Cat’s Cradle (Kedi Beşiği), Kurt Vonnegut

Kitabı kısaca soğuk savaş ve bilim, daha çok şeye sahip olma hırsı, dinlerin ve yasakların insanları kontrol etmek için kullanılması ve Kurt Vonnegut’un uydurduğu eğlenceli bir din ve dinin kendi kavramları hakkında diye özetleyebiliriz. Ve kitabı okumadan önce bu tanımı söyleselerdi kitabı bir oturuşta bitirirdim. Lakin yazarın fazlaya kaçan alaycılığı hatta okuru küçümsemesi, soğuk savaşın bitmiş olması yüzünden temalardan birinin anakronistik ve kadük kalması etkisini azaltıyor. Yine de sevmedim diyemeyeceğim.

Okuma Cemiyeti’nin neredeyse bir senelik duruşundan sonra yeniden başlarken kitap seçme riskine girmeyip eski listemize baktık.  Sonuçta üniversiteden de abim sayılacak olan Kurt Vonnegut’un Kedi Merdiveni kitabı ile Cemiyet hayata döndü.

Yazının Devamı / Continue Reading

A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul

Naipaul’un Nehrin Dönemeci’nde ilgilendiği insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım. Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum. Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım, politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı.

Kötü Bir Yılın Güncesi yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti toplantımızda benim özellikle istediğim iki yazar art arda seçildi; önce J.M. Coetzee sonra da V.S. Naipaul ‘un kitaplarını okuduk – ama ikisini de pek sevmedim.

V.S. Naipaul hakkında oradan buradan okuduklarımdan sevimsiz bir adam olduğu gibi bir fikrim vardı. Hangi kitabı seçelim diye araştırırken bilimum huysuzluklarını, kibrini, eski karısını dövdüğünü, aşağılık kompleksini, hazımsızlığını okudukça iyice rahatsız oldum. New Yorker dergisinden James Wood’un yazısından sonra (Wounder and the Wounded – Yaralayıcı ve Yaralı) kendisini biraz daha iyi anladım ama fikrim fazla değişmedi.

Yazının Devamı / Continue Reading

Pekin

Sonuç olarak cuma akşamı Şangay’da işim bittikten sonra gene dizlerime vuran dar koltuk, öndeki herifin koltuğunu kucağıma yatırması, sürekli sağdan soldan çarpan insanlar, arkamdaki herifin sırtıma soktuğu dizi, geniz temizleme sesleri, gürültülü ve bol tükürüklü konuşmalar dolu bir uçak yolculuğu sonunda dünyanın en kalabalık havaalanları arasında artık ilk 10’a girmiş olan Pekin havaalanına indim.

THY’nin Çin-İstanbul uçuşları sadece Pekin’den kalktığı için İstanbul’a dönmek için Pekin’e uğramam gerekiyordu.  Uğramışken bari bir gün kalayım da üniversiteden arkadaşım Erdoğan Gülle’yi göreyim, diye düşündüm.  Daha önce Tayland’da kendisini ziyaret ettiğim Fransız arkadaşım Erdoğan, altı ay önce Çin’e transfer olmuştu ve uzun zamandır “Gel de Çin’i gör” deyip duruyordu.

Yazının Devamı / Continue Reading

Guatemala

Tepede, büyük bir ağacın altında dört-beş kişi karşımıza çıktı. Tek kelime etmeden bize bakıyorlardı. Biz Ruben’in etrafında bir yarım daire olup onu dinliyorduk. Normalde kıpırdayan her şeyin fotoğrafını çeken Vikram bile hareketsizdi. Biri ağacın altında, biri yanda taştan yapılma iki dev kafanın ortasında Mayalar bir ağaç kütüğünün etrafında sessizce duruyorlardı. Yerde 5-6 tane kocaman puro, yarı içilmiş içki şişeleri, kırmızı/beyaz/siyah mumlar ve bir adet yeni öldürülmüş gibi duran bir tavuk vardı.

Tatillerimi kıskanan sevgili arkadaşlarımın nazarı yüzünden seyahatleri yatakta istirahat ederek geçirir oldum. En son, kardeşimin mezuniyeti için gittiğim Amerika’da 2-3 gün ateş ve boğaz ağrısından mustariptim. Bu sefer de 39,5 dereceyi bulan ateş, boğazağrısı ve öksürük beni gurbet ellerde yataklara düşürdü. Dört günüm yatakta geçti. Bu hastalık melanetinin tek olumlu tarafı ise, yanımda götürdüğüm bütün kitap ve dergileri ilk kez bitirebilmem oldu.

Neden Guatemala? İsmi erkek ismi olmasına rağmen erkek olmayan karım Seha’nın, Amerika’dan bir iş arkadaşı olan Maria, Guatemalalıdır. Aslında bu kadar da basit değil, babası yarı Musevi, yarı Katolik, annesi ise yüzdeyüz Katoliktir. Babası yarı Musevi olduğu için Maria’nın Katolik babaannesi işi sansa bırakmayıp oğlunu papaz okuluna göndermiş. Papaz okulu sonrası evlenen baba ve anne Guatemala’da bir süre yaşadıktan sonra iyice azıtan iç savaş yüzünden Panama’ya kaçmışlar. Maria küçükken Panama’da büyümüş, daha sonra ortam biraz sakinleyince ailece Guatemala’ya dönmüşler. Babası hâlâ sık sık görüştüğü (düğünü de şereflendiren) ilkokul arkadaşlarıyla kafa kafaya verip bir parti kurmuş ve iç savaşın mahvettiği yurdunu kurtarmak için politikaya atılmışlar. İktidara da gelmişler! Ve 1996 senesinde, çok önemli bir iş başararak ateşkesi sağlamışlar.

Yazının Devamı / Continue Reading