Çünkü Burası Japonya (3/3) – Tokyo

Japonya’da bu hissi sürekli hissettim; sanki Japonya’nın ormanı, ağacı, evleri, içkileri, yemekleri, hediye kutuları, sokakları, kartvizitleri, hayvanları, dağları, taşları da insanlar gibi ruh sahibi varlıklar ve insanlar gibi hakettikleri saygıyı görüyorlar. Herhalde Japonya’yı en çok da bu yüzden sevdim.

Japonya serisinin ilk yazısı burada ikinci yazı ise şurada.

Tokyo’dan Kyoto’ya Şinkansen denilen meşhur hızlı trenle gittik.  Japonya şehirlerde yaşama oranı en yüksek ülke olduğundan ve ana şehirlerin (Tokyo, Kyoto, Osaka)  etrafı iyice yoğun olduğundan tren teknolojisi çok gelişmiş, insanlar bu şehirler arasında uçak yerine hızlı trenleri kullanıyorlar.  Tren şirketine tren hattını verirken hattın etrafındaki arazileri işletme hakkını de vermişler, o da bu taraflarda büyümeyi teşvik etmiş.

Yazının Devamı / Continue Reading

250 Kelimelik Yalakalık: The Sopranos

Daha ilk bölümlerde koltuğa çivilendik. Senaryo mükemmel, karakterler harika çizilmiş ve Oskarlık (Emmy’lik) aktörler çok inandırıcı, benim için mühim olan müzikler de gayet ince ince seçilmiş. Mafya dizisi olmasına rağmen asıl tema mafyadan ziyade insan psikolojisi olduğundan Dostoyevski yazsaymış olurmuş.

The Sopranos biz ABD’deyken başlayıp meşhur olmuştu ama HBO’ya abone olmadığımızdan ve mafya dizileri pek ilgimi çekmediğinden uzak durmuştum. Birkaç sezon sonra The Economist‘te methiyeler düzülünce meraklandım, ama bu sefer de 6 sezon olmasından çekindim.

Sonunda 6 sezonu edindim ve Sopranos uzun süre izlenecek DVDler rafımda bekledi. O esnada konuştuğum Sinan tüm zamanların en iyi dizisi olduğunu iddia etti, Cem ise “Keşke yerinde olsam da 6 sezonu baştan oturup izlesem” dedi. Wikipedia Sopranos’un dizi endüstrisini yeniden yarattığını yazdı.

Yazının Devamı / Continue Reading