Bir Yunanistan Yazısı Daha

3-5 sene önce birisi Yunanistan’ı öven bir yazı yazdı mı turizm milliyetçileri “Zaten aynısı olan ülkende tatil yapsana, neden Yunana para kazandırıyorsun?” diye çıkışırlardı; fakat milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan 2017 yazında artık onların bile Yunanistan’a gitmeye başladığını görüyorum.

3-5 sene önce birisi Yunanistan’ı öven bir yazı yazdı mı turizm milliyetçileri “Zaten aynısı olan ülkende tatil yapsana, neden Yunana para kazandırıyorsun?” diye çıkışırlardı; fakat milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu bu 2017 yazında artık onların bile Yunanistan’a gitmeye başladığını görüyorum.Yazının Devamı / Continue Reading

Bozcaada

Son gün ise artık patlamaya hazır bir volkan kıvamına gelmiş olan Yasemin’in gazabına uğradık ve Berkman sattı, ben tek başıma bu sefer 30,000 kişinin elektriğini sağladığı söylenen meşhur rüzgar türbinlerine doğru gittim. Önce kekik kokuları içinden ilerledim, daha sonra biraz yokuş yukarı çıkarak gene bir korunun içinden rüzgar türbinlerine vardım ve herhalde deli bu der gibi bakan bekçiye selam verip geri döndüm. Rüzgar türbinlerinin romantik olduğu söyleniyor ama bence romantik falan değil basbayağı korkunçlar. Yanlarına yaklaşınca duyulan korku filmi efekti gibi rüzgar sesi de cabası.

Bu seneki Şeker Bayramı öncesinde rüyamızda seyahat ya resulallah dedik galiba. Bayram haftasının başında Cumartesi günü Bozcaada‘ya (eski ismi Tenedos) gittik, Çarşamba akşamı evimizde bavul değiştirdik ve Perşembe sabahı Kars’a uçtuk. (Başbakana bayramda tatilde olduğumu söylemeyin o beni aile ziyaretinde sanıyor.)

Yazının Devamı / Continue Reading

Gümüşlük 2008 Raporu

Ara yollardan koşarken birden yan arsadan tellerin arasından “Ulan sen benim bacımın, kızımın, karımın yanında nasıl böyle şortla koşarsın?” diye havlayan bir köpekten birazcık tırstım. Tam tırıs koşmaya geçmiştim ki bu sefer önümde bir dev çoban köpeği gördüm. Tırıstan da vazgeçtim ve yürümeye başladım. Köpek beni iplemedi, benimle aynı yönde ilerledi ve çok ilginç bir şekilde aniden kayboldu. Karayiplerde geçen korsan filmlerindeki hayalet gemiler gibiydi. Kaybolduğuna göre aniden belirebilir de diye düşündüğümden müziğimi kapattım ve sakin ama pürdikkat koşmaya devam ettim. Köşeyi döner dönmez önüme boyum yüksekliğinde dev iki göz çıktı! Gözler ufak boynuzların arasından sakin sakin bana bakıyorlardı. Meğersem geviş getiren bir öküzmüş. Sahibi duyar da deli zanneder diye içimden öküze “Selamınaleyküm” deyip hızlıca yanından geçtim.

2008 raporunu vermek için biraz geç kaldığımın farkındayım ama bu sefer Gümüşlük’e ancak Eylül başında gelebildim.

Yazının Devamı / Continue Reading

Dubrovnik – Müze Şehir

Okuduğum başka bir hikaye de idollerimden birisi olan Sn. Evliya Çelebi’nin seyahatleri esnasında şehre kadar gelip adamların hastalık korkusundan dolayı yaptığı surların hemen dışındaki karantina alanında 15 gün beklemek zorunda kalması ve sonunda sıkılıp dönmesi. En üzüldüğü konu Dubrovnik gece hayatını görememiş olmasıymış!

Dubrovnik’e Mostar sonrasında gittik. Aygen’in arabasında oldukça laubali bir sınırdan pasaportlarımızı pasaport polisine uzaktan sallayarak geçtikten sonra karşımıza aniden deniz çıktı. (“Durbovnik’e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma!” – Meşhur Hırvat şairi Ognjan Velimir)

Yazının Devamı / Continue Reading

Gümüşlük’te Beş Dakika

Koyun karşı tarafından, Özak Pansiyon/Bar’ın olduğu yerden sanki bir tenör bir arya söylemeye başlıyor. Tenörü de aryayı da bilmiyorum ama tüylerim diken diken oluyor. İnanılmaz bir ses. Bütün koy çınlıyor. Bitirince bir alkış.

Önceki cuma günü, saat 2300 civarı.

Dakika 0
Denize bakarken Tavşan Adası’nın solunda kalan koyda eskiden Haşmet’in Yeri, daha sonra Ahmet’in Yeri veya Club Gümüşlük diye bilinen bar/restoranda oturuyoruz. Maalesef Ahmet yok ama gene de neşemiz yerinde. Masa tostoparlak olan ay dışında küçük kandillerle aydınlatılmış. Bardaki muzik belli belirsiz.

Masamız kalabalık. Annem ve Seha dışında Londra’dan Kangal ve Utku, New York’tan Sinan, İstanbul’dan Aslı, Bıyık Sinan ve (bıyık?) Selin varlar. Herkes herkesi tanımıyor ama herkes herkesle kaynaşmış durumda. Rakı eşliğinde kopoglu yiyerek beyaz lagos beklemekteyiz.

Yazının Devamı / Continue Reading