Dubliners (Dublinliler), James Joyce

…En ilginci James Joyce’un da aralarında olduğu İrlandalı oryantalistler üstlerindeki İngiliz etkisinden hoşlanmadıkları için İrlandalıların atalarının Doğu Akdeniz’den geldiklerini dolayısıyla İrlanda dilinin ve alfabesinin kökeninin Fenike olduğunu iddia ediyorlar. Hatta James Joyce bir yazısında “Dublin ve Istanbul’un asil ikiz kimliğinden” bahsediyor!

Okuma Cemiyetimizde acılar içinde okumak zorunda kaldığım İklimler‘den bir önceki yazımda yazdığım gibi illallah ettiğim için James Joyce’un Dubliners kitabına sıcak, yaz, plaj demeden heyecanla sarıldım.

Kitabın başlangıcı yaz tatili haftamıza denk geldi. Alışkanlığım olduğu üzere tatildeki yoğun okuma seanslarıma öncelikle birikmişlerden başladım. Okumak için kenara ayırdığım dergileri (son iki ayın Roll‘u, bir adet eski Intelligent Life, bir adet hayatı dijitize etme hakkında Wired), internetten basıp biriktirdikten sonra ataşımsı siyah şeylerle kategorilerine göre ayırdığım New Yorker, The Guardian makalelerini ve emailden, Facebook’tan, Friendfeed’den bulduğum ve sonra okumak için ayırdığım bir dolu yazıyı bitirmek toplam 4 günümü aldı. Zaten gazete harici okuma saati Marmaris’te her gün elime geçen The Guardian ile birlikte 3’e çıkardığım gazeteler sayesinde ancak öğleden sonra geliyordu.

Dublinliler, James Joyce

Dublinliler James Joyce’un 1904 – 1914 arasında henüz ünlenmeden önce yazdığı, Dublin’de geçen 15 kısa hikayesini derlediği bir kitabı. Hikayeleri ara vermeden okuyarak derlemenin tamamı üzerine düşünmek de mümkün ama ben  detayları merak ettiğim için İrlanda hakkında bilgisi benim gibi kıt Amerikalı okurlar için yazılmış olan açıklamalı (annotated) versiyonundan memnun kaldım. Hikayeler birbirine bağlantısız olsa da bazı karakterleri başka hikayelerde hatta sonra Joyce’un en meşhur kitabı olan Ulysses‘de görebiliyorsunuz. Ayrıca hikayelerin tümü aynı yıllarda Dublin’de geçtiği için biraz Magnolia filmi gibi ayrı ayrı konulardan bir bütünlük oluşmuş durumda.

Hikayelerin ortak noktası hiçbirinde fazla birşey olmaması. Dublin’de çoğunlukla işçi sınıfı ve orta sınıftan karakterlerin arasında düzenbazlar, sapıklar, okuldan kaçan çocuklar, sonradan görme zenginlar, ayyaşlar, manipulatif anneler, çocuklarını döven babalar, aşık genç delikanlılar, aşık yaşlı teyzelere yüz vermeyen aksi yaşlı amcalar mevcut. Genel olarak Dublinliler hakkında o kadar negatif özellikler seçilmiş ki yeni filizlenen İrlanda milliyetçiliği içinde vatan haini olarak suçlanmadıysa şaşırırım.

Dublinliler‘de hikaye/şiir gibi yoğun eserlerde olması beklenen detaylarda 20 yüzyıl başı İrlanda pop kültürüne, edebiyatına, dinlerine ve mezheplerine, gazetelerine ve politikasına, Dublin’in dükkan, birahane, lokanta ve otellerine fazlasıyla gönderme söz konusu. Kitabın açıklamalı versiyonunda resimler, haritalar ve şiirler/şarkılar ile şehri ve o zamanki İrlandalıları daha iyi anlamak mümkün. James Joyce hikayelerini o kadar realist yazmış ki kitap bir antropolojik eser olarak bile okunabilir. Hatta benim tavsiyem mümkünse Dublin’e gitmeden önce okumanız sonrasında Dublin sokaklarını 100 sene önceki hallerini düşünerek gezmeniz. Ama dikkat, bunu yapmadan önce Ulysses‘i de okumanız gerekeceğinden Dublin seyahatiniz uzun süre ertelenebilir!

İçimizdeki İrlandalılar
Hikayelerde benim ilgimi çeken konulardan bir tanesi 20 yüzyıl başı İrlandalı psikolojisi. İrlandalılar ayrı bir dinden (Katolik), fakir ve eğitimsiz oldukları için çok etkisinde oldukları İngilizler tarafından aşağılanıyorlar. Irish Times Dublin’de yapılacak bir araba yarışı öncesinde politikacılara ya şehri temizlemelerini ya da yarışın güzergahını şehrin daha güzel yerlerinden geçecek şekilde değiştirmelerini aksi takdirde bir kez daha yabancılara rezil olacaklarını söylüyor.

Dublinliler‘deki bir karakter Dublin’de insanın hakkıyla bir yere gelmesinin imkansız olduğunu dolayısıyla başka ülkelere göç etmenin elzem olduğunu söylerken yurtdışında köşeyi dönen biri ise memleketine ve insanlarına burun kıvırıyor. İrlandalıların neredeyse tamamı dindar, katolikler protestanları az sayıdaki protestanlar ise katolikleri sevmiyorlar.

Milliyetçilik moda olmuş durumda. Birçok İrlandalı biraz da zorlamayla İrlanda kültürünü öğrenmeye başlarken bir kısmı da İngiliz kültürüne oranla aşağı bulduğı İrlanda şarkılarını, edebiyatını ve dilini küçümsüyor. Bir hikayede tatilde Fransa ve Belçika’ya gidecek olan bir adam “Önce ülkeni gör!” diye azarlanıyor.

En ilginci James Joyce’un da aralarında olduğu İrlandalı oryantalistler üstlerindeki İngiliz etkisinden hoşlanmadıkları için İrlandalıların atalarının Doğu Akdeniz’den geldiklerini dolayısıyla İrlanda dilinin ve alfabesinin kökeninin Fenike olduğunu iddia ediyorlar. Hatta James Joyce bir yazısında “Dublin ve Istanbul’un asil ikiz kimliğinden” bahsediyor!

James Joyce

Bana Pek Hemşehrimizmiş Gibi Gelmedi Ama Olsun

1900’ların başı Dublin’inin tasvirleri bana İstanbul’un tıkış tıkış mekanlarını hatırlatıyor. Kitaptaki en sevdiğim hikayelerden birisi olan ve Londra’ya kurulan kardeş fuar (“Londra’daki Konstantinopolis”) sonrasında Dublin’e gelen “Dublin’deki Arabistan” fuarında geçen Araby isimli hikayeden tercüme ettiğim aşağıdaki paragrafa bakınız:

Işıl ışıl sokaklarda sarhoşların ve avaz avaz pazarlık yapan kadınların itiş kakışı içinde; küfürleşen işçilerin, domuz sakatatı dolu varillerinin yanında ciyaklayan tezgahtar çocukların, O’Donnavan Rosso hakkında türküler ve ülkemizin dertleri hakkında ağıtlar söyleyen sokak şarkıcılarının gürültüleri arasında ilerledik.

Domuzu balık veya koyun, şarkıları ise bilimum Türk şarkıları ile değiştirseniz İstiklal Caddesi veya Balık Pazarı civarlarında bir haftasonu akşamı gibi değil mi? Özellikle gündüz yağmur yağdıktan sonra yerlerin çamurlu olduğunu ve paçalarınızın sayın belediye başkanımızın 3 kere değiştirtmesine rağmen 3 senede kırık dökük olan kaldırım taşlarından birine basınca sıçrayan su ile ıslanmış olduğunu düşününüz.

Bir teoriye göre oryantalist James Joyce Araby hikayesinin içine ebced hesabıyla ismini yazmış. Hikayede saatin söylendiği cümleye dikkat ediniz!

Sonuçta kitabı severek ve ilgiyle okudum. Hikayeler hakkında yazılmış yazıları ve hikayeleri okurun anlamasına yardımcı olacak notları da inceledim, notlar olmasa çok daha az şey anlayacaktım o kesin. Ama yine de Okuma Cemiyeti‘nde bu kitabı okumak çok da iyi bir fikir değildi galiba. Hem yazın herkes kitabın ağırlığından şikayet etti hem de hikaye kitabı olduğu için genel fikri tartışmamız gerekti o da çok kolay olmadı.

Toplantıya Seha hasta olduğu için gelmeyip Burcu da geç gelince, üstüne de seçtiğimiz mekan Fischer çok ruhsuz çıkınca en başarısız tartışmalarımızdan birisi oldu.

Bir sonraki seçimimiz olan Vladimir Nabokov’un Despair kitabı Amazon’da bile bulunmadığı için bir sonraki toplantı için yeni bir kitap seçmek zorunda kaldık: John Kennedy Toole’un A Confederacy of Dunces (Alıklar Birliği) isimli romanı.

Alıklar Birliği hakkında birçok yerde “okurken gülmekten yerlere yattım” yorumları okudum. Şimdiye kadar hiçbir kitabı okurken gülmekten yerlere yattığımı hatırlamıyorum. Aslında düşününce Woody Allen ve Dave Barry’yi okurken bayağı gülmüşlüğüm vardır ama ikisi de roman olmadığı için kategori dışındalar. Bakalım, beklentilerim yüksek.

2 thoughts on “Dubliners (Dublinliler), James Joyce”

  1. uc adet yorumum olacak:

    1. resimdeki irlandali sana cok benziyor. icimizdeki irlandalinin kim oldugu ortaya cikti.

    2. biz cemiyetimizde hikaye kitabi secmiyoruz, sadece roman.

    3. kaldirim taslarini senede bir tekrar yaptirmazsa ona belediye baskani denmez.

    operim

  2. en sevdigim de “The Dead” ‘dir Dubliners’da. cok da guzel bir film uyarlamasi vardir John Huston tarafindan. Ama tabii Joyce’un tadi baska.

    Yes, the newspapers were right. Snow was general all over Ireland.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *