İzmir’in İkizi, Selanik

Lokantanın adını unuttum ama kereviti hayatımda yediğim en iyi kerevit idi – ki prensip olarak karada olsa yemeyeceğim yaratığı denizden çıktı diye yemekten hoşlanan bir kişi değilim. Burada yediğimiz saat 15:30’dan 20:00’ye kadar süren öğlen (!) yemeğini unutamıyorum. Hava açık olduğundan Olimpos Dağı da batan güneşin yanında çok net görünüyordu. Hani Atatürk’ün kordonda güneş batışına karşı rakı içmek için İzmir’i aldığı geyiği vardır, onun gibi.

Gitmeden önce neden olduğunu bilemiyordum ama Selanik’in gönlümdeki yeri hep ayrı oldu.   Önceleri sadece birkaç resmini görerek sevmiştim.   Sakinlerinin kıskançlık ile kibir arası bir hisle Atina’dan daha üstün olduğunu iddia ettiği, ilkokul birinci sinifta Atatürk’ün doğduğu pembe boyalı ev ile kafamıza kazınan İzmir’in ikizi, Osmanlı reform hareketlerinin ve İttihat ve Terakki’nin, Hareket Ordusu’nun çıkış noktası, birkaç sene önce Avrupa Kültür Başkenti seçilen bu Yunanistan’in ikinci (ki bir üçüncü yok) merkezinin sokaklarında ilk defa gezerken bile mahallemde gibiydim.

Yazının Devamı / Continue Reading

Osmanlı Şehri Saraybosna

Avusturya – Macaristan Veliahtı ve Arşidükü Franz Ferdinand (ki ismi günümüzde güzel bir rok grubunda yaşamaktadır) ve hamile karısı 19 yaşındaki sırp milliyetçisi öğrenci Gavrilo Princip tarafından tam burada vurulmuş. İnsanın tarih derslerinde defalarca okuduğu o “bardağı taşıran son damla” süikastının olduğu yerin yanından koşarak geçmesi enteresan bir duygu.

Aygen kaç senedir davet ediyordu ama bir türlü gitmeyi becerememiştik. Ama bu sefer yaz tatilimize kısa bir Bosna ve Hırvatistan seyahati sıkıştırmayı becerdik. Aslında üşenecek birşey de yoktu, uçakla 1.5 saat kadar yol, lacivert pasaportlara vize istemiyorlar. Hatta pasaport kontrolünde anneannemin konken arkadaşlarınının 15 sene önceki halini andıran oldukça şık bir teyze Türkçe-Boşnakça tercümanlık bile yapıyor!

Uçak Saraybosna’ya doğru alçalırken şehrin konumunu seneler önce gittiğim Erzurum’a benzettim (bkz. Dizler ve Omuzlar yazısı). Kışın karlarla kaplanan hayal meyal hatırladığım 1984 kış olimpiyatlarının yapıldığı dağların arasındaki vadiye sıkışmış 450.000 kişilik bir şehir.

Yazının Devamı / Continue Reading

Kıprıs

Girne’ye varınca Kıbrıs’a gelen Türkiye türkü turistlerin durumunu hemen gördük. Bizimle taksiyi paylaşan çiftin kadın olanı taksiciye döndü ve “Evladım beni Rocks’ta bırak” dedi. Ben anlayamadım önce ama sonra kocasına dönüp “sen de bavulları yerleştirince gelirsin” deyince durum anlaşıldı. Teyze 3 günlük bayram tatilinde kumar vaktini maksimize ediyordu! Kocası “peki sultanım, tabii sultanım” manasına gelen birşeyler mırıldandı ve otele varınca homurdanarak bavulları taşıdı.

Bu sene bayram tatili kısa, ben de yoldan, uçaktan, trenden, taksiden, bavuldan, otelden, bahşişten bıkmış durumdayım hele vize mize hiç uğraşacak halim kalmadı – lakin Seha’nın zoruyla biryerlere gitmemiz gerekmekte… Seha emrivaki yapti ve Kibris Türk Havayollarından biletleri aldı, otel rezervasyonunu yaptı. Bana da bok yemek düştü.Giderken son dakika Asım arkadaşımın da Kibris’a niyetlendiğini öğrendim, aradim hemen. Megersem Asım Kıbrıs eksperiymiş de haberim yokmuş. Annesi, ablası ve cicegi burnunda karısı Senem’i de gezdireceği icin güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.

Yazının Devamı / Continue Reading

Atina

Disarida simitciler vardi. Hemen onlarla konusmaya basladim ve artik tatilin bir klasigi olmus olan “Turkce biliyor musunuz?” sorumu Yunanca sordum. Bu sefer cevap Turkce geldi, “Biliyorum!” Megersem simitcinin adi Aydin’mis ve yanindaki de Selahattin’mis! Iskece’li Turkmus ikisi de. Hemen bir simit ikram ettiler. Ben de terbiyesiz bir sekilde simitin bayat oldugunu iddia ettim.

Yunanistan’a universite yillarindan beri gitmek istiyordum. Universite arkadaslarimla bitmek bilmeyen tartismalar bazen kavgalar ve bos konusmalar, Dodi Sotiriyu’nun unutamadigim kitabi Benden Selam Soyle Anadolu’ya, Herkul Milas’in buradaki ve oradaki politika ve kultur uzerine kitaplari, Radikal’de Yorgo Kirbaki’nin Yunanistan’daki yasam ve keyif ile ilgili yazilari falan derken nihayet kismet oldu da en azindan Atina’ya gitmis oldum.

Yazının Devamı / Continue Reading

Kahire

İçeri girerken kapıdaki ayakkabı alıcısı amca elleriyle “ver ver” hareketi yaptı. Ben de kafamla “olmaz olmaz” hareketi yaptım. Ama aynı esnada, caminin bir köşesinden beni gösterip “O kâfir şuradan şuraya gidemez, durdurun!” jestleriyle yerinde zıplayıp duran abi de gözümden kaçmadı. Ortalığı velveleye vermemek için hızla içerideki mümin kalabılığın arasında kendimi kaybettirmeyi başardım.

Karım Seha bir danışmanlık projesi için, beş haftalığına Mısır’a gitti. Ben de onu ziyarete gitme bahanesiyle, bir haftasonu Kahire’yi görmüş oldum. Mısır hem gittiğim ilk eski Osmanlı vilayeti, hem de seyahatlerimde Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ilk ülke olduğu için, orada geçireceğim 48 saatin kıymetini bilip, etraflı bir program yaparak görebildiğim kadar çok şey görmeye çalıştım.

Yazının Devamı / Continue Reading