Çünkü Burası Japonya (3/3) – Tokyo

Japonya’da bu hissi sürekli hissettim; sanki Japonya’nın ormanı, ağacı, evleri, içkileri, yemekleri, hediye kutuları, sokakları, kartvizitleri, hayvanları, dağları, taşları da insanlar gibi ruh sahibi varlıklar ve insanlar gibi hakettikleri saygıyı görüyorlar. Herhalde Japonya’yı en çok da bu yüzden sevdim.

Japonya serisinin ilk yazısı burada ikinci yazı ise şurada.

Tokyo’dan Kyoto’ya Şinkansen denilen meşhur hızlı trenle gittik.  Japonya şehirlerde yaşama oranı en yüksek ülke olduğundan ve ana şehirlerin (Tokyo, Kyoto, Osaka)  etrafı iyice yoğun olduğundan tren teknolojisi çok gelişmiş, insanlar bu şehirler arasında uçak yerine hızlı trenleri kullanıyorlar.  Tren şirketine tren hattını verirken hattın etrafındaki arazileri işletme hakkını de vermişler, o da bu taraflarda büyümeyi teşvik etmiş.

Yazının Devamı / Continue Reading

Çünkü Burası Japonya (2/3) – Kyoto

Rehberimiz Nemo yine bağlantılarını kullanıp bize İçiriki Çaya isimli mekanı ayarladı. Burası muhtemelen Japonya’daki en meşhur “çayhane”. Hem Memoirs of a Geisha’nın kitabı ve filmi hem de 47 Ronin (Manga ve film) burada geçiyor. Çayhane dediysem, evet geyşalar “maça çayı” denilen yosunumsu Japon çayını ikram ediyorlar ama daha çok içilen şey sake (fermente edilmiş pirinçten yapılan meşhur Japon içkisi).

Japonya serisinin ilk yazısı burada.

Kamakura’dan Kyoto’ya geçiyorum. 

Yazının Devamı / Continue Reading

Çünkü Burası Japonya (1/3) – Kamakura

Özellikle Japonların Sakura dediği Kiraz ağaçlarının açma mesvimine denk getirdiğimiz Japonya seyahatimizin ilk günü 12 yıldır Japonya’da yaşayan Amerikalı rehberimiz Nemo’nun uyarısı ile başladı: “Bu hafta boyunca Japonya hakkında çok sorunuz olacağına eminim; sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım ama bazı soruların tek bir cevabı olacak: Çünkü, Burası Japonya.”

Özellikle Japonların Sakura dediği Kiraz ağaçlarının açma mesvimine denk getirdiğimiz Japonya seyahatimizin ilk günü 12 yıldır Japonya’da yaşayan Amerikalı rehberimiz Nemo’nun uyarısı ile başladı: “Bu hafta boyunca Japonya hakkında çok sorunuz olacağına eminim; sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım ama bazı soruların tek bir cevabı olacak: Çünkü, Burası Japonya.”

Yazının Devamı / Continue Reading

Cat’s Cradle (Kedi Beşiği), Kurt Vonnegut

Kitabı kısaca soğuk savaş ve bilim, daha çok şeye sahip olma hırsı, dinlerin ve yasakların insanları kontrol etmek için kullanılması ve Kurt Vonnegut’un uydurduğu eğlenceli bir din ve dinin kendi kavramları hakkında diye özetleyebiliriz. Ve kitabı okumadan önce bu tanımı söyleselerdi kitabı bir oturuşta bitirirdim. Lakin yazarın fazlaya kaçan alaycılığı hatta okuru küçümsemesi, soğuk savaşın bitmiş olması yüzünden temalardan birinin anakronistik ve kadük kalması etkisini azaltıyor. Yine de sevmedim diyemeyeceğim.

Okuma Cemiyeti’nin neredeyse bir senelik duruşundan sonra yeniden başlarken kitap seçme riskine girmeyip eski listemize baktık.  Sonuçta üniversiteden de abim sayılacak olan Kurt Vonnegut’un Kedi Merdiveni kitabı ile Cemiyet hayata döndü.

Yazının Devamı / Continue Reading

Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami

Norwegian Wood (dilimize Fransızca ismindeki gibi “İmkansızın Şarkısı” olarak çevrilmiş) 1960’ların Tokyo’sunda ailesinden uzak, garip oda arkadaşıyla beraber bir üniversite yatakhanesinde yaşayan Toru Watanabe isimli bir talebe ve etrafındaki iki kadından müteşekkil aşk üçgeni hakkında bir kitap. Tabii zaman 60’lar olunca işin içine Beatles, cinsel bağımsızlığını kazanmış kadınlar, ucundan azıcık anti-emperyalist öğrenci hareketleri ve bol miktarda aşk de giriyor. Watanabe birçok Murakami karakteri gibi müziğe, edebiyata ve biraya meraklı yanlız bir delikanlı, birçok ergen gibi kafası karışık ve depresif. (Murakami okurken favori aktivitemin müzik dinlerken soğuk bir bira içmek olduğunu söylemiş miydim?)

Okuma Cemiyeti’nin durumu pek iyi değil.  İlk başladığımızda her azanın iyi tanımadığı en az bir başka aza olduğundan herkes sorumluluk duygusu içerisinde okur ve toplantıları aksatmazdı. Hikmet Bey gibi edebiyatperverler söz konusu kitabın ekolünden 3 tane daha kitap okurdu, Banu kitapların arkasına post-it’lere notlar alırdı, Seha kitapları bitirirdi, Başak’ın son dakikada işi çıkmazdı, Güldem ve Burcu toplantı boyunca hararetli bir şekilde kitabı tartışırlardı.

Aradan geçen 3 sene sonunda (1 Mayıs 2011’de 3. sene bitti) iyice samimileştik.  Artık toplantılar her seferinde en az 3 kere erteleniyor, sonunda toplandığımızda 7 kişinin 5 tanesi geliyor, gelenlerin de 3 tanesi kitabı bitirmiş oluyor. Toplantının başlangıcında herkes ailesi, sevgilisi ve işi hakkında şikayet ediyor. Tam dertleşme bitip de konuya girerken bir anda birisi “Ayol duydunuz mu?  Muzaffer Beylerin Amerikadaki büyük oğlu karısından boşanıyormuş!” diyor ve bir anda tekrar kitabımızla alakası olmayan başka bir muhabbet başlıyor.

Yazının Devamı / Continue Reading