<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.sarapci.com &#187; Şikayetperver Koşucu</title>
	<atom:link href="http://sarapci.com/category/yazilar/spor/sikayetperver-kosucu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 May 2012 14:58:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Şikayetperver Koşucu: Runtalya 2012</title>
		<link>http://sarapci.com/2012/03/10/sikayetperver-kosucu-runtalya-2012</link>
		<comments>http://sarapci.com/2012/03/10/sikayetperver-kosucu-runtalya-2012#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 14:03:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Şikayetperver Koşucu]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Koşu]]></category>
		<category><![CDATA[Runtalya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=679</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/runtalya2012_runtalya2012.jpg" alt="Runtalya 2012"/></div>Finişi görünce ve etrafı reklam panoları ile çevrili resim çekenlerin olduğu kısma varınca Can ile birbirimizi doldurup depara kalktık.  Yarışın tamamını değil de sadece bu kısmını seyreden birisi olsaydı bizi müthiş rekabet içerisindeki Etiyopyalı ve Kenyalı iki atlet sanabilirdi (tabii rengimiz nispeten açık olduğu için bayağı keko birisi olması lazım). ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman zaman bana koşu hakkında tavsiye soranlar oluyor.  Naçizane fikirlerimi söylüyorum ama özetlemek gerekirse 2 tane öğüdüm olacak:</p>
<ol>
<li>Antremanlarınızı nabzınıza göre yapın. Bunun için bir tane nabız saati edinin.</li>
<li>Başkası ile yaşayan birisiyseniz onu da koşturun.</li>
</ol>
<p>Birincisi kolay, zaten ben de son 2-3 senedir nabzıma göre koşuyorum.  Aslında bu sene okuduğum bir kitap sayesinde çalışma şeklimi biraz değiştirdim ama o ayrı yazı konusu.  İkincisini ise 7 senedir becerememiştim.</p>
<p>Bu sene nasılsa Seha da koşmaya başladı.  Böylece koşu, evlilik akdine göre partneriniz çocuklara bakarken tek başınıza yapılan ve <span style="text-decoration: underline;">karşılığında partnerinize sizler çocuklara bakarken başka bir aktivite (alışveriş?) yapma hakkı doğuran</span> eksi puanlı bir şey olmaktan çıktı.  Aile denilen bu kutsal birliği bir arada tutan bir zamk haline geldi.  Şimdi sırada oğlanları da alıştırmak var (büyük 8 yaşına gelsin diye bekliyorum).</p>
<p>Dolayısıyla bu sefer Seha ile beraber iki koşucu olarak yola çıktık.  İstanbul yine soğuk ve yağmurlu idi ama Antalya&#8217;ya inince kaydımızı 16 derece güneşli bir havada yaptırdık.  Kayıtların yapıldığı alışveriş merkezindeki dükkanlar Akmerkez veya İstinye Park dükkanlarının aynısı olduğu için İstanbul&#8217;un herhangi bir mutena şehrinde olabilirdik ama olsun.</p>
<p>Ardından &#8220;Nasılsa yarın koşup 2000 kalori harcayacağız&#8221; kafası ile gidip hayvan gibi bir yemek yemeğe karar verdik.  Bunun için tavsiye üzerine Big Man&#8217;e gittik.  Deniz kenarında falezin üstünden muhteşem bir manzarasına karşın akdeniz tipi ağır ve unutkan servisi olan bu lokantada başka koşu grupları gibi büyükçe bir masayı doldurduk.  Yemekte &#8220;Yarın peysin ne olacak abi?&#8221;, &#8220;Sen en son yarı maratonda kaç koşmuştun?&#8221;, &#8220;Bu sene kaç kişiden bağış istedin?&#8221;, &#8220;Hatırlar mısın eskiden Avrasya&#8217;da Tarlabaşı&#8217;ndan geçerken binalardan nasıl laf atarlardı?&#8221; muhabbetleri içinde yeni tanıştığımız koşucularla kaynaştık.</p>
<p><a href="http://sarapci.com/category/yazilar/spor/sikayetperver-kosucu" target="_blank">Şikayetperver bir koşucu</a> olsam da <a href="http://www.runtalya.com.tr/" target="_blank">Runtalya</a>&#8216;yı iki sebepten çok sevdiğimi söylemem lazım.  Birincisi organizasyonun iyi olması (Avrasya kadar eski olmamasına rağmen çok daha düzgün) ikincisi ise Mart ayında günlük güneşlik Antalya&#8217;ya getirip orada aynı uçakta, aynı otelde aynı amaç için gelmiş birçok kişiyle beraber olabilmek.  Geçen sene yeni tanışıp beraber koştuğum Murat, Necip, Gökçe, Kaan, Yasemin ve Yörük ile hala düzenli koşuyorum.  Bu sene de ekstradan onların ve Bilge&#8217;nin arkadaşları Can, Susan, Piyereskargo ve Mehmet ile tanıştık (Can ile beraber koştuk).  10 km yarışında da genç (genç dediysem bıyıkları terlememiş!) yetenek Arda vardı, onunla aynı yarışta olmasak da ilk defa küçük jenerasyondan bir koşucu ile beraber koşmuş oldum!</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesruntalya2012_tshirt.jpg" border="0" alt="Runtalya 2012" width="350" height="324" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Emektar Ayakkabılarımla Son Koşularım</em></p>
<p>Yemek sonrası otele döndük, 2-3 saat uyuduk (zira önceki akşam Frankfurt İstanbul uçağından inmiştim ve 3 saat rötar sayesinde 5 saat uykuyla duruyordum).  Sonrasında karbonhidrat ve eser miktarda proteinli bir mantı yedim (diğerleri daha sağlıklı şeyler yediler) ve erkence odalara çekildik.</p>
<p>Uyumadan önce tişörtümü (uyuyakaldığım için Adım Adım tişörtü kalmamıştı!) ve ayakkabımı hazırladım, karb jellerimi seçtim  (Liquid Energy markalı olanın tadı güzel) ve giyeceklerime (havaya göre alt üst vs.) karar verdim.</p>
<p>Sabah planladığımızdan biraz daha geç uyandık.  Kahvaltı salonu koşucu doluydu, Karatay Hanım görse gözleri yaşarırdı, herkes süper sağlıklı yemekler yiyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesruntalya2012_start.jpg" border="0" alt="Runtalya 2012 Start" width="350" height="281" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Arkadaki Dağlarda Sabah Koşu Akşam Kayak Mümkün Mü?</em></p>
<p>Sağlıklı kahvaltılarımız sonrasında bol miktarda su içtikten sonra yola çıktık ve 500 metre kadar koşu çantalarının yarış sonrası alınmak üzere bırakıldığı Cam Piramit&#8217;e yürüdük.</p>
<p>Antalya&#8217;nın bu bölgesinde nedense bir piramit enflasyonu var.  Koşu sonrası mükemmel yemeğimizi yediğimiz meşhur 7 Mehmet de bir piramit içerisinde. Piramidin altında uzaydaki kozmik enerji konsantre olduğundan kuzu tandır daha yumuşak pişiyormuş.</p>
<p>Çantalarımızı teslim ettikten sonra arada animatör vurgulu Almanca anonslu gürültülü müziğin ve nedense Türk sporcularının koşu öncesi göz altları dahil heryerlerine sürdükleri Ben-Gay&#8217;ların kokuları arasında sıraya girdik ve start verildi. Can ile beraber koşuya arkalarda başladık.  Daha iyi organize olan yarışlarda insanlar baştan bitiriş saatlerine göre diziliyorlar. Böylece daha hızlı koşan ötekilerin arasından zigzag yapmak zorunda kalmıyor.  Ama Runtalya&#8217;da bu düzen olmadığından ilk kilometre boyunca sinemanın başındaki kısa siyah beyaz uyarı filmindeki gergedanlar gibi &#8220;Pardon, pardon&#8221; diyerek aralardan sekmek zorunda kaldık.</p>
<p>Runtalya&#8217;da 21km koşucuları ve 42 km koşucuları da 10 km&#8217;cilerle beraber aynı güzergahtan koşuyorlar.  Koşu düz bir hatta gidiş geliş şeklinde, bunun sayesinde 10 km&#8217;yi kazanacak olan hızlı koşucuları daha 20. dakika civarında görebiliyorsunuz.  10.5 km dönüş noktasına gelmeden de karşıdan yarı maratonu ilk bitirecek olanlar geliyorlar. Böylece asla bir 10 km veya yarı maratonda dereceye giremeyeceğinizi anlamak mümkün.</p>
<p>Dönerciler çarşısını geçtikten sonra kalabalık biraz azaldı ve her kilometreyi 5 dakika 45 saniye civarında koşabileceğimiz konusunda Can ile mütabık kaldık.  Benim (önceki hafta iş seyahati haftası olduğundan &#8211; yoksa Elvan gibi koşu öncesi yüksekte antreman yapma niyetim yoktu) Leman Gölü kenarındaki son uzun koşum esnasında yaptığım yanlış hesaba göre bu hızda koşarsak 2 saatin altında bitirecektik.  Önceleri pek takmadık lakin yarı yoldan döndükten sonra hesap kitap başladı.  Zaten bir önceki hesabı yanlış yaptığımdan da göreceğiniz gibi belli bir süre koştuktan sonra benim kafam çalışmaz oluyor.  Bu sefer de acı gerçeği anlamam biraz zaman aldı.  2 saatin altında kalmamız için her kilometreyi 5 dakika 42 saniyede koşmamız gerekiyordu üstelik o ana kadarki ortalamamız 5:46 civarında olduğundan daha da hızlı giderek bu açık kapatılacaktı.  Sonuçta pes ettik ama yine de zorlamaya karar verdik.</p>
<p>Şu linkte (<a href="http://runkeeper.com/user/sarapci/activity/73551688?&amp;mobile=false">runkeeper runtalya 2012</a>) sayın koşu asistanımın tuttuğu zamanlara göre her km&#8217;yi ne sürede bitirdiğimi görebilirsiniz (bitiş süresini ve 22. km&#8217;yi dikkate almayın, durdurmayı unuttum). Tabii Runkeeper hanım kolumdaki telefondan bana her kilometrede son durumu da söylüyordu, sayesinde böyle bir düzeni tutturabildik.</p>
<p>Her yarışta insan kendine bir tavşan da buluyor sonuçta.  Giderken önümüzde İstanbul Masterlerinden (emekli koşucuların kulübü) amcalar vardı.  60 yaş civarında amcaları geçmemiz gerekir diye koştuk ve geçtik de, lakin pek kolay olmadı. Sonlarda ise yine mütekiat Alman bir amca bizim önümüzdeymiş, onu ancak resimlerde farkettik zira o son saniyelerde birşey duymak veya görmek bayağı zor oluyor.  Hatta 10 km&#8217;yi bitiren ve resim çekmek üzere yılların paparazzisi gibi finişe sotelenen Seha bana &#8220;Bir sonraki emre kadar gülümse!&#8221; diye bağırmış ama hiç farkında bile değildim.  Neyse ki son anlardaki endorfin patlamasından dolayı zaten gülümsüyordum.</p>
<p>Finişi görünce ve etrafı reklam panoları ile çevrili resim çekenlerin olduğu kısma varınca Can ile birbirimizi doldurup depara kalktık.  Yarışın tamamını değil de sadece bu kısmını seyreden birisi olsaydı bizi müthiş rekabet içerisindeki Etiyopyalı ve Kenyalı iki atlet sanabilirdi (tabii rengimiz nispeten açık olduğu için bayağı keko birisi olması lazım).  Bir o bir ben derken yarış bitti, hatta can havliyle finişin önünü kapayanlara &#8220;Çekiliniz lütfen oradan!&#8221; gibi birşey dedim (herhalde daha az kibardı) ve çekilmedikleri için birkaç tanesine 21 km&#8217;nin teriyle bezenmiş vücudumla paldırküldür çarptım (okuyorsanız sizlerden özür dilerim sayın izleyiciler ve görevliler).    Sonuçta 2 saat 2 dakika 1 saniye ile bitirdim.</p>
<p>Elmize tutuşturulan madalyalarımızı alıp Cam Piramit&#8217;e gittik, içeride birikmiş kozmik enerji sayesinde bir anda hiç koşmamış gibi olduk ve çantalarımızdaki temiz tişörtleri giyip zafer resimlerimizi çektirmeye yol kenarındaki parka döndük.</p>
<p>Not:  Bu koşu için Adım Adım ile TOG&#8217;a bağış topluyorum.  Bağış yapmak isterseniz bilgiler aşağıdadır:</p>
<p>ALICI ADI : Toplum Gönüllüleri Vakfı<br />
BANKA ADI : Garanti Bankası Bağlarbaşı Şubesi (422)<br />
TL   HESAP NO : 6296674<br />
IBAN : TR89 0006 2000 4220 0006 2966 74</p>
<p>Lütfen açıklama olarak &#8220;AAO, EOZGUR, &lt;BAĞIŞÇININ ADI&gt;&#8221; yazınız.  Yani adınız birçok Türk erkeği gibi Mehmet Yılmaz ise açıkamanızda &#8220;AAO, EOZGUR, Mehmet Yılmaz&#8221; yazarsanız ben de takip edebilirim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2012/03/10/sikayetperver-kosucu-runtalya-2012/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu?</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 19:21:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Şikayetperver Koşucu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya]]></category>
		<category><![CDATA[Koşu]]></category>
		<category><![CDATA[Runtalya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/avrasya31_avrasya31.jpg" alt=""/></div>Kabataş'ta birden önümüzde bir teyzenin koşmakta olduğunu farkettik.  Teyze dediysem basbayağı teyze idi kendisi.  Üstünde kahverengi başortüsü, deri bir ceket, elbise, elbisenin altında bir eşofman, kösele tabanlı ayakkabılar ve omzuna asılmış devasa bir siyah çanta vardı.  Bayağı da hızlı gittiği için bir süre önümüzde kaldı.  Sinan'a keşke makinamız olsaydı da çekseydik derken...  Evet, elinde makinasıyla bir genç belirdi ve "hemen çekeyim" deyip bizim resimlerimizi çekti.  "Yok bizi değil, şu teyzeyi çeker misiniz, hatıra olsun" dedim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene Avrasya Maratonu 31. kez yapıldı, ama her zamanki gibi ilk kez yapıldığını düşündürtecek beceriksizliklerle doluydu.</p>
<p>Kendisini de şaşırtan yerinde bir kararla evlenip 15 km uzağa (bkz. <a href="http://sarapci.com/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak/">30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak</a> yazım) taşınmış olsa da hala koşu partnerim olan O2, kendisi çok pozitif bir insanmışçasına mütemadiyen benim şikayet etmemden şikayet eder.  Ama bu köşenin ismi &#8220;Şikayetperver Koşucu&#8221; olduğu için &#8220;okurların benden beklentisi bu&#8221; diyerekten kendisini susturabiliyorum.</p>
<p>Şikayetlerime başlamadan önce bu yarışı 1 saat 30 dakikada (10 km/saat veya 6 dk/km hız ile) 1013. olarak bitirdiğimi ve toplam bitiren katılımcı sayısının 1776 olduğu bilgisini vereyim.  Geçen seneki hesabımı tekrarlayacak olursam bu sene yarışçıların % 37&#8242;sini geçmiş durumdayım.  Geçen seneden süre olarak 5 dakika ve geçilen koşucu sayısı (<em>percentile</em>) olarak % 16 daha iyi.</p>
<p>Bu senenin geçen seneden başka bir farkı da bağış yaptığım Sivil Toplum Kuruluşu&#8217;nun değişmiş olması.  Geçen sene <a href="http://adimadim.org/destekledigimiz-stklar/143?phpMyAdmin=z895x5AcsOitU9%2CQnA2V-3boFNa">Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği</a> için 2500 TL&#8217;den fazla bağış toplamıştım.  Bu sene ise <a href="http://adimadim.org/joomla-overview/144-turkiye-egitim-gonulluleri-vakfi">Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı</a> için bağış topluyorum.</p>
<p>Henüz bağış yapmadıysanız geç değil, bağış toplama 3 hafta daha devam edecek.  Bağış detayları için <a href="http://adimadim.org/destekledigimiz-stklar/142?phpMyAdmin=z895x5AcsOitU9%2CQnA2V-3boFNa">şuraya</a> bakabilirsiniz.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/avrasya31_adimadim.jpg" alt="31. Avrasya Maratonu, Adımadım" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Koşu Öncesi Adım Adım Koşucuları<br />
Fotoğraf: John Crofoot</em></p>
<p>Gerekli bilgileri ve istatistikleri verdikten sonra şikayet etmeye başlayabilirim:</p>
<ul type="circle"> 1) Daha yarışa ilk kayıt sırasında web sitesi bir türlü telefonumu kabul etmeyince kıllandım.  Önce uyduruk bir telefon girdiğimi anladığını zannedip teknolojiye şapka çıkardım ve doğru numara girdim.  Hala çalışmayınca anladım ki sorun başka bir yerde.  Kolay olsun diye belediyeye bizzat gidip kaydımı halletmek istedim ama olmazdı, sadece web sitesinden kayıt alıyorlardı.  Sonunda telefonda devlet dairesinde masadan masaya yollanan vatandaş gibi oradan oraya aktarılarak öğrendim ki telefonu sadece 05xxxxxxxxx şeklinde yazarsak kabul ediyormuş.  Bu gibi işler için programcıların <em>input masking</em> dediği bir şey vardır.  Telefon kodu için parantez koyarsınız, 3 rakamlık boşluk sonrasında tire koyarsınız sonra tam 4 boşluk daha koyarsınız ki insanlar bilmeden eksik veya fazla numara girmesinler.  Daha da ukalalık yapmak gerekirse Japoncası da <em>Poke Yoke</em>, otomotivciler bilirler.  Ama Avrasya&#8217;nın programcıları nedense bilmiyorlar.</p>
<p>2) Cumartesi günü yarışı beraber koşacağım üniversite ev arkadaşım NY Maratonu bitiricilerinden Sinan ile birlikte göğüs numaralarımızı ve ayakkabımıza takacağımız çiplerimizi almaya Feshane&#8217;ye gittik.  Zannedersem ecnebi koşucuların bulması kolay olsun diye burayı seçmişler.  Haliç&#8217;in kokusunu izleyerek bulması çok kolay zira kokunun en yoğun olduğu nokta tam burası.</p>
<p>3) Restore edileli birkaç sene olan Feshane Uluslararası Fuar Kongre ve Kültür Merkezi&#8217;nin (herhalde bu uzun ismi Sayın Şehremini Çok Yüksek Mimar Kadir Topbaş Beyefendi koymuş) ülkede kaya kalmamış gibi yapay kayalar kullanılarak süslenmiş süper çirkin bahçemsinin yanından geçip içeri girince bu sefer tuvaletten gelen kokularla karşılaştık.  Bu da ecnebi koşucular tuvaleti bulurken zorlanmasın diye düşünülmüştü.  Yeri gelmişken buradan belediyemize rica ediyorum, bence o yapay kayaların yanına Boğaz Köprüsü gibi oynak ışıklarla aydınltılmış yapay palmiye ve süs havuzu çok yakışır.</p>
<p>4) İçeri girince duvarda numaralarımızı aradık.  Numaraların yazılı olduğu kağıtlar nedense sağdan sola doğru asılmıştı.  En sağda A harfi, onun solunda B harfi gibi&#8230;  Muhtemelen Osmanlıca&#8217;dan kalma bir alışkanlık olmalıydı.  Sonra farkettik ki S harfinin bir kısmı sonrasında U harfine atlanmış.  Sinan ismini bulmak için öteki duvardan devam etmek gerekti.  Zannedersem yarışa girenlerin belli bir zeka seviyesinin üstünde olmasını sağlamak için alınmış yerinde bir tedbir daha galiba.</p>
<p>5) Başarıyla çiplerimizi ve numaralarımızı aldıktan sonra nedense maraton fuarında bir stand edinmiş olan Gümüşhane Güzelleştirme Derneği standının yanından geçip (standdaki postere bakılırsa Gümüşhane&#8217;de bir dolu çirkin beton yapı var, güzelleştirme derneğinin çok işi olmalı) koşuculara karbonhidrat takviyesi için dağıtılan makarna bölgesine ilerledik.  Burada geçen senelerden farklı olarak fırında makarna vardı.  Nedense canım istemediği için atlayıp direkman bir muz almaya yeltenmiştim ki muzları dağıtan amca azarladı, &#8220;Makarna almadan muz almak yok!  Sonra iki tane alıyosunuz.&#8221;  Mecburen makarna sırasına girdim.  Biraz bekledikten sonra makarna bitti, paparayı yiyen ecnebi koşucular şaşkın şaşkın bakarlarken karambolden istifade edip makarnasız muzumu alıp hemen kaçtım.</p>
<p>6) Yarış boyunca (ki 15 km bayağı bir mesafe) çok az seyirci vardı.  Olanların da büyük kısmı tanıdıklarını izlemeye gelmiş yabancılardı.  Mesela iki ayrı Kanadalı grup vardı.  Hatta muhtemelen Türk&#8217;ten çok Kanadalı seyirci yarışı izlemekteydi.  New York Maratonu tecrübeli Sinan NY Maratonu boyunca heryerde insanlar olduğunu ve koşuculara moral verdiklerini anlattı.  Ayrıca sık sık bandolar da varmış.  Bizim belediyenin hakkını da yemeyelim, İnönü Stadı önünde Fatih Kız Lisesi bandosu, Gülhane Parkı&#8217;nın sonunda da başka bir okul bandosu vardı.  Gülhane&#8217;deki bandonun ismini hatırlamıyorum zira oradayken o kadar yorgundum ki beynim ilkokul öncesine döndüğünden okumayı unutmuştum.  Tek hatırladığım bizimle yan yana koşan Galatasaray formalı çocuğa bandodan bir kızın &#8220;Pis Galatasaraylı, en büyük Fener!&#8221; dediği.</p>
<p>7) Yarışın sonunda yine koşucular olarak Sultanahmet Meydanı ortasında cascavalak kaldık.  Herhangi bir toplu taşıma ayarlanmamıştı, taksi zaten yoktu, olsa da yollar kapandığından şoförleri oturmuş sigara içiyorlardı.  Zaten belediyeyi dinleyen efendi koşucular olarak yanımıza para almamamız gerekiyordu.  Ama biz tabii ki belediyemizi dinlememiştik, geçen seneden de tecrübeli olduğumuzdan meydandan Kapalıçarşı istikametinde ilerledik ve vesait bulabildik.</ul>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/avrasya31_kopru.jpg" alt="" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Fotoğraf: <a href="http://www.flickr.com/photos/merve_yilmaz84/">Merve Yılmaz</a></em></p>
<p><strong>Yarış</strong><br />
Pazar sabahı yağmurluk niyetine çöp torbalarımızı giymiş, start çizgisine doğru ilerlerken ellerinde bir kağıt nereye gideceklerini şaşırmış iki ecnebi kıza yardımcı olduk.  Taaaa Oregon, ABD&#8217;den buraya Halk Koşusu&#8217;na katılmaya gelmişlerdi.  Hiçbir işaret olmadığından kafası kesilmiş tavuk gibi dolanırken birbirlerine &#8220;Neresi Asya, şurası Avrupa mı?  Biz nerdeyiz, kimiz, hayatta amacımız ne?&#8221; gibi sorular soruyorlardı.   Biz de koşuşturan çocuklara sorup Halk Koşusu&#8217;nun geriden başladığını öğrendik ve kendilerini yerlerine yolladık.</p>
<p>Yarış geçen seneki gibi sağanak yağmurda başladı ama daha köprüyü geçerken yağış dindi.  Ondan sonra hava mükemmeldi diyebilirim.  10. km sonrasında biraz güneş yakmaya başladı ama Gülhane Parkı&#8217;nın ağaçlarının altına girip de o acımasız yokuşu tırmanırken o da geçti.</p>
<p><strong>Katılımcılar</strong><br />
Her zamanki gibi yarış esnasında süper tiplerle karşılaştık.  Bazıları şunlardı:</p>
<ul type="circle"> <span style="text-decoration: underline;">Telefonlu Abi</span>:  Barbaros Bulvarı&#8217;nın başlarında arkamızdan telefon çaldı.  Ne olduğunu anlamadan abinin biri cebinden çıkardığı telefonla konuşmaya başladı.  &#8220;Aloooo, evet Muzafferciğim benim&#8230;..  Yok koşuyorum.   Evet Avrasya.  Şu anda Barboros Bulvarı&#8217;nın başındayım.  Var var, biraz çiseliyor&#8230;&#8221;  Hayretler içerisinde olmama rağmen abiye Seinfeld esprisi yaptım ve &#8220;Abicim, beni sorarlarsa ben yokum ha&#8221; dedim ama o kadar hararetle konuşuyordu ki beni duymadı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Teyze</span>:  Kabataş&#8217;ta birden önümüzde bir teyzenin koşmakta olduğunu farkettik.  Teyze dediysem basbayağı teyze idi kendisi.  Üstünde kahverengi başortüsü, deri bir ceket, elbise, elbisenin altında bir eşofman, kösele tabanlı ayakkabılar ve omzuna asılmış devasa bir siyah çanta vardı.  Bayağı da hızlı gittiği için bir süre önümüzde kaldı.  Sinan&#8217;a keşke makinamız olsaydı da çekseydik derken&#8230;.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Fotoğraf Makinalı Genç</span>: Evet, elinde makinasıyla bir genç belirdi ve &#8220;hemen çekeyim&#8221; deyip bizim resimlerimizi çekti.  &#8220;Yok bizi değil, şu teyzeyi çeker misiniz, hatıra olsun&#8221; dedim.  &#8220;Aaaa tabii ki lafı mı olur?&#8221; dedi ve hızlanarak teyzenin önüne geçti.  O esnada teyze yoruldu ve yavaşladı.  Bunun üzerine genç &#8220;Teyze biraz daha dayan, bir resim&#8221; dedi.  Teyze de onu kırmadı ve biraz daha koşarak poz verdi.   Bu arada genç &#8220;Resimlerinizi sporturk.com adresindeki sitemde görebilirsiniz&#8221; dedi.   Teşekkür ettik ve hemen ekledi, &#8220;Aman dikkat sakın sporturk.de adresine girmeyin, o Almanya&#8217;da bir sayfa&#8221; dedi, neden sporturk.de adresine gireceğimizi düşündüğünü anlamadık ama yine de teşekkür ettik.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Koşunun Güzel Kızı</span>: Bu sefer geçen seferki gibi 1.85 boyunda turist ablalar yoktu ama Eminönü&#8217;nde önümüzde koşan kel abiyi köpeğinin tasmasını sıkıca tutmuş lacivert eşofman takımlı kafası kadar güneş gözlüklü, Rapunzel saçlı bir kız karşıladı.  Önümüzde üçü (kel abi, laci eşofmanlı abla ve köpek) koşmaya başladılar.  Yanlarından geçerken abla abiye &#8220;Kaç kilometre koşuyorsun?&#8221; gibi abuk bir soru soruyordu, ne veya neci olduklarını anlayamadık.</ul>
<p>Yazıyı bir temenni ile bitireyim de TRT programı gibi olsun:  Avrasya Maratonun&#8217;un organizasyonu artık Runtalya&#8217;da kendini ispatlayan Öger Tours&#8217;a verilsin.  Bu kadar muhteşem bir parkura ve bu şehre her zamanki gibi yazık oluyor.  Bizi anca Turko-Alman disiplini/organizasyonu kurtarır.  (Ama yarış öncesi makarnayı Almanlar pişirmesinler.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/10/21/sikayetperver-kosucu-bu-kacinci-avrasya-kosusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şikayetperver Koşucu: Emirgan&#8217;da Deniz</title>
		<link>http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz</link>
		<comments>http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 21:09:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şikayetperver Koşucu]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Koşu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[Hadi ulan diye O2'yi doldurdum ve o salak kural yüzünden birazdan sarı kartı yiyecek olan gol atmış futbolcuların hızıyla üstümüzü çıkarmaya başladık.  Şortlarımızla kaldığımızda terli halimizle akşam esintisi hafif ürpertse de fazla düşünürsek vazgeçeceğimizi bildiğimizden hemen iki üç basamak aşağı indik. Dalgaların vurduğu son basamak buz gibi ve hafif yosunluydu.  Rakıcı abilerin en aktif olanı ayağımızı ve kafamızı kırmadan nasıl atlayacağımızı bizzat atlayarak gösterdi (bombalama denilen stilde). Aklıma rahmetli İsmet İnönü her denize girdiğinde yapılan anlam ve önemini ve neden komik olduğunu bir türlü anlayamadığım İsmet Paşa gibi çivileme atlama esprisi geldi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazın bir akşam bunaltıcı yaz sıcağında O2 ile koşmaya çıktık.  Her zamanki gibi motorlarımızı Bebek Parkı&#8217;nın oraya bıraktıktan sonra deniz kenarında daha az katil balıkçı (bkz. <a title="Türkiye İzmir Olsun" href="http://sarapci.com/turkiye-izmir-olsun/" target="_blank">Türkiye İzmir Olsun</a>) olduğu için Rumelihisarı tarafına doğru seyirttik.</p>
<p>Oldukça tembel bir yaz geçirdiğimiz için ikimiz de formsuzduk.  Böylece bir taraftan konuşurken bir taraftan da kardeş kardeş nefes nefese koşabildik.  İnsanın koşu partnerinin de en az kendisi kadar formsuz olması gibisi yok!</p>
<p>Parkurumuzdaki Rumelihisarı &#8211; Baltalimanı arası yolun en heyecanlı kısmıydı zira iki taraftaki kaldırım da park eden arabalar tarafından işgal edilmişti.  Burada karşı trafik olan tarafa (sola ama İngiltere&#8217;de olsak sağa) geçip üstünüze üstünüze süren arabalara elimizle &#8220;Bak kardeşim, emniyet şeridinin içinde koşmaktayım, efendi gibi kullansana&#8230;  Hem kaldırım vardı da biz mi çıkmadık?&#8221; hareketi yapmak zorundaydık.  Öte yandan öndeki bozuk egzozlu belediye otobüsünden çıkan ve hırsla oksijen almaya çalışan vücudumuzu dolduran karbonmonoksit yüzünden hafif kafayı çizdiğimiz için ulan şu arabaların bir tanesi durup bir laf etse de &#8220;Kardeşim sana kaldırım yok demedik mi?&#8221; diye üstüne yürüsek diye dolduruşa da gelebilirdik, dikkatli olmak gerekiyordu.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/emirgan_deniz.jpg" alt="Emirgan'da Deniz" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Lütfen Bana Kızmayınız, Kim Olsa Atlardı<br />
</em></p>
<p>Baltalimanı&#8217;na ezilmeden vardıktan sonra bok kokularının bittiği yerde solumuzda Polis Moral ve Eğitim Merkezi olması gereken çirkin <span style="text-decoration: line-through;">mavi</span> yavruağzı duvarlı, çivit mavisi doğramalı bina vardı.  Merkezin moral kısmı herhalde biraz eksik kalmıştı ki deniz tarafına da taşıp arada kalan kaldırımı da park yeri yapmışlardı.  Zaten bu çirkin bina bana hiç moral de vermezdi ama tabii polis olmadığımdan bilemezdim.  Park etmiş sivil ve resmi araba ve minibüslerin arasından geçerken &#8220;Ah keşke şurada bir tane polis olsa da şunları şikayet etsem&#8221; diye düşünüp orada nöbet tutan eli otomatik tüfeğinin tetiğindeki polisi görünce kibarca selam verip devam ettim.</p>
<p>Bundan sonrasi yer yer kırık olsa da hatta oradan buradan demir filizleri denizin dibindeki ahtapot gibi ayaklarımıza dolansa da nispeten rahat ve kolay koşulan bir kaldırımdı.  Fazla katil balıkçı da yoktu nedense.  Az  sonra Emirgan&#8217;a vardığımızda mevsim uygunsa müzenin önündeki koyda donlarıyla denize giren çocuklar olurdu.  Bir gün denize girmeye kızkardeşlerini veya kız arkadaşlarını da getirseler bizi AB&#8217;ye alırlar mı acaba diye düşünürdüm.   Oradaki ufak koyda deniz o kadar berraktı ki her geçtiğimde atlamamak için kendimi zor tutardım.  Bir pazar sabahı oradaki cevval çocuklar &#8220;Hadi abi, atlarsın sen abi, aslansın sen abi&#8221; falan diye heyecanlandırmıştılar da kendimi zorlukla tutmuştum.</p>
<p>Canım denize girmek istediğinden yol boyunca O2&#8242;nin kanına girmeye çalıştım.  O da akşam ayazında boğazın buz gibi sularına girmeyeceğimden emin olduğu için &#8220;Hadi ordan hadi ordan&#8221; diye beni başından savmaya çalışmaktaydı.  O esnada Hindistan konsolosunun rezidansının geniş kolonyal balkonunda, konsolos bey ve zarif eşi bir gece uykularının en tatlı anında evlerine giren bir şilep tarafından uyandırılabileceklerini hiç akıllarına getirmeden sütlü, baharatlı ve asker çayı gibi şekerli çaylarını maharacalar gibi içmekteydiler.  Kendilerine selam verdim ama aldılar mı bilmiyorum.  Rezidansın tam önündeki banklarda ise birkaç ortayaşlı abi bir taraftan çekirdek yerken bir taraftan da plastik bardaklara koydukları rakılarını yudumluyorlardı.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/emirgan_gandhi.jpg" alt="Gandhi ve Lord Mountbatten Çay İçerken" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Mahatma Gandhi ve Son Vali Lord Mountbatten Çay İçerlerken</em></p>
<p>O2 ile yorgun argın İstinye ışıkların oradaki yokuşu tırmandık ve yokuşun zirversinden geri döndük.  Bu şekilde 10 km koşmuş olacaktık.  Dönüşte gene ben kendisini dolduruşa getirmeye çalışırken durup rakıcı abilere suyun durumunu sorduk ve abiler &#8220;Çocuklar biraz serince ama çok güzel&#8221; dediler.   Zaten deniz tertemizdi, sıfır denizanası, sıfır çöp, sıfır yosun&#8230;  Kolibasili oranını bilemiyordum ve bilmek istemiydorum.  Hoş daha bir ay önce Emirgan kısmı deniz tahlilleri tertemiz çıkmıştı (gastelerin ve belediyenin yalancısıydım tabii) ve inanmak istemiştim.</p>
<p>İniş çıkış durumunu gözden geçirdik.  Merdiven yoktu, birkaç basamakla denize yaklaştıktan sonra atlamak zorundaydık.  Son basamak deniz seviyesinden 50 cm falan yukarıdaydı galiba.  Çıkması zor olabilir diye düşünürken akşamcı abiler &#8220;Merak etmeyin delikanlılar biz yardımcı oluruz&#8221; diye yüreklendirdiler.</p>
<p>Hadi ulan diye O2&#8242;yi doldurdum ve o salak kural yüzünden birazdan sarı kartı yiyecek olan gol atmış futbolcuların hızıyla üstümüzü çıkarmaya başladık.   Şortlarımızla kaldığımızda terli halimizle akşam esintisi hafif ürpertse de fazla düşünürsek vazgeçeceğimizi bildiğimizden hemen iki üç basamak aşağı indik.  Dalgaların vurduğu son basamak buz gibi ve hafif yosunluydu.  Rakıcı abilerin en aktif olanı ayağımızı ve kafamızı kırmadan nasıl atlayacağımızı bizzat atlayarak gösterdi (bombalama denilen stilde).  Aklıma rahmetli İsmet İnönü her denize girdiğinde yapılan anlam ve önemini ve neden komik olduğunu bir türlü anlayamadığım İsmet Paşa gibi çivileme atlama esprisi geldi.</p>
<p>Temkinli bir kişi olduğum için bombalama da olsa atlamak yemedi ve kendimi efendice boneleriyle denize giren 70 yaşında teyzeler gibi suya bıraktım.  Onlar gibi girer girmez üşüyüp &#8220;Uhuhuhuhu uhuhuhu&#8221; demem de gerekirdi ama rakıcı abilerden çekindiğim için sesimi çıkarmadım.  Su buz gibi ve tuzsuzdu.  Anında ayaklarım dondu lakin 5 km koşunun üstüne güzel bir histi olduğundan umursamadım.  O2 ve rakıcı abi ile beraber biraz ileri geri yüzdük. (Aslında çimdik desem daha doğru olacak.)   O2 hemen rakıcı abi ile en yakın arkadaş olmuş Bebek sahilinden saldalla açılıp sarhoş sarhoş balık tuttuğunu anlatmaya başlamıştı.  Abi de birazdan gençliğinde elden düşme kapattığı Şavrolesinin Kilyos dönüşünde bozulduğunu ve bu sayede yengemizle nasıl tanıştığını uzun uzun hikayelendirecekti.</p>
<p>Önceki sene 22 Temmuz günü Akıntıburnu&#8217;ndan girmiştik, burada o kadar akıntı olmasa da kendimizi bırakınca farketmeden ilerlemiş oluyorduk.   Nehirde yüzmek de böyle olmalı diye düşündüm&#8230;   Acaba Boğaz&#8217;a sürekli &#8220;nehir&#8221; diyen ecnebi şarkıcılar Emirgan&#8217;dan denize mi girdiler düşüncesi de kafamdan geçti.  Sonrasında Axl Rose buradan girse bıngıl bıngıl vücudu ve örülmüş uzun turuncu saçları yüzünden muhakkak taciz edilir diye düşünüp vazgeçtim.</p>
<p>Donma hissi ayak parmaklarından bileğe oradan dize ilerleyince &#8220;e hadi yeter artık, yolcu yolunda gerek&#8221; diye çıkmaya karar verdik.  O2&#8242;yi uyumaması konusunda uyardım.  (Uyusa kesin donacaktı.)  Lakin denizden çıkmak zannettiğim kadar kolay değildi.  Kendimi birkaç kez çekmeye çalıştım ama olmadı.  Neyse ki rakıcı abi bir kez daha yetişti ve bir taraftan yosun tutmuş kaldırım taşından kendimi yukarı ittirirken anason kokuları arasında bileğimden yukarı doğru çekildim.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/emirgan_salacak.jpg" alt="Salacak Plajı" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Salacak Plajı 1937</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Denizde Balina Sesi Çıkaran Adamlardan Var Mı?<br />
</em></p>
<p>Tabii ki kurulanacak birşeyimiz olmadığından ıslak ıslak terli tişörtlerimizi, çoraplarımızı tekrar giydik.  Abiler her Türk abisinin yapması gerektiği gibi &#8220;Delikanlılar üşüyeceksiniz, zatürre olacaksınız&#8221; diye uyardılar ama biz uyarı alan her Türk delikanlısı gibi dinlemeyip kendilerine bu ufak serinleme için teşekkür ettik ve yolumuza koyulduk.</p>
<p>Yolun gerisi vukuatsız geçti.  Zaten hava o kadar sıcaktı ki daha Emirgan&#8217;a vardığımızda kurumuştuk.  Eve girince Seha ya suratımdaki pis gülümsemeden ya saçlarımın keçemsi halinden ya da üstüme sinmiş kolibasili kokusundan denize girdiğimi anlayıp benimle herhangi bir diplomatik ilişki kurmayı reddetti.</p>
<p>Duşun soğuk ama boğazdan da sıcak suyunun altına girerken evime kuş uçusu 50 metre mesafede deniz olmasına rağmen giremediğime, hatta mayoyla dolaşsam deli muamelesi görecek olmama hayıflandım.  Aklıma çocukken Suadiye&#8217;den denize girdiğim geldi.  Su o kadar pisti ki dizimden aşağısı gözükmüyordu, bir daha da girmemiştim.</p>
<p>Annem Bağdat Caddesi&#8217;nde o zaman moda olan havlu elbiseleriyle gezdiklerini anlatır, anneannem ise gençkız iken Fenerbahçe Kadınlar Hamamı&#8217;ndan denize girdiğini&#8230;  Tahminim 10 sene sonra bizim de aynı şekilde İstanbul&#8217;dan tekrar denize girebileceğimiz ve karılarımız tarafından deli muamelesi görmeyeceğimiz.   10 sene sonra sarapci.com hala varsa (ve sansürlenmemişse) bakarız artık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2009/02/02/sikayetperver-kosucu-emirganda-deniz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şikayetperver Koşucu: 30. Avrasya Koşusunda Sıçan Gibi Islanmak</title>
		<link>http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak</link>
		<comments>http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 19:37:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şikayetperver Koşucu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya]]></category>
		<category><![CDATA[Koşu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=255</guid>
		<description><![CDATA[Yarışın sonu Gülhane Parkı'nın içinden geçtikten sonra Bab-ı Ali'nin yanındaki yokuştan devam etti.  Orada sabah dükkanlarını açmış hediyelik eşyacılar da bayağı eğlenmektelerdi.  Tam oralarda önümde 1.85 boylarında, sarı saçları özenle örülmüş bir abla vardı.  Şortu da biraz Türk standartlarına göre kısa olduğundan esnafta adeta maçlarda gördüğümüz meksika dalgası gibi hareketlenmeler oluyordu.  Erketeye yatmış arkadaşlarından "Bak lan bak, şuna bak!" uyarısını alan çömelmiş adamlar heyecanla ayağa kalkıp dikkatle izliyorlardı.  Neyse ki ablanın yanındaki abi Türkçe bilmiyordu da sabah sabah hırgür çıkmadı.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son dört senede yaptığım gibi bu sene de Avrasya koşusunun 15 kilometrelik etabına katıldım.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sican_yagmur.jpg" alt="Avrasya Yağmurda Koşanlar" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Koşun koşun bok var koşun!&#8221;<br />
Unutulmaz Fırt Karakteri Zalak Mahmut</em></p>
<p>İlk katıldığım birkaç sefer hakkında <a href="http://sarapci.com/250-kelimelik-yalakalik-%e2%80%93-uzun-mesafe-kosu/">daha önce yazmıştım</a> ama bu yıl güzel bir sebebim de olduğundan münferit bir yazıyı 30. Avrasya Koşusu&#8217;na ayırabilirim.  Bu seneki koşum bahanesiyle <a href="http://www.adimadim.org/">Adım Adım</a> organizasyonu ile <a href="http://www.tofd.org.tr/">Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği</a> için bağış topladım.  Bireysel sporlar aracılığıyla bağış toplamak yurdumuzda hiç yaygın olmamasına rağmen beklediğimden daha fazla kişiden beklediğimden çok daha fazla para toplayabildim.  Bağış yapmak için <a href="http://www.adimadim.org/05_bagis_01.htm">10 gün daha var</a> ve şimdiden bir adet akülü tekerlekli sandalye almış durumdayız!</p>
<p>Mantık şu: koşan kişi bağış toplayabileceği tanıdıklarına koşacağını ve koşusunun amacını deklare ederekten hem kendisine bir hedef koyuyor hem de kendisini disipline ediyor.  Bağışçılar ise hem tanıdıklarını birine destek verip hem de ihtiyacı bulunan birilerine yardımda bulunmuş oluyorlar.</p>
<p>Ama ben daha fazla uzatmadan meraklı okurlar tarafından hep sorulan soruyu cevaplayayım: 975&#8242;inci oldum!  <span style="text-decoration: line-through;">Yarışa katılan</span> Yarışı bitiren toplam erkek sporcu sayısı 1268 idi.  Böylece katılımcıların %20&#8242;sinden daha önce bitirmiş oldum ki ilk sene hariç diğer katıldığım senelerden daha kötü bir sonuç.  Ve evet sağolsunlar her bitirene madalya veriyorlar!</p>
<p><strong>Bahanelerim</strong><br />
Her bilinçli Türk vatandaşı gibi başarısızlığımın (tabii ki hepsi benim kontrolüm dışındaki) bahanelerini tıkır tıkır sıralayabilirim:</p>
<ul type="circle">1) En güzel antrenman zamanı olan yaz aylarının 2 adedi sırasında bebek bakıcısı sorunu yaşadığımızdan yapmam gerekenden az antreman yapabildim.</ul>
<ul type="circle">2) Bu sene parkur değişti.  Geçen seneki çirkin parkur (Boğaziçi Köprüsü &#8211; Mecidiyeköy Çıkışı &#8211; Ali Sami Yen Stadyumu &#8211; Osmanbey &#8211; Harbiye &#8211; Taksim &#8211; Tarlabaşı &#8211; Şişhane &#8211; Perşembe Pazarı &#8211; Karaköy &#8211; Fındıklı &#8211; İnönü Stadı) yerine bu sene harika bir parkurda (Boğaziçi Köprüsü &#8211; Barbaros Bulvarı &#8211; Dolmabahçe &#8211; Fındıklı &#8211; Karaköy &#8211; Galata Köprüsü &#8211; Haliç&#8217;in Kuzey Kıyısı &#8211; Unkapanı Köprüsü&#8217;nden U dönüş &#8211; Eminönü &#8211; Sepetçiler Kasrı &#8211; Gülhane Parkı &#8211; Sultanahmet Meydanı) koştuk.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sican_guzergah.jpg" alt="Avrasya Güzergah" /></div>
<p>Ama yeni parkurda geçen senelerin aksine yarışın en sonunda takribi 1.3 kilometrelik oldukça zorlu bir yokuş vardı!  Bu senenin birincisi geçen senenin birincisinden 40 saniye daha geç bitirmiş.  Yokuş etkisinin sıralamalarda sona gittikçe arttığını eklememe gerek yok herhalde!</ul>
<ul type="circle">3) Saat 8:15&#8242;ten yarışın bitişine kadar meteorolojinin &#8220;ağır sağanak&#8221; dediği ve web sitesinde bir değil iki değil tam üç adet damla ile gösterdiği pis yağmurda kaldım.  Aslında bu çok da kötü olmadı, sıcaktansa yağmuru tercih ederim ama bu yağmur biraz fazla olduğundan ve bizde kaldırım ve yol mühendisleri pek başarılı olmadığından yollarda bol miktarda göllenme oluşmuştu.  Islanan ayakkabılarımdan koşu boyunca çıkan vucuk vucuk sesleri konsantrasyonumu bozdu.</ul>
<ul type="circle">4) Yarışın başında yaşanan teknik aksaklıklar sonucunda koşu partnerim O2 ile buluşamadık, hızımı ayarlamakta ve sonlarda kendimi dolduruşa getirmekte zorlandım.  Aslında bu bir nolu bahaneme de bağlanabilir: pis herif bu sene Galata&#8217;ya taşındı.  Şayet uzağa taşınmasaydı bana daha fazla antrenman yaptırıp daha hazırlıklı olmamı sağlayacaktı.</p>
<p>Bu vesileyle O2&#8242;nin yokluğunda beni bağırlarına basan Sayın Cenk ve Sayın Ferhat&#8217;a da teşekkürlerimi sunarım.  Ama ikisi de filinta gibi delikanlılar olduklarından peşlerinden giderken Fındıklı civarında nabzım kontrol dışına çıktı ve hızımı azaltmak suretiyle onları kaybettim.</ul>
<ul type="circle">5) Bu sene geçen senelerdeki gibi beni dolduruşa getirecek rakip eksikliği yaşadım.  Etrafımda ne anneannem yaşında İngiliz teyzeler, ne rakip takım forması giymiş hırslı delikanlılar, ne de tavşan olarak kullanabileceğim fizyolojik olarak üstün siyahi yarışçılar vardı.</ul>
<p><strong>Yarışın Sonu</strong><br />
Neyse bahaneler çoğaltılabilir tabii ama herşeye rağmen gene harika bir koşu oldu.  Bu sene geçen seneye artı olarak temiz (kuru) tişörtü yarışın başında değil sonunda vermeyi akıl ettiler ama mendeburun biri benim bitirme hediyelerinin olduğu torbamdaki yağmurluğu yürütmüş olduğundan kuru tişörtü giyip iki dakika sonda tekrardan sıçan gibi ıslandım.</p>
<p>Ardından bir Avrasya klasiği olan yarış bitişindeki kaos başladı.  Kimse etrafta neden vasıta olmadığını, hangi yolların kapalı olduğunu ve ne zaman açılacaklarını, orada bostan korkuluğu gibi duran otobüslerin neden bizi yolların açık olduğu biryerlere bırakmadıklarını bilmiyordu.  Bonkör belediyemiz saat 9:00&#8242;a kadar beleş toplu taşıma kullanmamıza izin vermişti lakin yarıştan sonra parasıyla bile taşınmak mümkün değildi.</p>
<p>Sonuçta 15 km koşmuşuz zaten, bir 4 km daha yürümek nedir ki?  Enerji dolu sporcular olarak sağanak altında Sultanahmet Meydanı&#8217;ndan Galata&#8217;ya kadar yürüdük.  Orada bir taksi bulduk, kendimizi içine attık lakin taksi 10 metre gidip durdu.  Çünkü koşu güzergahını trafiğe kaparken yollara girişleri değil de çıkışları kapamışlardı!  İp gibi dizili 10 tane araba yolun sonuna gelince kapalı olduğunu anlıyorlardı ve hepsinin arkadan gelenleri de durdurarak geri geri gitmesi gerekiyordu.  Bu şekilde mehter takımı gibi iki ileri bir geri şeklinde Galata&#8217;dan Sıraselviler Caddesi&#8217;ne 40 dakikada çıktık.  Sonuçta ıslak ıslak taksinin içinde de 60 dakika oturmuş oldum.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sican_otobusten.jpg" alt="Adım Adım" /></div>
</p>
<p style="text-align: center;"><em>Fotoğraf: Adım Adım (İlyas Göçmen)<br />
</em></p>
<p>Koşu öncesinde nezle belirtileri vardı lakin pazar akşamı vücudumdaki ağrılar dışında turp gibiydim.  Ertesi gün bile mucizevi bir şekilde hasta olmadığımı belirtmek isterim.  Bir kez daha çivi çiviyi söktü yani.</p>
<p><strong>Katılan Tipler</strong><br />
Bu yarışın benim için geçen senelerden daha sönük geçmesinin bir sebebi de &#8211; yağmurdan olsa gerek &#8211; yarışa katılan gayriciddi katılımcı sayısındaki azlıktı.  Geçen sene arkamızdaki bir adam daha Boğaz Köprüsünün üzerindeyken tanıştığı kıza yazmaya başlamıştı (&#8220;Merhaba, beraber koşalım mı?&#8221;, &#8220;Ama ben yavaş koşacağım&#8221;, &#8220;Sorun değil, acelem yok&#8221;) biz de ilgiyle kulak misafiri olmuştuk.</p>
<p>Evvelki sene Tarlabaşı yokuşunda kenara dizilmiş hanzo abiler kadın erkek dinlemeden laf atıyorlardı.  &#8220;Koş koş nereye kadar abicim?&#8221;, &#8220;Abla bacak kaslarını yiyim&#8221;, &#8220;Hello, hello?  Havar yu leydi?&#8221; gibi&#8230;</p>
<p>Bu seneki tek eğlencem tam Unkapanı Köprüsü üstünde arkamda beliren iki amca oldu.  Yaşları 45-50 gibiydi ve ikisi de bıyıklı ve piknik tip göbekliydi.  Gözlüklü olanı ötekine bağırmaya başladı: &#8220;Ben senin kadar adi, pis bir herif görmedim.  Neden bana hayvan muamelesi yapıyorsun?&#8221;, &#8220;&#8230;&#8230;&#8221;, &#8220;Sürekli aynı şey.  Ama artık dayanamıyorum.&#8221;,&#8221;&#8230;.&#8221;, &#8220;Zaten koşarken canım burnumdan gelmiş bir de seninle mi uğraşıcam?&#8221;, &#8220;Aykut sus.&#8221;, &#8220;Susmuyorum!&#8221;   O sırada Aykut&#8217;un önündeki numarasının renginden maraton parkurunda olması gerektiğini anlayan görevli uyarmaya yeltendi, &#8220;Beyefendi, maraton şu taraf yanlış yerde koşuyorsunuz.&#8221;, &#8220;Sanane lan?  Sana mı sorduk??&#8221;</p>
<p>Bir başka güzel an da en başlarda gördüğüm yan yana koşan Japon çift idi.  Arkalarında Türkçe &#8220;Yaş 68.5, son maraton&#8221; yazıyordu.  Öküzce amcanın omuzuna bir şaplak attım ve tebrik ettim.  İkisi de gülümseyerek selamımı aldılar.</p>
<p>Yarışın sonu Gülhane Parkı&#8217;nın içinden geçtikten sonra Bab-ı Ali&#8217;nin yanındaki yokuştan devam etti.  Orada sabah dükkanlarını açmış hediyelik eşyacılar da bayağı eğlenmektelerdi.  Tam oralarda önümde 1.85 boylarında, sarı saçları özenle örülmüş bir abla vardı.  Şortu da biraz Türk standartlarına göre kısa olduğundan esnafta adeta maçlarda gördüğümüz meksika dalgası gibi hareketlenmeler oluyordu.  Erketeye yatmış arkadaşlarından &#8220;Bak lan bak, şuna bak!&#8221; uyarısını alan çömelmiş adamlar heyecanla ayağa kalkıp dikkatle izliyorlardı.  Neyse ki ablanın yanındaki abi Türkçe bilmiyordu da sabah sabah hırgür çıkmadı.</p>
<p>Ve kronometre 1 saat 35 dakikayı gösterirken finiş çizgisini geçebildim.  Nedense bir bando askeri marşlar çalarak bizleri karşıladı.  Nefeslendim, gerdirme hareketlerimi yaptım ve yağmur altında beklerken neden hiç otobüs veya taksi olduğunu anlamaya çalışan zavallı turistlerin arasından yokuş aşağı dönüşe geçtim.</p>
<p><img id="smallDivTip" style="border: 1px solid blue; z-index: 90; opacity: 1; position: absolute; left: 317px; top: 290px;" src="chrome://dictionarytip/skin/book.png" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2008/10/29/30-avrasya-kosusunda-sican-gibi-islanmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

