ne ileri ne geriye gidebiliyorum.  Ne yapacagim diye kara kara dusunurken birden yardim adamlari belirdiler.  Bu sefer denizden gelmislerdi ve islak donlari zayif vucutlarina yapismisti.  Yardim adamlari kucuk Suzuki&#8217;nin arkasina yapistilar, ve &#8220;Ya Allah, bismillah Allahuekber!&#8221; diye arabayi resmen kaldirip duz sekilde koydular.  Kapima zarar gelmemisti, yandaki arabanin tamponu da saglamdi zaten.  Ben tesekkur ederken yardim adamlariyla gelecekte bir kez daha bulusmak uzere ayrilmistik bile.</p>
<p>Akmerkez&#8217;den devam ediyorum.  Alisverisimizi yaptik.  Benim kedi sahibi olmadigim son 15 sene icinde tabii kedi yan sanayii cok ilerlemisti.  Kedi sampuani, kedi sutu, kedi taragi, kesi tasmasi, kedi dis fircasi (cidden), kedi bezi (bu palavra) gibi seyler cikmisti.  Ben sadece en gereklilerini (tuvalet ve veterinere transportasyon) alip ciktim.  Krose kardesimize de bir kemirme seyi aldik.</p>
<p>Akmerkez cikisinda kar sebebiyle taksi kalmamisti!  Birden Istanbul&#8217;da ne kadar cok cip oldugunun farkina vardim.  Kimin 4&#215;4 arabasi varsa almis, dar alanda donemedigi ve park edemedigi gunlerin acisini cikarmak icin dolasmaya cikmisti.  Vay anasini diyerek tipide yurumeye basladik.  Mesafemiz aslinda cok degildi (Akmerkez &#8211; Bogazici Universitesi ust kapisi) ama soguk icimize isliyordu tabii.  Elimizde kedi malzemeleri bata cika, kaya kaya yolumuza koyulduk.  Bir allahin kulu bile otostop cagrimiza kulak vermedi.  Hatta bir allahin hayvani korna calarak alay da etti.</p>
<p>Sonunda Nispetiye caddesi ile kopru yolunun birlestigi yerde bir taksi durdu ve bizi son 500 metre goturdu.  Az zamanda kisa bir taksi geyigi de cevirdik.  &#8220;Demin Baya&#8217;yi aldim abi, adam tabii Tunus&#8217;lu kar gormemis, sasirmis kalmis&#8221; dedi soforumuz.</p>
<p>Taksimetreyi acmadigi gozumden kacmamisti ama secme sansimiz yoktu zaten.  Fahis bir hesap verdik ve Bogazici&#8217;nin ust kapsinin ordaki gobekte birakildik.  Daha fazla gitmek istemiyormus sofor bey.  Biz de yolun gerisini kayayazarak yuruduk.</p>
<p>Kedimiz evde bakanimizin resmini pisletmisti, mutluydu.  Ilk seferinde tuvaleti becermesinden suphelendik, birisinin ev kedisi kacmis olabilir diye.  Eger Bogazici Universitesi civarlarida kedisi kacan varsa haber veriniz, iade edelim.</p>
<p>Simdilik kedinin ismi ya Abuk (ikincisi de Sabuk olacak) ya da Tipi.  Tipi ismine hic sicak bakmadigimi soylemek isterim.  Baska onerilere de acigiz.</p>
<p>Herkesin gecmis bayrami kutlu olsun!</p>
<p>Not: Asagidaki seyler de kedimizin www.sarapci.com’a ilk yazisidir.  Gerisi gelebilir.3WLOLKM as  `433787</p>
<p>Istanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2001/12/20/bayram-misafiri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emekli Olmak İstiyorum</title>
		<link>http://sarapci.com/2000/07/27/emekli-olmak-istiyorum</link>
		<comments>http://sarapci.com/2000/07/27/emekli-olmak-istiyorum#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2000 12:46:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aterboard.net/blog/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[Yillarin tecrubesi ile ahkam kesilmeli, “Zamaninda Ecevit de cok denemisti bunlari ama beceremedi tabii?, “Rahmetli Kurt Cobain bu sarkiyi cok guzel okurdu?, “Bu topcunun kafa vurusu Hakan Sukur’u andiriyor ama biraz daha az kazma gorunuslu? gibi yorumlar yapilmali.   Konularin cok derin olmasi gerekmez sabah sabah kafayi fazla zorlamani geregi yok.  Konusma sirasinda ibibik, teyyare, nihari, ilave, mecmua, iskonto, nisaburek gibi tecrubeli insan kelimeleri mutlaka kullanilmali. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Ciddi olarak calismaya baslayali daha 2 yil olmadi, ama amerikan stili onceden planlama ile simdiden emekli olma hazirliklarima basladim.  Calismaktan bezmis oldugum soylenemez, ama duzenli calisma hayatina atildiktan sonra insan cocuklugunu ozluyor.  Cocukluga donus olmadigina gore, emeklilik hayalleriyle yasamak daha pratik diye dusunuyorum.</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Buna kafa yormamin ve aklimdan gecenleri ekrana dokmemin ikinci sebebi ise 25 yasimdaki emeklilik planlarim ile emeklilik yasimdaki emeklilik planlarimin ne kadar benzeyeceklerini merak etmem.  Simdi, bu yaziyi 10 sene once yazmis olsam bilemeyecegim internet var mesela.  Onumdeki 35 yil teknolojik olarak neler getirecek tahmini zor, ayrica su anda bana guzel gelecek bilimum mesgale o zaman artik mumkun olmayabilir veya daha enteresani (ve korkutucusu) beni ilgilendirmeyebilir.  Yani biraz da kendimdeki degisimi gorebilmek icin yaziyorum.</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Once emeklilik mekanim ile baslayayim.  Sehir cok onemli degil.  Fakat sehir olmali!   Yakinimda arkadaslarim, yurunecek hareketli ve eglenceli bir yol, gidilecek guzel sinemalar, tiyatrolar ve konserler olmali.  Havasi kesinlikle cok soguk veya cok yagmurlu olmamali.  Babam yaslandikca sicagin daha dayanilmaz geldigini iddia etse de bir Adanaliya sicak sorun olmamali.</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Sabah uyaninca kalkmak istiyorum.  Alarmli saat sadece gidilmesi gereken erken randevular icin evde bulundurulmali, mumkunse hic kullanilmamali, cunku ise gitmesi gerekmeyen bir adam icin sabah randevusu almanin alemi yok.  Tabii artik dede olmus Metallica’nin konser biletleri sabah satisa cikiyorsa ve onlerden bir yer araniyorsa o zaman erken kalkilmali.  Ama insan bol vakti oldugu ileri yaslarda maalesef daha az uyudugu icin erken kalkmak cok buyuk bir sorun olmamali.  Kalkinca evde uyuyan herkes kaldirilmali.  Ailenin uyuyana saygi gosterilmemesini gerektiren gelenegi devam ettirilmeli.</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Uyaninca acele etmeden tras olunmali ve dus alinmali.  Dus trastan daha once gelebilir tabii.  Artik o yasa kadar dus-tras sirasi problemi de en ideal sekilde cozulmus olmali.  Kisaca kagit gazeteler okunulmali ve hafif bir kahvalti yapilmali.  Kahvaltida hafta ici beyaz peynir ve siyah zeytin yenmeli.  Yazin karpuz!  Hafta sonlari ise kalp durumuna gore – malum bu genetik hastalik ailede hic sektirmiyor – mumkunse sucuk yenmeli.</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Kahvalti sonrasinda internet saati var.  Once e-posta kontrol edilmeli, dunyanin cesitli koselerindeki arkadaslarin haberleri alinmali, varsa cocuk ve torun resimleri ve vidyolari degis tokus edilmeli.  Kagit olarak bulunamayan onemli gazeteler ve dergiler okunmali.</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Interneti takiben bir adet sabah yuruyusu gerekli.  Yuruyus tercihen bir kahvehanede  veya cay bahcesinde icilen kahve veya cay ile son bulmali.  Kahvehane tanidik bir kahvehane olmali, servis yapan kisi beni gorunce istedigimi getirmeli ve kahve icimi esnasinda muhakkak muhabbet edilmeli.  Muhabbet gazetede okunan yazilar ve guncel haberler ustune olmali.   Yillarin tecrubesi ile ahkam kesilmeli, “Zamaninda Ecevit de cok denemisti bunlari ama beceremedi tabii?, “Rahmetli Kurt Cobain bu sarkiyi cok guzel okurdu?, “Bu topcunun kafa vurusu Hakan Sukur’u andiriyor ama biraz daha az kazma gorunuslu? gibi yorumlar yapilmali.   Konularin cok derin olmasi gerekmez sabah sabah kafayi fazla zorlamani geregi yok.  Konusma sirasinda ibibik, teyyare, nihari, ilave, mecmua, iskonto, nisaburek gibi tecrubeli insan kelimeleri mutlaka kullanilmali.  </span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Yuruyus esnasinda eller arkada kavusturulmali, muhakkak kasket takilmali.  Ise seytan karistirmamak amaciyla acele edilmemeli.  Acele etmeye kalkanlar kalp, romatizma, siyatik, nefes darligi gibi bir bahane ile susturulmali.</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Oglen yemegi disarda da yenebilir, evde de.  Yemek yenirken tercihen haberler seyredilmeli.  Yemek sonrasi sakin bir yerde oturup cepten kitap cikartilmali.  Birkac saat kitap okunmali, gerekiyorsa yazi yazilmali.  Edebiyat saatine cok onem verilmeli.  </span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Aksam yemegi oncesinde istah acici bir yuruyus fena olmaz.  Sayet o aksam kulturel bir olaya gidilecekse eve biraz vakitlice donulmeli ki olasi insan ve arac trafiginden once yola cikilsin.  Icabinda olay mahalinde dolasmak da mumkun ne de olsa.  Muhitte biraz gezip, “Bizim zamanimizda da buralar soyle idi, boyle vayahutta oyle degildi? cinsinden konusmak emekliye yakisir.  Bu konuda gereken yapilmali!</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Emekliler erken uyurlar, ama haftasonlari icabinda kahve uyaricisi sayesinde biraz daha gec yatilmali, “Aaa koca adam yasina bakmadan gece hayatina cikmis? denilecek turden eglence yerlerine gidilmeli.  Seha Hanim o saatlerde coktan uyumus olmadiysa uyuklamis olacaktir, ama o yaslarda artik kapilarda dam sorunu yasanmamali!</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Hafta sonlari yillardir oynadigimiz kisilerle futbol maclari yapilmali.  Varsa cocuklari ve Seha’yi  cagirip zorla seyrettirmeli.  Arkadaslar yavas yavas oldukce genclerden takviye yapmak gerekebilir tabii ama yas ortalamasi mumkun oldugunca yuksek tutulmali.  Sert oynamak yasak olmali, zira comlegi o yasta kirdirip zor toparlama durumu akildan cikarilmamali.  Saha secilirken yakininda hastane, dispanser, en azindan eczane olanindan secilmeli, olmazsa doktor veya yillarini hastaliklara vererek uzmanlasmis bir arkadas kaleye konmali.  </span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Mumkunse tavla gibi onemli bir emekli oyununu pas gecilmeli.  Kucukken de yazlikta kagit oynamak sevilmezdi zaten.  Arkadaslarin (varsa) tavla, kagit oyunlari, okey meraki oldurulmeli.   Bilgisayar oyunlari ise serbest olmali.   Kucuk cocuklarla en azindan bilgisayar oyunu bagi koparilmamali.  </span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">Emekli kisinin huysuzluk hakkini sonuna kadar kullanmali.  Aile geleneklerine bagli kalarak cimrilik, sahsi ozelliklerden usengeclik ve soylenme uzerine konsantre olunmali.  Bu hizla gidilirse emekli yaslarda hastalanmamis uzuv kalmayacagi icin, soylenme konusunda asla taviz verilmemeli.  Kimin daha cok hastaligi var sidik yarisi kaybedilmemeli, icabinda goz bozuklugu devreye sokulmali!</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">En onemlisi, cocuklukta oldugu gibi gunlerden ne gun oldugunu ara sira unutmali.   Emekliye her gun haftasonu olmali, degil mi?</span></font></p>
<p class="Anilar"><font size="2" face="Verdana"><span lang="TR">New York</span></font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2000/07/27/emekli-olmak-istiyorum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

