Glue, Irvine Welsh (Yalın)

Welsh artik gunumuz dunya edebiyatinin onemli yazarlarindan biri oldu. Onun kadar yasadigi sehri ve o sehrin yarattigi nesli bu kadar iyi anlatan baska yasayan yazar bilmiyorum (tavsiyelere acigim ama). Gecen yil Turkce’ye de cevrildi kitaplari ama tabi tercumede degerini cok buyuk olcude kaybedecegini tahmin ediyorum. Ingilizcesi Iskoc aksaniyla yazilmis uzun bir roman okumaya mideniz varsa, Trainspotting muhabbeti hosunuza gidiyorsa, ve hayatinizi bir arada tutturmak ara ara zor geliyorsa harika bir uhu Glue.

Cok eglenceli ve saglam bir kitap tavsiyesi: Sarapci’nın 2001 yilinda Irvine Welsh’e bizzat imzalattirarak hediye aldigi, ismi Gal kendi Iskoc yazarin sondan bir onceki romani Glue. Bir cok Welsh klasigiyle dolu bir roman ve bundan onceki romanlari Filth’tan da Marabou’dan da daha eglenceli. Welsh’in Trainspotting’den beri degisen stili enteresan.

Sanki 20li yaslarin baslarinda Trainspotting’i okuyan, filmini ezbere bilen, muzigini evinde dinleyen okur kitlesinin buyuyusunu yeni kitaplarindaki karakterleriyle yansitiyor. Kapagindaki sisme kadin resmiyle kitapligimda heyecanla tarafimdan okunmayi bekleyen son kitabi Porno da aynen oyle sanirim. Ustune Welsh bir cok karakteri yeni kitaplarinda tekrar tekrar gundeme getiriyor ve gecen yillarla karakterlerini de yaslandiriyor. Okur da o karakterle asagi yukari yasit oldugu icin arkadaslarinin hikayesini okur gibi roman ustune roman okuyabiliyor.

Glue tabi ki Edinburgh’da yasayan bir grup gencin hikayesini anlatiyor. Ama diger kitaplarinin aksine gecmisten baslayip zamanda ileri giderek daha cok hayat hikayelerini anlatiyor gibi. Ilk bolumunde, 80li yillar, gencler 15-16 yaslarinda, okul kirma maceralari, futbol maclari, kavgalar, alkol, ilk kari-kiz tecrubeleri, vesaire. Ikinci bolumde, 90li yillar, 25-26 yaslarindalar, okullar bitmis, issizlik, yeni kavgalar, yeni evlilikler, hayat telasi, vesaire. Ucuncu bolumde, 2000li yillar, artik gencler 35-36 yaslarinda, hala issizlik, hala kavgalar, yurumeyen evlilikler, mutsuz cocuklar, cenazeler, vesaire.

Kitabin basligi Glue, yani uhu, ana karakter olan dort delikanliyi (“Juice” Terry Lawson, Carl “N-Sign” Ewart, Billy “Business” Birrell, Andrew “Gally” Galloway) hayat boyu bir arada tutturan yapistirici unsurdan esinleniyor. Kendi hayatlarimizdan bildigimiz gibi bu uhu Edinburgh’da da hayatin her doneminde biraz farkli bir sekil aliyor, ve karakterlerin arasinda uhusunun hayat boyu kopmadigi baglar oldugu gibi uhunun ne kadar ugrassa tutturamadigi baglar da var. Hayatta bir cok seyi bir arada uhuyla tutturmak Edinburgh’da bu gencler icin en basindan beri pek kolay olmuyor.

Kitapta epey gulduren dehset futbol sahneleri var (Hibs-Hearts Edinburgh derbisi aynen Cimbom-Fener muhabbeti), dehset yatak sahneleri var (detaya girmiyorum), dehset muhabbetler (bir-iki ornek asagida), ispiyonculuk (Gally’nin acikli hikayesi), hirsizlik, Ingiltere-Iskocya catismasi, haplar, acayip gece hayati, Amerikalilarla ve Almanlarla dalga gecmeler, Edinburgh Festivali turistleri gibi tipik Welsh temalari.

Mesela bir gun Business Birrell evine kadar gelip kapisini calan ve haftalardir yataga atmak icin cok ugrastigi Yvonne’u kapi deliginden bakarak seyrediyor. Kafasinda buyuk bir celiski: kapiyi acsam mi acmasam mi?? Celiskinin sebebi, ertesi sabah arkadaslariyla cok onemli bir futbol maci var ve de bacaklarinda guc kaybetmek istemiyor. Ustelik Dundee United’dan bir menejer gelip maclarini seyredecek. Celiski Birrell’i yiyip bitiriyor: “It wid be good tae huv a ride up here, take the eftirnoon oaf. Ah dinnae want her tae think we’re gaun oot thegither but. Aye, ah’ve goat fitba the morn.” Ve bir-iki dakika tereddutten sonra Yvonne vazgeciyor ve evine donuyor. Birrell de rahat bir nefes aliyor. Prensipleri olan bir cocuk: hayatta kimi olaylar digerlerinden daima daha onemli ve bunlari birbirine asla karistirmamak lazim.

Ha bu arada, yukarda farkedildigi uzre kitap cogunlukla Iskoc aksaniyla yazilmis, yani ustteki gibi cumlelere ivedilikle alismaniz gerekiyor, yoksa kitabi cok anlayamiyorsunuz. Ilk yirmi sayfadan falan sonra alisiyor insan; hatta ara ara guzel cumleleri yuksek sesle okuyor ve Iskoc aksanini test ediyor. Tabi herkese olmak zorunda degil bu, ama ben metroda bir-kac defa denedim, fena olmuyormus Iskoc aksanim. Tercihen etrafta kimse yokken denemenizi tavsiye ederim tabi.

Kitabin en onemli karakteri Juice Terry dahil olmak uzere butun ekip Easter Road stadyumunda Hibernian-Rangers macina gidiyorlar. Bu arada Hibernian’da efsanevi Georgie Best oynuyor. Ekipte Hearts taraftarlari ve Hibs taraftarlari karisik. Amac da futbol seyretmek degil zaten. Butun atkilar, formalar, sapkalar, kucuk votka siseleri saklaniyor ve Rangers’lilarin oturdugu acik tribune caktirmadan oturuluyor. Juice Terry’nin fikri bu: amac pata kute Glasgow’dan deplasmana gelen Rangers taraftarlarina girisip kavga cikartmak. Bu arada ayni macta Begbie, Renton, Spud, Sick Boy gibi Trainspotting’den bildigimiz karakterler de var. Derken polislerin de giristigi dehset bir kavga cikiyor acik tribunde. Aralarindaki en ufaklik Gally anlatiyor: “Ah run n kick the boy n the leg, aimin fir ehs baws, n Juice Terry brings the half boatil ay voddy doon oan toap ehs heid.” Kavganin feci buyudugu, sagda-solda siselerin kirildigi, kaslarin patladigi bir anda, bir sise sahaya firliyor ve George Best’in yanina dusuyor. Best siseye yaklasiyor, siseyi eline aliyor, agzina goturuyor ve iciyor gibi yapiyor. Rangers’lisi, Hibs’lisi tribunlerdeki herkes kahkahayi basiyor ve kavga biraz olsun bu sayede yumusuyor. Ertesi gun de butun ekip Sunday Mail gazetesinde basilmis kavga fotograflarinda nasil ciktiklarinin muhabbetini yapiyorlar butun gun. En cok Juice Terry on planda. Pazartesi gunu de okulda buyuk bir kahraman tabi kendisi.

Sonlara dogru duygusal delikanli Carl “N-Sign” Ewart yillarca evinden ayri kalip Avustralya’da dj’lik yaptiktan sonra babasinin hastanedeki hasta yatagina son anda yetisiyor. Babasi “nerelerdeydin oglum bunca yildir?” diye zar zor sordugunda N-Sign cevap veremiyor, bilemiyor, yillarca ayri kalmasina ragmen ilerde annesi-babasiyla nasilsa oturup bol bol muhabbet edecekleri vakti olabilecegini hep dusundugunu soyluyor: “You always think that there’ll be time tae catch up again. Tae square things. Then this happens and you realise that it’s no like that.” Tabi okur olarak da mesaji aliyoruz.

Tae square things.

Glue’yu okurken mutemadiyen “uhu”nun Edinburgh sehri oldugunu da dusundum – dogup buyudukleri ve cocukluklarini yasadiklari yer, aradan yillar gecese bile her zaman aralarindaki uhu oluyor. Ben de Istanbul sehri icin aynisini dusunuyorum mesela – yillardir ayri kalmis olsam bile Istanbul ve Turkiye uhusu beni bir cok arkadasimla beraber tutuyor. Bugun San Francisco’dan Londra’ya, Turkiye icinde ve disinda yasayan Turklerin muhabbet ortami emsali gorulmemis bir sekilde kuvvetliyse, bunu Turkiye uhusuna borcluyuz. Cunku hic birimiz nereye gidecegimizi bilmiyoruz ama hepimiz nerden geldigimizi biliyoruz. Ve o gecmisimizdeki uhu bizi bugun bir arada tutuyor, ve gelecegimizde, kimbilir belki de tae square things yaparken, bir arada tutacak.

Hayatta belki de en buyuk yetenek ise, uhu ne olursa olsun, tae square things olayini gelecegi beklemeden bugun yapabilmek.

Welsh artik gunumuz dunya edebiyatinin onemli yazarlarindan biri oldu. Onun kadar yasadigi sehri ve o sehrin yarattigi nesli bu kadar iyi anlatan baska yasayan yazar bilmiyorum (tavsiyelere acigim ama). Gecen yil Turkce’ye de cevrildi kitaplari (Emin gec kaldik abi – eeee) ama tabi tercumede degerini cok buyuk olcude kaybedecegini tahmin ediyorum. Ingilizcesi Iskoc aksaniyla yazilmis uzun bir roman okumaya mideniz varsa, Trainspotting muhabbeti hosunuza gidiyorsa, ve hayatinizi bir arada tutturmak ara ara zor geliyorsa harika bir uhu Glue.

Londra

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *