Runtalya 2012

Finişi görünce ve etrafı reklam panoları ile çevrili resim çekenlerin olduğu kısma varınca Can ile birbirimizi doldurup depara kalktık. Yarışın tamamını değil de sadece bu kısmını seyreden birisi olsaydı bizi müthiş rekabet içerisindeki Etiyopyalı ve Kenyalı iki atlet sanabilirdi (tabii rengimiz nispeten açık olduğu için bayağı keko birisi olması lazım).

Etiketler / Tags : , ,

Kabataş’ta birden önümüzde bir teyzenin koşmakta olduğunu farkettik. Teyze dediysem basbayağı teyze idi kendisi. Üstünde kahverengi başortüsü, deri bir ceket, elbise, elbisenin altında bir eşofman, kösele tabanlı ayakkabılar ve omzuna asılmış devasa bir siyah çanta vardı. Bayağı da hızlı gittiği için bir süre önümüzde kaldı. Sinan’a keşke makinamız olsaydı da çekseydik derken… Evet, elinde makinasıyla bir genç belirdi ve “hemen çekeyim” deyip bizim resimlerimizi çekti. “Yok bizi değil, şu teyzeyi çeker misiniz, hatıra olsun” dedim.

Etiketler / Tags : , ,

Hadi ulan diye O2′yi doldurdum ve o salak kural yüzünden birazdan sarı kartı yiyecek olan gol atmış futbolcuların hızıyla üstümüzü çıkarmaya başladık. Şortlarımızla kaldığımızda terli halimizle akşam esintisi hafif ürpertse de fazla düşünürsek vazgeçeceğimizi bildiğimizden hemen iki üç basamak aşağı indik. Dalgaların vurduğu son basamak buz gibi ve hafif yosunluydu. Rakıcı abilerin en aktif olanı ayağımızı ve kafamızı kırmadan nasıl atlayacağımızı bizzat atlayarak gösterdi (bombalama denilen stilde). Aklıma rahmetli İsmet İnönü her denize girdiğinde yapılan anlam ve önemini ve neden komik olduğunu bir türlü anlayamadığım İsmet Paşa gibi çivileme atlama esprisi geldi.

Etiketler / Tags : ,

Son gün ise artık patlamaya hazır bir volkan kıvamına gelmiş olan Yasemin’in gazabına uğradık ve Berkman sattı, ben tek başıma bu sefer 30,000 kişinin elektriğini sağladığı söylenen meşhur rüzgar türbinlerine doğru gittim. Önce kekik kokuları içinden ilerledim, daha sonra biraz yokuş yukarı çıkarak gene bir korunun içinden rüzgar türbinlerine vardım ve herhalde deli bu der gibi bakan bekçiye selam verip geri döndüm. Rüzgar türbinlerinin romantik olduğu söyleniyor ama bence romantik falan değil basbayağı korkunçlar. Yanlarına yaklaşınca duyulan korku filmi efekti gibi rüzgar sesi de cabası.

Etiketler / Tags : , ,

Yarışın sonu Gülhane Parkı’nın içinden geçtikten sonra Bab-ı Ali’nin yanındaki yokuştan devam etti. Orada sabah dükkanlarını açmış hediyelik eşyacılar da bayağı eğlenmektelerdi. Tam oralarda önümde 1.85 boylarında, sarı saçları özenle örülmüş bir abla vardı. Şortu da biraz Türk standartlarına göre kısa olduğundan esnafta adeta maçlarda gördüğümüz meksika dalgası gibi hareketlenmeler oluyordu. Erketeye yatmış arkadaşlarından “Bak lan bak, şuna bak!” uyarısını alan çömelmiş adamlar heyecanla ayağa kalkıp dikkatle izliyorlardı. Neyse ki ablanın yanındaki abi Türkçe bilmiyordu da sabah sabah hırgür çıkmadı.

Etiketler / Tags : ,

Ara yollardan koşarken birden yan arsadan tellerin arasından “Ulan sen benim bacımın, kızımın, karımın yanında nasıl böyle şortla koşarsın?” diye havlayan bir köpekten birazcık tırstım. Tam tırıs koşmaya geçmiştim ki bu sefer önümde bir dev çoban köpeği gördüm. Tırıstan da vazgeçtim ve yürümeye başladım. Köpek beni iplemedi, benimle aynı yönde ilerledi ve çok ilginç bir şekilde aniden kayboldu. Karayiplerde geçen korsan filmlerindeki hayalet gemiler gibiydi. Kaybolduğuna göre aniden belirebilir de diye düşündüğümden müziğimi kapattım ve sakin ama pürdikkat koşmaya devam ettim. Köşeyi döner dönmez önüme boyum yüksekliğinde dev iki göz çıktı! Gözler ufak boynuzların arasından sakin sakin bana bakıyorlardı. Meğersem geviş getiren bir öküzmüş. Sahibi duyar da deli zanneder diye içimden öküze “Selamınaleyküm” deyip hızlıca yanından geçtim.

Etiketler / Tags : , ,

Balıkçı kılıklı adamlar ellerindeki çapari oltalarının bir kancasını sağ burun deliğime, ötekisini kulağıma, üçüncüsünü gözüme geçirirken öteki ellerinde tuttukları sigaranın külü yere düşmesin (denize silkelenecek) diye oltalarının kurşununu ayağıma dolamaya çalışıyorlar. Bir tanesi oltasına yem takarken 4 metrelik olta sopasını denize dik koyup sonra havaya kaldırıyor, üstünden 1500 metre engelli yarışındaki gibi atlamanız gerekiyor. Ötekisi boğazdan orkinos yakalayacak ya, oltayı daha uzağa atabilmek için gerilip sağına soluna bakmadan haşırt diye sallıyor. Bir kere köpeğini gezdiren bir çiftin köpeğini yakaladı biri bu şekilde. Neyse ki köpek efendi çıktı da herife birşey olmadı. İçimden ulan şu köpek ben olsaydın da herifi ibret olsun diye kıçının en gevrek yerinden ısırsaydım diye düşünmedim değil.

Etiketler / Tags : , ,
grapes

Sarapçı'ya hoşgeldiniz. Burada gezi yazıları, kitap/film eleştirileri ve çeşitli konularda ufak tefek yazılarımı bulabilirsiniz. Konuk yazarlar isimleri parantez içinde belirtilmişlerdir. Okumaya konular veya tag cloud'dan yazı cinsi seçerek başlamanızı öneririm. Yazıların çoğu uzun olduğu için yazdırıp okursanız rahat edersiniz. İyi okumalar.

Welcome to sarapci.com. This is a personal blog written mostly in Turkish. If you like, you can browse the English posts filed under the "In English" tag. Enjoy.