Netherland (Hollanda), Joseph O’Neill

Hans eşofmanı ve kocaman güneş gözlükleri ile Monika Lewisnky’yi görüyorsa biz de o zaman evli olan Ethan Hawke ve Uma Therman ile karşılaşırdık. Hans’ın kaldığı Chelsea Hotel’de bir komşusu Kuruçeşme’deki konserlerindeki Martin Gore gibi kanatlar takmış gelinlikli Türk Mehmet Taşpınar ise bizim de alt komşumuz olan gey çift kar yağınca teraslarında kardan kadın yaparlardı. Hans’ın çevresinde yanlızlığına ilaç olan kriket arkadaşları Amerika’daki yeni hayatlarında sürekli garip bir işlerin peşinde koşarken bizim birçok arkadaşımız kendilerine New York’a getiren havalı işlerini bırakıp o zaman dotcom denilen yeni internet şirketlerine veya hızla yükselen Nasdaq borsasına bodoslama dalmışlardı.

Nehrin Dönemeci (A Bend in the River) kitabının yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti’ndeki en heyecanla beklediğim kitaplardan birisi Joseph O’Neill’ın Pen/Faulkner ödüllü kitabı Netherland oldu.  Pen/Faulkner ödülünün önemi seçenlerin yazarlar olması.  İnsanın meslektaşları tarafından ödüllendirilmesinin çok gurur verici olduğunu düşünmekle beraber diğer ödüllü kitaplar arasından da sevdiğim ikinci bir kitap bulamadım.  Öte yandan Netherland‘ı da bana birisi “kriket ve 11 Eylül sonrası New York’un psikolojisi hakkında hüzünlü bir roman” diye tarif etse seveceğimi hiç düşünmezdim.

Yazının Devamı / Continue Reading

47 Numaralı Kamara, Hikmet Hükümenoğlu

Roman başladıktan sonra bir DNA sarmalı gibi yavaş yavaş iç içe geçen iki ayrı hikayeden oluşmakta. Birinci hikaye şimdiki zamanda birinci şahıs tarafından anlatılıyor. Anlatıcı Murat son yolcuğunu yapan, cinayet romanı yazmaya oldukça müsait bir gemide İtalya’dan İstanbul’a giderken Hikmet Bey’in film haklarını satmış olduğu romanı Hikmet Bey ile birlikte yazmakta, aralarda da ufak ufak Merve’ye asılmakta. Üçüncü tekil şahıs veya herşeyi bilen tanrı/yazar stilindeki ikinci hikayede ise geçmiş zamanda 80’lerde bir sahil kasabasında Ali ve Ayşe isimli iki gencin yeni filizlenen aşkı anlatılıyor.

Okuma Cemiyeti’mizde VS Naipaul’un Nehrin Dönemeci kitabını okurken Cemiyet’te cinsiyetimizin benim haricimdeki tek temsilcisi olan Hikmet‘in üçüncü kitabı piyasaya çıktı. Daha önceki kitaplarını tartışmamızı istemeyen Hikmet’i üstüne varmama taktiğini başarı ile kullanmak marifetiyle ikna ettik.  Hatta daha önce Kara İstanbul kitabını okurken kendi hikayesini konuşmamızı istemeyen Hikmet o kadar heveslendi ki, “Seni eleştirilerimizle yerden yere vuracağız, eline Moleskin defterini aldığına pişman edeceğiz” tehditlerimden bile çekinmedi.

Yazının Devamı / Continue Reading

A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul

Naipaul’un Nehrin Dönemeci’nde ilgilendiği insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım. Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum. Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım, politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı.

Kötü Bir Yılın Güncesi yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti toplantımızda benim özellikle istediğim iki yazar art arda seçildi; önce J.M. Coetzee sonra da V.S. Naipaul ‘un kitaplarını okuduk – ama ikisini de pek sevmedim.

V.S. Naipaul hakkında oradan buradan okuduklarımdan sevimsiz bir adam olduğu gibi bir fikrim vardı. Hangi kitabı seçelim diye araştırırken bilimum huysuzluklarını, kibrini, eski karısını dövdüğünü, aşağılık kompleksini, hazımsızlığını okudukça iyice rahatsız oldum. New Yorker dergisinden James Wood’un yazısından sonra (Wounder and the Wounded – Yaralayıcı ve Yaralı) kendisini biraz daha iyi anladım ama fikrim fazla değişmedi.

Yazının Devamı / Continue Reading

Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee

Asuman Kafaoğlu-Büke’nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı: biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden “Edebiyat Dışı” olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz. Coetzee’nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde “belgesel izleyip kitap okuyan” Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor.

Okuma Cemiyeti’nde okuduğumuz en komik kitap olan Alıklar Birliği‘nde sonra gülmemesiyle ünlü Güney Afrikalı (Nobelli) yazar J.M. Coetzee’nın Türkçe’ye yeni tercüme edilen kitabı Kötü Bir Yılın Güncesi‘ni okuduk.

Yazının Devamı / Continue Reading

Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces), John Kennedy Toole

Kitaptaki başarılı ana karakterlerden birisi de dekadan bir üçüncü dünya başkenti havasındaki New Orleans şehri. (Şehrin 90’lardaki hali için: Günah Şehri New Orleans isimli sarapci.com yazısına bakınız.) Alıklar Birliği, New Orleans’ı James Joyce’un Dublin’i gibi detaylarıyla realist bir şekilde portre ettiği için orada (ve daha sonra bütün Amerika’da) kült statüsüne ulaşmış, hatta Ignatius’un kitabın en başında ufak bir isyan çıkardığı D.H. Holmes isimli dükkanın olduğu yerde bir heykelini dikmişler.

Dubliners yazımda A Confederacy of Dunces‘dan (Alıklar Birliği) biraz bahsetmiştim. Kitaba başlarken biraz tedirgindim zira birden fazla kişiden çok komik olduğunu duymuştum. Ne zaman bir kitap komik diye övülse hayal kırıklığına uğradığımdan okumaya hafif bir önyargı ile başladım.

Yazının Devamı / Continue Reading