Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti), Joshua Ferris

Karakterler arasında ofisinin önüne kadar getirdiği bisikletini kilitleyen cins adamlar; her şirkette olan komik ve popüler kişiler; ne yaparlarsa yapsalar güzel kalan herkesin aşık olduğu kadınlar; ne yaparlarsa yapsalar paspal kalan kimsenin farketmediği adamlar; popüler kişileri herkes sevdiği için onlardan nefret edenler; başkalarının kuyusunu kazarak yükselen opportunistler; gruptan ayrılmaktan hoşlanmayan konformistler; patron peşindeki yalakalar; kendinden üstün gördüğüne yaranmak ve kendinden aşağı gördüğünü ezmek suretiyle sempatik olmaya çalışan antipatik zavallılar ve umutsuzca kendini paralayan yeteneksizler var.

Kara İstanbul‘dan sonraki kitabımız Joshua Ferris isimli genççe bir yazarın ilk kitabı olan Then We Came to the End (Ve İşimiz Bitti) oldu. Okuma Cemiyeti’ne kitabı öneren ve tanıtan bizzat ben olmama rağmen seçilmesine biraz şaşırdım zira,  seçenekler arasında en az bilinen kitaptı. Zannedersem sıkıntılı günlerde aday kitaplar arasında komik olma potansiyeli en fazla olan kitap olması seçtirdi.

Yazının Devamı / Continue Reading

Minneapolis: Bu Kadar Hipi Haksız Olamaz

New York’tan uçağa binip 3 saat batıya yol aldım. Fırtına yüzünden 4 saat rötar oldu ve Minneapolis – St. Paul havalanınaa indiğimde saat sabah bir buçuk olmustu bile. Etrafta hiç insan yoktu. Daha sonra bunun şehrin bir özelliği olduğunu anladım. Özellikle şehrin merkezi civarina olanın üç katı kadar daha insan sığar gibi görünüyordu.

Üniversite sonrası Deloitte Consulting’deki ilk işime başladığımda benim gibi analistlere eğitim için iki opsiyon verdiler: Atlanta veya Minneapolis. İkisi arasında kolaylıkla Minneapolis’i seçtim çünkü Atlanta’dan daha yeşil, entellektüel, renkli, üstelik Eylül’de havası daha güzel olan opsiyondu.

Gitmeden önce Minneapolis şehri ve Minnesota eyaleti ile ilgili çelişkili fikirlerim vardı. Bir taraftan Coen Biraderlerin Fargo filmi yüzünden iç karartıcı, sıkıcı bir beyazlıkla kaplı bir coğrafya hatırlıyordum, öte yandan (*The Artist Formerly Called*) Prince’in evinin burada oluşu ve Minneapolis’in liberal bir şehir olarak yaptığı ün sayesinde canlı bir sanat ve eğlence hayatı olduğunu biliyordum. Amerika’ya gitmeden evvelki dönemde seyrettiğim “Altın Kızlar” dizisindeki aptal Rose yüzünden Amerika’nın Midwest (Ortabatı) denilen bu bölgesinin insanının zeka sorunuyla ilgili önyargım da merakımı pekiştiriyordu. Her tarafta aptal sarışın, sağlıklı kırmızı yüzlü, tayyorlerinin altına spor ayakkabı giyip işe giden, fazlasıyla kibar ve iyi niyetli kadınları ve kısa saçları asker gibi kesili, güleryüzlü, sportmen ve iyimser kocalarını göreceğimi bekliyordum.

Yazının Devamı / Continue Reading