Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Kitabı sevenler özellikle son bölümlerinin çok etkileyici bulduklarını hatta yer yer gözyaşlarına hakim olamadıklarını söylemişlerdi. Ben ise okurken Pamuk’un “eski Türk filmlerinin bildik konularından bir roman yazarım ama öyle bir yazarım ki bir Orhan Pamuk romanı haline gelir” hedefiyle yazdığını düşündüm. Bunda ne kadar başarılı olmuş tartışılır ama hedef biraz megalomanca olmuştu. Megaloman dediysem hatırlatmak isterim ki o zamanlarda Orhan Pamuk’tan nefret etmek, onu vatanını satarak Nobel almakla ve Nobel almış olmasına rağmen bozuk gramlerle yazmakla itham etmek revaçtaydı. O da bunların üstüne gitmek istercesine (doğru da olsa) Nobel alan “ilk” değil de “tek” Türk yazarı olduğunu vurgulamayı severdi…

(Masumiyet Müzesi stilinde yazılmıştır)

2008 yazındaki sıcak bir akşam Akmerkez’i Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlayan Nispetiye Caddesi’ndeki sıra sıra dizili amerikan usulü kafelerden birinde Seha ve Hikmet ile beraber oturup pahalı, büyük ve buzlu kahvelerimizi içerken bir okuma cemiyeti (Book Club) kurma fikri ortaya çıkmıştı.

Yazının Devamı / Continue Reading

Gospel According to Jesus Christ (İsa’ya Göre İncil), Jose Saramago

It was not totally Saramago’s fault. Our timing was terrible. 43% of the book club members were depressed because of the financial crisis that began to shake the capitalist world. (Ironically, Saramago could have been feeling some schadenfreude at the same time.) 29% of the members had tardy arrivals because their business meetings ended very late, a bit unusual for a Ramadan day.

In the third book review of our Book Club books, I had mentioned my high expectations of Jose Saramago’s The Gospel According to Jesus Christ. I’m glad to say that my expectations were met. Alas I must add that the discussion that followed was a bit dim.

Yazının Devamı / Continue Reading

The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon

This is problem with slang, especially old (80’s) slang like this, the minute you step out of the relevant circles you begin missing out on the experience and it becomes difficult to distinguish the passé from the hip. The Mysteries of Pittsburgh (TMOP), the coming of age story of Art Bechstein is set in an era that is clearly defined by flamboyant details like knitted ties, white blazers, spandex and loop earrings. It also happens to be an era I could – however I would rather not – remember in the context of my teenage years.

This third meeting of our book club was held in Cihangir, the East Village/Notting Hill of Istanbul where our two fortunate members live. It was a nice change to get out of our stuffy neighborhood and feel humored amongst those who were once called hippies, bobos (Bohemian Bourgeois) and guppies (a gay yuppie). I’m not sure if this slang still holds, but observing the abundence of kids in the neighborhood I couldn’t help thinking some of them will soon become dinkys (Double Income No Kids Yet), yappies (Young Affluent Parent) and silkies (Single Income, Loads of Kids) if they haven’t already. At least the lombards (Lots of Money but a Real Dickhead) have not yet invaded, they stick to where we live because in Cihangir the streets are too narrow for their Range Rovers and there isn’t enough parking.

Yazının Devamı / Continue Reading

Mrs. Dalloway, Virginia Woolf

Şarapçı okumaya başladıktan bir süre sonra kitabın bir türlü kendisini sarmadığını anladı ve pakedin içinden kendi çöp poşeti de çıkan çekirdek ambalajından sonraki en iyi icad olan internetten kısa bir araştırma yaparken bir yerde bilinçakışı denilen (stream of conciousness) yazı tekniği hakkında ufak bir yazı buldu ve bu sayede bilinçakışı yöntemiyle yazılan diğer kitapların listesini incelerken hayatta yarım bıraktığı tek kitap olan Çıplak Şölen (Naked Lunch, William Burroughs), en sevmediği kitaplardan Açlık (Hunger, Knut Hamsun), okurken sevdiği ama şu satırları yazarken hiçbirşey hatırlamadığı Bozkırkurdu (Steppenwolf, Hermann Hesse) gibi kitapların hep bilinçakışının örnekleri olduğunu farketti. Aynı listede Ulysses‘i de görünce kendi kendi “acaba Hikmet Bey haklı mı?” dedi ve ürperdi.

Okuma cemiyetimizin ikinci kitabını seçerken östrojenin ağır bastığını ve seçimden (Mrs. Dalloway, Virginia Woolf) pek memnun olmadığımı Puslu Kıtalar Atlası yazısında yazmıştım.

Maalesef korktuğum başıma geldi. Bütün uğraşlarıma rağmen kitabı sevemedim. Okuma cemiyetinin söz konusu toplantısında tabii ki azınlıktaydım, zorla okuyanlar, aman ben hala bitiremedim toplantıyı erteleyelim diye ağlayanlar bile sonuç olarak Mrs. Dalloway’e bayılmışlardı. Kadın dayanışması mıdır nedir? (Hikmet Bey’i tenzih ederim.)

Yazının Devamı / Continue Reading

Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar

Daha önce Virginia Woolf okumadım, Hours filmini izlemedim ama maço bir şekilde yanılmayan maço önyargılarım Woolf’un fazla delikanlı bir yazar olmadığını söylüyor. Tabii maço ve delikanlı bir şekilde “Maço delikanlıysan senin okuma klübünde ne işin var ulan?” diye sormanız da mümkün. Okuma cemiyetinin tamamı murahhas olan azalarının %75’inin kadın olduğunu da düşünürsek işim olmaması lazım. Sonuçta işin içinden çıkamadım, şeriatın kestiği parmak acımaz dedim ve Mrs Dalloway’i ivedilikle edindim.

Taze kurulan okuma cemiyetimiz olarak tartıştığımız ilk kitap İhsan Oktay Anar’ın da ilk kitabı olan Puslu Kıtalar Atlası oldu. Ardından vakit kaybetmeden yeni kitabımızı seçtik (Mrs. Dalloway, Virginia Woolf) ve bir sonraki toplantımızın tarihini belirledik.

Yazının Devamı / Continue Reading