Kıprıs

Girne’ye varınca Kıbrıs’a gelen Türkiye türkü turistlerin durumunu hemen gördük. Bizimle taksiyi paylaşan çiftin kadın olanı taksiciye döndü ve “Evladım beni Rocks’ta bırak” dedi. Ben anlayamadım önce ama sonra kocasına dönüp “sen de bavulları yerleştirince gelirsin” deyince durum anlaşıldı. Teyze 3 günlük bayram tatilinde kumar vaktini maksimize ediyordu! Kocası “peki sultanım, tabii sultanım” manasına gelen birşeyler mırıldandı ve otele varınca homurdanarak bavulları taşıdı.

Bu sene bayram tatili kısa, ben de yoldan, uçaktan, trenden, taksiden, bavuldan, otelden, bahşişten bıkmış durumdayım hele vize mize hiç uğraşacak halim kalmadı – lakin Seha’nın zoruyla biryerlere gitmemiz gerekmekte… Seha emrivaki yapti ve Kibris Türk Havayollarından biletleri aldı, otel rezervasyonunu yaptı. Bana da bok yemek düştü.Giderken son dakika Asım arkadaşımın da Kibris’a niyetlendiğini öğrendim, aradim hemen. Megersem Asım Kıbrıs eksperiymiş de haberim yokmuş. Annesi, ablası ve cicegi burnunda karısı Senem’i de gezdireceği icin güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.

Yazının Devamı / Continue Reading

Atina

Disarida simitciler vardi. Hemen onlarla konusmaya basladim ve artik tatilin bir klasigi olmus olan “Turkce biliyor musunuz?” sorumu Yunanca sordum. Bu sefer cevap Turkce geldi, “Biliyorum!” Megersem simitcinin adi Aydin’mis ve yanindaki de Selahattin’mis! Iskece’li Turkmus ikisi de. Hemen bir simit ikram ettiler. Ben de terbiyesiz bir sekilde simitin bayat oldugunu iddia ettim.

Yunanistan’a universite yillarindan beri gitmek istiyordum. Universite arkadaslarimla bitmek bilmeyen tartismalar bazen kavgalar ve bos konusmalar, Dodi Sotiriyu’nun unutamadigim kitabi Benden Selam Soyle Anadolu’ya, Herkul Milas’in buradaki ve oradaki politika ve kultur uzerine kitaplari, Radikal’de Yorgo Kirbaki’nin Yunanistan’daki yasam ve keyif ile ilgili yazilari falan derken nihayet kismet oldu da en azindan Atina’ya gitmis oldum.

Yazının Devamı / Continue Reading

Kahire

İçeri girerken kapıdaki ayakkabı alıcısı amca elleriyle “ver ver” hareketi yaptı. Ben de kafamla “olmaz olmaz” hareketi yaptım. Ama aynı esnada, caminin bir köşesinden beni gösterip “O kâfir şuradan şuraya gidemez, durdurun!” jestleriyle yerinde zıplayıp duran abi de gözümden kaçmadı. Ortalığı velveleye vermemek için hızla içerideki mümin kalabılığın arasında kendimi kaybettirmeyi başardım.

Karım Seha bir danışmanlık projesi için, beş haftalığına Mısır’a gitti. Ben de onu ziyarete gitme bahanesiyle, bir haftasonu Kahire’yi görmüş oldum. Mısır hem gittiğim ilk eski Osmanlı vilayeti, hem de seyahatlerimde Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ilk ülke olduğu için, orada geçireceğim 48 saatin kıymetini bilip, etraflı bir program yaparak görebildiğim kadar çok şey görmeye çalıştım.

Yazının Devamı / Continue Reading