Hindistan ve Din

Nehrin kiyisinda sabahin 6’sinda sabah sporunu (yoga) yapanlar, disini fircalayanlar, kahverengi su icinde sabah banyosunu yapanlar, meditasyon yapanlar, camasir yikayanlar, iki dua edip para alan rahipler, alna renkli toz (tika) surup para alan rahipler, mum ve cicek satanlar, gargara yapanlar, acayip hint halterleri ile vucut gelistirenler, cins cins turistler, balikcilar, cins cins turistlere incik boncuk satmaya calisan cins cins seyyar saticilar, kayik gezisi yapan turistler icin kayikli saticilar, olu yakicilar, olu yakilirken para karsiligi sure basina para alan duacilar, olunun sonuna kadar yandigini (para karsiligi) kontrol ediciler, olu yakarken kotu kokmasin diye tozlar ve bezler satan dukkan sahipleri ve daha daha seyyar saticilar ile karsilasmamak imkansiz. Bir diger imkansiz sey ise daracik sokaklarda hayvan bokuna basmadan yurumek.

Hindistan dinin sıkılıp suyunun çıkarıldığı, insanların inançları için hayatının son dakikasına kadar sömürüldüğü bir ülke. İçinde dinî bir ikon veya yazı olmayan bir çatı altı görmek mümkün değil. Özellikle eski şehirlerde, her baktığınız yerde, her duvar deliğinde bir dinî sembol ile karşılaşılıyor. Her taşıtta ya bir put, ya bir sure çıkartması var.  Birçok kapalı mekân – hatta bazen sokaklar – tütsü kokuyor.

Yazının Devamı / Continue Reading

The God of Small Things (Küçük Şeylerin Tanrısı), Arundhati Roy

Orhan Pamuk Oteki Renkler’de biraz da kucumseyerek ikinci dilinde yazan yazarlarin kelime oyunlarini cok sevdigini soylemisti. Ben Hintli yazarlarin ikinci dilinde yazdiklarini dusunmuyorum. Cunku yazarlarin icinden cikmis olduklari ust kast Hintlilerin evlerinde Ingilizce cogunlukla birinci dil. Ama Arundhati Roy bol kelime oyunlariyla Orhan Pamuk’un tesbitini hakli cikariyor. Bence kelime oyunlarindaki israrin sebebi yillarca ezilmis Hintilerin Ingilizceyi bir Ingiliz’den daha iyi kullanabilecegini gosterebilme hirsi. Ayni sekilde, kitap boyunca esmer Hintlilerin cilli Ingiliz Margaret’e cilt rengi yuzunden ne kadar hayran olduklarinin yaninda, kendi ustunluklerini gostermek icin cabalamalarini da gorebiliyorsunuz. Ama ne Rusdu’nun ne de Roy’un kaleminde bu oyunlar igreti durmuyor, cunku ikisi de bu isin ustalari gibi yaziyorlar.

Bence yazarliga en paralel mesleklerden birisi mimarliktir. Mimarlar tipki yazarlar gibi detaylari isleyerek yasarlar. Bazen bir binanin tasarimi icinde kullanilacak kul tablalarindan cay kasiklarina kadar yapilabilir. Bizim kireclenmis bir eski boru diye baktigimiz seyi bir mimar, “Su tesisat borusunun estetigine bak” diyerek pis beyaz torbalar icinde kilometrelerce tasiyabilir. Bazen mimarlarin cizdigi o kafadan atilmis gibi duran sekillerin ardinda yuzseksen sayfalik tez dolduracak kadar dusunce vardir. Icabinda bu satirlarin yazarinin maketin yapismasini saglamak icin koymus oldugu artik kartondan bir dikey parca mimarlarin 30 dakika araliksiz tartismasini saglayabilir.

Yazının Devamı / Continue Reading

Mavi Gözlü Dede

Adindan da anlasilacagi üzere erkek olani Mehmet, bahcemizdeki kah cicek sulamaya, kah araba veya balkon yikamaya yarayan siyah pis hortumu almis, balkonda oturup ögleden sonra uykusunun mahmurlugu yasayan dedemi sirilsiklam ederken, ikizi Zümrüt ise kahkahalarla gülüyordu. Dedem hirsindan kudurmus, ayakta avaz avaz bagiriyor ama felcli isaret parmakli sag kolunu sallamaktan baska birsey yapamadan titriyordu. “Hayvanoglu hayvanlar, itoglu itler!!” Pijamasinin pacasindan sipir sipir sular damliyor, gozlerinin atesi umursamaz cocuklari daha da eglendiriyordu.

Anne tarafimdan dedemi kaybettigimde ilkokul dördüncü siniftaydim. Hayatimin ilk büyük acisini dedem tattirdi. Ilk torun, “ilk gözagrisi” olmam sebebiyle dogmus dogmamis bütün torunlarindan daha yakindim dedeme; haliyle her zaman bana hepsinden daha cok ilgi gösterdi. Bayramoglu’ndaki veya Istanbul’un en güzel isimli semti Saskinbakkal’daki evlerinden dönmek icin her ciktigimda ben gözden kayboluncaya kadar koltugundan el sallardi, her seferinde bu acaba onu son görüsüm mü diye içim içimi yerdi. Salladigi sag eli ben dogmadan önce gecirdigi felcten beri iyi tutmazdi, isaret parmagi hep ileriyi isaret ederdi, bükülmezdi.

Yazının Devamı / Continue Reading

TAC ve Emir Kulluğu Üzerine

O zamanlar ben cok ufak tefektim. Nasil olduysa bu abinin – ki kendisinin hentbol topuyla el sutu cekerek kale devirdigi iddia edilirdi – sahsi halteri olmustum. Beni yakaladigi zaman lounge’un disindaki yesil banklara sirtustu yattirirdi, ben Sermet Erkin’in kesecegi yardimcisi gibi dumduz dururken o beni boynumdan ve ayak bileklerimden tutup halter calisir gibi indirip kaldirirdi.

Ortaokulu Tarsus Amerikan Koleji’nin (TAC) son yatili doneminin gururlu bireylerinden birisi olarak okudum. Bilmeyenler icin, okulda gayet etkili bir emir sistemi vardir. Kucuk siniflardan herhangi birisi abi/ablalarinin daimi emir eri durumundadir. Edilgen oldugu zaman “emir yemek”, etken olunca ise “ricada bulunmak” denilen bu fenomeni daha iyi anlamaniz icin okuldaki hayatimdan kisa ornekler vermek istedim.

Once biraz bilgi: emirler ikiye ayrilir. Yararli emirler ve yararsiz emirler. Bazi yararsiz emirlere “sadistlik” de denir. Bunlar etken zumreyi eglendirirler ve genellikle edilgen zumrenin yaralanmasiyla veya aci cekmesiyle son bulurlar.

Yazının Devamı / Continue Reading

Komşunun Reçelleri

Bize “Naaapiyosunuz lan picleeeeeer!” diye bagirinca savunma mekanizmasi olarak bu sefer onu sislemeye basladik. Her atis sonrasinda hemen saklaniyor, yuzumuzu gostermemeye calisiyorduk. Kapici bir sure sonra akillandi ve etrafinina komutan gibi emirler yagdirmaya basladi. “Mistaaaaa, sen B Bloktan cik, ben A Bloktan cikacam, Erol Bey siz de C Bloktan cikin!!!”

Ortaokul yillari. Yazlari her haftasonu ailecek Mersin civarindaki yazlik evimize gidiyoruz. Bizim sitenin havuzu yok, fakat basketbol ve futbol oynanan bir sahasi var. Yandaki komsu sitenin ise havuzu var, ama denize iskelesi veya basket sahasi yok. Ben ve arkadaslarim havuzu denizden daha cok seviyoruz, ve anne-babalarin mis gibi deniz varken pis havuza girilir mi nasihatlarini dinlemiyoruz.

Yazının Devamı / Continue Reading