Climats (İklimler), Andre Maurois

İklimler‘i aşk, çekmek ve çektirmek, kıskançlık ve paranoya, sevdiğiniz kişinin sevdiğiniz kişileri sevmemesi, aşık olduğunuz insanı sevdiğiniz insana çevirmenin imkansızlığı, aşık olduğunuz insan için onun sevdiği insan olmanın zavallılığı, aristoktrasi ve aristokratların bol miktardaki boş vakitlerini öldürmek için yapmak zorunda kaldıkları sıkıcı şeyler gibi evrensel konular hakkında olmasına rağmen sevemedim.

Herşey bir anda oldu. Düzen ve disiplin (kelimelere en yakışan dille söylersek Ordnung und Disziplin) seven bir moderatör olarak Okuma Cemiyeti toplantımıza her zamanki gibi planlı programlı başlamak için gerekenleri yapmıştım. Önceden herkesin önerdiği kitapların listesini toparlamış, bilinçli oy vermek isteyen (azınlıktaki) azalarımız kitaplar hakkındaki yorumları okusunlar diye kitapların Amazon ve Idefix sayfalarının linklerini eklemiştim. Her kitabın yanında önerenin ismi de vardı ki öneren kişi oylama öncesince kısaca diğerlerine kitap hakkında biraz bilgi versin. Maksat demokrasinin sağlıklı çalışması için oy verecek kişilerin neye niye oy verdiklerini bilmelerini sağlamaktı.

Yazının Devamı / Continue Reading

Shalimar The Clown, Salman Rushdie

As we reached the end, satisfied, having sated our (intellectual and culinary) hunger, I felt a little uneasy because the whole night we had been discussing India and Pakistan and on the next table were an expat couple (their timidity signaling a preliminary stage of their dating) one American born Indian (an ABCD) the other asian/oriental. If they end up reading this post I’d like to apologise to them, but they can rest assured that we had the best intentions in the world. And I do not mean it as in the proverb which seems to sum up one of the morals of Shalimar The Clown, “the road to hell is paved with the cobblestones of best intentions”.

Franny and Zooey by J.D. Salinger, our latest book in our book club was a gem. It was short and dense, made me think about how I waste my time, one of the most important steps on the way along the “know thyself” route. It was a book ideal for introverts and was about the internal reflections one has once in a while. Shalimar the Clown, by one of my favourite authors Salman Rushdie, is another attempt at knowing oneself (as all good literature is) but this time in a different way. Salman Rushdie is more concerned about “us” and others and how the troubles in some seemingly remote part of the world affect those who think they are safe and sound in their glass houses. In that way Shalimar the Clown might even be an orientalist novel especially after September 11 and other terrorist attacks that tainted the “safe west” closing the gap with the tumultuous nations of the “east”.

Yazının Devamı / Continue Reading

Franny and Zooey (Franny ve Zooey), J.D. Salinger

Çocukların vaktinden erken bir hippi olan anneleri Bessie ile ilişkileri 1950’lerde hiçbir anne babanın tasvip etmeyeceği kadar yakın ve laubali. 80’lerde bir süre TRT’de gösterilen Uzun Çoraplı Pippi isimli acayip çizgi film çocukları yanlış yönlendireceği için yasaklandıysa J.D. Salinger kitaplarının da çocukları ortalama dışına çıkarabileceği , aile büyükleri ile örf ve adetlerimize yakışmayacak yakınlıkta ilişki kurmalarını teşvik edeceği ve Türk-İslam sentezine aykırı dinlere özendireceği için yasaklanması gerekirdi diye düşünüyorum. Tahminim kitapları okumak efor isteyeceğinden ve Hinduizm/Budizm’in at üstünde Orta Asya’dan gelen savaşkan atalarımızdan yadigar genlerimize uymayacağı için tehlike saymadığımızdan saf ve bakir vatandaşlarımızı infiale sevk edebilecek düşünceler içermedikleri kararına varıldı.

Joshua Ferris’in Ve Şimdi İşimiz Bitti kitabı ile işimiz bitince Okuma Cemiyeti’ndeki bir sonraki seçimimiz J.D. Salinger’ın Franny ve Zooey isimli iki uzun hikayesinden müteşekkil kısa kitabı oldu.

Yazının Devamı / Continue Reading

Hatay

Sokaklarda yurumeye devam ederken birden karsimiza isiklandirilmis devasa bir hac cikti, bes metreye uc metre kadar. Hacin asildigi binaya merakla gittik, eski bir tas binaydi ama ne cins bir kilise oldugunu anlayamadik, kapilar da kapaliydi. Istanbul’daki varligi ile yoklugu belirsiz kiliselerden sonra ustu bariz bir sekilde isiklandirilmis hac bize ilginc geldi. Biraz daha gezindik, civarda muhtemelen Fransizlardan kalma cok guzel eski tas binalar vardi, zamaninda Hatay Cumhuriyeti’nin parlamentosu olmus olabilen valilik binasi, eski bir konaktan bozma ozel lisenin binasi gibi.

Bu sene Turkiye’de gecirdigimiz 3 hafta icinde biraz oradan buradan vakit yarattik ve Seha ile beraber kucuk bir Hatay gezisi yaptik. Yoldaki tek rehberimiz sevgili lise fizik hocam John Freely’nin Akdeniz bolgesini anlatan kitabi idi. Oncelikle bu kitabin iceriginden bahsetmem lazim cunku ortaokul-lise tarih dersleri ve bir Indiana Jones (3 numarali) filmi haricinde geziye baslamadan once Hatay hakkindaki bilgimiz oldukca zayifti.

Yazının Devamı / Continue Reading

Hindistan ve Din

Nehrin kiyisinda sabahin 6’sinda sabah sporunu (yoga) yapanlar, disini fircalayanlar, kahverengi su icinde sabah banyosunu yapanlar, meditasyon yapanlar, camasir yikayanlar, iki dua edip para alan rahipler, alna renkli toz (tika) surup para alan rahipler, mum ve cicek satanlar, gargara yapanlar, acayip hint halterleri ile vucut gelistirenler, cins cins turistler, balikcilar, cins cins turistlere incik boncuk satmaya calisan cins cins seyyar saticilar, kayik gezisi yapan turistler icin kayikli saticilar, olu yakicilar, olu yakilirken para karsiligi sure basina para alan duacilar, olunun sonuna kadar yandigini (para karsiligi) kontrol ediciler, olu yakarken kotu kokmasin diye tozlar ve bezler satan dukkan sahipleri ve daha daha seyyar saticilar ile karsilasmamak imkansiz. Bir diger imkansiz sey ise daracik sokaklarda hayvan bokuna basmadan yurumek.

Hindistan dinin sıkılıp suyunun çıkarıldığı, insanların inançları için hayatının son dakikasına kadar sömürüldüğü bir ülke. İçinde dinî bir ikon veya yazı olmayan bir çatı altı görmek mümkün değil. Özellikle eski şehirlerde, her baktığınız yerde, her duvar deliğinde bir dinî sembol ile karşılaşılıyor. Her taşıtta ya bir put, ya bir sure çıkartması var.  Birçok kapalı mekân – hatta bazen sokaklar – tütsü kokuyor.

Yazının Devamı / Continue Reading