Connecting Rebellion

The program’s format goes like this: first you play a song from say Iron Maiden, let’s suppose you play Hallowed Be Thy Name, a song about a man on his way to the gallows. To proceed to the next song, the DJ has to find a connection to another artist. Let’s also assume that you have a schizophrenic taste of music and you are also fond of Michael Bolton’s How Am I Supposed to Live Without You. This is a song about a man who doesn’t know how he’s supposed to live without her.

My friend Tim hosts a radio show in Açık Radyo, the most progressive and diverse of Turkish radios, and he asked me to be a guest DJ on it.  The show is called Connections; the point is playing songs that are somehow (by hook or by crook) connected.

Yazının Devamı / Continue Reading

Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee

Asuman Kafaoğlu-Büke’nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı: biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden “Edebiyat Dışı” olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz. Coetzee’nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde “belgesel izleyip kitap okuyan” Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor.

Okuma Cemiyeti’nde okuduğumuz en komik kitap olan Alıklar Birliği‘nde sonra gülmemesiyle ünlü Güney Afrikalı (Nobelli) yazar J.M. Coetzee’nın Türkçe’ye yeni tercüme edilen kitabı Kötü Bir Yılın Güncesi‘ni okuduk.

Yazının Devamı / Continue Reading

Rufus Wainwright ve Gey Köprü

Rufus şarkıların aralarında da komik olan ve olmayan birçok espri yaptı, seyirci ile güzel ilişki kurdu, aralarda da tarih bilgisini gösterdi. Daha sonra İstanbul’a konsere gelen her ecnebi şarkıcı gibi nasıl Boğaz’da tekne gezisi yaptığını anlattı ama farklı olaraktan Boğaz’a nehir demedi. Aynı şey hem Guns’n Roses konserinde hem de en sıkıcı grup olan Travis’in konserinden sonra ilaç gibi gelen New Model Army konserinde olmuştu. Seyirciyle konuşurken “Ne güzel nehir” dendiği anda alıngan halkımızdan hemen bir homurtu çıkmıştı ve coğrafi terimler hakkında çok hassas olan abiler hemen “Ne river’ı ulan? Bosforus, Boğaz yani lan!” diye düzeltmişlerdi.

Rufus Wainwright ile bu kadar geç tanışmamın faydası tanışmamdan sadece 4 ay sonra konserini izleyebilmem oldu. Hikmet’in eski stilde çektiği bir karışık CD’de Cigarettes and Chocolate Milk şarkısı vardı. Aslında en sevdiğim şarkısı değil (en sevdiğim şarkısı Going to a Town) ama gene de ilgimi çekti ve başka bulduğum şarkılarını dinlemeye başladım.

Ardından farkettim ki çok yakında caz festivaline geliyor. Üstelik konser İstanbul’daki en favori kapalı konser mekanım olan Aya İrini’de; kaçırmak istemedim. Sağolsun Hikmet bir kıyak daha yaptı ve biletleri de aldı.

Yazının Devamı / Continue Reading

Günah Şehri New Orleans

Biz 2 hafta geç kaldığımız için etrafta kostümlü kimse yoktu. Bizim şahit olduğumuz eğlence daha çok teşhircilik ve röngencilik üzerine idi: Bourbon Street’in barlarının balkonlarına çıkan insanlar ellerinde boncuk kolyelerle yoldan geçen karşı cinsten insanlarla tezahürat eşliğinde pazarlık yapıyorlar. Pazarlık sonucunda kolyenin güzelliğine orantılı güzellikte bir vücut parçası halka teşhir ediliyor. Haliyle insan yolda aval aval yürürken hiç beklemediği anlarda, hiç beklemediği güzelliklerle karşılaşabilmekte.

Ev arkadaşım Sinan ile beraber Spring Break sırasında 9 gün için ABD’nin en enteresan şehri New Orleans’a araba ile gitme fikri ilk başta hayal gibi geldi. Sonuçta haritaya defalarca baktık, Georgia’lı vatandaşlara fikirlerini sorduk, 24 saat yolu kafada tarttık, düşündük, taşındık, kafamızı kaşıdık ve bir gece Amerika’nın tam ortasında kalmak şartıyla yola çıkmaya karar verdik.

İlk gün insanların aksanları anlaşılmaz oluncaya kadar ilerleme konusunda prensip kararına vardık. Sonunda Knoxville, Tennessee’de benzinci adamla anlaşmak normalin üç katı zaman alınca kuzeyden yeteri kadar uzaklaşmış olduğumuzu anladık ve iki tane yatağı olan en ucuz konaklama yerini aramaya başladık. Scottish Inn ve Budget Inn çekişmesini gecesi adam bası 15 dolar, MTV ve telefonla Scottish Inn kazandı. Resepsiyondaki Hintli amcanın Müneccim Efendi’nin evinde kahvaltı etmiş gibi “New York’tan geliyoruz” deyince “Cornell’e mi gidiyorsunuz?” diye sorması gecenin notları arasındadır.

Yazının Devamı / Continue Reading