Sisters Brothers (Sisters Kardeşler), Patrick deWitt

Kovboy filmlerini pek sevmesem de elime geçen her türlü kovboy çizgi romanını (Teksas, Tommiks, Tom Braks, Zagor, 1950’lerin Kovboyu Mister No ve tabii ki Red Kit) okumuşumdur o yüzden kitaba müspet bir önyargı ile yaklaşmıştım. Hatta Okuma Cemiyeti’ne çok uygun olduğunu düşünüyordum, lakin cemiyetteki kadın ağırlığından çekindiğim için önermemiştim. Bu bakımdan beni tatmin etse de Sisters Brothers bir kovboy romanı değil. Şöyle anlatayım: Sopranos (link) ne kadar mafya dizisi ise Sisters Brothers da o kadar kovboy romanı.

En sevdiğim kitaplardan Midnight’s Children‘ın Booker of Bookers’ı kazandığını farkettiğimden beri her sene Booker listesine uzun uzun bakar, kitapların özetlerini ve eleştirilerini okur, sonra da bazen bir tanesini alıp (şimdilik) 147 kitaplık okunacaklar listeme eklerim.

Geçen sene listeye bakıp yorumları okurken kafama yazdığım Patrick deWitt’in Sisters Brothers kitabı ile New York’taki meşhur McNally Jackson kitapçısında karşılaşınca mavi nostaljik kabından tuttuğum gibi ivedilikle elimdeki çocuk kitapları kulesine ekledim. Kitap Türkçe’ye Sisters Kardeşler adıyla tercüme edilmiş – ben olsam western adetlerimize uygun olarak Sisters Biraderler derdim ama olsun.

Yazının Devamı / Continue Reading

Ithaca – California – Ithaca, 10720 km, 9 Gün

Kapımızı şık bir adam açtı ve arabamızı aldılar. Hırpani bir şekilde içeri girdik, alt katta rock müzik (rak mı rok mu tartışmasını saygıyla anıyorum) ve bar vardı, üst katta ise dans müziği ve bir dans pisti. Biz yukarda içkilerimizi yudumlayıp müziğin temposuyla kıpraşırken sahnede bir rock grubunun çıkışı için hazırlıklar sürmekteydi.
Adamlar davulları falan kurarlarken etrafa bakıp dehşet içerisinde tiplerin ne kadar çok Türk’e benzediklerini farkettik. Parıltılı kıyafetli balık eti bayanlar, bıyıklı, kıllı göğüsün arasından beliren kolyeyi cömertçe sergileyen esmer beyefendiler falan.

Üniversitenin 9 günlük bahar tatillerinde uzun seyahatler bağımlılık yapmıştı. Birinci sene Cancun (Meksika), ikinci sene New Orleans’tan sonra, üçüncü sene işi biraz da ileri götürmek istedik ve dokuz günde Ithaca, New York’tan Amerika’nın en eğlenceli eyaleti olan Kaliforniya’ya gidip gelmeye karar verdik.

Yazının Devamı / Continue Reading

Minneapolis: Bu Kadar Hipi Haksız Olamaz

New York’tan uçağa binip 3 saat batıya yol aldım. Fırtına yüzünden 4 saat rötar oldu ve Minneapolis – St. Paul havalanınaa indiğimde saat sabah bir buçuk olmustu bile. Etrafta hiç insan yoktu. Daha sonra bunun şehrin bir özelliği olduğunu anladım. Özellikle şehrin merkezi civarina olanın üç katı kadar daha insan sığar gibi görünüyordu.

Üniversite sonrası Deloitte Consulting’deki ilk işime başladığımda benim gibi analistlere eğitim için iki opsiyon verdiler: Atlanta veya Minneapolis. İkisi arasında kolaylıkla Minneapolis’i seçtim çünkü Atlanta’dan daha yeşil, entellektüel, renkli, üstelik Eylül’de havası daha güzel olan opsiyondu.

Gitmeden önce Minneapolis şehri ve Minnesota eyaleti ile ilgili çelişkili fikirlerim vardı. Bir taraftan Coen Biraderlerin Fargo filmi yüzünden iç karartıcı, sıkıcı bir beyazlıkla kaplı bir coğrafya hatırlıyordum, öte yandan (*The Artist Formerly Called*) Prince’in evinin burada oluşu ve Minneapolis’in liberal bir şehir olarak yaptığı ün sayesinde canlı bir sanat ve eğlence hayatı olduğunu biliyordum. Amerika’ya gitmeden evvelki dönemde seyrettiğim “Altın Kızlar” dizisindeki aptal Rose yüzünden Amerika’nın Midwest (Ortabatı) denilen bu bölgesinin insanının zeka sorunuyla ilgili önyargım da merakımı pekiştiriyordu. Her tarafta aptal sarışın, sağlıklı kırmızı yüzlü, tayyorlerinin altına spor ayakkabı giyip işe giden, fazlasıyla kibar ve iyi niyetli kadınları ve kısa saçları asker gibi kesili, güleryüzlü, sportmen ve iyimser kocalarını göreceğimi bekliyordum.

Yazının Devamı / Continue Reading

Günah Şehri New Orleans

Biz 2 hafta geç kaldığımız için etrafta kostümlü kimse yoktu. Bizim şahit olduğumuz eğlence daha çok teşhircilik ve röngencilik üzerine idi: Bourbon Street’in barlarının balkonlarına çıkan insanlar ellerinde boncuk kolyelerle yoldan geçen karşı cinsten insanlarla tezahürat eşliğinde pazarlık yapıyorlar. Pazarlık sonucunda kolyenin güzelliğine orantılı güzellikte bir vücut parçası halka teşhir ediliyor. Haliyle insan yolda aval aval yürürken hiç beklemediği anlarda, hiç beklemediği güzelliklerle karşılaşabilmekte.

Ev arkadaşım Sinan ile beraber Spring Break sırasında 9 gün için ABD’nin en enteresan şehri New Orleans’a araba ile gitme fikri ilk başta hayal gibi geldi. Sonuçta haritaya defalarca baktık, Georgia’lı vatandaşlara fikirlerini sorduk, 24 saat yolu kafada tarttık, düşündük, taşındık, kafamızı kaşıdık ve bir gece Amerika’nın tam ortasında kalmak şartıyla yola çıkmaya karar verdik.

İlk gün insanların aksanları anlaşılmaz oluncaya kadar ilerleme konusunda prensip kararına vardık. Sonunda Knoxville, Tennessee’de benzinci adamla anlaşmak normalin üç katı zaman alınca kuzeyden yeteri kadar uzaklaşmış olduğumuzu anladık ve iki tane yatağı olan en ucuz konaklama yerini aramaya başladık. Scottish Inn ve Budget Inn çekişmesini gecesi adam bası 15 dolar, MTV ve telefonla Scottish Inn kazandı. Resepsiyondaki Hintli amcanın Müneccim Efendi’nin evinde kahvaltı etmiş gibi “New York’tan geliyoruz” deyince “Cornell’e mi gidiyorsunuz?” diye sorması gecenin notları arasındadır.

Yazının Devamı / Continue Reading