Shalimar The Clown, Salman Rushdie

As we reached the end, satisfied, having sated our (intellectual and culinary) hunger, I felt a little uneasy because the whole night we had been discussing India and Pakistan and on the next table were an expat couple (their timidity signaling a preliminary stage of their dating) one American born Indian (an ABCD) the other asian/oriental. If they end up reading this post I’d like to apologise to them, but they can rest assured that we had the best intentions in the world. And I do not mean it as in the proverb which seems to sum up one of the morals of Shalimar The Clown, “the road to hell is paved with the cobblestones of best intentions”.

Franny and Zooey by J.D. Salinger, our latest book in our book club was a gem. It was short and dense, made me think about how I waste my time, one of the most important steps on the way along the “know thyself” route. It was a book ideal for introverts and was about the internal reflections one has once in a while. Shalimar the Clown, by one of my favourite authors Salman Rushdie, is another attempt at knowing oneself (as all good literature is) but this time in a different way. Salman Rushdie is more concerned about “us” and others and how the troubles in some seemingly remote part of the world affect those who think they are safe and sound in their glass houses. In that way Shalimar the Clown might even be an orientalist novel especially after September 11 and other terrorist attacks that tainted the “safe west” closing the gap with the tumultuous nations of the “east”.

Yazının Devamı / Continue Reading

Literature Meme, Midnight’s Children

I discovered Midnight’s Children in a bookstore in Mumbai eight and a half years ago and was more than pleasantly surprised as soon as I began reading it on the train from Agra to Delhi. Back then, my knowledge of Rushdie was limited to the controversy after the fatwa and I must say I am quite angry with the whole cacophony that has shrouded the beauty of his writing.

For you ignorant readers out there, a meme is defined by Wikipedia as “cultural information, such as a practice or idea, that gets transmitted verbally or by repeated action from one mind to another”. According to Richard Dawkins, who can take the credit as the person who coined the term, a meme is a replicator. I think I like this succinct description better.

In this case (practically speaking) a meme is an incentive to get bloggers to write. And as you can see (in this case) it works.

Yazının Devamı / Continue Reading

White Teeth (İnci Gibi Dişler), Zadie Smith

White Teeth hakkini veremeyecek tek cumlelik bir ozet gerekirse 74’lerde dogan 3 cocugun kuzey Londra’daki hayatlariyla ilgili bir roman. Cocuklarin hayatlarinin tam anlasilmasi icin 2 jenerasyon geriye gitmek gerekiyor, dolayisiyla kitap parcalar halinde 1900’lerin basindan 1992’ye kadar, Jamaika, Banglades, Bulgaristan, ve (en buyuk/onemli kismi) Londra’da geciyor. Bu akici ve eglenceli romanin ana temalari goc, Ingilizler ve yabancilar; kontrol, cocuklar ve ebeveynler.

Yaklasik bir senedir White Teeth’in paperback baskisini bekliyordum. Sonunda aldim, hediye ettim, sonra okudum ve begendim.

Bilmeyenlere ve ogrenmek isteyenlere: Amerika ve Ingiltere’de yeni cikan kitaplar ekseriyetle hardcover adi verilen kalin bir cilt ile kaliteli kagida basilarak cikartilir. Kitabin cok heveslileri bu baskiyi fiyatina bakmadan alirlar. Bir sene kadar sonra, artik hardcover’ı alan aldi diye kitabin Turkiye’deki kitaplar gibi ince ve yumusak kapakli ucuz baskisini cikartirlar. Ben kalin kapakli kitaplari hem gereksiz yere pahali hem de cok agir ve katlamasi zor diye almamaya calisirim. Paperback baskinin cikmasini sabirla beklerim.

Yazının Devamı / Continue Reading

The Ground Beneath Her Feet, Salman Rushdie

Rushdie’nin bu kitapta denedigi degisik seyler ise mitoloji referanslari, depremler, Londra ve New York. Kitabin konusu Orfeus’un hikayesinden alinmis. Yunan Mitolojisinin en iyi muzisyeni Orfeus, karisi Yuridis bir yilan tarafindan oldurulunce, onu kurtarmak uzerine oluler diyarina gider. Orada bir sarki ile herkesin (Hades basta olmak uzere) gonlunu kazanip karisini kurtarir, fakat bir sartla: yukari cikana kadar arkasina donup karisina bakmamasi lazimdir. Beceriksiz Orfeus donup bakar ve karisi oluler diyarina geri doner. Bundan sonra Orfeus korkunc bir sekilde olene dek inzivaya cekilip muzik calarak yasar…

Salman Rushdie’nin son kitabinin baslangic tarihi kendisine Humeyni ve adamlari tarafindan verilen olum fetvasi ile ayni gune denk geliyor: Sevgililer Gunu, 1989. Sevgililer gununu kutlamayan mollalar ile sevgililer gununu kutlamayan seksi sarkici Vina Apsara kaderlerini bir sekilde birlestiriyorlar: Vina Meksika’da dev bir deprem sonrasinda topragin icine girerken, Rushdie de yeri yarip icine kaciyor ki olum fetvasi yerine getirilmesin. Vina, ayaklarinin altindaki toprak olmakla yetinecek iki adama izin vermedigi icin ayaklarinin altindaki toprak tarafindan yutuluyor. Rusdhie ise cenesini tutamadigi icinden geleni yaptigi kafasindan geceni yazdigi icin, topragin catlaginin icine kacan bir hamambocegi gibi yok olmak zorunda kaliyor.

Yazının Devamı / Continue Reading

The Ground Beneath Her Feet, Salman Rushdie (Yalın)

U2’nun son albumunun Avrupa baskisinda 12 numarali sarkinin adi The Ground Beneath Her Feet. Dostu Salman’in romanindan sozleri secen Bono yazmis muzigini. Yaklasik 600 sayfalik kitabi okurken de tum ana karakterleri film muzikleri misali kafamda bu sarki ve benzeri tonlari kullanarak tasvir ettim. Zaten kitap adeta notalarla yazilmis ve sanki her yeni bolumun basinda bir sol anahtari ve sonunda bir sus isareti var; roman Vina Apsara ve Ormus Cama adli iki uluslararasi rock yildizinin oykusu. Guzeller guzeli ve etkileyici sesli Vina’nin, kendi gibi muzikle icice bir hayata sahip Ormus ile kucuklugunden beri yasadigi iliskiler uzerine kurulu, mitolojik Orpheus hikayesinin esnetilerek gunumuze uyarlanmasiyla ortaya cikan epik ve lirik bir roman bu.

Son romani The Ground Beneath Her Feet Salman Rushdie adli edebi deha ile ilk tanismam oldu. Uzerinde en cok konusulan iki kitabi Seytan Ayetleri ve Geceyarisi Cocuklari yerine bu romani ile kendisini okumaya baslamami basta garipseyen vardi. Kimi ustalarin son urettiklerini gordukten sonra eski urettiklerine de donup bakma taktigini denedim. Yeni nesiller eski ustalarla hep boyle tanisirlar: Mesela U2’nun son albumunu dinleyen yeni nesil muzikseverler begendikten sonra donup October gibi eski klasik albumlerini de alirlar. Veya Almodovar’in gecen seneki Todo Sobre mi Madre filmini seyredip begenen filmseverler arasindan geri donup Matador’u da videocudan kiralayanlar cikmistir. Hatta Yasar Kemal’in son Ada Uclemesi’nin ilk kitabini okuyan ve begendikten sonra yillar sonrasina geri donup Ince Memed’i okuyan bile olmustur mutlaka. Masalci Rushdie ile de oyle tanismak istedim. Gunumuz dunyasinda, gunumuz olaylari yasanmisken, Internet ve CNN artik herkesin onundeyken neler yaziyor, neler uretiyor, gormek istedim. Sonra en basarili calismasi olarak gosterilen Geceyarisi Cocuklari’na da sira gelecektir bir gun.

Yazının Devamı / Continue Reading