Uzun Mesafe Koşu Tavsiyeleri (1/3)

Arkadaşlarıma koşuya başlama konusunda yardım ederken herkese aynı şeyleri anlattığımı farkettikten sonra ve bu yazıyı yazmaya karar verdim. En azından burayı okuyan başkaları da tecrübelerimden faydalanır. Ama önce bazı önemli uyarılar: doktor değilim; koşu antrenörü değilim; bu yazıyı kitaplardan, bloglardan ve web sitelerinden öğrendiklerimi kendi üzerimde denedikten sonra bir amme hizmeti olarak yazıyorum.

Son zamanlarda birkaç arkadaşıma koşuya başlama taktikleri verdim. Aksi gibi bazı öğrencilerim (Sina kendini bilir) benden daha iyi koşucu oldu ama yapacak birşey yok; ileride röportajlarında “İlk koşu antrenörüm Şarapçı’dır” deseler razıyım; bir Kimerya atasözü “Paylaşılmayan bilgi, elması yenmemiş elma şekerine benzer” der.

Yazının Devamı / Continue Reading

Şikayetperver Koşucu: Runtalya 2012

Finişi görünce ve etrafı reklam panoları ile çevrili resim çekenlerin olduğu kısma varınca Can ile birbirimizi doldurup depara kalktık. Yarışın tamamını değil de sadece bu kısmını seyreden birisi olsaydı bizi müthiş rekabet içerisindeki Etiyopyalı ve Kenyalı iki atlet sanabilirdi (tabii rengimiz nispeten açık olduğu için bayağı keko birisi olması lazım).

Zaman zaman bana koşu hakkında tavsiye soranlar oluyor.  Naçizane fikirlerimi söylüyorum ama özetlemek gerekirse 2 tane öğüdüm olacak:

  1. Antremanlarınızı nabzınıza göre yapın. Bunun için bir tane nabız saati edinin.
  2. Başkası ile yaşayan birisiyseniz onu da koşturun.

Birincisi kolay, zaten ben de son 2-3 senedir nabzıma göre koşuyorum.  Aslında bu sene okuduğum bir kitap sayesinde çalışma şeklimi biraz değiştirdim ama o ayrı yazı konusu.  İkincisini ise 7 senedir becerememiştim.

Yazının Devamı / Continue Reading

Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu?

Kabataş’ta birden önümüzde bir teyzenin koşmakta olduğunu farkettik. Teyze dediysem basbayağı teyze idi kendisi. Üstünde kahverengi başortüsü, deri bir ceket, elbise, elbisenin altında bir eşofman, kösele tabanlı ayakkabılar ve omzuna asılmış devasa bir siyah çanta vardı. Bayağı da hızlı gittiği için bir süre önümüzde kaldı. Sinan’a keşke makinamız olsaydı da çekseydik derken… Evet, elinde makinasıyla bir genç belirdi ve “hemen çekeyim” deyip bizim resimlerimizi çekti. “Yok bizi değil, şu teyzeyi çeker misiniz, hatıra olsun” dedim.

Bu sene Avrasya Maratonu 31. kez yapıldı, ama her zamanki gibi ilk kez yapıldığını düşündürtecek beceriksizliklerle doluydu.

Yazının Devamı / Continue Reading

Şikayetperver Koşucu: Emirgan’da Deniz

Hadi ulan diye O2’yi doldurdum ve o salak kural yüzünden birazdan sarı kartı yiyecek olan gol atmış futbolcuların hızıyla üstümüzü çıkarmaya başladık. Şortlarımızla kaldığımızda terli halimizle akşam esintisi hafif ürpertse de fazla düşünürsek vazgeçeceğimizi bildiğimizden hemen iki üç basamak aşağı indik. Dalgaların vurduğu son basamak buz gibi ve hafif yosunluydu. Rakıcı abilerin en aktif olanı ayağımızı ve kafamızı kırmadan nasıl atlayacağımızı bizzat atlayarak gösterdi (bombalama denilen stilde). Aklıma rahmetli İsmet İnönü her denize girdiğinde yapılan anlam ve önemini ve neden komik olduğunu bir türlü anlayamadığım İsmet Paşa gibi çivileme atlama esprisi geldi.

Yazın bir akşam bunaltıcı yaz sıcağında O2 ile koşmaya çıktık. Her zamanki gibi motorlarımızı Bebek Parkı’nın oraya bıraktıktan sonra deniz kenarında daha az katil balıkçı (bkz. Türkiye İzmir Olsun) olduğu için Rumelihisarı tarafına doğru seyirttik.

Yazının Devamı / Continue Reading

Şikayetperver Koşucu: 30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak

Yarışın sonu Gülhane Parkı’nın içinden geçtikten sonra Bab-ı Ali’nin yanındaki yokuştan devam etti. Orada sabah dükkanlarını açmış hediyelik eşyacılar da bayağı eğlenmektelerdi. Tam oralarda önümde 1.85 boylarında, sarı saçları özenle örülmüş bir abla vardı. Şortu da biraz Türk standartlarına göre kısa olduğundan esnafta adeta maçlarda gördüğümüz meksika dalgası gibi hareketlenmeler oluyordu. Erketeye yatmış arkadaşlarından “Bak lan bak, şuna bak!” uyarısını alan çömelmiş adamlar heyecanla ayağa kalkıp dikkatle izliyorlardı. Neyse ki ablanın yanındaki abi Türkçe bilmiyordu da sabah sabah hırgür çıkmadı.

Son dört senede yaptığım gibi bu sene de Avrasya koşusunun 15 kilometrelik etabına katıldım.

Yazının Devamı / Continue Reading