Sisters Brothers (Sisters Kardeşler), Patrick deWitt

Kovboy filmlerini pek sevmesem de elime geçen her türlü kovboy çizgi romanını (Teksas, Tommiks, Tom Braks, Zagor, 1950’lerin Kovboyu Mister No ve tabii ki Red Kit) okumuşumdur o yüzden kitaba müspet bir önyargı ile yaklaşmıştım. Hatta Okuma Cemiyeti’ne çok uygun olduğunu düşünüyordum, lakin cemiyetteki kadın ağırlığından çekindiğim için önermemiştim. Bu bakımdan beni tatmin etse de Sisters Brothers bir kovboy romanı değil. Şöyle anlatayım: Sopranos (link) ne kadar mafya dizisi ise Sisters Brothers da o kadar kovboy romanı.

En sevdiğim kitaplardan Midnight’s Children‘ın Booker of Bookers’ı kazandığını farkettiğimden beri her sene Booker listesine uzun uzun bakar, kitapların özetlerini ve eleştirilerini okur, sonra da bazen bir tanesini alıp (şimdilik) 147 kitaplık okunacaklar listeme eklerim.

Geçen sene listeye bakıp yorumları okurken kafama yazdığım Patrick deWitt’in Sisters Brothers kitabı ile New York’taki meşhur McNally Jackson kitapçısında karşılaşınca mavi nostaljik kabından tuttuğum gibi ivedilikle elimdeki çocuk kitapları kulesine ekledim. Kitap Türkçe’ye Sisters Kardeşler adıyla tercüme edilmiş – ben olsam western adetlerimize uygun olarak Sisters Biraderler derdim ama olsun.

sisters_kapak

Okuma Cemiyeti’nin en olgun azası Sayın Hikmet Bey de blogunda kitaptan şitayişle söz edince (kendisi ileri yaşlı bir beyefendi olduğu için konuşurken bu gibi kelimeler kullanır) Sisters Brothers okunacaklar kulesinden başucuma terfi etti.

Kitabin iyi talihi burada da bitmedi, Cemiyet’in bir sonraki kitabını (Ölü Canlar, Dead Souls, Gogol) seçen Seha araya 3 ay okuma süresi koydu ve bu boşlukta kitabı Mikonos çantama ekledim. Seha sorumsuz müşterilerinden biri yüzünden Mikonos’a bir gün geç gelince esintili sahilde The Economist’imle birlikte getirdiğim ıvır zıvır okumaları bitirdim ve Sisters Brothers’ı açtım.

Kovboy filmlerini pek sevmesem de elime geçen her türlü kovboy çizgi romanını (Teksas, Tommiks, Tom Braks, Zagor, 1950’lerin Kovboyu Mister No ve tabii ki Red Kit) okumuşumdur o yüzden kitaba müspet bir önyargı ile yaklaşmıştım. Hatta Okuma Cemiyeti’ne çok uygun olduğunu düşünüyordum, lakin cemiyetteki kadın ağırlığından çekindiğim için önermemiştim. Bu bakımdan beni tatmin etse de Sisters Brothers bir kovboy romanı değil. Şöyle anlatayım: Sopranos ne kadar mafya dizisi ise Sisters Brothers da o kadar kovboy romanı.

Eli Sisters (Hoss Cartwright) Eli Sisters (Veya Ponderosa Çiftliği’nden Hoss Cartwright)

Evet baş karakterler Eli ve Charlie Sisters kiralık katillik mesleği ile iştigal ediyorlar; evet hikayenin arka planı hala vahşi olan 1850’lerin Sierra Nevada dağlarında altına hücum; evet Eli ve Charlie aldıkları iş üzerine adam öldürmeye giderken at üzerinde uzun günler boyunca ilerliyorlar; evet kavga çıkan barlar ve barların üst katlarında kırmızı elbiseli ve siyah file çorabını jartiyerine tutturarak iş tutan profesyoneller var; evet iyi ve kötü kızılderililer, yanlız gezginler hatta her derde deva bulan doktorlar bile var ama Patrick deWitt kovboy romanı maskesi altında birçok farklı temaya el atmayı başarmış.

Sisters Brothers’ın ana karakteri Eli çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım Bonanza’daki toplu ve sevecen kardeş Hoss’a benzeyen egzistansiyalist bir iç hesaplaşma içindeki altın kalpli bir dev. Romanı biz onun perspektifinden izlerken abisi ile garip ilişkisini anlamaya çalışıyoruz. Eli ve Charlie’nin arasında (beraber çalışan?) her abi kardeş gibi tarifsiz bir sevgi ve güven ile birlikte giden bir rekabet ve birbirini istemeden ezme, ezince suçlu hissedip ezilince kin duyma sarmalı var. Olayları hep Eli’nin bakış açısından da okusak özellikle ilerleyen sayfalarda Charlie’nin de pislik tavırlarının altında aslında kardeşini hep sevdiğini anlıyoruz.

Patronları Commodore, Sisters biraderlere öldürmeleri için kim ve neden olduğunu açıklamadan bir isim verince biraderler San Fransisco üzerinden Sierra Nevada dağlarındaki altın aranan nehirlere doğru yola çıkıyorlar. Yolda karşılaştıkları diş fırçalamayı öğreten dişçi, Eli’nin belki annesi hariç tek konuştuğu kadın olan ve aşık olduğunu sandığı muhasebeci, nereden gelip nereye gittiği belirsiz üzgün adam, cadı, köpek zehirleyen ufak kız gibi garip ve Coen Biraderleresk karakterler Eli’ye zaten sorgulamaya başladığı hayatını karman çorman ederlerken Charlie içki, şehvet, ün ve para peşinde yokoluşuna doğru ilerliyor.

Dışarıdan bakarken ikisi de yaptıkları işten memnun olmamakla birlikte Charlie bu iş için yaratılmış ve daha hırslı, Eli ise daha çok kaderin ağlarını örmesi sonucunda buralara düşmüş hasbelkader katillikle iştigal eden bir profesyonel. Macera boyunca Charlie, Eli’yi bu duygusallığından dolayı küçümserken okur olarak taraf tutmaktan dolayı garip bir utanç hissediyoruz. İnsanları tanımadan yargılamanın zorluğunu ise ilerleyen sayfalarda göreceğiz.

Patrick deWitt

Patrick deWitt, Adeta Benim Kanadalı Halim

Patrick deWitt’in üslubu mükemmel bir şekilde hem üzgün hem de komik olabilmiş. Öte yandan Sisters Biraderlerin sürekli ¨Bu seferki son olacak¨ diye boğuşarak içinden çıkamadıkları kısa yoldan mutlu olma ihtirasları acı sonla bitecek diye üstümden tedirginliği atamasam da kitabın sonu gelmesin istedim.

Jim Jarmusch’un Dead Man’i, Eli’nin çıktığı Bonanza ile birlikte deWitt’e ilham olmuş gibi ama okurken keşke Coen Biraderler True Grit’i çekmeselerdi diye düşündüm, bu daha da güzel olurdu.

1 thought on “Sisters Brothers (Sisters Kardeşler), Patrick deWitt”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *