Dünyanın En Güzel Sesi (Yalın)

Nasil yani?? Ne harbi??? Hani mutlu-mesut collerde kosup oynuyorduk?!? Aslan babaya celp ne zaman geldi?? Kucuk niye colden kovuluyor? Col isgal altinda mi? Hayvanlar aleminde emperyalizmin soguk nefesi col ahalisini yerinden mi ediyor? Tilkiler ve kertenkeleler ne durumdalar? Koskoca ormanlar krali aslan vurulduysa aslani kim vurdu? Sirtlanlar mi? Ne zaman aslan babalari vurup da kucuk aslanlari yuvalarindan kovacak bir teskilatlanmaya girdi bu sirtlanlar??

Baba yazıları serisinde başka bir taze babanın (Yalın) bebek şarkıları hakkındaki bu harika analizini de eklemek isterim. İyi okumalar. – Şarapçı

Her sabah ise gitmek uzere metroya yururken sabah 8 gibi mahallemizin ana caddesi Cromwell Road uzerindeki Fransiz Charles de Gaulle Lisesi’nin onunden geciyorum. Dersler 830’da basladigi icin genelde benim gectigim saatlerde bir-iki tane ipod dinleyen delikanli veya kafa kafaya vermis son dakika odevlerini tamamlamaya calisan bir grup ogrenci haric okulun kapisinin onu bombos oluyor. Ama bazen evden cesitli sebeplerden dolayi cikmam gecikmisse ve 830’a dogru onunden geciyorsam, kaldirimin uzeri tiklim tiklim ogrenci dolu oluyor. Bunlarin arasinda sigara icenler, joleli saclilar, sinif baskanlari, sivilceleri bir anda cikmaya basladigindan beri kizlarla konusmaktan utanip bir koseye cekilenler, kosede opusen mavi sacli oglanla dazlak kiz, ve benzeri klasik lise karakterlerini secebilmek mumkun oluyor.

Oglumuz Alp dogdugundan beri bu gibi ogrenci gruplariyla karsilastigimda hep kendi kendime Alp acaba ileride nasil bir ogrenci olacak diye dusunup duruyorum.

Gerci Londra’da bu isler bizim kucuklugumuze gore cok farkli. Burada dogdugu hafta bazi okullara basvuru formu gondermemissen artik mesela 5 Eylul 2010 Pazartesi gunu baslayacak sinifta yer kalmamis bile olabiliyor. Ve anlatilanlar dogruysa oyle bir sistem var ki belirli anaokullarina gitmezsen belirli ilkokullara gitmek mumkun olamiyor. O belirli ilkokullara gidilmemisse belirli liselere gidilemiyor. Ve o belirli liselere gidilmemisse mesela Oxford ya da Cambridge’e gidebilme sansi sifira yakin. Bir Ingiliz dogum oncesi tavsiyeler kitabinda eger dogum tarihi bir ayin ortalarinda gibiyse ciddi bir sekilde ayin basinda sezeryanla
bebegin alinmasi oneriliyor – zira ayin basinda dogar dogmaz bazi okullara basvurulursa o aylik kota dolmadan listelere girilebiliniliyormus.

Ayin Basinda Dogmazsaniz  Boyle Resmine Bakarsiniz Ancak

Baba olmanin dayanilmaz hafifligi diyelim, iste boyle kisa bir sure once aklinin kosesinden gecmeyecek konular bir anda aksam yemegi muhabbetlerinin konusu olabiliyor. Hele hele yeni dogum yapmis iki tane anneyi bir aksam yemeginde bir araya getirin, takribi on dakika icinde mesela memeuclarinin hassasiyetine karsi kullanilmasi gereken kremlerin giysilere bulasmamasi icin alinmasi gereken onlemler konusu bir anda gundeme gelecektir, sasirmayin. Ozellikle bebek oncesi takildigimiz kankalarimiz bu gibi muhabbet anlarinda aramiza ufacik bir bebekle beraber girmis olan kocaman bir ucurumun bir anda boylece farkina varacaklar.

Oya ile anne-babalik tecrubesini ilk defa yasadigimiz su son iki ay hayatimizin herhalde en kifayetli iki ayi oldu. Dort hafta erken ve fakat 3.5 kilo dogan Alp’in su anda 7 kiloluk bir canavar olmasinda en buyuk pay tabii ki Oya’nin, ama benim de cok onemli katkilarim olmadi degil. Mesela yemek ve baska kokular iceren cop torbalarini haftalardir kim baglayip kapinin onune koyuyor, ayrica supermarketten her hafta litrelerce su tasima isini kim hallediyor, Alp tum gerceklerin farkinda tabii ki.

O kadar cok yazilabilecek konu var ki. Insan dakikada 2000e yakin kelime dusunebilir, anlasilir bir bicimde 100-150 arasi kelime konusabilir, mesleki uzmanlikları haric 50-80 arasi kelime yazabilirmis (cok iddiali yazdim – bu sayilar dogru mu ki acaba?), o yuzden – hele su andaki uykusuzluk ve yorgunlugumla – beynimden gecen konularin hepsini yazabilmem mumkun degil.

Yalniz birini kelimelere dokmeye calisayim: mesela, yeni bir his, artik hayat boyu ailemin en mutsuz ferdinden daha mutlu olabilecegimi sanmiyorum.

Neyse, konuya donmek gerekirse, Alp’in gelisimine en buyuk katkilardan birini ipod’umuzdaki Alp adli playlist’i yaratarak gerceklestirmis oldugumu vurgulamaliyim. Bu playlist’e basta bol Mozart olmak uzere klasik muzik klasikleri, Manu Chao gibi yabanci dilde bebeksel sarkilar, Soyle Canim veya Please Don’t Let Me Be Misunderstood gibi tanidik tezahurat melodisi iceren sarkilar, ve tabii ki Turkce cocuk sarkilari yukledim.

Yegenlerim sagolsun, amcalik yaptigim su son yedi yilda cocuk sarkilarina hafif bir asinaligim olusmustu, ama o aglamakta olan bebegi uyutma sorumlulugunu amca olarak degil de baba olarak ustlenince tabii ki her turlu sarki-turku-saklabanlik uygulamalari vacip oluyor (yoksa farz mi demeli?). Zaten futbol tezahurat repertuari genis (ve/veya askere gitmis) Turk babalarin bebeklerini uyutma misyonu icerisinde soyleyecek sarki bulmakta zorluk cekeceklerini hic sanmiyorum. “14 saatlik bu cileee…bitsin artik bu geceeee” misali.

Yalniz bazi cocuk sarkilari yazan insanlarla ilgili ciddi suphelerim var. Oncelikle kendi cocuklugumdan cok sevdigim ve kalbimde yer etmis Bir Kucucuk Aslancik sarkisini ele alalim. Bir kere kendi kucuklugumun verdigi nostaljik zevk ile, ayni babamin zamaninda bana soyledigi gibi, ben bu sarkiyi Alp’e soylemeye bayiliyorum.

Aslancik

Kita kita isleyelim:

Bir kucucuk aslancik varmis
Collerde ko-ko-kosar oynarmis

Simdi aslanin kosup oynamayi bir kenara birakin collerde yasamasi tabii ki kritik bir zoolojik soru isareti, ama yine de bunu kurcalamayacak olursak, su ana kadar kosup oynayan kucucuk bir aslancik imajiyla cok guzel basladi sarki.

Babasi onu cok severmis
Sen benim ca-ca-canimsin dermis

Iste en can alici misralar. Tam bu kitayi soylerken kucagindaki kollarini sallayan ve etrafa bakinan yaratiga iyice sikicana bir sarilmak ve de sozleri gercekten tane tane soyleyip dinletmek istiyorsun. Sarki dort kisa satirla hikayeye ve ana karakterlere inanilmaz guzel ve ekonomik bir baslangic yapiyor. Boyle bir hikaye baslangicina ve karakter tanitimina yuzlerce sayfa sonunda bile ulasamamis nice romanlar okumusuzdur.

Ama collerde kosup oynayan ve babasinin canindan cok sevdigi bu kucucuk aslanciki cogumuzun bildigi gibi korkunc bir trajediler zinciri bekliyor. Devam edelim:

Aslan baba harpte vurulmus
Kucuk de co-co-colden kovulmus

Nasil yani?? Ne harbi??? Hani mutlu-mesut collerde kosup oynuyorduk?!? Aslan babaya celp ne zaman geldi?? Kucuk niye colden kovuluyor? Col isgal altinda mi? Hayvanlar aleminde emperyalizmin soguk nefesi col ahalisini yerinden mi ediyor? Tilkiler ve kertenkeleler ne durumdalar? Koskoca ormanlar krali aslan vurulduysa aslani kim vurdu? Sirtlanlar mi? Ne zaman aslan babalari vurup da kucuk aslanlari yuvalarindan kovacak bir teskilatlanmaya girdi bu sirtlanlar??

Simba

Sirtlanlar Demisken Simba’yi Anmak Lazim

Sarkinin bu tragedya havasina girdikten sonrasini biz kucukken nasil soyluyorduk hatirlamiyorum. Benim aldigim Domates adli cocuk sarkilari CD’sinde bir-iki kita daha var. Anafikir yukarida saydigimiz hikaye, ama kucuk aslancik colden kovulduktan sonra sarkinin en sonundaki kita cok ilginc:

Bu hikayenin sonu pek hostur
Soylemem so-so-soylemem bostur

Aaaa, tam mutlu son diye heyecanlanirken niye bu korkunc hikayenin sonu hos ise soylenmiyor?? Hos olan hersey bos mudur? Nedir ne degildir? Offf, naaptin baba, vallahi tam uyuyacaktim, kafami mahvettin, allak bullak oldum, aglasam mi gulsem mi bilemiyorum. En iyisi bana biraz daha meme verin de sakinleseyim.

Alp’ten ricam bu sarkilari dinlerken ve soylerken anlamlarini pek kafaya takmamasi.

Tabii ki ana fikir bir hikaye anlatirken ayni zamanda caktirmadan ders vermek. Bir gun bir gun eve gelip de kimse olmayan bir cocugun dolabi acip bakip da seker sandigi ilaci yemis yemis bitirmis ve aksama baslamis olan sancisinin hikayesini cok iyi biliyoruz.

Diger bir ornek nar gibi domatesle beyaz peynir. Hatirlayalim:

Nar gibi domatesle beyaz peynir
Amanin efendim ne guzel yenir

Bu misra nedense benim CD’de bir parca ekmekle ne guzel yenir diye degistirilmis – ama belki de ben zamaninda farkli ogrenmisim.

Gel onu seninle yiyelim
Derhal duzelir keyfin nesen gelir

Ne guzel, neseli, istahli, hem de mutevazi bir baslangic. Fakat sonundaki mesajlar asil cok onemli:

Her zaman insan istedigini bulmaz
Bazen az yemekten rengimiz solmaz
Mideni cok yormamalisin
Biraz da perhiz et, hic fena olmaz

Tek kelimeyle harika! Bu kitayi hic duymamistim. Ekonomik kriz donemi veya kimbilir nasil bir halet-i ruhiye icerisinde yazilmis. Onemli olan bebeklerimizi uyutmaya yariyor mu, biz sadece ona bakalim. Sadece Turkce degil, Ingilizce cocuk sarkilarinda da gercek anlamlari kurcalamak degisik sonuclar cikartiyor: mesela ring around the rosie ile baa baa black sheep’in anlamlarini her soyleyen bir bilse. Ilki cuzzam hastaligiyla, ikincisi de onucuncu yuzyilda Ingiliz kralinin koyun postuna koydugu yeni bir vergiyle ilgili derler. Veya London Bridge is falling down sarkisinin terorizm cagristirmadigini kim soyleyebilir?

Herseye ragmen ben oglumu yeni Turkce sarki alternatiflerimizden shake it up sekerim yerine nar gibi domates’le uyutmayi her zaman tercih edecegim galiba.

Son olarak Kucuk Ayse ile Kucuk Asker’in hikayesini de vurgulamadan edemeyecegim. Kucuk Ayse bebegine bakar ve ona mama verirken Kucuk Asker tufegini silip palaskasini takip kislaya gitmektedir. Yahu ben askere gidene kadar palaska kelimesini duymamistim, burda 3-4 yasinda cocuklarin dagarcigina eklenmesi oneriliyor, tebrik etmek zorundayim.

Aslancik ve Kucuk Asker arasindaki ortak noktayi tabii ki anliyoruz. Sonucta Turkiye Cumhuriyeti’nin kurulusundan beri sadece asagi yukari uc nesil cocuk yetistirdi ulkemiz. Ve bu nesillerin ozellikle ilkinde bir yandan bebegini besleyip uyutmaya calisirken ote yandan bebeginin babasinin gercekten harpte vuruldugu binlerce fedakar anne vardi. Hepimiz Su Cilgin Turkler’i okuduk. Hatirlatmak benim haddime dusmez ama nereden geldigimizi unutmamaliyiz.

Savasta olmadigim ve oglumu geceleri sahsen yatirabildigim icin tum harpte vurulan aslan babalarimiza ve tum palaskasiyla kislaya giden delikanlilarimiza tekrar bir tesekkur edip bu daha cok uzun surup gidebilecek cocuk sarkilari muhabbetine simdilik son veriyorum.

Tum bu zavalli bebek uyutma cabalari, harala-gurele, bagirti-cagirti, aglama-zirlama, karambol-kargasa, ve zart-zurt anlarinin sonunda Alp artik bayginliktan uyudugu an o burnundan derin nefes almasinin sesi var ya…bebegin huzurlu uyudugunun ve buyudugunun (evet, uyusun da buyusun ninnisi biyolojik bir gercek) teyidi… Artik benim icin dunyanin en guzel sesi bu

Buraya kadar okuduysaniz benim de bu hikayemin sonu pek hostur. Ustelik soylemem bostur deyip sizi kandirmayacagim, soyleyecegim.

1998-2006 arasinda yazdigim bazi New York ve Londra temali eski yazilari derleyip toparlayip Alp ilerde olur ya bilgisayar kullanmaz belki diye okuyabilmesi ve babasini daha iyi taniyabilmesi icin kagida bastirdim. Kitabimi www.lulu.com, www.lulu.com/uk, www.amazon.com, www.amazon.co.uk, veya www.barnesandnoble.com gibi belli basli elektronik kitapcilarda bulabilirsiniz. Palaskami taktim, emir ve goruslerinize hazirim komtanim.

Yalin
Londra,
Mayis 2007

Önceki Yazı: Taze Babalara Öğütler – Bebek Bakma Ekolleri

4 thoughts on “Dünyanın En Güzel Sesi (Yalın)”

  1. Imre, kutu kutu pense’yi tamamen atlamisim! cok haklisin…kimbilir nasil bir anlami vardi ilk yazildiginda?! bu arada emin de fransiz literaturundeki alouette gentil alouette’yu hatirlatti…sozleri arasinda je te plumerai la tete gibi once gagasini koparirim sonra kafasini koparirim, sonra kanatlarini koparirim, sonra bacaklarini koparirim gibi sozlerle dolu… giyotin kulturunun etkisi olsa gerek… sevgiler.

  2. Yalin yaa… bi de su kutu kutu pense sarkisini analiz edermisin? Hani su arkadas cemberinin etrafinda donerek soylenen oyun sarkisi yokmuydu? Yoksa o kutudakiler pense degilmiydi? Ben mi yanlis anlamisim bunca sene?

  3. Aslan Baba şarkısı yıllar yılı benim de aklıma takıldı. Neden böyle eziyet çektiren ve her 30’lu yaşlardaki insanın çocukluk travması olmuş bir şarkının bu kadar popüler olduğunu anlamaya çalıştım. Küçükken benim de babam bana bu şarkıyı söylerdi. Ve her söyleyişinde boğazıma bir türlü yutamadığım bir yumru takılır ve salya sümük ağlayarak şarkı seansı sona erirdi. Bu azabı çekmeye de nedense bayılrdım ve şarkıyı ertesi gece tekrar isterdim. Sanırım her seferinde sonunun değişmesini umardım. Sanırım insan oğlu her yaşta belli bir acı dozunu kendine enjekte etmekten haz duyuyor. Küçükken Aslan Baba şarkısıyla efkarlanmak, büyüyünce bi kadeh rakı eşliğinde dinlenen buram buram acı kokan bir müslüm, bir zeki müren şarkısına evriliyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *