PSG – Galatasaray

Herhalde manyak olan bazi adamlar hic korkmadan rakip dolu tribune bir bir girmeye basladilar. Boylece GS tribununde 20 kisilik bir minik ordu olustu. Ardindan sicak temas basladi. Aralarda kirmizi kiyafetli gorevliler bariyer yaratmaya calisiyor ama basaramiyorlardi. Bir nevi meydan muharebesi seklinde PSG taraftarlari butun tribunu ufak ufak ele gecirdiler. Ordaki bizimkilerin buyuk kismi citlerin ustunden bizim yanimizdaki bolume gectiler, kalanlarin bir kismi da dovusmeye devam ediyorlardi. Bir ara adamin birinin top gibi 20 sira falan yuvarlandigini gordum – kafa, comlek biyerlerini kirmadiysa sasarim.

Oncelikle mac sirasinda ve ayni aksam arayanlara, mesaj cekenlere cok tesekkurler – bir ara telefonlar calismadi, haber veremedik. TV duyduguma gore hicbirsey gostermemis, 25 dakika sahanin ortasini seyrettirmisler, spiker de kavga var, dayak yiyoruz, vs diyormus…

Yazının Devamı / Continue Reading

Kopenhag, 17 Mayıs 2000

Yeni aldığımız formalarımızı giydik, Amerika’da kalanlara götürmek üzere tişört alacaktık ki ayağımızın yanında patlayan bir bira şişesini mütaakiben sol taraftan gelen bir uğultu bizi şaşırttı. Sola bakınca azgın bir şekilde üzümüze gelen ingiliz grubuyla göz göze geldik. Sağdan ise onları farketmiş olan turk grubu taaruza geçmişti. Biz paramızın üstünü kendinden geçmis sarhoş satıcının elinden çekerek almayı ihmal etmeyerek meydan muharebesinin dışına doğru koşuşturduk. Muharebeye müdahil olmak amacıyla meydana doğru koşan bazı delikanlilar ise, “Hadi lan ingilizlere gününü gösterek, hadi lan gelin, allah allah” diye birbirlerini dolduruşa getiriyorlardı. Geri bakınca uçuşan sandalyeleri, mızrak gibi fırlatılan bayrak direklerini ve el bombası gibi atılan bira şişelerini görduk. İki grubun çarpışması esnasında yere düşenler acımasızca kafa göz dinlemeden tekmeleniyor, ardından üstlerine basılıyordu.

Salı öğleden sonra zaten heyecandan pek verimli olamadığım yazıhanemden çıktım. Çantamda uçakta bitirilmek üzere Nick Hornby’nin Fever Pitch kitabı vardi. Kitap şu aralar sinemalarda gösterilmekte olan High Fidelity filminin de kitabının yazarı Nick Hornby’nin taraftarlığını anlatıyor. Hornby çocukluğundan beri cok sıkı bir Arsenal taraftarı oldugu icin kitap “rakibimizi tanıyalım” planimin en onemli parçalarındandı. Lakin daha uçağa binmeden gözünün ucuyla kitabıma bakan yan koltuk komşum muhabbete girdi. O esnada kitaptan tam Heysel faciasını okuyordum. Hollandalıymış, Knicks’ten GS’den, Arsenal’den konuştuk. Amerika’da oturan benim gibi birisi için futboldan anlayan avrupalinin hali de baska oluyor.

Yazının Devamı / Continue Reading