Cat’s Cradle (Kedi Beşiği), Kurt Vonnegut

Kitabı kısaca soğuk savaş ve bilim, daha çok şeye sahip olma hırsı, dinlerin ve yasakların insanları kontrol etmek için kullanılması ve Kurt Vonnegut’un uydurduğu eğlenceli bir din ve dinin kendi kavramları hakkında diye özetleyebiliriz. Ve kitabı okumadan önce bu tanımı söyleselerdi kitabı bir oturuşta bitirirdim. Lakin yazarın fazlaya kaçan alaycılığı hatta okuru küçümsemesi, soğuk savaşın bitmiş olması yüzünden temalardan birinin anakronistik ve kadük kalması etkisini azaltıyor. Yine de sevmedim diyemeyeceğim.

Okuma Cemiyeti’nin neredeyse bir senelik duruşundan sonra yeniden başlarken kitap seçme riskine girmeyip eski listemize baktık.  Sonuçta üniversiteden de abim sayılacak olan Kurt Vonnegut’un Kedi Merdiveni kitabı ile Cemiyet hayata döndü.

Cemiyetimizi sarapci.com’dan takip edenler Norwegian Wood‘da kaldık sanabilirler.  Halbuki benim yazı tembelliğini had safhada yaşadığım bu dönemde Cemiyet durmadı ve aşağıdakileri okudu:

  • Invisible (Görünmeyen), Paul Auster
  • The Elephant’s Journey (Filin Yolculuğu), Jose Saramago
  • The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby), Scott Fitzgerald
  • Rabbit, Run (Tavşan, Kaç), John Updike
  • Amerika, Franz Kafka
  • The Magus (Büyücü), John Fowles

Bunlardan Invisible kendini okutsa da şimdi düşününce kitap hakkında çok az şey hatırladığımı farkediyorum.  Üzerine yazı yazmaya elim varmıyor diyebilirim.  Ve evet sarapci.com’daki son 5 yazının tarihlerine bakarsanız zaten eski hızımda da değilim, buna harcayacağım 1 ay içerisinde en azından WordPress temamı yenilemeyi tercih edeceğimi biliyorum (bu arada o işi de yaptım sonunda).

The Elephant’s Journey‘in merhum yazarı Jose Saramago’dan ise çok ümitliydim.  Önceki okuduğumuz kitabı İsa’ya Göre İncil Cemiyet’in gelmiş geçmiş en sevilen kitaplardan biri idi.  Fil’in yolculuğunun da başlarını çok da sevdim.  Lakin ilerledikçe fil de ukala bakıcısı da dayanılmaz oldu.  Alışkanlığım olduğu için kitabı bitirdim ama toplantıya geldiğimizde zaten heyecanı azalmış olan azaların yarısından fazlasının okumadan geldiğini anladık.  Dolayısıyla Saramago Bey’den özür diliyorum ve bu kitabı hakkında bir paragraf daha yazamıyorum.

The Great Gatsby ise hem stiliyle hem zamansız konusuyla mükemmeldi.  Neden bir klasik olduğunu okuyunca anladım.  Bu kitabın en büyük şanssızlığı okullarda zorla okutulması olabilir.  Dolayısıyla Muhteşem Gatsby’yi ayrı bir yazıya saklıyorum.  Hatta idealist bir şekilde kitap hakkında yazılmış birkaç ayrı kitap da aldım, amacım onları da okuduktan sonra yazmak.  Bu esnada  Buz Luhrmann’ın yönettiği Leonardo DiCaprio’nun oynadığıyeni film çıkmadan bu işi de bitirmem lazım.

Rabbit, Run okurken sıkıntıdan sayfaları yemek istediğim bir kitap oldu.  John Updike, benzetildiği Philip Roth gibi sevimsiz karakterleri ile beraber bütün dünyanın sevip de benim sevmediğim yazarlar listesindeki yerini aldı.

Amerika zaten bir kumardı.  Kafka tamamlamadan bırakmak zorunda kalmış – birçok azamız da öyle yaptı toplantı çok zayıf geçti.  Aslında bence ilginç bir kitaptı – özellikle Franz Kafka hayatında hiç gitmeden Amerika hakkında bu kadar güzel yazabildiği için.  Ama Cemiyet içinde fiyasko oldu.

The Magus‘a ise büyük bir heyecanla başladım.  İki azamız hayatlarında en sevdikleri kitaplardan birisi olduğunu ve tekrar okumak istediklerini söylemişlerdi.  Kitabın zevkine çok saygı duyduğum Divad‘ın listesinde de üstlerde yer aldığını hatırlıyordum.  Başladım ve aslında okuması kolay bir kitap da olmasına rağmen bitse de gitsek diyerek tamamladım.  Evde hala Michael Caine’li Anthony Quinn’li filmin DVD’si de duruyor, onu seyretmeye de henüz elim varmadı.  Woody Allen’a “Dünyaya bir kez daha gelseniz neyi farklı yapardınız?” diye sormuşlar, “The Magus’u izlemezdim” demiş.  Aslında sırf bunun için merak ediyorum.

The Magus Woody Alen Acımamış

The Magus sonrasında Cemiyet’in de sabrı tükendi ve tekrar canlanması için bayağı uğraşmak zorunda kaldık yaz tatili güz tatili oldu, o da kış ve ilkbahar tatili.  Yeniden buluşmamızda kitap seçimini diktatöryel bir şekilde yaptık(m) ve ivedilikle (azalar bir kez daha fikir değiştirmeden) Cihangir’deki White Mill’de toplandık.

Daha önce White Mill’de İklimler isimli über bayık liseli kız kitabını okumak için toplanmıştık (burada bol miktarda olduğunu tahmin etmediğim liseli kız okurlarımdan özür dilemek isterim ama ilerleyen yıllarda beni affedeceklerini biliyorum).  Liseden mezun olalı 15 sene olan kadın azalarımız benim sarkastik yorumlarımdan sıkılınca yan masaya giderek oradaki tanıdıklarla hoşbeş yapmıştım.  Bu seferki Cat’s Cradle toplantısı için aklımda bu yoktu ama mekan bir kadın azamızın lojistik sıkıntılarından dolayı burası olunca o toplantıyı düşünmeden yapamadım.  Ama iyi tarafından bakacak olursak çok sevdiğim The Mysteries of Pittsburgh toplantısı da burada olmuştu.

Sonunda geçen seferlerden farklı olarak hava muhalefetinden dolayı içeride oturduk ve 4 kişi bir sonraki kitabımızı seçecek azayı belirledik: Hikmetbey.  Yeni sistemimizde kitabı papa seçer gibi seçmek yerine bu ağır sorumluluğu bir kişiye yüklüyoruz, bu zaten klasik Amerikan stili okuma kulübü kuralı.  Bu kişi kötü bir kitap seçerse hayatı kayacağı için ona göre araştırıp, inceleyip uygun bir kitap seçmeye özen gösteriyor.  Ayrıca kitabı seçen aza o kitabın toplantısını da yönettiği için herkesin daha angaje olması için bir sebep daha yaratmış oluyoruz.  Tabii Hikmetbey’e bir sonraki kitabımız olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nü biraz empoze etmiş de olabilirim, anımsayamıyorum.

Benim için en zevkli şey olan (ve yeni formatta artık mahrum kalacağım) kitap seçimi de bitince Cat’s Cradle‘ı konuşmaya başladık.

Cat's Cradle, Kurt Vonnegut

Kitabı Üniversitedeyken Okumuşum, İçinde Notlarım Var, Ama Okurken Ne Yaptıysam Artık Yeni Bir Kitap Gibi Okudum

Kedi Beşiği’ni kısaca “Soğuk savaş ve bilim, insanın daha çok şeye sahip olma hırsı, dinlerin ve yasakların insanları kontrol etmek için kullanılması ve Kurt Vonnegut’un uydurduğu eğlenceli bir din ve dinin kendi kavramları hakkında” diye özetleyebiliriz.  Ve kitabı okumadan önce bana biris bu şekilde özetleseydi kitabı bir oturuşta bitirirdim.  Lakin yazarın fazlaya kaçan alaycılığı hatta okuru küçümsemesi, soğuk savaşın bitmiş olması yüzünden temalardan birinin anakronistik ve kadük kalması etkisini azaltıyor.  Yine de sevmedim diyemeyeceğim.

Kahramanımız Ice-9 (Buz-Dokuz, Türkçesi daha güzel oldu) isimli bir madde keşfeden dünyayı umursamaz bir bilim adamının çocukları ile ropörtaj yaparken olaylar gelişince kendisini Bokononizm isimli bir dinin hakim olduğu bir Karayip adasında bulur.  Burada farklı çevrelerden gelmekle birlikte Bokononizm kanunlarına göre farkında olmadan aynı amaç için çalışan başka insanlar ile birlikte (bu gruplara Bokononizm dininde karass deniyor) dünyanın sonunu getirirler.

Kitabın benim için en eğlenceli kısmı Bokononizm için Vonnegut’un uydurmuş olduğu yeni kavramlar oldu.  Okurken aklıma İngiltere ve Galler’de 2001’deki nüfus sayımında 390,127 kişinin dini için Jedi dini yazması aklıma geldi.  Vonnegut haberi okuyunca hem eğlenmiş hem de Spielberg’ü (pardon George Lucas’ı  – ikisi de aynı gibi aslında) kıskanmıştır zahir.  Bu Bokononizm kavramlarından bazıları günümüzde faydalı bile olabilir:

  • Karas: Bokononizme göre adeta bir kedi beşiği gibi Tanrı’nın bazı işlerini yapmak maksadıyla bir araya getirilmiş insan grupları.  Örnek: “Kendi hayat biçimlerini tanrı katında daha iyi bir mertebeye ulaşmak maksadıyla başka insanlara empoze etmek için kanunları değiştirmeye çalışan siyasi organizmalar bir arada kalmak için bir karas olduklarını kendilerine hatırlatmak gereği duyarlar.”
  • Foma, zararsız yalanlar, Örnek: “Bizim ufak oğlana haşlanmış bamya yedirmek için had safhada foma kullanmak zorunda kaldık.”
  • Granfalun, bir amaç için bir araya geldiklerini zanneden ama aslında bir işe yaramayan grup, Örnek: “Günümüz Türkiye’sindeki futbol taraftarları en etkin olduğunu sanan granfalunları oluştururlar halbuki karas olmaları eşyanın tabiatına aykırıdır.”
  • Pul-pa: Tanrının gazabı.  Örnek: “Granfalunları bir arada tutmak ve karas oluşturmaya çalışmak amacıyla sezon sonlarında bazı pul-pa‘lara maruz kalmak çok faydalıdır.”

Kurt Vonnegut

Bir de ara ara okuduğumuz Bokononizmin kutsal kitabındaki kalipso denilen şiirler şiir yazamayan ender bir Türk vatandaşı olarak Vonnegut’a hayranlık beslememi sağladı ki bunların bir kısmı sonra şarkı da olmuş (bkz. hayatın sanatı taklit etmesi veya life imitating art).

Sonuç olarak Vonnegut biraz daha az ukala bir adam olsaymış çok güzel bir kitap olabilecekmiş ama Vonnegut daha az ukala olsaydı Vonnegut olabilir miydi?

 

 

8 thoughts on “Cat’s Cradle (Kedi Beşiği), Kurt Vonnegut”

  1. magus’u e-mule’dan tam 8 ayda indirebilmiştik yıllar önce. en fazla 2-3 kişide vardı sanırım. o yüzden uzun sürdü. sonrasında izlemeye çalıştığımız 5-10 dakika ardından hiç acımadan silmiştik. müşahede amaçlı dahi izlenmeyecek bir film. bu arada keşke Fransız Teğmenin Kadını’nı veya Koleksiyoncu’yu seçseydiniz. O zaman böyle bir paragraf değil tam bir yazı okurduk.

  2. Şarapçıbey, Şarapçıbey, yeryüzününün en sevimsiz romanı Magus’u yazmaktan bu kadar kolay kurtulamazsınız! Ölene kadar yakanızdayım diyecektim ama neyse, zamanımızı daha güzel işlere ayıralım. Ancak sağlam bir Great Gatsby yazısı bekliyoruz sizden. Mümkünse Baz Luhrmann beyin filminden önce. Böyle afaki hedefler belirlemezsek onu da yazmazsınız çünkü.

    O değil de ben (teoride) Saatleri Ayarlama Ensititüsü’nü seçen aza olarak sıramı savmış mı oluyorum? Oysa size zorla bol robotlu ve uzay gemili bir bilimkurgu okutma emellerim vardı. Hem bilseydim (teoirde) yönettiğim toplantıda tüm azalara birer saat filan hediye ederdim (temalı okuma cemiyeti toplantısı).

    Yazılarınıza tekrar kavuştuğumuz için çok sevinçliyiz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *