Dizler ve Omuzlar

Muayene yatagina sirt ustu yattim. Sag dizimi disari sarkitmam istendi. Sarkittim. Doktor kirmizi bir kovayi dizimin altina yerlestirdi. Ohaaa diye dusunup, kibarca “Oraya kanim mi akicak?” dedim. Doktor, “Kanin degil canin akacak!” diye cevabi yapistirdi. Bunun uzerine bana susmak dustu zaten.

UYARI: Bu yazida bazi tibbi prosedurler acimasizca anlatilmistir. Yemek yerken okunmamasi salik verilir.

Vucudumuzun dizayni en kotu iki yerinin dizler ve omuzlar oldugu soylenir. Bu yazida sag dizimin gecirdigi bilimum kazalardan en eglencelisini yazmak istedim.

Lise 3’un uzun tatillerinden birisiydi. Sanirim 23 Nisan tatili… 23 Nisan Ramazan ayinin ortalarina geliyordu o sene. Babam haric bizim aile, yasca kucuk cussece buyuk dayim ve ailesi, dayimin arkadasi Ahmet Abi ve cekirdek ailesi arti kayinbiraderi ve benim yatakhane arkadasim Yalin Erzurum Palandoken’e bir kayak tatiline gittik.

Turk Havayollari Erzurum’a Trabzon uzerinden THT (Turk Hava Tasimaciligi) pirpirlariyla ucuyordu. Hani motor calismazsa kaptan pilot disari cikicak, motora iki tekme atacak, motor bir iki “pot pot” sesinden sonra yavas yavas calisacak, iste o cinsten pirpir. Bindigimizde hostesler agirligi esitlemek icin yerlerimizi degistirdiler. Dayim iki oglu arti kardesim kadar cekiyordu, dolayisiyla butun yolcularin yeri o referans alinarak ayarlandi. Zaten ucakta bizden baska pek yolcu da yoktu.

Erzurum’a inerken hava acik oldugundan karli daglar arasindan zirvelerin arasina sikismis Erzurum sehriyle birden bire goz goze geldik. Alana inince, yol yorgunluguyla direkman zaten yamaclarini gorebildigimiz Palandoken’e cikmak istedik ve turistik Erzurum gezimizi erteledik. Havaalani – Palandoken arasi taksi ile 15 dakika falandi. Ucak inince hostes hanimin “On behelf of di keptin and cruv ve vud like to tenk yu for flyink wit Turkish Airlayns, tenk yu” seklindeki anonsu da enteresandi.

O zamanlar Palandoken’e daha ozel sektor gelmemisti. Iki uc kalinacak yerden biri olan Karayollari Misafirhanesine yerlestik. Misafirhane ucuz bir otel olarak isliyordu ve haliyle otelden cok bir yatakhaneyi andiriyordu. Her odada 3-4 ranza ve her katta cinsiyet basina bir genel tuvalet/banyo mevcuttu. Bizim odada ben, Yalin ve Ahmet Abi’nin kayinbiraderi Haci Ahmet kaliyorduk.

Haci Ahmet bizden sadece birkac yas buyuk olmasina ragmen gercekten de haci idi. Hatta ablasinin kocasi Ahmet Abi’ye icki ictigi zamanlarda homurdandigi dedikodulari vardi. Sakali cikmadigindan sakal birakamiyordu galiba. Biz de butun tatil aman pot kirmayalim diye diken ustundeydik. Zaten o Ramazan butun Erzurum ve 24 kilometre cevresinde oruc tutmayan bir biz vardik herhalde…

Palandoken’deki kayak liftleri devlet tarafindan isletildigi icin saat 4’te kapaniyorlardi. Tam kayagin en guzel zamaninda, liftci amcalar son cikis uyarisini verip oruclarini bozmaya gidiyorlardi. Biz de alismistik. 5 gibi, otelde yemekhanesk 4 bolmeli tepsilerde yemegimizi yiyor oturma odasinda laflayarak, kitap okuyarak, oyunlar oynayarak, bazen yemekhanedeki televizyondan TRT birinci kanalda Yurttan Sesler korosunu seyrederek geceyi bekleyip erkenden kalkmak uzere erkenden yatiyorduk.

Zannadersem ucuncu gundu. Son cikisin son yolculari olarak tepeye ciktik. Ben Yalin ve kardesim Levent kayiyorduk. Ben kayis suresini maksimize etmek icin agir agir kayarken en arkada kalmistim. Bir sure sonra etrafta benden baska kimse kalmadigini farkettim ve otekilere yetismek amaciyla pistten cikip dumduz inmeye karar verdim. Gozukara bir hamleyle bolkara girdim. Guzel guzel gidiyordum ki, 2-3 metre onumde kardelen vaziyetinde minik sivri ve beyaz taslardan bir tarla oldugunun farkina vardim. Bre aman diyemeden iyice yaklasmisken can havliyle ustlerinden atlamaya kalktim. Amma velakin, tas tarlasi sandigimdan daha genisti. Taslarin tam orta yerine kondum, taslara takilan kayaklarim biri saga biri sola ucustular, ben de taslarin uzerinden James Bond tarzinda biraz yuvarlandiktan sonra durdum. Dizlerimde keskin bir aci vardi. Etrafta yardim isteyecek kimse yoktu. Mecburen dizlerimi kara gomup biraz bekledim, uyusur da acisi diner diye. Gercekten, birazdan aci azaldi. Korkarak dondum ve dizlerime baktim. Sol dizimde pantalon delinmisti, dev ama derin olmayan bir yaradan pismemis kusbasi et rengindeki etlerim gozukuyordu. Ama pantolon ustunden gorunusunde hicbir sey olmayan sag dizim daha cok aciyordu nedense. Zar zor dikilip kayaklarimi topladim. Piste kadar yurudum, pistte tekrar taktim kayaklari ve yavas yavas inmeye basladim.

Palandoken pistleri Alanya – Tasucu arasindaki uzun ince yol gibi dar ve ucurum kenarindalardi. Ucurumdan mumkun oldugunda uzak kalarak dar kavislerle asagi indim. Bizi hakkinda uyardiklari tas koprunun etrafinda bir kalabalik gordum.

Tastan kopru, pistin sonuna dogru minik bir derenin ustune yapilmisti. Ogleden sonra dagin golgesi ustune vurdugu icin buz tutuyordu, ustunden gecerken dikkatli olmamiz tembihlenmisti. Zira kopruden gecer gecmez 10 metre ileride dag bicakla kesilmis gibi yukselip, kayadan bir duvar seklini aliyordu. Kalabaliga biraz yaklasinca Yalin’in dehset icinde yerde yatan adama baktigini gordum. Yanlarina bir gittim ki, yerde yatan Haci Ahmet’in bosluga bakan acik gozlerinin ustunden sakaklarindan gelen kan ip gibi gecip beyaz karlari Japon bayragi gibi boyamis. Yaninda z sekline girmis kayaklari duruyordu.

Korku ve saskinliktan kendi dizimi unuttum. Tanimadigim bir teyze cok korktugu icin kendisini asagi indirmemi rica ederken sedye ile kayakli 2 koylu geldi. Ceset gibi yatan Haci Ahmet’i hemen sedyeye aldilar, ve geldikleri gibi hizla asagiya goturduler.

Ben teyzeyi asagi indirdim. Kardan cikar cikmaz dayim ayakkabilarini otelden getirmemi soyledi. Kayak ayakkabilarimi cikaramadan buz ustune dusmemeye ugrasarak otele kostum ve dayimin ayakkabilarini getirdim. Hemen bir taksi ile Erzurum’a indiler. Bu arada ben de otele geri donerken anneme dizimin agridigini soyledim. Otelde actik baktik, sol dizde genis ama sig bir yara vardi sadece. Asil merak konusu olan sag dizimi acinca isaret parmagimin birinci bogumunun girecegi buyuklukte bir delik gordum. Hatta acaba burdan cikan et parcasi nerede diye pantolonumun icini bile aradim ama birsey bulamadim. Bulan pilav yapsin bari diye dusundum.

Dikis atilmaya hastaneye gitmeye karar verdik. Erzurum Ataturk Universitesi Tip Fakultesi Hastanesine dogru yola ciktik. Yolda taksi soforu “Ben Ramazan’da oruc yiyeni gorursem doverim”, deyince annemle bir guzel kavga ettiler. Bu arada ben kendi derdimde oldugumdan maalesef kavgaya katilamadim.

Acil’e girdigimiz zaman iftar vaktiydi. Girer girmez bir cocugun feryatlariyla karsilastik. 10-12 yaslarinda esmer ve kivircik sacliydi. Turkce bilmiyordu, koylusu bir adam – cocuk yetimdi ondan hastaneye koylusu birisi getirmisti – tercumanlik yapmaktaydi. Megersem kus avlamak icin bir elektrik diregine tirmanmis, kusa diye hamle yapip ciplak elleriyle elektrik tellerini tutmustu. Her tarafi yanik icindeydi. Esmer teni yer yer daha da kararmisti. Zaten iftar yuzunden acilde sadece bir hemsire vardi, o da zavalli cocuga bakmaya calisiyordu. Yaklasik yarim saat sonra birkac hemsire daha geldiler ve cocugun ayaklarinda his var mi diye cazirt cozurt elektrik vermeye basladilar. Sonunda gevis getirerek bir Doktor Bey de geldi ve etraftakilere cocukla ilgili emirler verdikten sonra bana bakmaya basladi. Zaten ben Kurt cocugu gorunce kendi durumumu onemsemez olmustum. Ama eline lastik kokulu eldiveni gecirip, “Bakalim delik nereye kadar gidiyormus?” diye parmagini dizime sokunca hissettigim aci durumumun vahim olabilecegini hatirlatti. Delik dortte bir parmak kadarmis megersem. Eldiveni kandan kipkirmizi olmustu. Dikilmesi gerekiyormus, ama once bir rontgeni cekilsinmis, kirik da olabilirmis. Bana bir tekerlekli sandalye verdiler. Sandayeyi annem itiyordu. Bize rontgen odasini tarif ettiler. Bombos hastanede isiksiz ve soguk koridorlardan ilerleyerek nihayet odayi bulduk. Ama tabii ki rontgenci de iftardaydi. Birazdan o da gevis getirerek geldi. Rontgenimi cekti ve kirik bulamadi. Bunun uzerine dikilmeye dorduncu kata yollandim.

Dorduncu kat biraz daha hareketliydi, isiklar yaniyordu en azindan. Hemsireler bana bakamadan konusuyorlardi, zira dizim ortaya ciksin diye pantolonum cikarildigi icin, hastane koridorlarinda donla oturmaktaydim. Biraz bekledik. Bir ara onumuzden hamile bir tekir kedi sakin sakin salinirak gecti. Kendisiyle kimse ilgilenmiyordu. Sanki dogurmak icin hastaneye gelmisti, daha vakti vardi ve etrafi muhtemelen tanidigi icin volta atmaktaydi. Belki de o da sirasini bekliyordur diye dusunduk.

Birazdan genc irisi bir doktor beni pek kullanmadığım göbek adım ile cagirdi. Annem nedense boyle durumlarda tam adimi verir ve beni hep adimin kullanmadigim kismiyla cagirirlar. Bir muayene odasina girdim. Kahverengi muayene yatagina yatirildim. Isin ilginci iceride doktor ve benden baska kasketli, pos biyikli ve kirli sakalli koylu kostumlu bir amca da vardi. Acaba amca neci diye dusunurken doktorla aralarinda, “Ibrahim Abi ordan bana pensi versene?”, “Buyur Osman Tootor”, “Sekiz numarali igne nerede?”, “Vallah gormemisim,” turunden konusmalar gecince amcanin hemsire gorevini yaptigini kavradim.

Muayene yatagina sirt ustu yattim. Sag dizimi disari sarkitmam istendi. Sarkittim. Doktor kirmizi bir kovayi dizimin altina yerlestirdi. Ohaaa diye dusunup, kibarca “Oraya kanim mi akicak?” dedim. Doktor, “Kanin degil canin akacak!” diye cevabi yapistirdi. Bunun uzerine bana susmak dustu zaten.

Maalesef ince igneleri olmadigindan biraz iz kalacagini izah etti. “Delik kapansin da gerisi onemli degil” dedim. Esprituel doktorum daha fazla iskence etmeden beni birakamazdi. Kicim suzgec gibi oluncaya kadar igne yapti. Enfeksiyona karsi antibiyotiklerin butun spektrumunu kapsiyormus sagolsun. Sonunda Yalin ve annemin omuzlarina dayanarak taburcu edildim. 3 hafta sag ayagimin ustune basmamam soylendi ve geri otele paketlendim. Allahtan donus taksisininde herhangi bir vukuat cikmadi.

Dondugumuzde Haci Ahmet’in kafasi 30 Agustos’larda yayinlanan Cuneyt Arkin filmlerindeki Kurtulus savasi gazileri gibi sariliydi. Onun da sakagina dikis atilmisti. Ama gorunusu benden daha saglikliydi, 2 saat once Palandoken Dagina kafa atmis bir adama benzemiyordu en azindan. Herkes Allah korumus yorumlari yapiyordu. Allah korumak icin onu tercih edecekti heralde.

Bu beklenmedik kazalar yuzunden donusumuzu erkene aldik. Herkes son kez kayarken ben ve Haci Ahmet otelde oturduk. Bu arada vahsi doktorum gunde bilmemkac tane igne verdigi icin Palandoken’de igneci arandi. Mehmet Doktor diye bir idealist doktor bulundu. Dunyanin en iyi adamlarindan biriydi kendisi. Hicbir zaman para almadi. “Sadece Erzurum’da bir Doktor Mehmet oldugunu hatirlayin yeter” diyordu.

Donuste sagolsunlar THY’den cok hurmet gordum. Tekerlekli sandalye, ozel koltuk gibi kiyaklar yapildi ve gene omuzlara dayanarak evime dondum. Istanbul’da da bir doktora gorundum, ve merak edilecek bir sey olmadigini, iri kiyim doktorun temkinli davrandigini hatta dizimin ustune basabilecegimi sevinerek ogrendim.

O enteresan tatili, Erzurum’daki hastahaneyi ve harbi musluman doktorlarini, idealist Mehmet Doktor’u, Haci Ahmet’i ve Allahin korudugu kazasini, hamile tekir kediyi izbandut doktor ve pos biyikli yardimcisinin kalin dikis igneleri sayesinde sag dizime bakinca hep hatirlarim.

New York

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *