Şikayetperver Koşucu: Avrasya 2013

8 km olanı televizyonlarda gördüğümüz herkesin Boğaziçi Köprüsü’ne çıkıp köprüyü sallamak suretiyle sağlamlığını kontrol ettiği koşu. Bu, koşudan ziyade bir karnaval gibi. Mangalınızı, yumurtanızı, dolmanızı, tavlanızı getirip köprü üstünde piknik yapıyorsunuz. İlerki senelerde bu kısmın yasaklanacağını veya disipline olacağını tahmin ettiğimden bunları yapmak isteyen okurların gelecek senekine muhakkak katılmalarını öneririm.

Son 7-8 senedir (30 yaş krizinden beri de diyebiliriz) düzenli olarak koşuyorum.  Antrenmanlarımın sonuçlarını takip etmemin en eğlenceli yolu da her sene İstanbul’daki Avrasya Koşusu’na katılmak.  2013 itiibariyle Vodafone’un sponsor olduğu koşuda 8, 10, 15 km ve maraton (42 km) yarışları var.

Yazının Devamı / Continue Reading

Uzun Mesafe Koşu Tavsiyeleri (3/3)

Yaklaşık 10 senedir sakatlıklar hariç düzenli koşuyorum ama birçok arkadaşımın gayet güzel bir yere geldikten sonra çeşitli sebeplerle koşmayı bıraktığını gördüm. (Koşmayı aşıp bir sonraki mantıklı adım olan triatlon veya ultramaratona başlayan hayvanları tenzih ederim.)

İlk iki yazıda (birinci ve ikinci yazı) koşuya başlamak ve ilerlemek için yaptıklarımı yazdım. Bu sonuncu yazı ise düzenli bir şekilde koşmaya devam etmek hakkında.

Yazının Devamı / Continue Reading

Uzun Mesafe Koşu Tavsiyeleri (2/3)

İlk yazıdaki girişten sonra şimdi işin heyecanlı kısmına geldik. Yazıyı okuyanlardan en çok aldığım yorum, “İyi diyorsun Sayın Şarapçı da ben koşunca hemen nefes nefese kalıyorum. N’olcak?” Cevap: Nefes nefese kalmamak için iki şey yapmanız lazım: doğru nabız aralığında koşmak ve doğru nefes almak.

İlk yazıdaki girişten sonra şimdi işin heyecanlı kısmına geldik. Yazıyı okuyanlardan en çok aldığım yorum, “İyi diyorsun Sayın Şarapçı da ben koşunca hemen nefes nefese kalıyorum. N’olcak?”  Nefes nefese kalmamak için iki şey yapmanız lazım: doğru nabız aralığında koşmak ve doğru nefes almak.

Yazının Devamı / Continue Reading

Uzun Mesafe Koşu Tavsiyeleri (1/3)

Arkadaşlarıma koşuya başlama konusunda yardım ederken herkese aynı şeyleri anlattığımı farkettikten sonra ve bu yazıyı yazmaya karar verdim. En azından burayı okuyan başkaları da tecrübelerimden faydalanır. Ama önce bazı önemli uyarılar: doktor değilim; koşu antrenörü değilim; bu yazıyı kitaplardan, bloglardan ve web sitelerinden öğrendiklerimi kendi üzerimde denedikten sonra bir amme hizmeti olarak yazıyorum.

Son zamanlarda birkaç arkadaşıma koşuya başlama taktikleri verdim. Aksi gibi bazı öğrencilerim (Sina kendini bilir) benden daha iyi koşucu oldu ama yapacak birşey yok; ileride röportajlarında “İlk koşu antrenörüm Şarapçı’dır” deseler razıyım; bir Kimerya atasözü “Paylaşılmayan bilgi, elması yenmemiş elma şekerine benzer” der.

Yazının Devamı / Continue Reading

Şikayetperver Koşucu: Bu Kaçıncı Avrasya Koşusu?

Kabataş’ta birden önümüzde bir teyzenin koşmakta olduğunu farkettik. Teyze dediysem basbayağı teyze idi kendisi. Üstünde kahverengi başortüsü, deri bir ceket, elbise, elbisenin altında bir eşofman, kösele tabanlı ayakkabılar ve omzuna asılmış devasa bir siyah çanta vardı. Bayağı da hızlı gittiği için bir süre önümüzde kaldı. Sinan’a keşke makinamız olsaydı da çekseydik derken… Evet, elinde makinasıyla bir genç belirdi ve “hemen çekeyim” deyip bizim resimlerimizi çekti. “Yok bizi değil, şu teyzeyi çeker misiniz, hatıra olsun” dedim.

Bu sene Avrasya Maratonu 31. kez yapıldı, ama her zamanki gibi ilk kez yapıldığını düşündürtecek beceriksizliklerle doluydu.

Yazının Devamı / Continue Reading